Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
avrupa
Kaynak: Investing

Avrupa Güvenliği ve Fransa

Uluslararası ilişkiler disiplini sosyal bir bilim olarak ortaya çıktığında ana aktör olarak ‘devlet’i görmekteydi ve bütün analizler bu fikir üzerine inşa ediliyordu. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan devletler arasında kurumsallaşma çabaları sonucunda,  günümüzde de etkisini göstermekte ve aktör olarak sayılmakta olan uluslararası örgütler meydana getirildi.  Bugün aklımıza başat aktör ve politika yapımında ‘etki’ye sahip örgütler arasında Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) gelmektedir. Bu örgütler arasında özellikle Avrupa Birliği uluslar arası yerine uluslar üstü bir yapıya doğru evrilme çabaları nedeniyle diğer örgütlere göre daha çok tartışılan bir konu olmuştur. Bu yazı, konusu itibari ile Avrupa Birliği tarihini kısaca ele alacak olup, Fransa’nın politikaları özelinde,  özellikle ‘Avrupa Güvenliği’ni,  Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un güvenlik sorunsalına getirdiği son zamanlardaki bakış açısıyla birlikte tartışacaktır.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, NATO, ABD, Fransa

1.Avrupa Birliği

1.1. Avrupa Birliği Tarihi

  ‘Avrupa,’ 1648 Vestfalya Barışı’ndan I.Dünya Savaşı’na kadar uluslararası sistemde başat bir figür oynamış, politika yapımında merkez bir güç halinde olmuştur. I. Dünya Savaşı sonrasındaki iki savaş arası dönemde her ne kadar bu başatlığını korumaya gayret etse de özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Batı’daki merkez güç Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru evrilmiştir.-Kuşkusuz atom bombasının bu sonuçtaki rolü yadsınamaz.- II.Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası sistemde merkez güç iki kanada doğru kaymıştır: Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği. Sovyetler etkisindeki Doğu Avrupa hariç; genel olarak Batı ABD bloğuna entegre olmuştur. Bunun en büyük sebebi Avrupa’nın yaşamış olduğu ekonomik, siyasi ve toplumsal çöküntüdür. Hem Avrupa’nın yeniden kalkınması fikrinin ortaya çıkışı- özellikle ABD bu konuda Marshall Planı[1] ile destek vermiştir.- hem de Almanya’nın yeniden başta diğer Avrupa ülkelerine karşı olmak üzere ‘tehdit unsuru’ olmasının engellenmek istenmesi nedeniyle ‘Avrupa Bütünleşmesi’ çalışmaları ivme kazanmıştır. Soğuk Savaş’ın başlaması ve Sovyetler Birliği’nin yarattığı tehdit bütünleşme çalışmalarını teşvik etmiştir.[2] İlk olarak 1951 yılında Paris Antlaşmasının[3] imzalanması ile birlikte Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu(AKÇT) 6 ülke tarafından- Fransa, Batı Almanya, Hollanda, Belçika, Lüksemburg,İtalya- sınırlı konuda entegrasyona gidilse de 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşması ile birlikte işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurulmuştur: Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET),[4] Soğuk Savaş’ın sona erişi ve Sovyetler Birliği’nin dağılışı ile birlikte Doğu’ya doğru genişleme politikası izlemekle birlikte aynı zamanda Aralık 1991 yılında Maastricht Antlaşması’nın imzalanması bugünkü nihai örgüt olan Avrupa Birliği’nin kurulmasını sağlamıştır.

1.2.Avrupa Birliği ve Güvenlik Politikaları

Avrupa Birliği’nin ‘ortak güvenlik’ anlayışı oluşturma fikri yeni ortaya çıkmış değildir. Bu fikir II. Dünya Savaşı sonrasındaki sistemin getirmiş olduğu şartların bir sonucudur. Bu sistemin iki süper gücünün- SSCB ve ABD- meydana getirdiği iki bloklu sistemde Avrupalı devletler kendi aralarında yeni bir savaşın meydana gelmesini önlemek ve Doğu’dan gelen Sovyet tehdidine karşı ortak hareket edebilmek amacıyla oluşturulan bir güvenlik politikasıdır. Bununla birlikte her ne kadar NATO çatısı altında ABD öncülüğünde güvenlikleri korunuyor gibi görünse de süreç boyunca Fransa vb devletlerin ABD kontrolü yerine ‘bağımsız’ bir politika izlemeyi tercih ettikleri de göz ardı edilmemelidir. Sonuç olarak ‘savunma ve güvenlik politikalarının’ başarısı NATO örgütünden –ya da ABD’den- bağımsız karar alabilme potansiyeline bağlı kalmıştır.

1.2.1.Batı Avrupa Birliği

1948 Brüksel Antlaşması ile kurulan Batı Avrupa Birliği(BAB), SSCB tarafından gelebilecek olası saldırılara karşı ortak bir tutum sergilemek amacıyla yapılmış olsa bile Avrupalı devletlerin bunu gerçekleştirebilecek güçleri yoktur. Bu birliğin içinde ABD’nin de olması gerekmektedir.[5] BAB’ ın kurulduğu Mart 1948’de ABD, Kanada ve Britanya ile bir yıl içerisinde Kuzey Atlantik İttifakı (NATO; North Atlantic Treaty Organization) haline gelecek olan örgütlenme için gizli görüşmelere başlamıştır.[6] NATO’nun 1949’da kurulmasıyla birlikte, ortak Avrupa savunması fikri ABD tarafından kendi çıkarları ve tasarıları doğrultusunda yönlendirilmiştir. ABD’nin bu dönemdeki birinci amacı, kendilerini hala ‘büyük güç’ olarak gören Batı Avrupalı müttefiklerine, Sovyetler Birliği’ne karşı mücadelede kendi başatlığını kabul ettirmektir.[7] [8] Bu başatlığını da BAB’ ın aldığı her türlü askeri istişareyi NATO’ya bağlı olarak ve onun üzerinden devam ettireceğinin taahhüdünün verilmesi de bunun en büyük göstergesidir.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun devletler arasında entegrasyon fikrini ortaya çıkarması sonucu federalist düşüncelerin etkisi artmış, ve siyasi ve askeri konularda da entegrasyon sağlama girişimlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Her ne kadar başarısız olsalar da bu girişimlerin ortaya çıkışı önemlidir. Avrupa Savunma Topluluğu ve Avrupa Siyasi Topluluğu olarak iki farklı alanda entegrasyon sağlama ve işbirliğini arttırma yolundaki bu adımlardan Savunma Topluluğu fikri önemlidir.

Avrupa Savunma Topluluğu fikrini ortaya çıkaran Fransız Başbakanı Rene Pleven’dir. Bu proje; Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunda olduğu gibi bir Avrupa Savunma Topluluğu oluşturulması ve bu kapsamda kurulacak askeri gücün kontrolünün de ulus-üstü bir otoriteye verilmesini önermektedir.[9] Her ne kadar antlaşma taraflarca imzalanmış olsa da devletlerin parlamentolarında kabul sürecine gelindiğinde bu antlaşma reddedilmiştir.  Bunun sebebi ise ulusal egemenlik haklarının üst bir kuruma devrinin istenmemesidir. Hem Savunma Topluluğu hem de Siyasi Topluluk fikirlerinin başarısız olması NATO’nun ve ABD’nin Avrupa güvenliği için gerekliliğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte NATO’nun varlığı Avrupalı devletler için ekonomik entegrasyon sürecinin önünü açmış ve özellikle Soğuk Savaş sonrasında imzalanan Maastricht Antlaşması ile birlikte kurulan Avrupa Birliği(AB) uluslararası sistemde ‘aktör’ olarak yerini almıştır.

1.2.2. Soğuk Savaş Sonrası Avrupa Birliği ve Güvenlik Politikaları

   Soğuk Savaş sonrası dönem de üç sütun çerçevesinde kurulan AB –bunlar:  Avrupa Toplulukları, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası(ODGP), Adalet ve İçişlerinde İşbirliği- Doğu Avrupa’ya doğru da genişleme ve konular itibari ile de derinleşme politikası gütmüştür. [10]Üye devletlerin dış politika alanında işbirliği yapmalarını öngören ODGP kapsamında nihai olarak ortak savunma politikasının oluşumu da dahil olmak üzere, güvenliğe ilişkin tüm sorunların ele alınacağı öngörülmüştü.[11] Her ne kadar ODGP Maastricht Antlaşması ile birlikte kabul edilse ve ortak savunma ve güvenlik politikası üretecek kurumların kurulmasına destek verilse de Avrupalı devletlerin tek bir güvenlik politikası düşüncesi ekonomi vb konularda olduğu gibi bir uzlaşıya sahip değildir.

Fransa gibi ABD’ den bağımsız bir güvenlik politikası yürütmek isteyen  devletler olduğu gibi İngiltere gibi ABD yanlısı NATO’ya bağlı bir güvenlik politikası tercih eden ülkeler de mevcuttur. ABD ise AB’nin ekonomik entegrasyonuna verdiği desteği güvenlik konusunda vermemiş ve AB ülkelerinin NATO’ya bağlı kalması isteğini her fırsatta dile getirmiştir. Tüm bunlarla birlikte, 1990 ve sonrasında yaşanan Avrupa’da yaşanan siyasi krizler Avrupa’nın ortak bir güvenlik politikası oluşturma ve onu uygulamadaki başarısızlığını gözler önüne sermiştir. Yugoslavya krizi, Bosna ve Kosova Savaşlarında yaşanan Avrupalı devletlerin müdahalesizliği ve yapılan müdahalenin NATO tarafından gerçekleştirilmesi Avrupa güvenliği konusunda NATO’nun gerekliliğini bir kez daha ortaya koymuştur.[12] Balkanlarda yaşanan bu bunalımlar Avrupalı devletleri harekete geçmeye zorlamıştır. Fransa ve İngiltere arasında yapılan St. Malo Antlaşması Avrupa Güvenlik ve  Savunma Politikasının(AGSP) oluşturulmasına vesile olmuştur. Bu politikanın esas amacı bağımsız ama NATO ile birlikte çalışmaya devam ederek müdahalelerde bulunmaktır.

1.2.3. Helsinki Zirvesi

   1999’daki  Helsinki Zirvesi, özellikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının oluşturulmasına temel sağladığı için önemlidir. NATO’nun Avrupa’daki askeri müdahaleleri ve Avrupa Birliği’nin Balkan sorunundaki başarısızlığı, Avrupa devletlerini 2003 yılına kadar 50-60 bin kişilik kapasiteye sahip bir askeri güç oluşturmaya sevk etmiştir, ve bu güç 2003 yılı itibari ile kullanılmaya başlanmıştır. Bu askeri oluşumun nasıl ve hangi şartlar altında kullanılacağının yol haritasını hazırlayan Javier Solana’ nın belgesi ‘Avrupa Güvenlik Stratejisi’ adı altında üye devletlerce kabul edilmiştir.

Avrupa Güvenlik Stratejisi üye devletlerin hangi unsurları küresel tehdit olarak gördüğünü sıralamıştır ve bu yönüyle ABD’den farklılık göstermiştir. ABD gibi terör gruplarını tehdit unsuru olarak görmekle birlikte suç örgütlerini, bölgesel sorunları da dikkate aldığını bu belge ile göstermiştir. Aynı zamanda Avrupa’nın ABD  ve NATO ile uzlaşı içinde olduğunu ve Avrupa güvenliğini sağlamada ABD’yi partneri olarak gördüğünün altını çizmiştir. Belge de öncelikle kendileri için değer verdikleri konular hakkında çalıştıklarını belirtmiş;

  ‘Yoksulluk ve eşitsizliği azaltarak, iyi yönetişimi ve insan haklarını teşvik ederek, kalkınmaya yardım ederek ve çatışma ve güvensizliğin temel nedenlerini ele alarak insan güvenliğini sağlamak için çalıştık.’[13]

Bununla birlikte Birleşmiş Milletler’ i sistemde üst bir yapı olarak tanıdıklarını belirtmiş ve NATO’ yu partneri olarak tanımlayarak; onunla birlikte yapacağı stratejik çalışmaların devamlılığını vurgulamıştır:

 BM, uluslararası sistemin tepesinde duruyor. AB’nin güvenlik alanında yaptığı her şey BM hedefleriyle ilişkilendirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve dünyadaki ortaklarımızla birlikte çalışarak çok taraflılığı yenilemek için eşsiz bir anımız var.

Avrupa için, transatlantik ortaklık, ortak tarih ve sorumluluklara dayanarak, yeri doldurulamaz bir temel olmaya devam ediyor. AB ve NATO, kriz yönetiminde daha iyi bir işbirliği için stratejik ortaklıklarını derinleştirmelidir.[14]

Avrupa Güvenlik Stratejisi, NATO(ABD) ile yaptığı ortaklığın yanında ‘konu’ belirlemede daha geniş bir yelpaze çizmesi ve NATO’dan bağımsız – bazen ondan alarak üstlendiği –görevlerle başarılı bir ivme yakalaması bakımından ve bu nedenler dolayısıyla kendi farklılığını oluşturma noktasında önem taşımaktadır.

    1998-2003 yılları arasındaki temel tartışma konusu AGSP’ nin NATO’dan ne kadar bağımsız olacağı, Avrupa’nın NATO’dan bağımsız savunma yetenekleri geliştirip geliştirmeyeceği olmuştur. Birlik üyeleri arasında bu konuda bir mutabakat sağlanamamıştır. 11 Eylül terör saldırıları ve değişen tehdit algılamaları hem ABD’nin hem de AB’nin ortak tehditlerle mücadele etmeleri gerektiğini ortaya koymuştur. 2003 yılında yayımlanan Avrupa Birliği Stratejik Güvenlik Belgesinde uluslar arası terörizm, yasa dışı göç, iklim değişikliği, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele, enerji kaynaklarının ve aktarım hatlarının güveliği, demokrasi ve insan haklarının korunması konularına vurgu yapılmıştır. 21.yüzyılın ilk çeyreğinde NATO(ABD) benzer tehditlerle yüzleşmek durumundadır.[15]

Avrupa Birliği, tam olarak askeri donanımlı bir ordu kuramamış olsa da birçok ‘ortak güvenlik ve savunma’ politikasını hayata geçirmiştir. Bununla birlikte hala NATO(ABD) ya bağlılığı da devam etmektedir. Hem içeride yaşanan fikir ayrılıkları ve devletlerin ulusal egemenlik gibi konularda göstermiş oldukları farklı tepkiler hem de dışarıda ABD’nin kendisinin hegemon güç olduğunu öne çıkarması ve örgüt dışında yeni bir ittifak oluşmasını istememesi bu durumun başlıca sebepleridir. Bu yazı, konusu itibari ile Avrupa güvenliği başlığına Fransa ve onun politikaları özelinde devam edecektir.

2.Fransa Dış Politikası ve Güvenlik Anlayışı

  1. Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın ana politikası Almanya’nın bir daha Avrupa ama özellikle de kendisi için tehdit unsuru olmasını engellemekti. Almanya’nın savaş sonrası imzalamak zorunda kaldığı Versay Antlaşması hükümleri en çok Fransa’yı tatmin etmekteydi; ama bu ağır antlaşmanın Avrupa kıtası için bedeli ilkine göre çok daha ağır bir savaşın Avrupa’nın kalbinde patlak vermesine yol açtı: II.Dünya Savaşı. Bu savaş Avrupalı devletlere birçok ders verdi. Bunlardan en önemlisi ise; artık ABD olmadan Avrupa’nın kendi güvenliğini sağlama da yetersiz oluşunun meydana çıkması ama en önemlisi ise artık merkezin daha batıya kaymasına yani ABD’nin sistemde politika oluşturan başat aktör olmasına yol açtı. ABD’den alınmış olunan ekonomik yardımlarla krizi aşmaya çalışan Avrupa,  güvenlik politikasını ise NATO’ ya bağladı (ama tamamen değil).

İki büyük savaşta da birbirine düşman olan Almanya ve Fransa ise Avrupa entegrasyonu çatısı altında ( o zaman ki tarihlerde Batı Almanya ile) işbirliği yolunu hem kendi hem ortak çıkarları için tercih etme yoluna gitmişlerdir. Kömür ve çelik üzerinde başlayan süreç boyunca sadece ekonomik değil siyasi ve sosyal alanlara da yayılarak birçok işbirliği alanı ortaya konulmuştur.

Avrupa ekonomik entegrasyonu sürecinde NATO üyesi de olan Fransa’nın ABD ile inişli çıkışlı bir ilişkisi olduğu ve bunun Avrupa güvenlik politikalarına etkisi yadsınmamalıdır. Sözgelimi, Charles De Gaulle 1961’deki Berlin Krizi ve 1962’deki Küba füze kirizi konularında Başkan John Kennedy’ye destek vermişse de, birçok konuda Fransa’nın ulusal çıkarlarını göz önüne alarak davranmıştır. 1966 yılında Fransa’nın NATO’nun askeri kanadından çekilmesi bunlardan biridir.[16] Fransa için önemli olan ‘Avrupa’nın güçlü olmasıdır. Fransa’nın başarısız bir politika olsa da  ‘Avrupa Savunma Topluluğu’ sonrasında İngiltere ile yapılan St. Malo zirveleri ve son olarak özellikle Brexit sonrası Avrupa Birliği’nin diğer başat figürü olan Almanya ile sık yapılan müzakere görüşmeleri Fransa’nın hala AB’yi güçlü tutma isteğini gözler önüne sermektedir. Özellikle son dönemler de yaşanan Macron-Trump çekişmesini bu bağlamda ele almak mümkündür.

2.1.Emmanuel Macron ve NATO-AB İkilemi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, seçim sırasında rakibi Marine Le Pen gibi ‘Frexit’ düşüncelerine ve AB karşıtlığına yakın bakmamakla birlikte AB’nin bir reformasyon sürecine ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Avrupa Birliği’nin başat aktörlerinden olan Almanya ile birlikte bunun yapılabileceğini öngörmüş birçok kere Almanya Şansölyesi Merkel ile görüşme gerçekleştirmiştir. Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi yayınlanan mektubunda da reform isteğini belirtmiştir:

‘Kıtamız için son derece belirleyici bir dönemdeyiz. Ortaklaşa, değişen bir dünyada, medeniyetimizin biçimini politik ve kültürel olarak yeniden tanımlamamız gereken bir an. Bu Avrupa Rönesans’ının zamanı. Geri çekilme ve bölünme önerilerinin karşısında direnerek, bu Rönesans’ı üç hedef etrafında gerçekleştirmeyi öneriyorum: Özgürlük, koruma ve ilerleme” [17]

Her ne kadar Almanya Avrupa’da reform sürecine sıcak bakıyor olsa da Macron’un Avrupa’nın güvenliğini NATO dışına taşıma fikrine sıcak bakmamaktadır. Bununla birlikte NATO’da siyasi ve askeri olarak güçlü konumunun dışında NATO’ya verdiği ekonomik destekte de büyük paya sahip olan ABD  Avrupa ordusu fikrine sıcak bakmamakta; hatta yeni bir ordu kurulması fikri yerine NATO’ ya Avrupa ülkelerinin daha çok katkı payı vermeleri gerektiğini dile getirmektedir.

Göreve geldikten sonra Avrupa ordusu fikrini dile getiren Macron isteğini 6 Kasım 2018 ‘de bir radyoya verdiği demeçte şu şekilde belirtmiştir:

 “Gerçek bir Avrupa ordusuna sahip olmadıkça Avrupalıları koruyamayacağız. Tehditkar olabileceğini gösteren ve sınırlarımıza dayanmış bir Rusya’ya karşı, daha egemen, ABD’ye bağımlı olmayan ve tek başına kendini savunan bir Avrupa’ya ihtiyacımız var”[18]

Sözlerinde Trump’ ın ve onun aldığı kararların Avrupa’nın geleceği açısından tehlikeli olduğunu belirten Macron’a Trump’ın yanıtı Twitter üzerinden olmuştur:

“Macron, ABD, Rusya ve Çin’e karşı Avrupa Ordusu kurulmasını öneriyor. Ancak 1. ve 2. Dünya Savaşı’nın sebebi Almanya’ydı. ABD gelene kadar Paris’te Almanca öğrenmeye başlamışlardı. NATO‘ya para ödeyin ya da ödemeyin” dedi.[19] 

ABD’nin her seferinde NATO’ya destek için Avrupa’ya yaptığı bu söylemin örneğini her zaman görmek mümkündür. ABD’nin de Avrupa’dan beklentisinin, savunma kapasitesini arttırarak, NATO’ ya daha fazla katkı yapması olduğudur. Haziran 2011’de NATO Genel Sekreteri de, kapasitenin yetersiz olduğunu ve Avrupalıların savunmaya yatırım yapmaları gerektiğini dile getirmiştir.[20]  Almanya Savunma Bakanı’ da NATO’ya verilecek mali desteğin arttırılmasına ilişkin çalışmalar olduğunu ve bunun NATO zirvesinde ele alınacağını değinmiştir. Almanya her ne kadar savunma harcamalarının arttırılmasından yana bir tutum sergilese de Fransa bu düşüncenin karşısında yer almaktadır.

Son olarak geçtiğimiz günlerde  gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesi Macron’ un yaptığı açıklamalar Zirveyi daha dikkat çekici bir hale getirmiştir. Macron NATO Zirvesi öncesi İngiliz dergisi olan The Economist’ e  yaptığı açıklamasında NATO’ya karşı olan memnuniyetsizliğini beyan etmiştir: “Şu an deneyimlediğimiz şey, NATO’nun beyin ölümüdür”  ifadesini kullanmıştır.[21] Bu ifadenin ardından başta ABD Başkanı Trump olmak üzere Avrupalı devletler de Macron’la aynı fikirde olmadıklarını vurgulamışlardır. Trump Macron’un sözlerini ‘saygısızca’ olarak nitelendirirken Almanya Şansölyesi Merkel’de NATO’nun hala güvenlik sağlama konusunda mihenk taşı olduğunu vurgulamıştır. Tüm bu tartışmaların gölgesi altında geçen NATO Zirvesi’nde devlet adamlarının ikili görüşmeleri soğuk bir hava da geçmesine ve Macron’un ‘sözlerimin arkasındayım’  vurgusuna rağmen NATO’ da ‘birlik’ vurgusu yapılmıştır.

Sonuç

   Avrupa Birliği, kuruluşu itibari ile Avrupa devletlerinin kendi içinde entegrasyonunu ilk önce ekonomik olarak sağlamışsa da konuların derinleşmesi ile birlikte ‘güvenlik’ üzerinde de bir konsensüs sağlanamamıştır. Gerek devletlerin kendi iç dinamikleri ve ‘egemenlik’ vurgusun gerek de dış etkenlerin; ki bu nokta da ABD ‘ nin etkisi yadsınamaz, AB’ye özel bir ‘askeri ordu’ kurulamamıştır.

Fransa’nın diğer Avrupa devletlerinden farklı olarak ABD’den bağımsız politika izleme isteği değişen hükümet dönemlerinde kendini hala göstermektedir. Son dönemler de yaşanan Macron ve Trump’ ın atışmaları Fransa’nın hala bu politikayı yürütme isteğini gözler önüne sermektedir. Her ne kadar AB ‘de yapmış olduğu birçok politika da güvenlik konusunda birçok antlaşma imzalasa da hala donanımlı bir orduya sahip değildir. Bugün Avrupa, güvenlik konusunda hala NATO sistemine bağlı bulunmaktadır. Fransa’nın bugün ki konjonktür de ‘ordu’ ve ‘ABD’den özerk bir güvenlik anlayışı’ çağrısı yanıtsız kalmış görünmektedir. Avrupa Birliği’nin yakın tarihte de bu şekilde bir kuruluşa gitmesi olası görünmemektedir.

 

Bu yazının yazılmasında yardımlarını ve desteklerini esirgemeyen Berk Gökçen ve Hüseyin Şimşek’e teşekkür ederim.

 

 

Kaynakça

Armaoğlu, Fahir, 20.yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, Kronik Kitap,24.Baskı,2018

Çomak H., Sancaktar C., Demir S., Uluslararası Güvenlik,Beta Yayınları,2016,

Der.Kaya, A.,Düzgit Aydın S., Gürsoy, Y., Beşgül Onursal Ö., Avrupa Birliği’ne Giriş, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,3.Baskı,2016

Sander, Oral,  Siyasi Tarih 1918-1994,İmge Kitabevi,26.Baskı,2016

Sönmezoğlu Faruk, Bayır Özgün Erler, Dış Politika Karşılaştırmalı Bir Analiz, Der yayınları,2014

İnternet Kaynakları

European Security Strategy A Secure Europe In A Better World, Javier Solana https://www.consilium.europa.eu/en/documents-publications/publications/european-security-strategy-secure-europe-better-world/ (E.T.24.11.2019)

 

Avrupa Birliği’nin Tarihçesi-Avrupa Birliği Başkanlığı https://www.ab.gov.tr/_105.html (E.T.17.11.2019)

 

Macron’dan Avrupa Rönesansı önerisi https://www.amerikaninsesi.com/a/macron-dan-avrupa-ronesansi-onerisi/4813722.html (E.T.03.12.2019)

 

Macron’dan Avrupa Ordusu çağrısı https://tr.sputniknews.com/avrupa/201811061036015030-macrondan-avrupa-ordusu-cagrisi/  (E.T.05.12.2019)

 

Trump’tan Macron’ a çok sert tepki https://www.cnnturk.com/dunya/trumptan-macrona-cok-sert-tepki (E.T.05.12.2019)

 

Nato’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti https://tr.euronews.com/2019/11/07/fransa-cumhurbaskani-macron-nato-nun-beyin-olumu-gerceklesti (E.T.05.12.2019)

 

[1] Marshall Planı, ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın Avrupa’nın çöken ve yeniden toparlanması gereken ekonomisine yönelik bulduğu bir çözümdür. Bu plana göre, ABD’nin Avrupa’nın bozulan ekonomisini düzeltmek amacıyla vermiş olduğu milyarlarca doların planlanmadan, gelişime yönelik harcamalar yerine verimli olmayan yerlere gitmesi yerine; ilk önce Avrupa’nın kendi içinde ekonomik işbirliği yoluna giderek kendi eksikliklerini ortaya çıkaracak bir ekonomik plan hazırlanması, ABD’nin gerekli yardımı bu planı esas alarak yapması üzerine kurulu bir plandır. (Ayrıntılı bknz. 20.yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995,Fahir Armaoğlu, Kronik Kitap,24.Baskı,2018,s.337-338)  Ayrıca Avrupa ülkelerinin bu ekonomik sıkıntılarının uzun sürede ABD için de kötü sonuçları olurdu ve bu yüzden ABD söz konusu yardımı yapmak durumundaydı.( Ayrıntılı bilgi için Bakınız Siyasi Tarih 1918-1994,Oral Sander,İmge Kitabevi,26.Baskı,2016 s.259-260)

[2] Avrupa Birliği’ne Giriş,Ayhan Kaya,Senem Aydın Düzgit,Yaprak Gürsoy,Özge Onursal Beşgül,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,3.Baskı,2016,giriş,s.3

[3] Paris Antlaşmasının meydana gelmesinde Schuman Deklarasyonu önem taşımaktadır. Fransa Planlama Teşkilatı müsteşarı Jean Monnet tarafından hazırlanan Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından deklare edilen plana göre, başta Almanya ve Fransa olmak üzere Benelüks ülkeleri ve İtalya arasında savaş sanayisinin temel girdisi olan kömür ve çelik üretiminin ve kullanımın kontrolünü ulus-üstü bir otoriteye devrini öngörmektedir.(Ayrıntılı bknz. Uluslararası Güvenlik,Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının İnşası,Ufuk Cerrah,Beta Yayınları,2016,s.633)

[4] Ayrıntılı bilgi için bknz. Avrupa Birliği’nin Tarihçesi-Avrupa Birliği Başkanlığı https://www.ab.gov.tr/_105.html (E.T.17.11.2019)

[5] Güvenlik politikalarında meydana gelen bu ‘bağımlılık’ Avrupa’da ‘ortak güvenlik,’ ‘ortak savunma’ politikalarının hala tam olarak bağımsız bir şekilde yürütülememesinin temel sebeplerinden biri olacaktır.

[6] Lundestad,G.,Empire by Integration,Oxford University Press,Oxford,1998,s.40 aktaran Avrupa Birliği’ne Giriş,Ayhan Kaya,Senem Aydın Düzgit,Yaprak Gürsoy,Özge Onursal Beşgül,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,3.Baskı,2016,s.253

 

[7]  Avrupa Birliği’ne Giriş,Ayhan Kaya,Senem Aydın Düzgit,Yaprak Gürsoy,Özge Onursal Beşgül,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,3.Baskı,2016,s.253

 

[8] ABD’nin NATO’yu Avrupalı devletlerin güvenliklerini korumak için yeterli; başka herhangi bir örgüt/kurumunu ise  ‘gereksiz’ olarak gören dış politikasının benzer anlayışını devam ettirdiğini yazının ilerleyen kısmında örnek olay üzerinden anlatılacaktır.

[9] Uluslararası Güvenlik, Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının İnşası, Ufuk Cerrah,Beta Yayınları,2016,s.633

 

[10] Yazı konusu itibari ile 1. ve 3.sütuna değinilmeyecektir.

[11] NATO-AB İlişkileri İşbirliği ve Çatışma Dinamikleri, Sinem Akgül Açıkmeşe,Cihan Dizdaroğlu,İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,2013,s.22

[12] Soğuk Savaş boyunca iki karşıt bloğunda güvenlik ve askeri kurumu vardı: Varşova Paktı ve NATO. Her ne kadar bu kurumlar birbirinin antitezi olsa da SSCB’nin yıkılışı sonrası NATO varlığını devam ettirdi. NATO’nun varlık sebebinin ortadan kalkışı birçok tartışmayı beraberinde getirse de Balkanlarda yaşanan krizler NATO’nun hala Avrupa ve ABD için gerekli olduğunu ortaya çıkardı. Bugün hala varlığını devam ettirebilen ve en büyük kurumsal örgütlerden biri olan NATO uluslararası sistemde aktör olarak konumunu devam ettirmektedir.

[13] European Security Strategy A Secure Europe In A Better World, Javier Solana https://www.consilium.europa.eu/en/documents-publications/publications/european-security-strategy-secure-europe-better-world/ (E.T.24.11.2019) p.8

[14] European Security Strategy A Secure Europe In A Better World, Javier Solana https://www.consilium.europa.eu/en/documents-publications/publications/european-security-strategy-secure-europe-better-world/ p.9

[15] Uluslararası Güvenlik, Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının İnşası, Ufuk Cerrah,Beta Yayınları,2016,s.644

[16] Fransa’nın Dış Politikası Y.Yeşim Özer, Dış Politika Karşılaştırmalı Bir Analiz,Der yayınları,2014, s.243-244

[17] Macron’dan Avrupa Rönesansı önerisi https://www.amerikaninsesi.com/a/macron-dan-avrupa-ronesansi-onerisi/4813722.html (E.T.03.12.2019)

[18]Macron’dan Avrupa Ordusu çağrısı https://tr.sputniknews.com/avrupa/201811061036015030-macrondan-avrupa-ordusu-cagrisi/  (E.T.05.12.2019)

[19] Trump’tan Macron’ a çok sert tepki https://www.cnnturk.com/dunya/trumptan-macrona-cok-sert-tepki (E.T.05.12.2019)

[20] Aktaran,Fransa’nın Dış Politikası Y.Yeşim Özer, Dış Politika Karşılaştırmalı Bir Analiz,Der yayınları,2014, s.246

 

[21] Nato’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti https://tr.euronews.com/2019/11/07/fransa-cumhurbaskani-macron-nato-nun-beyin-olumu-gerceklesti (E.T.05.12.2019)