Ana Sayfa / Yazılar / Tarih / Avrupa Tarihi / Avrupa Hun Devleti

Avrupa Hun Devleti

Yazan: Berk ÇETİN

Giriş

Batı Hunlarının izini, topluluktan kopan Yabguları Ci-çi’nin bir kısım Hun aşiretlerini alarak yukarı Moğolistan’dan Aral ve Balkaş’ın kuzeyindeki bozkırlara göç ettikten sonra bir Çin ordusu tarafından takip edilip öldürüldüğü M.Ö. 35 yılında kaybetmiştik. Oralara götürülen aşiretler asırlar boyunca yerlerinde kalmayı başarmış olmalıdırlar ancak hareketlerini ve olaylarını nakledecek herhangi bir yerleşik medeniyete komşu olmadıklarından tarihleri hakkında hiçbir şey bilmemekteyiz. Avrupa’ya geçişIeri sırasında 4’üncü asırda Roma dünyası ile temasa geldiklerinde yeniden onlardan bahsedildiğini duymaktayız. [1]Bu yazıda bahse alınan konu ise Orta Asya’ nın bağrından kopan, bir çağı kapatıp yeni bir çağın başlangıcı olan Kavimler Göçün’den,  Avrupa Hun Devleti’ nin önemli başbuğlarından ve Avrupa kültürünü birçok şekilde etkilemiş olan Attila’dan ve yapılan akınlardan, savaşlardan bahsedilecektir.

-Kavimler Göçü

 Çin himayesi altında yaşayan Hunlar oksız (bağımsız) bir şekilde yaşayamıyorlar idi. Bu yüzdendendir ki Hunlar, Çin himayesi altında yaşamaktansa kendilerine yeni yurt edinmek istemişlerdi. Hun Devleti yıkıldıktan sonra Hunlar’ın çoğunluğu Çiçi Han tarafından Çin’in güneybatısına çekilmişti. Burada zamanla suskunluğunu yitiren Hunlar kuzeyde yaşayan Hunlar ile birleşip, Hazar Denizi ile Aral Gölü arasındaki bölgeyi ele geçirmişlerdir. Bu bölgenin Hunların eline geçmesi, onların Avrupa içlerine kadar ilerlemelerinin başlangıcı olmuştur. 375 yılında Balamir adlı Başbuğ öncülüğünde Sibirya, Balkanlar,  Avrupa, Anadolu, Orta Doğu ve Arap Yarım Adası gibi bölgelere Hunlar göç etmişler idi. Avrupa’ya göçen Hunlar, Volga Nehri’nin batısına yerleşmişler idi. Karadeniz’in kuzeyinde ve Avrupa’da yaşayan Ostrogotlar, Vizigotlar, Vandallar ve Gepitler gibi Germen toplulukların yurtlarından eden Hunlar, bu Germen toplulukların yer değiştirmesine teşkil eden bir sebep olmuştur.Bu yer değiştirmeler şöyle başlamış idi.

374 yılında İdil Nehri kıyılarında görünerek, batıya doğru akınlara başladılar. Evvela sık sık tekrarlanan savaşlarla yıpratılan Ostrogotlar (Doğu Gotları)’a karşı, Başbuğ Balamir idaresinde harekete geçen Hunlar, onları mağlup ederek, 150 yıldan beri devam eden devletlerini yıktılar (374), Kralları Ermanarikh intihar etti. Yerine Hunlar tarafından tayin edilen Hunimund geçti. “Hun ağızlı” manasına gelen isminden de anlaşılacağı gibi, Ostrogotlar kesin olarak Hun hakimiyeti altına alınmış oldular. Taarruzlarını İtil’den Kuban tarafına kadar genişleten Hunlar, Dinyeper sahillerinde beklemekte olan Vizigotlar (Batı Gotlara)’a karşı ansızın saldırıya geçtiler. Vizigot Kralı Atanarikh kendisine bağlı kütlelerle batıya doğru kaçtı (375). Bu harekatın neticesi olarak, Hunlar’ın önünden büyük bir korku ile kaçan çeşitli kavimler, birbirlerini yaşadıkları coğrafi sahalardan çıkararak, Roma İmparatorluğu’nun Kuzey eyaletlerini alt üst ettiler, böylece Galya, ispanya, Kuzey Afrika’ya kadar tesir eden ve Avrupa’nın etnik çehresini değiştiren Kavimler Göçü başlamış oldu. [2]

Başbuğ Balamir (Balamber)

378 yılının başlarında Hunlar Tuna’yı geçerek Trakya’ya yöneldiler. Burayı hakimiyeti altına alan Bizans’ı zayıflatmak için Hunlar bölgeyi baştan aşağı yağmalamaya başladılar. Sonrasında bu bölgeye Vizigotlar yerleştirilmiş idi. Çok geçmeden Vizigotlar bu bölgede bazı huzursuzluklardan dolayı isyan çıkarmışlardı. Bizans bu isyanı ordusuyla bastırmıştı. Bizans imparatoru Valens (364-378), İran’da harp halindeyken tüm kuvvetleriyle geri dönmesine rağmen bugünkü Edirne civarında çıkan savaşta ölmüştür. Bu savaşa yardımcı kuvvet olarak Hun akıncıları da katılmıştır. Bizans ordusunun bozguna uğramasının en büyük etkenlerinden birisi Hun akıncıları olmuştur. 380 yılında Hunlar akınlara devam etmiş ve Dalmaçya’ya kadar ilerlemişlerdir.

Balamir hükümdarlığı süresinde Avrupa Hun Devleti’nin Avrupa’daki faaliyeti şu şekilde olmuştur: Tuna’dan yukarı Hazar’a kadar olan topraklar fethedilmiştir. Yine bu hususta  Bizans yıllık vergiye bağlanmış ve Alanlar, Sarmatlar, Ostrogotlar, Vizigotlar vb. kavimleri hakimiyeti altına almıştır.

Hunlar’ın Anadolu Akınları

Tarihte Türklerin bilinen ilk Anadolu seferi 395 yılında gerçekleşmiştir, ayrıca Roma imparatoru Teodosius ‘un ölüm yılı olan bu tarihte Hunlar harekete geçmişler idi. Bu akınlar ikiye ayrılmaktaydı, Hunlar’ın bir kısmı Kafkaslardan Anadolu’ya inerken bir kısmı da Balkanlardan Trakya bölgesine doğru ilerlemekteydi.

Hun Devleti’nin doğu kanadı tarafından düzenlenen bu Anadolu akını, Basık ve Kursık adlı iki başbuğ tarafından idare ediliyordu. Bu sefer esnasında Romalılar kadar Sasaniler de telaşlanmışlardı. Hun süvarileri Erzurum, Karasu, Fırat vadileri boyunca ilerleyerek Çukurova’ya ulaştılar . Edessa (Urfa) ile Antiocheia (Antakya) ‘ yı kuşatıp Suriye ‘ ye giderek Kudüs’ e kadar uzanmayı başardılar. Sonra aniden kuzeye dönen Hun ordusu Kayseri – Ankara istikametiyle Bakü ‘ye ulaşıp geldikleri yere geri döndü. 395 – 396’da meydana gelen bu akınların tarihte Türklerin bilinen ilk Anadolu seferi olarak kabul edilmesi de söz konusudur. Üç yıl sonra tekrarlanan bahsettiğimiz akınlar karşısında Bizans İmparatoru Arkadius ‘ un hiçbir şey yapmadığı bilinmektedir.[3]

Uldız (Uldin / Yıldız)

400 yılında batıdaki Hun baskısının tekrardan arttığı anlaşılmaktadır. Bu yıllarda Hunların başında Uldız var idi. Uldız zamanında Hun Devleti’nin dış politikası belirlenmiş idi.  Batı Roma ile sıcak ilişkiler içinde bulunulacaktı, Doğu Roma ise, yani Bizans İmparatorluğu, devamlı olarak baskı altında tutulacaktı. Devlet politikasına ve stratejisine bakıldığında Bizans’ın Hun nüfusuna alınması ilk hedef idi. Bu dönemde ayrıca Hunlar diğer kavimlerin de kendine karşı huzursuzluk çıkarmasını istememekteydi, bu da Kavimler Göçü’nün ikinci dalgasının habercisi olmuştu.

Hunlar, 90’lı yıllarda Karpatların ötesinde yaşayan kavimleri itaat altına almışlardı. Henüz onların tam olarak boyun eğmelerini istemiyor ve sadece ittifak etmekle yetiniyorlardı. Bu yüzden, Roma’ya karşı giriştikleri seferlerde bu kavimler onların yanında yer aldılar. Fakat artık, bu kavimleri nihai olarak kendilerine tabi kılmaya ve bütün arazilerini ele geçirmeye girişince, bütün bu kavimler dehşete düşerek yerlerinin terki ile Roma İmparatorluk arazisine kabullerini istemeye başladılar. Böylece Avrupa’da Büyük Kavimler Göçü harekete geçmiştir. Bu sıralarda Karpat Dağları havzasında büyük bir korku başladı. Hunlar çembere aldıkları bu sahada gün geçtikçe ilerliyorlardı. Yeni Fatihler Tuna ve Tisa havzasının fethine bugünkü Romanya arazisinden başlamışlardır. Uldin aşağı Tuna bölgesine girince orada yaşayan Sarmatlar’ın binlercesi Bizans arazisine girdi. Hunlar, Küçük Karpatlar bölgesinin fethine uşakları olan Ostrogotları gönderdiler ve bu olay orada da bir dehşet havası yarattı. Zira, Ostrogotların ardından her cephede Hun atlıları ilerliyordu. Bunun neticesinde dünyanın o zamana kadar görmediği bir panik yaşandı. Batı Roma İmparatorluğu o zamana kadar rastlamadığı bir insan seli ile karşılaştı. Buradan kaçan kavimlerin bir kısmı Kuzey Afrika’ya kadar ilerlediler. Çok korkan bu kavimler, Kara Avrupası ile aralarında denizin bulunmasına dikkat ettiler ve o zamana kadar rahat edemediler. Bu kavimlerden bir kısmı Ren Nehri boylarında yerleşti.[4]

Roma bu sıralarda korkunç bir tehlikeyle karşı karşıya kalmıştı Radagais adlı Germen lideri, Roma devletini yıkmak tehdidi ile Roma üzerine harbe gitmekteydi. Daha önce kendi başının çaresine bakabilen Stiliko, bu sefer Radagais karşısında başarısız oluyor idi. Zor durumda kalan Romalılar Hunlardan yardım istemek zorunda kalmışlardı. Roma’ya saldıran Radagais başarısız olunca  esir alındı ve idam edildi. Bu hareket başarısız olunca batıdaki mağlup kavimler tekrardan batıya göç etmek durumda kaldılar ve Hunların Batıda ki tehdidi ortadan kalkmış oldu.  Hun sınırları ise Asya’daki Balkaş Gölü’nden Avrupa’nın içlerine kadar ilerlemekteydi. Bu olaylardan da anladığımız üzere Avrupa Hun Devleti’nin Eliği yani Batı kanadındaki yöneticisi Uldız idi. Uldız, Tuna Nehri’ni geçerek Bizans’a olan baskı politikasını tekrardan hissettirmekteydi. Bizans karşı koymak yerine Hunlara yani Uldıza Elçi yollamayı tercih etmişti, gönderilen elçi ise Trakya Tekfuru idi. Uldız ise elçiye şu sözleri diyerek: ‘Güneşin battığı yere kadar her tarafı zapt ederim.’  cümlesi ile Bizans’a üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıyordu.410 yılında Uldız yerine Karaton geçecekti.

Karaton daha çok devletin doğusunda birliği sağlama işleri ile uğraştığı için onun yürüttüğü politikalar hakkında bir bilgi bulunmamaktadır. Yüksek ihtimalle doğu bölgesinde ayaklanan boyları cezalandırmak ve bu bölgeyi teşkilatlandırmakla meşgul olmuştur.

Rua(Ruga)

Hunların başına Başbuğ Rua geçmiştir. Rua’ nın kardeşlerinden Muncuk erken ölmüştü ve diğer kardeşleri olan Aybars ve Oktar da kanat elig görevini üstlenmekteydi. Başbuğ Rua, Uldız’ ın dış politikasını aynı şekilde devam ettirmek istemekteydi. Harp sahalarında başarılı olamayan Bizans, aynı Çin Devleti’nin de yaptığı gibi Hun ordusunu isyana teşvik etmek, Hunlara bağlı kavimleri ayaklandırmak vb. soğuk savaş siyaseti ve taktikleri uygulamaya başlamıştı. Bu siyasetten haberdar olan Rua, Bizans üzerine ordusunu sürmüştü ve Bizans, Rua karşısında çaresizce yenilmişti. Başbuğ Rua, Bizansı yıllık 357 libre altınlık bir vergiye bağlamıştı.

Aynı süreçte Batı Roma’nın başında daha çocuk olan  3. Valentinianus vardı. Daha çok küçük yaşlarda olduğu için ülkenin idaresi annesi ve Naipleri’nin ellerindeydi. Bu idari zafiyetten yararlanan Bizans imparatoru 3. Teodosius, Doğu Roma ve Batı Roma’yı birleştirmek için ordularını İtalya’ ya doğru harekete geçirmişti. Çaresiz durumda kalan Batı Roma, Başbuğ Rua’dan yardım istemek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Başbuğ Rua, 60 bin kişilik ordusunu İtalya’ ya yöneltti ve Hun birliklerini gören Doğu Roma çekilmek zorunda kaldı ve yapılan bu harekete karşılık ağır miktarda savaş tazminatına çarptırılmıştır.

5.yüzyılın ikinci çeyreğinde Batı Roma İmparatorluğu’nda kumandanlar Aetius ile Bonifasius arasında büyük bir rekabet yaşanıyordu. İkisi arasında yapılan mücadelede Aetius başarısız olunca Hun ülkesine gidip, Rua’ya sığındı. Ona Roma’daki durumu iyice anlatan Aetius, Roma’ya hücum ederse neler elde edeceğini söyledi. Ortaya çıkan durumdan epey memnun olan Rua, ordusu ile İtalya’ya hareket etti. Bunu haber alan lmaparatar Valentinianus, Aetius ile anlaşmak zorunda kaldı. Meydana gelen bütün bu gelişmeler Roma’nın iç politikasında Hunların ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.  Onlar açısından bir başka kazanım da bundan sonra Hunlara bağlı kavimlerin Roma’ya güvenerek isyan etmeleri ihtimalinin azalmasıdır. Çünkü diğer kavimleri Romalılar sürekli Hunlar aleyhine kışkırtıyorlardı. Doğu Roma’da ise yıllık vergi karşılığında kendini kurtarmış olan II. Teodosius savaşı sürdürüyorken, bir yandan da Hunlara bağlı kavimleri isyana teşvik ediyordu. Rua da karşılık olarak kendi sınırları içerisine Bizanslıların giriş ve çıkışını yasakladı. Böylece artık Bizans tüccarları serbest ticaret yapamayacak ve ülkeleri için ücretli asker toplayamayacaktı. İlave olarak da Hun idaresinden kaçanların kendisine geri verilmesini istedi. Zor durumda kalan II. Teodesius elçi göndererek barış yapmak talebinde bulundu. Hun İmparatorluğu bu uluslararası kazanımları elde ettiği sırada, hükümdarları Rua öldü (434) .[5]

Attila

Başbuğ Rua’nın ölümünden sonra Bizans Devleti, Hunların zayıflayacağı düşüncesine kapılmıştır fakat Rua’nın ölümünden sonra tahta Muncuk’ un oğlu Attila geçecektir. Babası erken öldüğü için amcası Rua tarafından yetiştirilmiştir. Savaşlara katılmış çeşitli kavimleri yakından tanıma fırsatı bulmuş karizmatik özellikleri güçlü bir hükümdardır. Devleti kardeşi Bleda ile yönetmekteydi. Bleda kaynaklarda eğlencelerden hoşlanan enerjisi kıt bir kişilik olarak geçmiştir. Kendisini ikinci plana atarak devleti bir nevi Attila’ya bırakmıştır. Attila’nın amcası Aybars ve Oktar, elig görevlerine devam etmekteydi. 11 yıl devlet idaresine katılan Bleda, 445 yılında ölmüştür.

Margos Barışı

İki kardeşin hükümdarlığı ortaklaşa üstlendikten sonra yaptıklarıyla ilgili olarak bilinen ilk olay, Margus kentinde Bizans İmparatorluğu ile imzaladıkları barış antlaşmasıdır.

434 yılında Bizans’tan gönderilen elçilik heyeti henüz Hun sınırına ulaştığında Attila tarafından at üzerinde karşılandı. Attila biri general diğeri diplomat olan Bizans elçilerinin dinlenmelerine fırsat bile vermeden kendi isteklerini doğrudan barış şartları olarak yazdırdı. Anlaşma görüşmeleri Tuna ile Morova nehirlerinin birleştiği yerdeki Margos Kalesi karşısında Tuna’nın kuzey kıyısında bulunan Konstantia surları önünde yapıldığı için bu anlaşmaya “Margos veya Konstantia Barışı” denir. Bu anlaşmanın maddelerine göre:

1 ) Bizans bundan sonra Hunlara bağlı kavimlerle anlaşmalara girmeyecek,

2) Esir alınmış Bizans tebaası dahil Hunlardan kaçanlara sığınma hakkı verilmeyecek,

3) Bizans’ın elinde bulunan mülteciler iade edilecektir. Ayrıca Grek asıllı olanlar için fidye verilebilecek,

4) Ticari münasebetler yine belirli sınır kasabalarında devam edecek,

5) Bizans’ın ödediği yıllık vergi iki katına yani 750 libre altına çıkarılacaktı.[6]

Bizans imparatoru, bu anlaşmayı kabul etmiş ve kaçakları Attila’ya teslim etmiştir. Attila kaçakları hemen daha Bizans sınırları içerisinde Karsus Kalesi’nde astırarak idam ettirmiştir. Bu antlaşmayla birlikte bölgede Attila’nın adı bir otorite sembolü haline gelmiştir.

Attila zamanında Hun himayesindeki kavimler şu şekildedir:

1) Germen kavimleri (Doğu Gotları, Gepidler, Turciling, Suebler, Markomanlar, Kuadlar, Herutlar, Rugiler, Skirler) .

2) Slav kavimleri (Orta ve batı Rusya’da Veneda, Ant- Slovenler) .

3) İranlı kavimler (Kafkaslardan Tuna’ya kadar, Alanlar, Sarmatlar, vb) .

4 ) Fin-Ugor kavimleri (Ural ‘dan Baltık’a kadar. Çeramis, Mordvin, Merya, Veşi, Çud, Est, Vidivari) .

5) Türkler: İmparatorluğun her tarafına yayılmış olarak, Hunlar; Karadeniz’in kuzeyinde Beş-Ogurlar, On-Ogurlar, Sar-Ogurlar, Azak’ın batısında Akatirler. Volga’nın doğusunda Sabarlar ve başka Türk kavimleri olmak üzere beş ana grupta toplanıyordu.

Toplam 45 civarında bulunan bu kavimler, Hunlar’ın hakimiyeti altındaydı Hun devletinde huzur var idi. Bu huzuru bozmaya çalışan Akatirler isyan etmektedirler ama bu isyan başarılı olduğu söylenemez. Güçlü Hun otoritesi kısa zaman içinde bu isyanı durdurmuştur.

1.Balkan Seferi

Bizans Devleti yapılan anlaşmaya uymamaktadır. 440 yılından itibaren Attila, yeniden Bizans yönündeki baskıyı arttırmaya başladı. Çünkü, Bizans imparatoru Hunlardan kendi ülkesine kaçanları geri vermekte ağır davranıyor, hatta bunlardan bazılarını yüksek makamlara getiriyordu. Sınır boylarındaki pazarlar da Grek tacirlerinin Hunları alışverişte aldatmasıydı. Bunlardan daha da ağır olanı Karsus piskoposunun Konstantia civarındaki Hun büyüklerinin mezarlarını soyarak değerli eşyaları almasıdır. Bunun üzerine Hunlar, 441’de Margos’un zaptıyla başlayan savaş Belgrad ve Niş üzerinden Trakya’ya doğru ilerlerken Batı Roma Hun Devleti ve Bizans’ın arasına girdi. O sırada Hunlarla dost olan Batı Roma orduları başkumandan Aetius, artık bundan sonra Bizans’ın anlaşma şartlarına uyacağını söylüyor idi. Ayrıca kendi oğlunu da rehine olarak  Hunların merkezinde yaşamaya gönderdi. Balkan Seferi sonunda Tuna boyundaki kaleler Hun himayesine girerken Bizans’ın savunma hatları yıktırıldı.

2.Balkan Seferi

Bizans, Hunlar arasında yapılan anlaşmalara rağmen Hunlardan kaçan kişileri geri vermekten kaçınıyor ve vergi ödemede isteksizlik davranıyordu. Bu gibi sebepler sonucunda II. Balkan seferinin açılmasına karar verildi. 447 yılında Hun ordusu Tuna’yı birkaç noktadan geçerek iki koldan ilerlemeye başladı. Attila, Büyükçekmece’ye kadar ulaştı. Bizans başkentinin kuşatılması için artık hiçbir engel kalmamıştı. Çaresiz kalan İmparator Teodosios, Anatolios’u elçi olarak Attila’ya gönderdi. Neticede Attila barış yapmayı kabul etti ve şartlarını yazdırdı. Bu anlaşmaya Anatolios Barışı denmektedir. Hükümleri ise:

1) Bizans Tuna’nın güneyinde kalan ve Tuna’ya beş günlük mesafedeki yerlerde asker bulundurmayacaktır.

2) Pazarlar: artık bir Hun sınır şehri haline gelen Niş’te Pazar kurulacaktı.

3) Savaş tazminatı olarak 6000 libre altın ödeyecekti.

4) Bizans’ın ödediği vergi üç katına yani 2100 libre altına çıkarılacaktı.

Attila ‘ya Suikast Girişimi

Bizansa ağır gelen vergi Bizans Devleti’nin ekonomik gücünü bile aşıyor idi. Bu yüzden Attila’ ya suikast girişiminde bulunmak istemişlerdi. Hun elçi heyeti Bizans Devleti’nden Hun Devleti’ne dönerken Bizans elçi heyeti de onlarla birlikte Hun ülkesine gidiyordu Amaçları Attila’yı bir suikastla ortadan kaldırmaktı. Attila ajanları sayesinde bu planı  önceden biliyordu ve elçileri konuşturarak ağızlarından  suikast planını öğrenmişti. Elçileri öldürmemişti ve Bizans imparatoruna bir mektup göndermiştir.Mektup ise şöyledir:

“Teodosius, Attila gibi asil bir babanın oğludur. Attila, Muncuk’tan aldığı asaleti muhafaza etmiş, fakat Teodosius Attila’ya haraç vermekle köle durumuna düşmüştür. Teodosius köle durumuna düşmekle dahi kölelik haysiyetini koruyamamıştır. Çünkü efendisi olan Attila’nın canına kıymak istemiştir. ” demiştir.

Batı Roma İle Gerginlik Süreci

Bizans artık Attila’nın üstünlüğünü kabullenmişti. Sıra Batı Roma’ya gelmişti. Batı Roma vergisini aksatmadan vermekteydi. Değişen durumun farkında olan Başkumandan Aetius çevre kavimlerle arasını düzeltmişti.

Şımarık bir prenses olan Roma imparatorunun kız kardeşi Honoria, vaktiyle evlenmek arzusu ile Attila’ya bir nişan yüzüğü göndermişti. Attila da aradan yıllar geçmesine rağmen bu teklifi unutmayarak Honoria’yı eşliğe kabul ettiğini bildirdi. Dolayısıyla tahtta onun da hakkı söz konusu olacaktı. Çeyiz karşılığında da imparatorluğun Honoria’ya düşen yarısını istedi veya prensesin kocası sıfatıyla imparatorluğun idaresine katılma hakkını talep etti. Maksadı sadece Roma İmparatorluğu’na savaş açmak için bahane yaratmak idi. İmparator ve Aetius önce onu oyalama yolunu tuttular. Zaman kazandıktan sonra Aetius teklifi açıkça reddedince, Attila açısından Roma üzerine bir Hun seferi meşru duruma geldi. Vizigotlar, Ren Nehri kıyısındaki Franklar ile Hunlar arasındaki anlaşmazlıklar, savaş havasını iyice olgunlaştıran diğer sebeplerdendi.[7]

Galya, Roma İmparatorluğu’nun asker ve silah deposu konumunda olduğu için Attila onu kaynaklarından yoksun bırakmak amacıyla önce Galya üzerine yürümüştü. İstediğini de elde etmişti. Attila 452 ‘de 100 bin kişilik ordusu ile Alpleri aşarak Po Ovası’na girdi. Güneye doğru ilerleyerek Roma’nın o zamanki başkenti Ravenna’yı tehdide başladı. Saraydakiler büyük bir şekilde telaşlandığı gibi Senato da telaşlanmıştı ve ne olursa olsun barış yapmaya karar vermişti. Kilise de bu görüşe katılınca hitabetiyle ünlü Papa Leon başkanlığında büyük bir heyet hazırlandı. Attila bu heyeti huzuruna kabul etti; Papa imparatorluk ve bütün Hristiyan dünyası adına Türk hükümdardan Roma’yı esirgemesi için aman diledi. Papa’nın ağzından Roma’nın teslim olduğunu öğrenen Attila, bu ricayı kabul etti ve Roma’yı da bağışlamıştı.

Attila ‘nın Ölümü ve Devletin Yıkılması

Tanrının kılıcının Attila’ ya geçtiği İtalya seferinde de anlaşılmıştır. Attila’nın tüm dünya hakimiyetini kazanmak için sadece bir rakibi kalmıştı o da Sasani Devleti idi. Sasanileri yenmek Başbuğ Attila’ ya nasip olmamıştı. Sefer dönüşü 453 yılında düğün gününde ağzından ve burnundan  kanlar boşalarak can vermiştir. Öldüğünde 60 yaşındaydı. Attila’ nın üç oğlu vardı ama maalesef oğulları Başbuğ Attila’nın yerini tutmamıştı. Attila gibi bir hükümdar öldükten sonra merkezi otorite zayıflamıştı. 454 yılında tahta, oğlu İlek geçmiştir fakat Germenler ile savaşta can vermiştir. Devlete bağlı yabancı kavimler tek tek isyan etmeye başlamıştı. Tahta geçen Dengizik, imparatorluğun birliğini sağlamak için çok çaba gösterdi ama başaramadı. 469 yılında Bizans ile savaşta öldü. İrnek ise büyük kardeşleri öldüğü için artık Orta Avrupa’da durmanın zorluğunu anlayarak savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile Karadeniz’in Batı kıyılarına döndü. Arkasından İrnek idaresindeki bu Hun kitlesi Karadeniz’in kuzeyindeki Ogur grupları ile birleşerek Bulgarları meydana getirdiler (482) .

Sonuç

Attila, Türk tarihinde olduğu kadar, dünya tarihinde de arkasında derin izler, hatıralar bırakan bir liderdir. Birçok milletin hafızasında ölümsüzlüğe ulaşmıştır. Onun hakkında İtalya’da, Galya’da, Germen ülkelerinde, Britanya’da, İskandinavya’da ve bütün Orta Avrupa’da yüzyıllar boyu ağızdan ağıza dolaşan efsaneler türemiştir. Roman, resim, heykel sanatlarına konu olmuş, hakkında pek çok kitap yazılmıştır. Tiyatro yazarlarına, kompozitörlere ilham vermiş, adına bir düzineye yakın opera bestelenmiştir. Almanların meşhur Nibelungen Destanı gibi çağdaşı kayıtları, onu babacan, iyiliksever, yüksek vasıflı bir hükümdar olarak tanıtmaktadır. Katı dini taassup içindeki Hristiyan din adamları onun hakkında acımasız, gaddar diye hikayeler uydurmuşlardır.[8]

Kaynakça

Kaynakça

DİPNOTLAR

[1] Bozkır İmparatorluğu Attila/Cengiz Han/Timur RENE GROUSSET s.83

[2] Ali Ahmet Beyoğlu Grek Seyyahı Priskos 5.Asıra göre Avrupa Hunları 1995 s.8

[3] Ahmet Taşağıl Kök Tengri’nin Çocukları s.250

[4] Türkler Ansiklopedisi 1. Cilt s. 1360

[5] Ahmet Taşağıl Kök Tengri’nin Çocukları s.252

[6] Ahmet Taşağıl Kök Tengri’nin Çocukları s.254

[7] Ahmet Taşağıl Kök Tengri’nin Çocukları s.257

[8] Ahmet Taşağıl Kök Tengri’nin Çocukları s.259

KAYNAKÇA

1.Ahmetbeyoğlu Ali ,Grek Seyyahı Priskos 5.Asıra göre Avrupa Hunları,Türk Dünyası Araştırma Vakfı İstanbul, 1995

2.Taşağıl Ahmet,Kök Tengri’nin Çocukları,Bilge Kültür Sanat, İstanbul 10.Basım

3.Türkler Ansiklopedisi 1.CİLT, Ankara:Yeni Türkiye Yayınları 2002

4.Rene Grousset,Bozkır İmparatorluğu,çevirmen:Dr. Reşat Uzmen, İstanbul:Ötüken Neşriyat, 2006

Yazar Hakkında: 

Berk Çetin/ TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir