Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Film Analizi / Barry Film Analizi

Barry Film Analizi

Künye

Yönetmen: Vicram Gandhi

Senaryo: Adam Mansbach

Ülke: ABD

Oyuncular: Devon Terrel, Anya Taylor-Joy, Jason Mitchell

Tür: Biyografi-Drama

Süre:104 Dakika

Imdb Puanı: 5.5

Giriş

Film, 44. Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı olan ve 2009-2016 yılları arasında görev yapan Barack Hussein Obama’nın New York şehrinde geçen öğrencilik yıllarını konu almaktadır.

Film İncelemesi

Film, Obama’nın 1981 yılının Ağustos ayında New York’a gelmesi ile başlamıştır. Genç Obama o dönem 21 yaşında olup Columbia Üniversitesi Siyasal Bilimler bölümüne kayıt olmuş ve bundan sonra filmin olay örgüsü de başlamıştır, New York’a büyük bir tedirginlik ile gelmiştir. Bunun sebebi ise Reagan’dan önceki devlet başkanı Jimmy Carter döneminde yapılan muhafazakar ve ırkçı saldırılardır. Obama, New York’a gelmeden önce seçimler olmuş ve Reagan, seçimlerin kazananı olmuştur. Obama’nın tedirginliği ise Carter döneminde son yirmi yıldır sergilenmiş olan ve  pek çok kent merkezinde işlenen suçların ve ırksal kutuplaşmaların ekonomik gerileme ve enflasyona neden olması ve bunun ülkede bir düş kırıklığı havası yaratması sonucu, hükümete ve onun ülkedeki kökleşmiş toplumsal ve siyasal sorunlarla etkin bir biçimde başa çıkmaktaki becerisine karşı duyulan kuşkuların da yeniden artmasıdır. Ama Obama, tüm bu tedirginliğini kırıp hayatına devam etmek ister.

Aslında sorun; nereye ait olduğunu kesin olarak hissetmemesidir. Çünkü babası Kenya’lı annesi ise Kansas’lı yani Amerikalıdır. Kendini bir “beyaz” gibi hisseder fakat biyolojik ve fiziksel olarak ise “siyahtır”. Okulda, sınıfta, dışarıda hemen her yerde ırkçı bir söyleme maruz kalabilmektedir ve kalıyordur da.

Olay örgüsüne devam edecek olursak, Obama ile sınıf arkadaşı Charlotte, ahlaki otoriteyi tartıştıkları bir diyalog esnasında tanışırlar. Obama ahlaki otoritenin, azınlıklar üstündeki, koruyucu bir zırh olduğuna dikkat çekerken;  Charlotte kölelikte ahlaki otorite olmadığını, aksine sert bir otorite olduğunu öne sürer. Aralarında duygusal anlamda ilişki başlar, fakat Charlotte bir “beyaz”dır ve bu dönemde Obama bu ilişkiye tereddütlü yaklaşır. Bunun nedeninin bu zamana kadar ailesi ile yaşadıklarından kaynaklandığını düşünür. İlişkileri daha ciddi olmaya başlayınca Charlotte, Obama’yı ailesi ile tanıştırmak ister fakat o bu fikre sıcak bakmamaktadır. Çünkü üniversitede tecrübe ettiği olaylar onu etkilemektedir. Obama üniversiteye geldiğinde arkadaşları ile Shark Street’e gider (orada “siyahi” insanların yaşadığı bir bölge – Çin mahallesi gibi – ) ve kampüste sürekli “Siyahi Öğrenciler Sendikası” toplantılarına katılır. Aslında bu durum Obama’nın kendi içinde çelişkisidir çünkü bu tür organizasyonların insanların ötekileştirdiğini, toplumu ayrıştırdığını düşünür.

Bu sıralar da Obama, Charlotte’ın ailesi ile tanışır ve korku zincirini kırar, ailesi de Obama’ya çok samimi, iyi ve güvenilir yaklaşınca Obama rahatlar. Obama bir gün siyahi arkadaşları ile bir partiye katılır ve partide eğlendikten sonra pek keyif alamaz, arkadaşına gideceğini ve yerinin burası olamadığını söyler. Kendini “beyaz” gibi hisseder ama bir yandan da kendi ırkına yapılanlar aklına gelip onların savunuculuğunu yapması gerektiğini düşünür.

Filmde en dikkat çeken nokta, Obama dünyaya geldiğinden bu yana babasını sadece bir kez görmesidir. Zaten film New York’a inmek üzereyken uçakta babasının mektubunu okuyarak başlar. Mektupta ise “Barrack oğlum, seninle bu zamana kadar görüşmemem benim hatam, şimdi seninle görüşmeyi çok istiyorum. Ben ise şu an istediğini yapmaktayım, sen ise derslerini, ideallerini unutma.”… diye yazmaktadır; babasına karşı sevgisinin yanında nefret duygusunu da hissetmesinde, kendisini beyaz veya siyah olarak hissetme kararsızlığında babasının etkisinin olması çok büyük bir öneme sahiptir.

