Ana Sayfa / Yazılarımız / Ekonomi / Bankacılık Sektörümüz Adına Uyardılar Ama…

Bankacılık Sektörümüz Adına Uyardılar Ama…

Yazan: Muhammed Recep Öztürk

 Finans ve daha özelinde bankacılık sektörü gerek liberalizm karşıtları gerekse de destekleyicileri tarafından mevcut ekonomik sistemin ana taşıyıcılarından biri hatta en önemlisi olarak kabul edilmektedirler. Kapitalizm sermayeyi kutsar ve sermayenin en etkin biçimde kullanılması misyonunu da başta bankalar olmak üzere finansal kurumlara yükler. Tasarrufları kabul ederek fon arzını toplayan ve bunları fon talebinde bulunanlara tahsis eden bankalar bu işlevi ile reel ekonominin hem arz(üretim) hem de talep(tüketim) tarafını canlı tutmakta hayati bir rol üstlenirler. Dolayısıyla bankacılık sektöründe yaşanacak olası bir aksaklık ekonomik işleyiş adına, hem finansal hem de reel piyasalar üzerinde son derece yıkıcı etkiler meydana getirebilmektedir. 2008 Krizi ve akabinde yaşananları unutmak henüz mümkün değildir hattı zatında bu krizin tamamıyla geçmişte kaldığını ileri sürmek de bir hayli zor. İşte bu sebeple söz konusu raporları kaçınılmaz bir şekilde önemseyerek ne söylediklerini anlamaya çalıştım. Raporlar, konuları itibariyle beni ciddi manada korkutmaya yetmişti ancak neyse ki ufak bir tetkik sonucunda tehlike çanlarının şimdilik cılız düzeyde kaldığını görmüş bulundum. Zannediyorum ki bu sebeple söz konusu raporlar pek gündem yaratmışa benzemiyor. Raporlarda yer alan bazı ifadelere atıfta bulunarak konuyu açayım.
   Moody’s raporunda genel olarak brüt sorunlu kredi oranının %4’ü aşacağı ve bu oranın da Türk bankalarının karlılığı üzerinde ciddi bir etki yaratabileceği üzerinde duruluyor. Kavramların yabancısı için daha yalın haliyle: Moody’s raporu, bankalar tarafından kullandırılmış olan kredilerin geri ödenmesinde yaşanacak sorunların artarak bankaların karlılıklarının düşeceği yönünde bir öngörüde bulunuyor. Moody’s raporunda, ülkemizdeki yüksek enflasyon, TL’deki değer kaybı, güvenlik ve jeopolitik nedenlerden ötürü yatırım iklimindeki kaygılar üzerinde durarak 2017 yılı içerisinde bankaların varlık kalitesinde bir gerileme yaşanacağını ileri sürüyor. Dolayısıyla Moody’s’in işaret ettiği tehlike, bankacılık sektörü dışındaki makroekonomik gelişmelerin bankacılık sektörüne sirayet edebileceği yönünde. Zaten bankacılık krizlerinin sebeplerine ilişkin yaygın görüş, makroekonomik göstergelerdeki istikrarsızlıkların bankacılık krizlerinin temel nedeni olduğudur. [1]
    Bir diğer derecelendirme kuruluşu olan Fitch de yayımladığı rapor ile Türk bankacılık sektörünün 2017 görünümünü durağandan negatife düşürdü. Gerekçelerini sıralamaya politik riskler ve bu risklere bağlı olarak gerçekleşmesini beklediği kur ve faiz oranlarındaki aşırı dalgalanmalardan başlamış. 15 Temmuz girişimiyle oluşan sürece bir kere daha atıf yapan Fitch, siyasal ortamın yarattığı belirsizliklerin, uzun vadeli ekonomik performansımıza olumsuz yansıyacağını ifade ediyor. Tasvir edilen makroekonomik ortamın bankalarımızın aktif kalitesinde bir düşüş beklediğini ifade etmiş. Ayrıca rezervlerinde meydana gelen daralmalar nedeniyle Merkez Bankası’nın diğerlerini kurtarma gücünün zayıflayacağı da üzerinde durulan bahislerden. Fitch’in de Türkiye bankacılık sektörü için sorunlu kredi oranına ilişkin öngörüsü Moody’s ile aynı olarak %4’ü aşacağı yönünde. Fitch’in bu raporu, Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olarak 27 Ocak’ta yayınlayacağı raporun rengini belli etmesi açısından da önem arz etmektedir.

Hem Moody’s’in hem de Fitch’in yeni yılın henüz başında bankacılık sektörümüz adına yayınlamış oldukları uyarı mahiyetindeki raporlara bakılırsa aslında pek de tahmin edilemeyecek şeyler olmadığı görülecektir. Zira 2016 yılında da hem derecelendirme kuruluşları tarafından benzer raporlar yayınlanmış hem de bazı Türk ekonomistler ve banka yönetimleri de sorunlu kredilerdeki artışa dikkat çekmişlerdi. *( ilgili haber örnekleri için bkz) Yine çeşitli bankaların kendi tahminleri de 2017 yılı içerisinde kontrol altına alınabilecek sınırı geçmemek kaydıyla sorunlu kredilerde bir artış olacağı yönündedir. Moody’s ve Fitch yayınladıkları raporlarda bu pozitif performansın 2016 yılı içerisinde yeterince zorlandığını ve 2017’nin bankalarımızın dirençlerini aşabileceğini söylüyor. Yeni yıla girerken karşılaştığımız makroekonomik tablo Moody’s ve Fitch’in tasvir ettiğinden çok da farklı değil ne yazık ki. Ancak mevcut sorunlu kredi oranımız incelendiğinde gelişmekte olan ülke ortalamasından çok daha iyi ve hatta gelişmiş ülkelerin oranlarına çok yakın düzeylerde (%3,2) olduğu görülecektir ki bu durum söz konusu raporlarda da ifade edilmiştir. Türk bankacılık sektörüne ilişkin göstergeleri yansıtması bakımından Türkiye Bankalar Birliği’nin 2017’de yayınlamış olduğu rapora bakmakta fayda var. Rapora göre;[2] bankalarımızın aktif kalitesi yüksek; yani tahsili gecikmiş alacak ve takibe düşmüş kredilerin toplam kredilere oranı (sorunlu kredilerin oranı) gelişmekte olan ülke ortalamasının altındadır. (Dünya Bankası istatistikleri de aynı yöndedir, detaylı istatistiki bilgi için bkz [3]). Paragrafın sonunda tablo 1 Türkiye’ye; tablo 2 ise çeşitli Avrupa ülkelerine ait sorunlu kredi oranını gösteren ve Dünya Bankası datasından alınan veriler mukayeseli bir analize fırsat sunmaktadır.

Üstelik bankacılık krizine ilişkin bir senaryonun gerçek haline dönüşmesi için Caprio ve Klingabiel’in çalışmasına göre geri dönmeyen kredi miktarının toplamdaki banka kredilerinin %15-20 düzeyini aşması gerektiğini söylüyor.1(detaylı bilgi için bkz) Dünya Gazetesi’nde bulmuş olduğum ve 2016’nın sonlarında yayımlanmış ayrı bir haber de Türk bankalarının piyasadaki zorlu koşullara karşın güçlü rasyoları ve şeffaf bilançoları ile uluslararası saygınlığını koruduğunu belirtiyor.[4] Sözün özü olarak derecelendirme kuruluşlarının söz konusu raporlarını genel makroekonomik risklerin dillendirilmesi bakımından makul bulmakla beraber, geçmişten yeterince ders çıkarıp 2001 sonrası sağlam temeller üzerinde yeniden yapılandırılan Türk bankacılık sektörünün herhangi bir felaket senaryosundan şu an için yeterince uzak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
   Evet, bir felaket senaryosuyla burun buruna gözükmüyoruz ancak yazımı yalnızca bu görüş ile bitiremezdim. Söz konusu karamsar raporlardan bankacılık sektörüne ilişkin net bir felaket senaryosu türetilemeyecekse de  akroekonomik ortamdaki belirsizliğe ilişkin ifadeleri yanlışlanamaz. Kaldı ki bu tür raporlar, doğruluğu kanıtlanmasa dahi finansal karar alım sürecine derhal etki edebilmektedir. Söz konusu raporlardaki karamsar açıklamaları bertaraf etmenin, siyasal söylem geliştirmekten ziyade makroekonomik göstergelerde istikrarın yakalanması ile mümkün olacağı unutulmamalıdır.
Elbette bu istikrarın akşamdan sabaha sağlanması gibi bir durum söz konusu değildir. Piyasalardaki talep artışının sağlanması ile mevcut makroekonomik yapının iyileşeceği aşikar. Bu talep artışını da farklı bir ekonomide faiz indirimi ile sağlayabilirdik. Ancak enflasyon ve döviz kurundaki yükselmeler karşısında, istikrarsızlığı daha da körüklememek adına faiz indirimine bel bağlamadan piyasayı canlandıracak formüller üzerinde durulmalı. Ve son dönemde gördüğüm bazı hükümet politikaları bu yönde bir arayışa sahip gözüküyor. Başarılı bulduğum bir örnek çalışma ile açıklayacak olursam konut kredilerinde mevcut olan 120 aylık vade üst sınırının 240 aya çıkarılması yönündeki çalışma, faiz oranına ilişmeksizin hem sorunlu kredi oranını azaltacak hem de konut satışlarını hızlandıracaktır. Bu gibi düzenlemelerle 2017 yılı felaketlerden uzak bir yıl olacaktır.
Dipnot
[1]  http://iibfdergisi.gazi.edu.tr/index.php/iibfdergisi/article/viewFile/423/413

[2] https://www.tbb.org.tr/Content/Upload/Dokuman/7422/Uluslararasi_Karsilastirmalar_Itibariyle_Bankacilik_Sektoru_120117.pdf

[3]  http://data.worldbank.org/indicator/FB.AST.NPER.ZS

[4]  http://www.dunya.com/ekonomi/yurt-disinda-turk-bankalarina-guven-tam-haberi-341395

Kaynakça

http://www.reuters.com/article/idUSFit980735
http://www.odd.org.tr/web_2837_1/entitialfocus.aspx?primary_id=1708&target=categorial1&type=31&detail=single http://www.dunya.com/ekonomi/takipteki-krediler-alarm-verir-mi-haberi-345137
http://www.bloomberght.com/yorum/cuneyt-basaran/1869152-sorunlu-krediler-ve-varlik-satisi/

Yazar Hakkında
Muhammed Recep Öztürk
İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü
İ.Ü – Kamu Yönetimi Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir