Atatürk'ün Türk Dili ve Alfabede Yaptığı Yenilik Çalışmaları

Atatürk’ün Türk Dili ve Alfabede Yaptığı Yenilik Çalışmaları

Giriş

Yeni bir ulus devlet oluşumunda en etkin adımlar belirtilerek; dilin ve alfabenin önemi, Atatürk’ün yaptığı yenilik çalışmaları bu analizde ele alınacaktır. Yeni bir ulus devlet inşaasında önemli olan etkenler şöyledir:

  1. Bütün ülke topraklarında geçerli bir kamu gücünün oluşturulması,
  2. Din ve dil ifadelerinde oluşan bir standartlaşma,
  3. Egemenliğin meşru zemine taşındığı anayasal düzenin tesisi,
  4. Siyasal vatandaşlık ve toplumsal refahın yerleşmesini öngören bir sosyal devrimin sağlanmasıdır.[1]

Siyasal birliktelik; dil birliği, yurt birliği, ırk ve köken birliği, tarihsel birliktelik ve ahlaki yakınlık önemli rol oynamaktadır. Atatürk çok erken yaşlardan beri, dilin bir milletin varlığı ve kimliği bakımından öneminin farkındaydı ve bu konuda son derece hassas idi.  Yaşadığı dönemde ulusallaşma Osmanlı topraklarına sıçramış ve Balkanlar’da birden fazla ulusa dayalı devlet kurulmuştu. Atatürk yaşadığı bu deneyimlerle, dünyadaki gelişmeleri, Türk ulusuyla birlikte Türkçe’nin Osmanlı Devleti içinde ihmal edilmiş, hatta dışlanmış ve aşağılanmış olduğunu görüyordu. Bu ve benzeri yaşadıkları, onun kafasında dil konusunda bazı şeylerin yavaş yavaş şekillenmesini sağlamıştır.

Ali Ulvi Elöven’in araştırmasına göre; Selanik Askeri Rüştiyesi’nde Atatürk, “Çocuklara Rehber” adlı dergide soru-bulmaca yarışmasına katılmıştır. Bu dergi öz Türkçe’ye ağırlık veren terkipsiz dil kullanmaya özen gösteren bir dergiydi. Özellikle Serezli Öğretmen Sadi bu konuda çok hassastı ve ’’ Yazmak okumak içindir, okumak da anlamak içindir, anlatmak bundan sonra başlar’’ derdi. 24 Kasım 1897 ve 3 Haziran 1897 sayısında soruları çözenler arasında Atatürk de vardı. Demek ki Türkçecilik akımı o dönemde vardı. Sonraki yıllarda ‘’Genç Kalemler’’ dergisinde Ziya Gökalp’i izleyen Kemal, Türkçe‘nin Arapça ve Farsça‘dan ayıklanmasına kanaat getirdi.

Atatürk “Doğu’da Silvan’da XVI. Kolordu’da görevliyken Emin Yurdakul şiirleri ile Tevfik Fikret ‘in Rübab-ı Şikeste’sini okuduktan sonra: 10 Aralık 1916 da ‘’ Emin Bey’i ve Tevfik Fikret’i okuyup mukayese yaptım. Türkçe ve Arapça olanda da aynı derecede Arapça Farsça kelimeler var’’ diyerek aslında bu kelimelerin dilimize ne kadar yerleşmiş olduğuna da dikkat çekiyordu. Yabancı kalıplardan dili kurtarıp ari bir Türkçe’ye çevirme düşüncesi o zamanda Atatürk’ün kafasına yer etmişti. Son senelerde Atatürk’ün üzerinde fazlaca durduğu, herkesin bildiği gibi, dil meseleleri idi. Bundan gayesi, ‘dil’ in Türkçeleştirilmesi ve zenginleştirilmesi ile beraber akademik bir hüviyet kazanması idi.[2]

Atatürk dil alanında birçok yenilikler yaparak bu alanda çok büyük gelişmelere imza attı. Atatürk milletin birliğinin ve bütünlüğünün dil ile olabileceğini düşünürdü ve bunu son derece önemserdi. Bu yüzden Türk Dil Kurumu’nu açmasının yanında Türk dili ile ilgili de birçok yenilik ve çalışma yapmıştır. Ayrıca bildiği dillerden Fransızca vasıtasıyla Batı dünyasını, Arapça vasıtasıyla Doğu dünyasını okumuş ve dil konusunda yabancı kaynakları da takip etme imkânı olmuştur.

 

1. Dil ve Alfabe Konusunda Okuduğu Kitaplar

Atatürk’ün okuduğu kitapların bütününe bakıldığı zaman, O’nun dünyayı, insanı tanımak, anlamak istediğini, insanın köklerinin tarihsel macerası, dil, tarih ve kültür ile ilgili eserleri okumaya ağırlık verdiğini görüyoruz.

Atatürk’ün kitaplığındaki kitapların çoğunluğu kendi araştırmaları neticesinde kendi satın aldığı kitaplardır. Bunlara ihtiyaç kitapları denilmektedir. Bu kitaplar Atatürk’ün düşün dünyasını doğrudan etkileyen kitaplardır. Bazı kitaplar dostları tarafından hediye edilen kitaplardır. Bazıları ise yazarların takdim ettiği kitaplardır.

Atatürk’ün okuduğu kitaplar arasında eski Anadolu uygarlıkları ve dilleri önemli bir yer tutardı. O insanlık tarihinin,  dil ve kültürünün olduğu her alanda Türk milletinin ve dilinin izlerini araştırmıştır. Türk dili tarihi, çağdaş Türk lehçeleri, Türk tarihi ve Türk dünyası coğrafyası konusunda çok sayıda eser okumuştur. Atatürk’ün okuduğu dil ile ilgili kitaplar, cilt sayılarıyla birlikte toplam 71 tanedir. Bunlardan 53’ü sözlük, 7’si gramer, 6’sı genel Türkoloji, 4’ü genel dilbilimi, 1’i alfabe şeklindedir. Sözlüklerin 16’sı Türkiye Türkçesi ile ilgili, 25 tanesi de Çağatay, Uygur, Tatar, Kırgız, Yakut, Çuvaş, Altay, Azerbaycan Türkçeleriyle ilgilidir. Genel Türkoloji konusunda ise 6 eser mevcuttur.

Türkoloji dalındaki eserleri eski Türk yazıtları, Sümerce ve Türkoloji araştırmaları ile ilgilidir. Alfabe ile ilgili kitap da Türk alfabe reformunu ele alan bir çalışmadır. Genelde dillerin ve toplumların kökenlerine ilişkin olan 4 dil bilim kitabı Atatürk’ün  kütüphanesinde yer almaktadır.[3] Atatürk’ün kitaplığında hediye edilen çeşitli kitapların yansıra kendi satın aldırdığı tarih, sosyoloji, ekonomi ve bilhassa dil konulan ile ilgili olanlar çoğunluktaydı.[4] Atatürk’ün ihtiyaç (gereksinim) okumalarına örnek olarak hukuk, tarih, dil ve din alanındaki okumaları gösterilebilir.

 

2. Dil Konusunda Uygulamaları

Atatürk’ün dil ve alfabe konusunda yaptığı çalışma ve faaliyete geçirdiği uygulamalar şunlardır:

Türk Dil Kurumu ile Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini, Türk dilini, tarihini ve coğrafyasını araştırmaları için özel olarak kurdurmuştur. Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi ve Türkçe’nin Sümerce ile ilişkisi, Anadolu uygarlıklarıyla Türklük arasındaki ilişkiler araştırılmıştır.[5] Yeni bir ulus devlet yaratma adına diğer unsurların yanısıra dilde birliği sağlama çalışmaları yapılmıştır. Tüm dillerin anasının Sümerce olduğunu ispatlama çalışması çerçevesinde Atatürk Güneş Dil Teorisi çalışmalarını başlatmıştır. 1928 yılında dil devriminin ardından başlatılan ‘’Vatandaş Türkçe Konuş’’ kampanyaları ulus devlet oluşumunun önemli yöntemlerinden biri olmuştur.[6] Ardından dil yabancı kalıplardan kurtarılıp ari bir Türkçe’ ye dönme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Özellikle Cumhuriyet‘in ilanından sonra dilde sadeleşme çalışmalarına hız verilmiştir.

Bu çalışmaların sonucu olarak Latin Alfabesinin kabulü 1 Kasım 1928 tarihinde resmen gerçekleşmiştir. Bunun öncesinde 1924 ile 1928 yılları arasında yeni alfabenin kabulü için ortam hazırlanmıştır. Ardından 1935 yılında Atatürk tarafından “Güneş Dil Teorisi” geliştirilmiştir. Anadolu’da daha önce yaşamış uygarlıkların dillerini Türkçe ile özdeşleştirerek Türklerin ya da Türk soyunun aslında Anadolu’da yüzyıllardan beri var olduğunu ispat etme çalışması yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk, tüm dillerin Türkçeden geldiği tezine dayalı bir dilbilim kuramı olan Güneş Dil Teorisi’ne destek vermiştir. Ancak bu teori dilbilimciler tarafından kabul görmediği için zaman içerisinde önemini kaybetmiştir.

1936-1938 dönemi Türk Dili ile İlgili çalışmalara bakıldığında: Bu dönemde bilim terimlerinin Türkçeleştiği görülmektedir. Zooloji, kimya, fizik ve benzeri bilim dallarında bulunan terimler Türkçe olarak kullanılmaya başlanmıştır. Atatürk 48 sayfalık geometri kitabı yazmıştır ve tamamı Türkçe terimlerden oluşmuştur. Açı, açıortay, çember gibi terimleri Osmanlıcadan Türkçeye çevirerek ilk defa kullanan da Atatürk olup bu konulara değindiği bir de geometri kitabı yazmıştır.

 

3. Söylevleri

Atatürk dil ve alfabe konusuna önem vererek, harf devrimini gerçekleştirmiştir. Dil ve alfabe alanında çalışmalar yaparak pek çok faaliyeti uygulamaya geçirmiştir. Her fırsatta dil ve alfabe konusunun önemini vurgulamıştır. Dil ve alfabe konusunda bazı söylevleri şunlardır:

Sadri Maksudi Arsal’ın 02.09.1930 tarihinde ‘’Türk dili için’’ yapıtında şunu yazacaktır: “Ülkesini yüksek istiklalini korumayı bilen Türk Milleti, dilinide yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Atatürk’ün Türk dili ile ilgili diğer iki söylevi şöyledir: “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin.

Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakının ananelerinin hatıralarının, menfaatlerinin; kısacası bugün milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.[7]

Atatürk’ün 4 Mayıs 1924 Tarihinde New York Herald muhabirine verdiği demecinde; “Bizimle dört yüz sene yaşamış olan yerli Rumlar, günün birinde kendilerini gayrimüstahlâs addederek Türklerin boyunduruğundan kurtulacakları günü düşünmeye başladılar. Mekteplerinde kendi lisanlarını ve dinlerini talim ettiler ve taht-ı hâkimiyetinde yaşadıkları hükümeti yabancı saydılar. Diğer milletlerle aynı hal vaki oldu. Türkiye‘de mektepler ve kiliseler tahrikâtın ocağı idi. Gayrimüslim anasır, hatta imparatorluk hududu dâhilindeki Müslüman Araplar, aynı maksatla mekteplerinde Türk lisanının talimini ihmal ettiler. Böyle bir vaziyete İngiltere, Fransa, Amerika veya her hangi bir milletin ne kadar zaman tahammül edebileceklerini sorarız.[8]

1924 Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.

9/10 Ağu. 1928 Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir.” söylevleri yer almıştır.

 

4. Dilin Arındırılması ve Güneş Dil Teorisi

Atatürk daha öğrencilik döneminde TASFİYECİLER diye adlandırılan araştırmacılardan yanaydı. Türkçe‘nin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini hep söylerdi. Atatürk Türkçeyi öz kaynaklarına dayanarak eski zenginliğine kavuşturma düşüncesindedir. Cumhuriyetin ilanından önce halk Türkçe konuşuyorken devlet yöneticileri ve aydınlar Osmanlıca konuşuyordu bu durum devlet içerisindeki bütünlüğe engel teşkil ediyordu. Ayrıca Osmanlıca; Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı bir dil haline gelmişti. Bu dil sadeleşmeliydi. Tanzimat sonrası 19. yüzyıl ortalarında dil sadeleştirilmeye çalışılsa da başarılı olunamadı. Cumhuriyet sonrası Atatürk öz kaynaklara dönmeyi tekrar denedi.

Türkçe‘ye en az Atatürk kadar önem veren Ziya Gökalp ise Türkçeleşmiş Türkçe diye yabancı kökenli sözcüklerin dilden atılmasına karşıdır.[9] Ancak buradaki en büyük sorun Türklerin Arap ve Farslılarla karşılaştıktan sonra dile giren kelimelerde yaşanıyordu. Onlara Türkçe bir karşılık bulmak -geçmişte olmadığı için- imkânsızdı ama gerekiyordu. Atatürk bu konuda da bazı çalışmalar yaptı. Örneğin orta öğretim geometri terimlerini bizzat Atatürk Türkçeleştirerek dilimize kazandırmıştır.[10]

Ancak halkın yıllardır kullandığı Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri değiştirmek -aynı Osmanlı elitlerinin kullandığı dil ile halkın kullandığı dilin farklı olması gibi- yeni sorunları beraberinde getirdi. Örneğin kitap yerine bitik, kitapçı yerine bitikçi ya da zihin yerine anlak vb. sözlerini kullanmak hem Türkçe‘nin kurallarına uymuyor hem de Türkçeyi daha da sığlaştırıyordu. Bir başka örnek de Atatürk’ün söylevinden “Aydın Saylavlar! Kültür sınavımızı, yeni ve modern esaslara göre, teşkilâtlandırmaya durmadan devam ediyoruz. Türk tarih ve dil çalışmaları büyük inanla beklenilen ışıklı verimlerini…”  cümlesi, Atatürk’ün Türkçeleşmiş kelime kullanımına örnek olarak verilebilir.

Atatürk’e, 1935 yılında Viyanalı Doktor Phill H. Kvergiç*, daha önce hiç yayımlamadığı 41 sayfalık bir çalışmasını göndermiştir. (Kitabın Atatürk’ün kütüphanesindeki işaretlediği yerler ekte yer alıyor.) Bu çalışmanın adı “Türk Dillerinin Psikolojisidir.” Atatürk, bu çalışmayı beğenmiş ve üzerinde çalışılması, incelenmesi üzerine dil heyetine göndermiştir. Dil heyeti çalışmayı temelsiz bulmuştur. Atatürk’ün ısrarı üzerine, Abdülkadir İnan, Naim Nazım ve Hasan Reşit gibi bilim adamları, bu çalışmadan hareketle “Güneş Dil Teorisini” oluşturmuşlardır. Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi ve Türkçenin Sümerce ile ilişkisi ve Anadolu uygarlıklarıyla Türklük arasındaki ilişkiler hep bu bağlamda gündeme gelmiştir.[11]

Güneş Dil Teorisi‘yle ilgili yazılar; Hâkimiyet-i Milliye ismiyle yayın hayatına başlayan daha sonra 28 Kasım 1934 yılında Atatürk’ün isteğiyle Ulus ismini alan gazetede,  Atatürk farklı isimler altında makaleler yazmıştır.

Burada amaçlananlardan biri; Avrupa’da yaygınlaşan ari ırk kavramına bir gönderme olarak tüm dillerin kaynağının Türkçe olduğunu vurgulamaktır. Böylelikle Türk toplumuna bir özgüven de kazandırmak amaçlanmıştır.  Bir diğer neden ise Atatürk’ün geçmişte yaşayan tüm Anadolu kavimlerine sahip çıkarak bu toprakların behsedilen kavimlerin eskiden beri yerlisi, sahibi olduğunu ispatlama düşüncesidir. Bu düşünce I. Dünya Harbi öncesi ve sonrası Batı‘nın Osmanlı‘yı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni nüfus ve kökler anlamında sıkıştırmasından kaynaklanmış olabilir. Demek istenen şudur ki; Türk Halkı 1071’den itibaren değil Sümerler’ in yaşadığı yıllardan beri Anadolu’nun yerlisidir.

Ağustos 1936 yılında Dolmabahçe Sarayı‘nda yapılan Uluslararası boyutlu 3. Dil Kurultayı‘nda Türk bilim adamları önce Avrupa’da yapılan çalışmaların eleştirisini yaparken sonra Güneş Dil Teorisi‘ni izah etmişler ve nihayetinde de Türkçe’nin kelime etimolojisine girmiştirler. Ancak Güneş Dil Teorisi yabancı bilginlerin önüne sunulsa da yabancı bilginler teoriye nazik bir şekilde karşı çıkmıştır. Öte yandan ortaya atılan Güneş Dil Teorisi’nde şöyle bir çelişki de görülmüyor değildi. Bir taraftan bütün dillerin anasının Türkçe olduğunu iddia ederken diğer taraftan yıllar içinde ondan türediğini varsaydığınız Arapça ve Farsça’yı dilinizden atmaya çalışacaksınız. Eğer tüm dillerin ana kaynağı Türkçe ise bu öz Türkçeleştirmenin amacı nedir diye sorulmaz mı?

Burada güdülen en büyük gaye aslında millî kimlik oluşturma yöntemlerinden birisi olarak dilin kullanılmasıdır. Teorinin ilerleyen zamanlarda Atatürk’ün emriyle kurulan Ankara Tarih Dil Coğrafya Fakültesi’nde ders olarak bu teori Türk gençliğine de öğretilmekte idi.[12] 1936’dan sonra günlük dilin kelimeleriyle uğraşılmamış, fakat terimlerin Türkçeleştirilmesine devam edilmiştir.

 

Sonuç

En nihayetinde dilde inkılâp yapılamayacağını ve bunun zorluklarını gören Atatürk Güneş Dil Teorisi‘ni özelleştirmeciliğe karşı bir frenleme olarak kullanmıştır[13].

Bu süreci değerlendirenlerden Osman Fikri Sertkaya, Atatürk’ün dilciliğini 3 devreye ayırmış ve şu değerlendirmede bulunmuştur: “1. devre 1932-1934 yılları arasında aşırı özelleştirmecilik, tasfiyecilik; 2. devre 1934-1936 arası mutedil özelleştirmecilik, tereddütçülük, 3. devre 24 Ağustos 1936 Güneş Dil Teorisi‘nin ilanından 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün ölümüne kadar olan devre. Bu devrenin parolası Atatürk’ün şu sözüdür; “Türkçede kalacak kelimelerin aslında Türkçe olduğu izah edilmeli.[14]

Harf devrimi ise aslında Cumhuriyet‘in ilanından önceki yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından düşünülmüş temelleri 1923‘de atılmış ancak Cumhuriyet‘in ilanından sonra yapılmıştır. Yazı inkılabı esas olarak Arap dilinin ve alfabesinin Türk dili ile uyumsuz olmasından ve Batı ile entegrasyonun sağlamak istenmesinden dolayı gerekli görülmüş ve yapılmıştır. Yeni alfabenin kabulü bir anda olmamıştır ve toplum alıştırılarak gerçekleşmiştir. Bu ortam gerek TBMM’de olsun gerek basında olsun birçok tartışmayla gündeme gelmiştir. Daha sonra Atatürk’ün başöğretmen olarak eğitim seferberliği yapmasıyla yazı inkılabı kabul görmeye başlamış ve ardından resmen gerçekleştirilmiştir.

12 Temmuz 1928 tarihinde komisyonun hazırladığı ilk Latin harfli alfabede W, Q, X harfleri varken Ö, Ü, Ğ gibi sesleri karşılayan işaretlerin bulunmadığını gören Atatürk, komisyona bu sesleri hatırlatarak biraz daha çalışmalarını istemiş ve 6 Ağustos 1928 tarihinde Maarif Vekili Mustafa Necati’nin başkanlığında toplanarak alfabeye son şeklini vermiştir.[15]

 

*Ekler:

Phill H. Kvergiç’ in Sümeroloji’ye ilişkin kitabını inceleyen Atatürk’ün kitap ve üzerinde işaretlemeleri.

Türk Dili 1  Türk Dili 2  Türk Dili 3


Kaynakça

Buran, Ahmet: Atatürk’ün Okuduğu Dil ile İlgili Kitaplar, Altıncı Uluslararası Atatürk Kongresi 12-16 Kasım 2007 Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2007.

Emre, Ahmet Cevat: Atatürk’ün İnkılap Hedefi ve Tarih Tezi, Ekin Basımevi, İstanbul, 1956.

Ercilasun, Ahmet Bircan: Dilde Birlik, Ankara, 1993.

Özdemir, Hikmet: Atatürk ve Kitap, Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Merkez Yayın no 55, 2011.

Sertkaya, Osman: Atatürk’ün Dil Politikası İkinci Dil Kongresi ve Akademi 27-28 Nisan 1968, İstanbul, Türkiye Muallimler Birliği Yayınları 1969.

Şavkılı, Cengiz; Aydın, Tülay: Kemalizm’in Yeni Türk Kimliğinin İnşa edilmesi Sürecindeki Rolü https://www.academia.edu/7250582/Kemalizmin_Yeni_Türk_Kimliğinin_İnşası_Sürecindeki_Rolü_21.yüzyıl_penceresinden_Kültür_ve_Kimlik_Uluslararası_Sempozyumu_26-28_Mayıs_2014_Bakü_Azerbaycan 2014.

TDK Bülteni, Nisan 1936.

Turan, Şerafettin: Atatürk ve Ulusal Dil, TDK yay, Ankara, 1981.

Turan, Şerafettin: Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar; Düşünürler; Kitaplar, TTK, 1999.

Vakit: 4. 5. 1924.

 

[1] Cengiz Şavkılı, Tülay Aydın, Kemalizm’in Yeni Türk Kimliğinin İnşa edilmesi Sürecindeki Rolü https://www.academia.edu/7250582/Kemalizmin_Yeni_Türk_Kimliğinin_İnşası_Sürecindeki_Rolü_21.yüzyıl_penceresinden_Kültür_ve_Kimlik_Uluslararası_Sempozyumu_26-28_Mayıs_2014_Bakü_Azerbaycan 2014, s.4.

[2] Hikmet Özdemir, Atatürk ve Kitap, Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Merkez Yayın no 55, 2011, s.26.

[3] Ahmet Buran, Atatürk’ün Okuduğu Dil ile İlgili Kitaplar, Altıncı Uluslararası Atatürk Kongresi 12-16 Kasım 2007 Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2007, s. 3.

[4] A.g.e., Hikmet Özdemir, s. 22.

[5] A.g.e., Ahmet Buran, s. 1.

[6] A.g.e., Cengiz Şavkılı, Tülay Aydın, s. 11.

[7] A.g.e., Ahmet Buran, s. 2.

[8] Vakit: 4. 5. 1924, s. 1.

[9] Şerafettin Turan, Atatürk ve Ulusal Dil, TDK yay, Ankara, 1981.

[10] Ahmet Bircan Ercilasun, Dilde Birlik, Ankara, 1993, s. 208-209.

[11] Şerafettin Turan,  Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar; Düşünürler; Kitaplar, TTK, 1999.

[12] TDK Bülteni, Nisan 1936, s. 1.

[13] Ahmet Cevat Emre, Atatürk’ün İnkılap Hedefi ve Tarih Tezi, Ekin Basımevi, İstanbul, 1956, s. 52.

[14] Osman Sertkaya, Atatürk’ün Dil Politikası İkinci Dil Kongresi ve Akademi 27-28 Nisan 1968, İstanbul, Türkiye Muallimler Birliği Yayınları 1969, s. 119-114-123.

[15] A.g.e., Ahmet Buran, s. 2.