Filmin sonlarında Obama sabah bir telefon ile uyanır, telefonun ucunda ise hiç görmediği ve tanımadığı halası vardır. Halası telefonda babasının bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini söyler. Tabi ki Obama bu haber ile tamamen yıkıma uğrar, nedeni ise babası ile tekrar görüşecek olmasının hayalini kurmasıdır. Cenazeye de katılmaz ve bunun yerine babasının hayatını kaybettiği günde, Charlotte’ın kardeşinin düğününe katılır, oradan da gerçekten bir bunalım ile ayrılır. Obama, o günün sabahında aldığı kötü haber ile gittiği düğünde rahatsızlık duyar çünkü bir beyaz düğününde bir siyahi olarak dikkat çektiğini düşünür; bunun yanı sıra o esnada barda görevli olarak çalışan iki siyahi garsona yapılan bir ırkçı söylemden rahatsızlık duyar; düğünü ve kız arkadaşı Charlotte’ı orada terk eder.

Son sahnelere yaklaştığında ise filmin ana düşüncesi olan diyalog gerçekleşir. Obama basketbol sahasında bir çocuk ile basketbol oynarken, çocuk “Nerelisin?” diye sorduğunda, cevap olarak “Burada yaşıyorum artık buralıyım” der. Anlatılmak istenen çok uluslu ülkelerin toplumlarında tarihten beri süregelen faşist yaklaşımların aslında gereksiz olduğu fikridir.

Sonuç olarak bir Ugandalı Los Angales’ta yaşıyorsa oralıdır, sebebi ise orada yaşamını sürdürdüğü ve ülke ekonomisine tüketim sağlayarak destek olduğu içindir. O günden sonra Obama kendini Amerikalı olarak hissetmeye başlamıştır.

ABD’de Muhafazakarlığın Yükselişi

Uzun süredir ulusal düzeyde iktidarda olmayan muhafazakarlar, bu yeni duyguları istismar etmek için hazır durumdaydılar. Şimdi pek çok Amerikalı onların, yetkileri sınırlanmış bir hükümete yönelmesi,  güçlü bir ulusal savunma yaratılması ve çok kez karışıklıklarla dolu bir modern toplumun saldırısı olarak algılanan gelişmelere karşı geleneksel değerlerin korunması yolundaki görüşlerini benimsemeye hazırdı. Bu gelişmelerin birden fazla sebebi vardı. Köktendinci Hıristiyan bir grup İncil’in sorgulanamaz ve kesinleşmiş buyruklarını kabul etmiş, bu emirlere uymayan karşı gelen herkese savaş açmış durumdaydı.

1980’lerin başlarında politik alandaki en etkili gruplardan biri Ahlaki Çoğunluk adını almıştı ve Baptist rahip Jerry Falwell tarafından yönetiliyordu. Pat Robertson’un önderlik ettiği bir başka grup da Hristiyan Koalisyonu adında bir örgüt kurmuştu ve 1990’larda Cumhuriyetçi Parti içinde etkin bir güç  konumuna gelmişti. Diğer pek çok grup gibi onlar da, Amerikalıların yaşamında dinin önemli bir güç olmasını istiyorlardı. Falwell ve Robertson gibi televizyon İncilcilerinin çok sayıda izleyicisi vardı.

Muhafazakarları güçlendiren bir başka sorun da, o günlerin en bölücü ve duygusal konusu olan kürtajdı. Yüksek Mahkeme’nin  1973’te Roe-Wade davasında, kadınların hamileliklerinin ilk aylarında kürtaj yaptırmaya hakları olduğu yolundaki kararına karşı oluşan muhalefet pek çok bireyi ve örgütü bir araya getirdi. Bunlar arasında, hemen hemen her koşulda yapılan kürtajı cinayetle eşdeğerli gören çok sayıda Hıristiyan, siyasal muhafazakar ve köktendinci vardı ve muhalefet onlarla da sınırlı kalmıyordu. Anılan kişiler, görüşlerini kabul eden ve bu görüşü benimsemeyenlere karşı çıkan tüm politikacıları desteklemek amacıyla örgütlenmeye hazır bulunuyorlardı. Kürtajın desteklendiği ve ona karşı çıkıldığı gösteriler politik yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuştu.[1] Muhafazakarlığın ırkçılığa dönüşmesi de tam bu nokta da ortaya çıktı, bu grup ten ırkçılığı yapıp o dönem birçok siyahi insana karşı protesto, yer yer bu gösteri protestolar çirkin saldırılara da dönüşmüş olması kamu oyunun dikkatini çekip karşı gruplanmalara da yol açtı. Bu gruplar hümanist gruplar olup, insanların ayrışmalarına değil aksine birlikte, barış ve huzur dolu bir hayat sürmelerini gerektiği bilinci ile ortaya çıkmışlardı.

