mimar
Kaynak: Architectural Digest

Aykırı Mimar: Frank Gehry

Eserinin orta yerine devasa bir dürbün yerleştiren mimar: Frank Gehry. Bu perspektiften bakmak, Gehry’nin mimarisini anlamaya yardımcı olabilir. Çünkü Gehry sınırları yok sayan, absürt olanı tasarıma katan, eserleriyle eleştiren ve duygu yaratan bir tasarımcıdır. Mimarlığın sanat olup olmadığı tartışmaları arasında o, sanatsal üretim yaptığının bilinciyle tasarlar. Mimarlık onun için sanattır, sadece içine tuvalet de koyması gerekmektedir. Özgünlüğünü, eğilimini, kendi içindeki gelişimini göz önüne alarak onu bir sanatçı olarak görmek çok da aykırı olmaz. O, yüzyılın akımları arasında dans eder ve dekonstrüktivist gibi kimlikler kazanıp aynı zamanda o kimliklerden sıyrılmayı başarır. Uğur Tanyeli’nin aydınlatan tanımıyla Gehry, çağın bireyci eğilimine uyarak kendi özgür nedenselliği ile karşıt bir mimari dil benimsemiştir. Tasarımda kişiselleşmekten korkmayan, düşüncelerini ayakta duran hesaplanmış strüktürlere aktaran ve insanlara hissettirmenin öneminden bahseden bir karşıtlık onunki ve eserleri insanların onunla birebir edeceği sözsüz bir sohbet gibi insan ölçeğinde deneyimlenen “koca” sanat eserleri olarak dünya şehirlerinin fiziki tarihinde yer edinir.

Gehry’nin aykırı bir bakış açısına sahip olduğu söylenebilir. Mimaride seçtiği malzemelerden formlara kadar hissedilen bir aykırı düşünce stili bu. Öyle ki, birçoklarınca zarif sayılmayacak kümes telini veyahut bariz balık formunu mimaride çözebilmiştir. Gehry’nin kimi tercihlerinin arkasında toplum eleştirisi bulunuyor. Toplum bir şeyi yadsıyorsa o sorgulanmalı ve eserlerine yansımalıdır. Kümes teli buna iyi bir örnek. Halkın hoşlanmadığı bir materyal ve bu onu malzemenin özünde iyi veya kötü olmadığı fikrine iter. Böylece hoşlanılmayan kümes telini alır ve kimsenin görmezden gelemeyeceği biçimde sergiler. Tüm tercihleri bu aykırılıktan yana değil şüphesiz. Guggenheim Müzesi’nin dış cephesinde ağırlıklı olarak titanyum kullanmıştır, bu tercihin arkasında malzemenin yağmurla buluştuğunda ton değiştirdiğini fark edişi bulunur ve bu, tasarımda aradığı duygusal değeri oluşturur.

Kaynak: zero.eu

Balık figürü Frank Gehry’nin mimari gelişiminde önemli bir formdur. Çıkış noktasının yine bir eleştiri olması Gehry açısından oldukça olağandır. Neoklasizm akımını 21. yüzyılda uygulamaya çalışan meslektaşlarına kızan Gehry, “Yunan tapınaklarına kadar geri gidilebiliyorsa neden daha da geri gitmeyelim?” düşüncesiyle insandan daha yaşlı balık formunu seçer ve çizmeye başlar. Balık formundaki donmuş hareket fikri ilgisini çeker ve bu mimarideki en büyük arayışı olur. Birçok eserinde bu fikir gözlenebilir. Organik ve kıvrımlı formlarla veya geometrik hacimlerle hareketi dondurmayı birçok kez başarmıştır. Donmuş hareket düşüncesine çoğu zaman bitirilmemişlik ve yarım bırakılmışlık eşlik eder. Gehry mimarisinin yapıtaşları olan bu elementler onun bu fikirleri ilginç ve yakın bulmasından kaynaklanır. İçgüdüsel sayılabilecek bu elementlerle Gehry kendi estetik görüşlerini dünya üzerine strüktürle yazar.

Tüm bunlar tasarımda Frank Gehry ve işverenleri için inşa etme problemi de doğurmuştur. Konstrüksiyonu zor ve pahalı olan bu tasarımları reel dünyaya en doğru şekilde aktarmak için bilgisayar programlarına yönelir ve CATIA ile tanışır. 2002’de “Gehry Technologies” i kurar ve daha sonra CATIA tabanı üzerinde yaptığı geliştirmelerle yeni bir yazılım üretir: “Digital Project”.  Digital Project’i mimar mühendis ve diğer üreticiler için tasarımların konstrüksiyona kadar olan sürecini kurgulamakta kullanılan bir ara yüz olarak geliştirir. Gehry’nin bu konuda mimariye yeni bir soluk getirdiği söylenebilir. Bilgisayar destekli yazılımların sadece teknik çizim için kullanıldığı bir dönemde bu yazılımların potansiyelini görüp ortaya çıkarmıştır ve günümüzdeki geniş yazılım pazarının atılımını sağlamıştır.

Frank Gehry’den bahsetmek, bir noktada sözü şüphesiz dekonstrüktivizme getirir. Birçok mimari çevrede Gehry dekonstrüktivist bir mimar olarak görülür. Dekonstrüktivizmin ele alınışındaki genel özgünlüğe rağmen, Gehry’e atfedilen dekonstrüktivist kimliği derinlemesine bir analiz yoksunluğunun bir sonucu gibi duruyor. Daha detaylı bir bakışla Gehry’nin mimarisinde kendi içerisindeki farklılık ve bunun bireyci kaynağı okunabilir. İçten dışa tasarım sürecine rağmen, referanslarının ve kaynaklarının çoğu içseldir. Kendisinin de dekonstrüktivist kimliğini kabul etmemesine rağmen öyle anılmasının ardında, mevcut dönemin büyük bir etkisi bulunmaktadır. Modernizmin kayıplarına postmodernizmle aşırı uçlarda çözüm arayan ve dekonstrüktivist bir anlayışla orta seyirde anlam üretmeye çalışanların harmanlandığı dönemde daha bireyci yönelime sahip Gehry’nin oldukça karışık bu serbestlikten her yönden faydalanmasının sonucu gelen bir kimlik belirsizliğidir. Abdi Güzer’e göre Gehry mesaj kaygısı içermeden, tasarımını olabildiğince kişiselleştirir ve ana uydurur. Bu tanım Gehry mimarisini anlamamıza ve tasarımı dolayısıyla Gehry’yi ve zaman içerisindeki gelişimini anlamamıza yardımcı olacaktır.

Gehry Evi

Kaynak: Atlas Obscura

Frank Gehry ve eşi Berta Gehry, 1977 yılında 1920’lerin Hollanda tarzında pembe bir bungalov satın aldılar. Gehry, California Santa Monica’daki çoğu evlerin birbirine benzediği banliyöye dekonstrüktivist bir sürpriz yapma hazırlığındaydı. Banliyö sakinlerinin hayatına bir anda kümes teli, metal trapezler ve ahşap strüktürlü cam kütleler girdi.

Kaynak: Atlas Obscura

Gehry, mevcut pembe bungalovun cephesine pek fazla dokunmadan evin dışına doğru genişlemeyi tercih etti. Evin üç tarafından dışa doğru metal trapezle kaplanmış yeni bir dış cephe oluşturdu. Ahşap strüktür ve cam ile oluşturulmuş küplerle ve kimi yerlerde yırtıklarla gün ışığını içeri aldı. Gehry evin hayaletli olduğunun söylenmesi üzerinde bunların kübizmin hayaletleri olmasına karar vermiş ve pencereler bu fikirden yola çıkarak başkalaşmış, duvarda açıklık olmak yerine hacimleşerek cepheye saplamış. [1]

Gehry Evi Philip Johnson’ın New York Modern Sanatlar Müzesi’ndeki Dekonstrüktivistler Sergisi’nde Familian Evi ile birlikte yer almıştır. Bu iki eserin dekonstrüktivizme dahil olması Gehry tarafından hoş bir tesadüf sayılmıştır. [2]

Vitra Tasarım Müzesi

Kaynak: Basel

Dünyanın en önemli tasarım müzeleri arasında yer alan bu yapı, Almanya Weil-am Rhein’da Vitra Kampüs yerleşkesinde bulunur. 1981 yılında çıkan bir yangın sonrası yerleşkenin yarısının büyük zarara uğramış, birçok eser yanıp kül olmuştur. Bunun üzerine Vitra, yerleşkeyi zamanın saygın mimarlarıyla çalışarak zarar görmüş yapıların yerini alacak yeni tasarımlarla kuşatmıştır. Vitra Tasarım Müzesi Frank Gehry’nin mimari açıdan oldukça önemli olan bu kampüse katkısı olarak yerini almıştır.

Kaynak: Arkiteküel

Bu yapı Gehry’nin dekonstrüktivist eğiliminden ileride imza stili olacak bir estetik anlayışına geçişi olması dolayısıyla önemlidir. Gehry artık donmuş hareket arayışını daha görkemli hacimlerle birleştirir. Müze beyaz sıvayla kaplı hacimlerin özgür biçimde bir kompozisyonuyla oluşturulmuştur. Kimi çatı ve duvar yüzeyleri metal trapez ile kaplanmıştır.

Kaynak: Arkitektüel

Köşeli hacimlerin kıvrımlı yüzeylerle buluşması ilk başta bir çatışma hissiyatı oluşturacak gibi olsa da Gehry’nin rastgele gibi görülebilecek tasarım anlayışı bu duyguyu bertaraf eder. Belli bir alan üzerinde özgürce hareket etmiş tesadüf eseri gibi duran bir hacim aradalığı deneyimlenebilir. Tüm bu tesadüfiliğe rağmen Gehry iç mekandaki fonksiyon gereklerinin dışarıdaki estetiği yönetmesini sağlamıştır. Hacimsel kuleler, köprüler ve küplerin boyutları fonksiyonel ihtiyaçlara göre belirlenmiştir. Lakin hacimlerin düzeni Gehry’nin uzaysal bir kargaşa yaratma isteğiyle yönlenmiştir. Vitra tasarım müzesi 1989’da tamamlanmış ve kapılarını halka açmıştır. [3]

The Guggenheim Müzesi (Bilbao)

Kaynak: Kilsan Blog

20. yüzyılın en çok ses getiren mimari eserlerinden olan Guggenheim Müzesi, Frank Gehry’ye ve Bilbao şehrine ün kazandırmış ve şehrin ekonomisini yükseltmiştir. Kültürel yatırım ve gösterişli mimarlığın kötü durumdaki şehirleri kalkındırabileceği yönde bir fenomene dönüşen eser “Bilbao Etkisi” olarak anılmaya başlanmıştır.

Bask hükümeti Solomon R. Guggenheim Vakfı’na Bilbao’da harap haldeki liman bölgesine bir Guggenheim Müzesi inşası için sermaye oluşturması yönünde bir teklifte bulunmuştu. Hikayesi böyle başlayan müze şehrin dönüşümüne ön ayak olmuş ve 1997 yılında halka açıldıktan kısa süre içinde dünyanın her yerinden turist ağırlayan bir şehre dönüşmüştür.

Kaynak: Archdaily

Müze, Nervion Nehri’nin kıyısına kurulmuş, şehrin ulaşım hatları ve bizzat eseri de etkileyen Salve köprüsü ile kurduğu başarılı bağlarla şehirle fiziksel bir ilişki kurmuştur. Köprüden referansla bina şekillenmiş ve nehir üstünde bir gezi yolu oluşturmuştur. Aynı zamanda şehrin endüstriyel geçmişine referans olması için bina yer seviyesinden bir bakış açısıyla tekneye benzemektedir. Bu düşünce eserin suyla kurduğu güçlü ilişki ile de güçlenmektedir. Gehry metal kaplama sevdasını burada da gizleyememiş, şehre sarı bir tonda parlaklık veren titanyum ile hacimleri yaratmıştır.

Kaynak: Archdaily

Müzenin ana girişi, ışıkla yıkanmış sergi alanlarını birbirine bağlayan bir atriumdur. Bir dağıtıcı gibi görev yapan giriş, 11000 metrekarelik bir alanın organizasyon merkezidir. Bulunan 19 galeriden 10 tanesi klasik ortogonal plana sahip olup binanın dışında kireç taşı ile kaplanmış hacim ayrılmıştır. Kalan 9 galeri ise binanın titanyum ile kaplı kavisli hacimler dolayısıyla şekillenerek organik formlara sahiptirler. Gehry binanın form ve materyal ilişkisini iç mekân ile harmanlamış ve zengin bir tasarım ortaya koymuştur. [4]

Kaynak: The Guardian

Frank Gehry, başta Pritzker Mimarlık ödülü olmak üzere birçok ödüle sahip olmuştur. 2010 yılında Vanity Fair tarafından “Çağımızın En Önemli Mimarı” seçilmiştir. 1929 doğumlu mimar, başarılı bir mimar, iş insanı ve sanatçıdır. Yeryüzüne birçok eser yerleştirmiş ve imza niteliğinde bir mimari stil oluşturmuştur. Gehry dünya çapında popüler bir mimar olmasına rağmen mimari anlayışına yönelik birtakım eleştiriler de almıştır. New York temelli sosyalist Jacobin dergisi, Gehry’nin çalışmasını pahalı, çözüm odaklı olmayan ve ezici çoğunluğun ihtiyaçlarını karşılamayan olarak özetlemiştir. Sanat eleştirmeni Hal Foster ise Gehry’nin mimarisinin şirketleri markalaştırmak üzerine yoğunlaştığını belirtmiştir. Genel olarak mimari çevrelerde ise Frank Gehry kaynakları fonksiyon yoksunu formlar üretirken harcadığı için, çevresi ve bölge iklimi ile zayıf ilişkiler kurduğu için eleştirilmiştir.

Kaynak: Knoll

Frank Gehry tüm bu eleştiriler arasında kendi mimarlığına yer açmış ve şöyle demiştir: “İnsanlar mimarlığın kendisini bir sanat olarak düşünmüyor. Oysaki mimarlık hem bir sanat hem de bir sosyal bilinç. Çünkü her türlü insan için bina tasarlıyorsun, onlara sığınacak bir yer verip sevildiklerini hissettirmek istiyorsun.” [5]

Gehry, kendi bakış açısını yukarıda olduğu gibi dünyaya devamlı anlatan bir mimar. Sözleriyle, sanatıyla ve mimari eserleriyle kendisini anlatmaya devam ediyor ve birçok insanı etkilemeyi başarıyor. Kitleleri memnun eden bir tasarım bütünü olsa da Gehry her eserinden sonra geriye birçok etik sorun bırakıyor ve kaçınılmaz bir şekilde mimari alanda önemli bir sorunun ortasına düşüyor: Mimarlık, tamamen içgüdüsel olan ve sanat sayılabilecek kadar bireysel dolayda özgün eserlerin yeryüzüne beton ve çelikle saplanması mıdır?

 


Kaynakça

  • AD Classics: Gehry Residence / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/67321/gehry -residence-frankgehry,Erişim tarihi: 08.08.2019
  • AD Classics: The Guggenheim Museum Bilbao / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/422470/ad-classics -the-guggenheim-museum-bilbao-frank-gehry,Erişim tarihi: 21.08.2019
  • AD Classics: Vitra Design Museum / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/211010/ad-classics -vitra-design-museum-and-factory-frank-gehry,Erişim tarihi: 16.08.2019
  • DIGITAL PROJECT Frank Gehry’s Vision, https://arcspace.com/exhibition/digital-project -frank-gehrys-vision, Erişim tarihi: 08.08.2019
  • Erez, İ. & Madra, Ö., (2000), Gehry İle Konuşma, Frank Gehry, Boyut Matbaacılık A.Ş., İstanbul.
  • Frank Gehry: Duyguları Yaratmak, http://www.arkitera.com/haber/30543/duygulari -yaratmak-frank-gehry,Erişim tarihi: 04.08.2019
  • Güzer, C. A., (2000), Mimarlığın Uç Noktası Artık Daha Yakın, Frank Gehry, Boyut Matbaacılık A.Ş., İstanbul.
  • Ourousoff, N., (2000), Frank O. Gehry Nasıl Çalışıyor?, Frank Gehry, Boyut Matbaacılık A.Ş., İstanbul.
  • Tanyeli, U. (2000), Gehry’nin “Karşı Dil”i, Frank Gehry, Boyut Matbaacılık A.Ş., İstanbul.
  • Why all the hoopla?, https://www.lrb.co.uk/v23/n16/hal-foster /why-all-the-hoopla,Erişim tarihi: 08.08.2019

Dipnotlar

  1. AD Classics: Gehry Residence / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/67321/gehry -residence-frank-gehry,Erişim tarihi: 08.08.2019
  1. Erez, İ. & Madra, Ö., (2000), Gehry İle Konuşma, Frank Gehry, Boyut Matbaacılık A.Ş., İstanbul.
  2. AD Classics: Vitra Design Museum / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/211010/ad-classics -vitra-design-museum-and-factory-frank-gehry,Erişim tarihi: 16.08.2019
  1. AD Classics: The Guggenheim Museum Bilbao / Gehry Partners, https://www.archdaily.com/422470/ad-classics -the-guggenheim-museum-bilbao-frank-gehry,Erişim tarihi: 21.08.2019
  1. Frank Gehry: Duyguları Yaratmak, http://www.arkitera.com/haber/30543/duygulari -yaratmak-frank-gehry,Erişim tarihi: 04.08 2019