Başkanlık münazaraları
Kaynak: AP

Başkanlık Münazaraları Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Beyaz Saray’a doğru uzanan uzun yolculuk, Miami’de 26 Haziran haftası gerçekleşen başkanlık seçiminin ilk münazarası ile hız kazandı. Başkanlık seçimlerinde yer alacak Demokrat adaylar iki gecelik süreçte belirlenecek. Her bir gece için 10 aday sahneye çıkacak. (Bunların dışında kalan ve tanıtımı yapılan 5 aday, Demokratik Ulusal Komite’nin belirlediği şartları karşılayamadı.) Cumhuriyetçilerde ise herhangi bir müzakerenin gerçekleşmesi beklenmiyor.

Başkanlık münazaralarının kısa tarihi

Çoğu Amerikalı belki de anlayamayacak ama başkanlık münazaraları ulusal politik tarihimizde yer edinen oldukça yeni bir olgudur. Kampanyalar düzenlemek 243 yılın büyük bir kısmı boyunca başkan adayları tarafından hor görüldü. Abraham Lincoln ve Stephen Douglas’ın arasında geçen 1858 münazaraları akıllara gelse de tarihsel önem taşıyan bu etkileşimler aslında Birleşik Devletler Senatosu için düzenlenen kampanya dâhilinde gelişti. İkilinin arasında geçen 7 münazarayı bu kadar önemli yapan şey; formatın, iki adaya da halka hizmet anlayışları ve insanlar arasındaki en acil konu olan köleliğe yönelik destekledikleri hukuksal çözümleri hakkında tamı tamına bir açıklama yapmalarını sağlama şekliydi. İlk adaya kendi gerekçelerini açıklaması için bir saat verildi. Ardından diğer aday da bir buçuk saat boyunca mukabil delillerini öne sürdü. İlk adaya yarım saatlik cevap hakkı verildi. Olanları izlemeye gelen büyük bir kalabalık Illinois’in etrafında toplanmıştı. Amerikan siyasi sisteminin standartlarını belirlemişlerdi.

Aynı çatı altında birbirleriyle rekabet eden adayların arasındaki münazaraların genel seçim için yapılan münazaralara göre biraz daha kapsamlı bir tarihi vardır. Bu münazaraların ilki 1948 yılında birbirleri ile başkanlığa adaylık için rekabete giren Cumhuriyetçilerin arasında gerçekleşti. Demokratlarda ise birkaç seçim dönemi sonrasında, 1956’da gerçekleşti.

İlk genel seçim münazarası aynı zamanda televizyonda yayınlanan ilk münazara olmuştu. Münazara, Eylül 1960’ta Cumhuriyetçi başkan adayı Richard Nixon ve Demokratik başkan adayı John F. Kennedy arasında gerçekleşmişti. İki kişi arasında geçecek 4 münazaradan ilkini izlemek için 67 milyona yakın Amerikalı televizyonun başına geçmişti. 4 münazaradan 3.’sü ayrı bir önem taşıyordu: Nixon münazaraya Kaliforniya’daki bir stüdyodan katılırken Kennedy New York’taki bir stüdyodan katılıyordu.

Genel seçim için 1968’de ve 1972’de tekrar münazaralar yapıldı. Ancak Cumhuriyetçi Başkan Gerald Ford’un sonradan zengin olan Demokratik aday Vali Jimmy Carter ile münazara gerçekleştirmeyi onaylamasına kadar bir genel seçim münazarası gerçekleşmedi. Münazaraların arasında neden bu kadar uzun aralıklar vardı? Zira analizcilerin çoğu Nixon’un 1960 seçimini az farkla kaybetmesini televizyondaki kötü performansına, özellikle de kendini tanıtış biçimine bağladı. Nixon münazaraya çıkana kadar hastaydı. Münazara günü gelip çattığında da kameranın önüne çıkmadan önce tıraş olmadı, makyaj istemedi ve kameraya neredeyse hiç odaklanamadı. Genç Kenneddy’de ise bunların tam tersi oluyordu. Nixon’un 1960 kampanyasının sonunu getiren şeyin kesinlikle bu olup olmadığını bilmenin bir yolu yok şu açık: Olanlar izleyiciler üzerinde bir etki bıraktı.

1960’lı yıllardan kalma bu “hata yapma” paylaması o zamandan bu zamana kampanya müdürleri ve danışmanları için daimi bir münazara önceliği haline geldi. Menfaatlerin, özellikle bu dönemde pot kırmanın (ya da bir ışıldama anının) kampanyanıza kısa süre içinde etiket yapıştıracağı, sosyal medyanın ve viral videoların döneminde büyük bir önem taşır. Eski Vali Rick Perry’nin “bir saniye” dediği, üç bölümden oluşan planının üçüncü bölümünü unuttuğu o anı kim hatırlamaz ki? Ford’un Soğuk Savaş’ın ortasında yaptığı “Sovyetlerin Doğu Avrupa’da bir üstünlüğü yoktur.” şeklindeki iddiasını, ya da Al Gore’nin daha cana yakın biriyle, George W. Bush ile yaptığı münazarada durmadan of çekmesini kim hatırlamaz ki?

Bu durumlar bahsi geçen seçimlerin sonuçlarını etkilemiş midir? Belki de. İlgili kampanyaların, adı geçen adaylar için dikkatlice şekillendirmeye çalıştığı açıklamalar üzerinde büyük bir etki bıraktığı çok açık.

İlk münazaralarda neler olur?

Politikada, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi adaylar için ilk izlenimlerin büyük bir anlam taşıdığını düşünülürse; izleyiciler, ilk münazaralarda herhangi bir ünlü adaydan sert davranışlar beklememelidirler. Bu bireyler, verilen bu zamanı kendilerini tanıtmak ve kampanyalarını tanıtacak bir açıklamayı oluşturmak için kullanmak isterler: Kampanyalarının neden işlediğini ve ülkeye getirecekleri değişiklikleri anlatacakları bir açıklama. Ancak, bunu yaparlarken epeyce kısa ve öz olsalar yararlarına olur. Analizcilerin çoğu, 2020’de yapılacak ilk münazaralarda her aday için ortalama konuşma süresinin yaklaşık 6-8 dakika olmasını bekliyor. İşte tam da bu yüzden kampanya müdürleri, adaylarını diğer adaylara karşı dil uzatmamaya yönelik öğütler veriyor.

Gel gelelim ki sahnede yer alan ve daha az tanınan adaylar, bunu kendilerini diğerlerinden doğru bir şekilde ayırabilmek için bir fırsat olarak görüyor. İlk fırsatta ulusal televizyona karşıtlıklar getirmek kesinlikle işe yarar.

Son dakika aday hazırlıkları

Profesyonel iş hayatının büyük bir kısmını seçim politikalarına adamış biri olarak söyleyebilirim ki, çoğu her ne kadar iki yönden birine sapsa da münazaranın gerçekleşeceği zamana kadar geçen günler her aday için farklı olmuştur. Ya açılış, kapanış konuşmalarını yaparlarken ve birçok politik soruya cevaplarını ayarlarken har vurup harman savururlar ya da yaptıkları hazırlıkların süresi dolmasın diye zamanlarını diğer kampanya etkinlikleri ile doldururlar.

Neredeyse bütün adaylar münazaralara personelleriyle ve dış uzmanlarıyla haftalarca derin politika talimatlarıyla, “kriz masası” adı verilen toplantılarla hazırlandılar. Saatlerce süren bu toplantılardaki amaç; adayları, cevaplarını açık ve kesin bir dilde açıklayabilmelerine ve düzeltmelerine yardımcı olmak için onları belirli alanlar hakkında sorguya çekmektir. Sürecin sonlarına doğru, adayların cevaplarını kendilerine tahsis edilen zamanda vermelerini garantiye almada yardımcı olan özlülük öne çıkıyor.

Yazar: Brent Leatherwood

Kaynak: https://erlc.com/resource-library/articles/what-you-should-know-about-the-presidential-debates