Irkçılık

Filmin ana düşüncesi ve kurgusu, siyahi bir insanın tabularını yıkıp, o dönemdeki siyahilerin normal hayat yaşamamasına rağmen, Obama’nın normal bir hayat yaşamasının hikayesidir. Bu başlık altında biraz Amerika Birleşik Devletleri’nde ki siyahi vatandaşlara karşı olan ırkçılığı inceleyelim.

Irkçılık, Amerika’da koloni döneminde siyahların zorunlu çalışan olarak getirilmesinden sonra başlamış ve kölelik ile sistematik hale gelmiştir.

Irkçılık Amerika’ya, Amerikan milliyetçiliği ortaya çıkmadan önce yerleşmiş ve Amerikan ulus kimliğinin oluşumu sırasında da etkili olmuştur. Amerikan milliyetçiliğinin çelişkili yapısının sebebi, bu ırkçı ve etnik söylemler ile değerlendirildiğinde anlaşılabilir. Amerikan milliyetçiliği aydınlanma düşüncesinden ciddi bir biçimde etkilenmiş ve Bağımsızlık Bildirgesi’nde somutlaşan şekliyle bütün insanların doğal haklarına olan inancı Amerikan ulus kimliğinin temeline oturtmuştur. Bununla birlikte, ırkçı ve etnik görüşlerin varlığı ortadan kalkmış değildir. Bu nedenledir ki ABD kurulduğunda anayasası (1. Bölüm 9. Kısım) köleliği hukuksal hale getirmiş ve 1790 vatandaşlığa geçiş ile ilgili kuralları düzenleyen yasada (Peters, 1845) vatandaşlığa giriş “özgür beyazlar” ile sınırlandırılmıştır.[2] İlerleyen yıllarda ise ırkçılık siyahi olanlardan ziyade islamofobiye dönüşmüştür. Bir dönem Asyalı vatandaşlara, bir dönem Müslümanlara;  ama her zaman her dönem bir ırkçılık, ötekileştirme dönemi vardır, hatta bu dönemlere isim dönemleri de desek olur. Carter döneminde siyahilere olan ırkçılık, George 2. Bush döneminde islamafobiye dönüşmüştür. Obama’nın başkanlığında ise ırkçılık minimuma düşmüştür, günümüz ABD Başkanı Trump, halen ırkçılık söylemleri ve faaliyetleri sürmektedir. Irkçılık yüzyıllar geçse de bitmeyecek bir sancıdır. Köktendinci ve safkan ırklarını savunan görüşler var oldukça ırkçılık da var olacaktır.

Sonuç Yerine

Filmden anlayacağımız gibi, o dönem farklı ten renklerine sahip oldukları için insanlara yapılan ırkçılıklar, söylemler, ötekileştirme, hatta hayata kast etmeye kadar görülecek reaksiyonlar görülmüştü. Filmde o dönem öğrencilik yıllarında bu tarz eylemlere maruz kalan bir üniversite öğrencisini izledik ve o öğrenci günün birinde bu devletin başkanı oldu, her ne olursak olalım ki insanlara insan olduğu için değer verirsek, dünya kaçınılmaz bir son değil yaşanacak bir başlangıç olacaktır…

Kaynakça

Kaynakça

Amerikan Tarihini Ana Hatları Bölüm XII,Değişim Yılları http://www.usemb-ankara.org.tr/ABDAnaHatlar/Tarih.htm#b13  25.04.2019

TATLISU İzan Meriç “AMERİKAN MİLLİYETÇİLİĞİ İLE IRKÇILIK ARASINDAKİ İLİŞKİ: ETNİK AYRIMCILIĞIN IRKÇI BOYUTLARI”(2017) s.38

DİPNOTLAR

[1]Amerikan Tarihini Ana Hatları Bölüm XII, Değişim Yılları,  http://www.usemb-ankara.org.tr/ABDAnaHatlar/Tarih.htm#b13 erişim tarihi: 25.04.2019.

[2] İzan Meriç TATLISU “AMERİKAN MİLLİYETÇİLİĞİ İLE IRKÇILIK ARASINDAKİ İLİŞKİ: ETNİK AYRIMCILIĞIN IRKÇI BOYUTLARI”(2017) s.38

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Burak Can Çelik

Burak Can Çelik
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir