Avrupa Fransa seçim analiz haber çeviri tesad
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 28 Mayıs 2019'daki Brüksel Avrupa Zirvesi'nde. | Emmanuel Dunand / AFP

Avrupa Seçimlerinin İki Galibi: Avrupa Birliği ve Macron

Yüksek katılım Avrupa’nın zaferini ortaya sererken Emmanuel Macron, kendi yararına sağ-sol kırılmasını unutturmayı başardı.

Kimin kaybettiğini biliyoruz. Peki kazanan kim? 26 Mayıstan beri ekranları ve haber merkezlerini meşgul eden sonu gelmeyen tartışmalar olsa da bu seçimlerin iki galibi var: Avrupa Birliği ve Emmanuel Macron.

Avrupa’nın Zaferi

2019 seçimleri, muhtemelen ilk gerçek Avrupa seçimleri olarak anılacak. Bu nedenle de Avrupa Birliği bu seçimin galip gelen taraflarından biri.

Özellikle Almanya, İspanya, Fransa gibi üye ülkelerin güçlü katılımı Avrupa seçimlerindeki artan seçmen sayısının da bir anlamı olduğunun göstergesi. 1979’dan bu yana, seçimlere katılım oranı durmadan düşme eğilimindeydi. Hatta 2014’te %42.6 olarak kayda geçmişti. Ancak bu seçimlerde, toplamda çoğunluğun fazlası (%51) oy kullandı. Avrupa Birliği’ne daha geç üye olan ve katılım oranının ciddi anlamda düşük olduğu Doğu Avrupa ülkelerinden özellikle Polonya, Romanya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nin artan katılımı gözlendi.

Avrupalıların, Avrupa Birliği siyasi işleyişine pek de ilgili olduğu söylenemez. Aslında Sosyalist orta düopolda kalmış, parlamentoda kendisini kamuoyunu harekete geçiremeyecek, yeni meseleleri tanıyamayacak bir şekilde görürken, birçok ülkede sağ ve sol siyasal işleme ve örgütlenme yeteneğini kaybediyordu. 26 Mayıs Pazar günü, seçmen, Avrupa düzeyinde bugün birçok ülkenin sahip olduğu yeni kırılmaları ve meseleleri yansıtmak istedi. Özellikle de Avrupa’nın ve ekolojinin kabul edilmesi ya da reddedilmesi gibi.

Avrupa düzeyinde ilerleyen üç siyasi eğilim ise Avrupa yanlısı liberal Avrupa Demokratlar ve Liberaller İttifakı (ALDE), Avrupa Birliği muhalifleri ve çevreciler. Seçmen, Avrupa siyasi yaşamını daha iyi tanıyacak ve daha fazla ilgili olabilecek. Ilımlı sosyalist çoğunluğu kaybeden Parlamento, bazı meselelerde yeni çoğunluklar oluşturacak ve farklı ülkelerdeki nüfus arasında farklı şekilde yankı uyandıracak. Bu aşamalarda yer almak istemeyenler ise ağır bir fatura bekliyor, tıpkı özellikle en son hükümet partileri marjinalleştirilen Birleşik Krallık ve Fransa gibi.

Macron’un Zaferi

Seçim gecesi Ulusal Cephe için zafer yorumları yapılırken, “en azından kırılmayı durdurmuş” Macron için mağlubiyet yorumları yapıldığını görmek epey şaşırtıcıydı. Aslında tam tersi gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Macron, getirileri olan büyük bir stratejik zafer kazanmış oldu.

2017’de iki hedef vardı: Ilımlı sol ve ılımlı sağa kaymayı engelleyen sağ-sol ayrılmasını ikame etmek ve “hem sağ hem sol” düzeyinde olacak yeni bir merkez parti seçmeni yaratmak. 2017 seçimlerinde mecliste Sosyalist Parti’nin (PS) çöküşüyle ve Cumhuriyetçi Yürüyüş Hareketi’yle (LREM) partizan sistemi yok eden ilk kararlı hareketini gerçekleştirmişti.

Birçok kişi bu başarının kazara olduğunu ve böylesi bir başarının bir daha tekrar yakalanmayacağını öngörmüştü. “Sarı yelek” hareketi, Macronculuğun çöküşünün yakın olduğu yorumunu yaptırmıştı. Peki 26 Mayıs’ta ne oldu?

LREM %22.4 oy oranıyla 2017 seçimleriyle karşılaştırıldığında, insanların bu parti seçmeninin gerçek bir ideoloji ve politik tutarlılığı olduğu argümanını savundurmuştu. Yaklaşık bir senedir süren olayların ardından yalnızca 1.5 puan kaybetmek oldukça başarılı bir sonuçtu. Ulusal Cephe (RN) için başarı beklemek ise boşuna. Bir önceki Avrupa seçimleriyle karşılaştırıldığında katılım her ne kadar fazla olsa da, oy oranı %24.9’dan %23.3e düştü, bu da LREM için %1’den daha az ve başkanlık için ise yalnızca %2 kazanıyor.

Cumhuriyetçilerin %20.8’den %8.5’a dibe çöküşü, ek olarak sağ ve aşırı sağın bir koalisyon kurmasını umanların umutlarını yok etti. Laurent Wauquiez’in yenilgisi RN’nin hemen yarın başaramayacağı yönündeydi ve Marine Le Pen ise aldığı %23 oranında oyla kendini köşeye sıkışmış buldu.

Cumhuriyetçilerin Çöküşü

Diğer yandan, Macron eski düzenin yıkımına başarılı bir şekilde devam etti. 2017’de PS’nin yıkımı (ya da kendi kendine yıkması) 2019’da apaçık görüldü ve sıra şimdi Cumhuriyetçilerde. Artık iktidara alternatif görülmüyorlar. Sağ-sol kırılması ortadan kalktı.

Yalnızca çevreciler görmezden gelinmeyecek bir seçim başarısı elde etti, ancak, Fransa’da olduğu gibi, Avrupa’da da daima sol olarak mı anılmak isteyecekler? Tüm sol partileri yok etmek isteyen Jean-Luc Mélenchon’a gelince, kendisi şu anda solda olmayı reddettiği için yok olmuş ve izole bir halde.

Birlikte oyların %5’ini alan Fransız Komünist Partisi (PCF) ve Génération.s Partisi, sosyalistlerle birlikte olsaydı %12 alacaktı! Aslında Macron, kararlı ve sabit bir şekilde siyasi spektrumun merkezinde yer alıyor ve RN’nin asıl gücü de onu karşısına alması. Macron ayrıca Avrupa sorununu farklı yönlerde ilerleyebilen siyasi bir sorun haline getirmeyi başardı.

Fransa Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının kazanmasının bir başka sebebi ise Avrupa düzeyinde açıklanabilir. Hedefi iki boyutluydu, ALDE’yi Avrupalı ve liberal, Avrupa Parlamentosunun siyasi işleyişini etkileyebilecek bir grup haline getirmek, sosyalist sola ve muhafazakar ya da Hıristiyan sağa bir son vermek ve Fransız delegasyonunun bu gruba yeterli nüfuz sağlayacak kadar büyüyüp vaatlerine ve Avrupa’daki projesine güç vermek. Her iki taraftan da kazanç sayılır: ALDE grubu, Sosyal Demokratlar ve Avrupalı İnsanlar Parti’si düşerken bu iki partinin ardından üçüncü sırada gelerek 67 üyeden 106 üyeye en güçlü ilerlemeyi başarmış oldu. Bu grup içerisinde Fransız delegasyonu sayıca en büyüğü olacak. Bu formasyon, yani siyasi spektrumun ortasında yer almak çoğunlukların oluşturulmasında büyük rol oynayacak.

[toggle title=”Kaynak” state=”close”]
http://www.slate.fr/story/177891/elections-europeennes-2019-vainqueurs-macron-europe
[/toggle]