milliyetçilik
resimlişiirler.net'ten alınmıştır.

Atatürk’ün Okuduğu Kitapların Milliyetçilik Görüşlerine Yansıması- II

Giriş

Geçtiğimiz ay yayınladığımız Atatürk ve Milliyetçilik konulu makalemizin ikinci bölümünü aşağıda aktarmaya çalışacağım. Bu makalede amacımız,  Atatürk’ün milliyetçilik konusunda etkilendiği kaynakları, yazar, düşünür ve felsefecileri belirlemek ve bunlardan edindiği bilgileri hayatının hangi safhasında nasıl uyguladığını vermeye çalışmaktır. Bunların ipuçlarını siyasi hayatında ve konuşmalarında, icraatlarında araştırdık. Bu kapsamda icraatlarıyla, okuduğu ve etkilendiği kitapların ilişkisinin var olduğunu veriler yoluyla ortaya koyduk.

Atatürk için okumak demek aynı zamanda sorgulamak demektir. Yalnızca kendi bilgi birikimiyle konuları sorgulamakla kalmayıp, yetkin kişilerle de tartışma açıp, onların görüş ve düşüncelerinden yararlanarak okuduklarını değerlendirirdi. Okumanın kazandırdıklarını sadece söylemde değil eylemle de göstererek örnek olmaya özen gösterirdi. Atatürk, kitapları karşılaşılan sorunlar karşısında insana özgü olarak akıl ve bilim yoluyla çözüm sunabilen bir vasıta olarak görmüştür. Sadi Borak’ın Atatürk’ün okuduğu kitaplar çalışmasında belirttiği gibi, Atatürk zevk için okumuş, bilgi edinmek için okumuş,[1] bazı bilgilere gereksinim duyduğu için okumuş, çalışmalarına mesnet olması ve yazılarına kaynak olması için okumuş. Afet İnan’a göre Atatürk’ün ihtiyaç okumalarına örnek olarak hukuk, tarih, dil ve din alanındaki okumaları gösterilebilir. “Diğer taraftan Atatürk bunların yanında günlük neşriyat ile pek yakından ilgilenmiş ve onları her gün okumuş veya okuyanları dinlemiştir.” Leman Şenalp’in Türk Kütüphaneciler Derneği için hazırladığı Atatürk ve Kütüphanesi adlı makalesinden Atatürk’ün, milliyetçilik, tarih, dil, din, ahlak, sosyoloji, uygarlık ve ekonomi konularında birçok kitabı İstanbul Üniversitesi kitaplığından getirterek okuduğunu anlıyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu içerisinde gelişen akımlardan en önemlisi olan Türkçülük akımının Mustafa Kemal Atatürk’ü çok etkilediği ve bu devrin Türkçü akımlarını savunan düşün insanlarının kaleme aldıkları eserlerin Mustafa Kemal Atatürk tarafından çok dikkatle okunduğu da görülmektedir. Makedonya şehirlerinde geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının izlerini taşıyan milliyetçi duyguların Kurtuluş Savaşı yıllarında ve Yeni Türkiye’nin kuruluşunda gerçekçi düşünce ve eylemlere dönüşerek Kemalizm’in dayanaklarından biri halini aldığı görülür. Köklerini Osmanlı İslam geleneğinden ziyade Fransız pozitivizminden alan Kemalizm, yeni devletin ve onun ulusunun temellerinin atılmasındaki temel hareket noktası olmuştur. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik Fransız Devrimi’nin Türk Devrimi üzerinde izlerini taşır.

Atatürk Türk milletini oluşturabilmek için, milleti oluşturan unsurlara dikkat çekmiştir. Bunları  “siyasî varlıkta birlik”, “dil birliği”, “yurt birliği”, “ırk ve menşe birliği”, “tarihî yakınlık” ve “ahlâkî yakınlık” diye sıralamıştır. Türk milletinin oluşumunda yer alan bu şartların diğer milletlerin çoğunda olmadığını, ancak Türk insanının milli bilince ulaşmakta gecikmiş olmasının zararlarını gördüğünü belirtmiştir.[2]

Atatürk yaptığı bir konuşmada; “Biz, milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telâfiye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki, milliyet kuramını, milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan kuramların dünya üzerinde tatbik kabiliyeti bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar, hadiseler ve gözlemler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiştir ve milliyet ilkesi aleyhindeki büyük ölçüde fiilî tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.”[3] demiştir.

 

1. Atatürk’ün Milliyetçilik Konusunda Etkilendiği Yazarlar

Ümmet ilişkisi kuvvetli olan Osmanlı toplumundan, millet toplumuna geçiş için en çok dikkate aldığı yazarlardan birisi Avram Galanti’dir. 1925’te yazmış olduğu “Küçük Türk Tetebbuları” kitabında millet nasıl oluşturulur, bunun ipuçlarını vermekte. Ulusçuluk anlamında Galanti’nin eseri önemli bir yer tutar. Galanti, İttihat Terakki ve Cumhuriyet döneminde ulusçuluğu savunan eserler yazmıştır. Galanti’ye göre ulus olmanın temel dayanağı dildir. Türkçe Türk olmanın ana ilkesidir. Ulusal okullar açılır ve tek dilde eğitim yapılırsa Türk ulusu birliğinin sağlandığını söyler.[4] Nitekim 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ikili eğitim yerine, çağdaş bir toplumun bireylerini yetiştirecek tek bir eğitim sistemini kurmak üzere öğretim birleştirilmiştir. Bu kitap 1923-1925 arası makalelerinden derlemedir. Daha önce yazarın çeşitli dergilerde (Dar’ül Fünun Edebiyat Fak. Mecmuası, Yeni Mecmua ve çeşitli gazeteler)  yazdıklarının toplayıp kitap haline getirilmesiyle oluşmuş inceleme kitabıdır. Ziya Gökalp Türkçülüğünden bir hayli etkilenmiştir. İlk makalesi de Türk kelimesi kökeni üzerinedir. Türklerin Yafes’in oğlu Togarma’dan türeme olduğunu yazar. Tevrat’ta geçen bir sürede Togarma’nın Yahudilere yardımcı olacağını yazar.[5]

Daha sonra yeni Cumhuriyetin uygulamış olduğu bir diğer önerisi de Türkçe Coğrafya sözlüğü hazırlanması ve yer adlarının Türkçeleştirilmesidir. Bunun faydalarını şöyle sıralar: “Memleketi tanırız, Türk tarihi, lisanı, etnografya tarihlerinin malum olmayan müphem ve sönük yüzünü düzletir. Cihan irfanı için çalıştığımızı ispat eder.” Mısır’da bu tip bir çalışmanın yapılmış olduğunu belirtir.[6] Yine Atatürk’ün bir başka üzerinde durduğu konu eğitimde birliktir. 3 Mart 1924’te Öğretimin Birleştirilmesi yasası ile bu yolda en büyük uygulamanın ortaya koyulduğunu ve 22 Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlerle konuşmasında, yeni Türk Cumhuriyetinin yeni kuşağa vereceği eğitimin, dinsel ya da uluslararası eğitim değil, kesinlikle “ulusal eğitim” olması gerektiğini vurguladığını ve yaşamı boyunca da bu görüşünü titizlikle uyguladığını görüyoruz. 1925’te okullarda Türkçe eğitim başlayınca Galanti “memleket için birinci derece hayati meseledir” diye yazar. Tanzimat’ta azınlıkların kendi dillerinde eğitim hakkını doğru bulmaz. “Aynı topraklarda yaşayan insanlar birbirlerinin dilini konuşmuyorlarsa birbirlerinin yabancısıdırlar.” der. Buradan mezun olanlar 50-60 yıl sonra Osmanlı’ya bağlılıklarını kaybetmişlerdir. [7]

1 Kasım 1936 tarihinde yaptığı Meclis’i açış konuşmasında Atatürk’ün, bu çalışmaları nasıl değerlendirdiğini görüyoruz: “Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu’nun, her gün yeni gerçek ufukları açan, ciddi ve sürekli çalışmalarını övgüyle anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun tarihimizin ve dilimizin karanlıkları içinde unutulmuş derinliklerini, dünya kültüründeki analıklarını, ret olunmaz bilimsel belgelerle ortaya koydukça, bunların yalnız Türk ulusu için değil bütün bilim dünyası için de, dikkatleri çeken ve uyanmayı sağlayan, kutsal bir ödev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim”.[8]

1930 sonrası dönemde Cumhuriyet ideolojisinin yeni bir kimlik olarak bütün yurttaşlara benimsetilmesi temel amaç olmuştur. Milliyetçilik bu yönüyle Osmanlı’yı geride bırakarak milli bir devlet olmanın uygulamasını Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi ile bulmuştur.  [9] Milli birliği oluşturma adına Mustafa Kemal’in en çok yararlandığı kitapların başında Alfred Feuillet’in “Avrupa Milletleri Ruhiyatı”  kitabı gelir. Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı başlatması ve devrimlerini gerçekleştirdiği süreçte özellikle milli bir ruh yaratmanın üstünde durduğu bilinmektedir. Bu eserin Mustafa Kemal tarafından hemen her sayfası dikkatle okunmuş ve bazı yerlerin altı çizilmiş bazı yerlere ise çarpı işareti konmuş olduğu görülür. Mustafa Kemal, eserde İtalya’dan bahsedilen yerlerde yazar tarafından ileri sürülen “Siyasi birlik meydana getirilmiş olmasına rağmen çeşitli eyaletler arasındaki hoşgörüsüzlük, tamamen sönmüş değildir. Verilen terbiye eyaletlere göre başka başka olup henüz merkeziyet fikri yoktur. Bunun içindir ki Ocetti, ‘İtalya’da Edebiyat’ adlı ölümsüz eserinde buna ‘Milli ruh eksikliği’ der. Milli ruh, milletin bir ideale sahip olmasıyla doğar.” paragrafında ‘merkeziyet fikri’ ve ‘milli ruh eksikliği’ kavramlarının altını kalın çizgilerle çizerek yanlarına çarpı işaretleri koymuştur. Yine aynı yazarın kaleminden çıkan şu satırlar da Mustafa Kemal Atatürk tarafından kalın çizgilerle işaretlenmiştir. “Hangi ırka mensup olursa olsun, milletler unutmamalıdır ki milli büyüklüğün yegâne şartı, yüksek bir ideale ve buna ulaşmak için sağlam bir ahlaka sahip olmaktır. Roma ve İtalya gibi olağanüstü şeyler meydana getiren bir halkta hayat hazinesi kuramaz. Fakat millet, kuvvetini kullanmak konusunda hata yapmamalıdır. Her milletin en büyük ihtirası zekâ, seciye ve ahlakça ilerlemek olmalıdır. Milli Birlik olmazsa görünürdeki birlik neye yarar. [10]

1928 dil devriminin ardından başlatılan ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ kampanyaları ulus devlet oluşumunun önemli yöntemlerinden biri olmuştur.[11] Yine bu kapsamda 17 Ekim 1932’de bir bildiri yayınlanarak Türk yazı dilindeki yabancı sözcüklerin atılacağı, aydınların dili ile halk dili arasındaki mesafenin giderileceği belirtilmiştir. “Halk Ağzından Söz Derleme Yönetmeliği” hazırlanarak her yanda “Derleme Ocakları” kurulmuş, iki yıl içinde 130.000 fiş toplanmıştır.[12]

Kemalist çerçeve içinde yeni bir tarihsel kurgu üzerinde yeni bir toplumsal benlik oluşturma amacı ile hareket eden bürokratik kadroların bu amaçla başvurdukları ilk metot “Anadolu Türklüğü”ne vurgu yapan yeni bir söylem olmuştur. Bu söylem Osmanlı ve İslam temasını yıkan yeni bir milli benlik yaratma amacına yönelik bir çalışmadır. Ağaoğlu, “Türk Tarihinin Ana Hatları” projesi çerçevesinde yaptığı bir çalışma ile “Etrüsk ve Roma Tarihi” ile “Türk Tarihi” arasında bağlantılar kurmaya çalışmıştır.[13] Ancak bu çalışmalarda ortaya konanlara ve Kemalistlerce öne sürülenlere bakıldığı zaman, Türklük idealinin bütün kültür farklılıklarını aynılaştırmak veya özdeşleştirmek amacında değil, unutulmuş bir kimliği yeniden ön plana çıkarma amacı gütmekti. [14]

Yine Atatürk’ün millet tanımlamasına göre “millet, dil, kültür ve mefkûre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir.”[15] Milliyetçilik, 1920’li ve 1930’lu yıllar boyunca devlet tarafından basın, okul ve çeşitli devlet dairelerinde kullanılarak yayılan bir ideolojik durum haline gelmiştir. [16]Atatürk dinde birlikten çok milliyetten birliği önemsemiştir. Ruşeni Barkın, “Din Yok Milliyet Var” kitabını 1926 yılında Atatürk’e hediye etmiştir. Kitaptaki en ilginç ifadelerden birisi: “Hangi ulusun yüceliği, Türklüğün ululuğu kadar tarihin bilinmeyen enginlerine uzanmıştır? Ve nihayet hangi ulus ölürken Azrail’i tepeleyerek dirilmiştir? Dünyada Türk olmak kadar onur mu var? Ve Türk olmak kadar ‘din’ mi var?” Atatürk bu kısma ‘aferin, alkışlar’ notunu düşmüştür. [17]

Mustafa Kemal, İttihatçıların yapmaya çalıştığı gibi olmayacak işlerin peşinden koşan bir hayalperest değildi. “Hiçbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet hâlinde birleştirmek, erişilmesi imkânsız bir hedeftir. Bu, asırların ve asırlarca yaşamış olan insanların çok acı, çok kanlı hâdiseler ile meydana koyduğu bir hakikattir.”[18] diyerek Pan-Türkizm sevdasının yanında yer almadığını vurgulamıştır. Yine geçmişe atıf yaparak “Büyük hayaller peşinden koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, kötü niyetini, kinini bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz Panislâmizm yapmadık; belki ‘Yapıyoruz, yapacağız!’ dedik. Düşmanlar da ‘Yaptırmamak için bir an evvel öldürelim!’ dediler. Panturanizm yapmadık, ‘Yaparız, yapıyoruz!’ dedik, ‘Yapacağız!’ dedik ve yine ‘Öldürelim!’ dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Bütün dünyaya korku ve telâş veren kavram bundan ibarettir. Biz böyle, yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskılarını artırmaktan ise tabiî duruma, meşru duruma dönelim; haddimizi bilelim. Biz yaşama ve bağımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız bunun için hayatımızı esirgemeden veririz!”[19]

Mustafa Kemal’in dünya tarihini bir bütün olarak değerlendirme, uluslararası işbirliği, bölgesel antlaşmalar ve bir dünya federasyonu konularında etkilendiği yazar olan Herbert George Wells ( 1866-1946) , “Dünya Tarihi Özeti” isimli kitabında dünya birlikteliğini savunuyordu. Atatürk’ün bu kitabı 1925’te Fransızca çevirisinden okuduğunu, özel kitaplığındaki nüshaya koyduğu işaretlerden anlıyoruz. Mustafa Kemal yazarın, dünyanın sürekli bir barışa kavuşabilmesi için “tek bir yasaya ve tek bir adalete” dayalı Birleşik bir Dünya Devleti kurulması yönündeki öneriyi “tatlı bir düş” olarak nitelemiştir. Mustafa Kemal ideallerinde bile düşe yer vermek istemeyen gerçekçi birisidir. Ancak bu düşünce ile İslam Birliği ve Halifeliğin güçlendirilmesi önerileri arasında bir benzerlik kurma yoluna gitmiştir. Bu düşünceye paralel diğer bir düşüncesi de Birleşik Dünya Devleti kuruluncaya değin, devletler arasında bölgesel birlikler kurmanın yararlı olacağı görüşüdür. Mustafa Kemal çoğu görüşlerini paylaştığı Wells’in, Türk kamuoyunca da tanınması için kitabın ivedilikle Türkçeye çevrilmesini istemiş ve eser Milli Eğitim Bakanlığınca Cihan Tarihinin Umumi Hatları adıyla 1927-1928’de çevrilip bastırılmıştır. Wells’in dünya tarihi 1930-1931’de liseler için hazırlanan Tarih kitaplarına örnek olarak alınmıştır.

Mustafa Kemal, 1927 Ekiminde Cumhuriyet Halk Partisi Kongresi’nde okuduğu Söylev’inin sonlarında, Wells’in Birleşik Dünya Devleti önerisine değinerek o dönemdeki Birleşik Müslüman Devletleri projesi arasında bir karşılaştırma yapıyordu: “Baylar, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce bir tarih kitabı yayımladı. Bu kitabın son sayfalarında ‘Dünya Tarihinin Gelecek Evresi’ başlığı altında birtakım düşünceler vardır. Bunlar, Birleşik bir Dünya Devleti (Un gouvernement federal mondial) kurmak konusu ile ilgilidir.’ Wells, bu bölümde, adaletin ve tek bir yasanın buyruğu altında dünyamızın alacağı durumu canlandırmaya çalışıyor. Wells, ‘Bütün egemenlikler tek bir egemenlik içinde eritilmezse, ulusların üstünde bir kuvvet yaratılmazsa dünya yok olacaktır’ diyor ve şu düşünceleri ileri sürüyor: ‘Gerçek devlet, çağımız ileri yaşama koşullarının zorunlu kıldığı Birleşik Dünya Devleti’nden başka bir şey olamaz. Kuşku yoktur ki, insanlar kendi yarattıkları şeylerin altında ezilmek istemezlerse er-geç birleşmek zorunda kalacaklardır.’ Atatürk Wells’in düşüncelerini aktarırken: “Avrupa ve Asya’nın ortak gereksemeleri ve uğradıkları yıkımlar, belki dünyanın bu iki parçasındaki ulusların bir ölçüde birleşmesine yarayacaktır. Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılır. Baylar, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşünüşte olgunlaşması, Hıristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Budizm’den vazgeçerek yalınlaştırılmış ve herkes için anlaşılacak bir duruma getirilmiş katkısız ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye değin, kavgalar pislikler, kaba istek ve eğilimler arasında bir bataklıkta yaşadıklarını kabul ederek, bütün gövdeleri ve usları zehirleyen kötülük etmenlerini ortadan kaldırmaya karar vermesi gibi koşulların gerçekleştirilmesini gerektiren Birleşik Dünya Devleti kurma düşünün, tatlı bir düş olduğunu yadsıyacak değiliz.”[20] Atatürk’ün özetlediği bu kısım, Wells’in Fransızca çevirisinin “La prochaine phase de l’histoire du monde” (Dünya Tarihinin Gelecek Evresi) [21] kısmında yer almaktadır. Pan-Türkizm’in olamayacağını savunduğu gibi Pan-İslamizm’in de olmasının mümkün olmadığını “Müslüman milletlerin birliği düşüncesi ise herhangi bir Müslüman devletin bir kişiye bütün Müslümanlık dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisini vermesi, us ve mantığın hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir şeydir.” [22] diyerek ifade etmiştir.

Mustafa Kemal’in Türk tarihine ilgisi sadece Osmanlı ile sınırlı değildir. Leon David Cahun’un  “Introduction a l’histoire de l’Asie Turcs et mongoles. Des origines a 1405”(kısaca; Asya Tarihine Giriş)  kitabını gençlik yıllarında okumuş, daha sonra Cumhuriyet döneminde de kitaptan yararlanmıştır. Çankaya’da özel kitaplığındaki nüshaya koyduğu işaretlerden bu anlaşılmaktadır (cilt 12 64 Anıtkabir Katalog sıra no. 3852).[23] Kitap Timur dönemine gelinceye kadar Asya’daki Türk tarihini içermektedir. Bu kitap Türk gençleri ve aydınları arasında yayılmış, dahası Türkçülük akımına yol açan etkenlerden biri olmuştu. Atatürk’ün Türk Tarihini değerlendirme ve olayları tarihsel süreç içinde ele alma konusunda en çok yararlandığı ve etkilendiği bir diğer kaynak kitap ise Bay Deguignes, “Hunların, Tatarların, Moğolların ve diğerlerinin Tarihi” dir.[24]   İslamiyet’ten önceki dönemde de bir Türk tarihinin var olduğunu gösterdiği için geniş yankılar yapan bu eser, ne yazık ki Türk aydınlarınca ancak XIX. yüzyıl sonlarında öğrenilebilmiş ve Cumhuriyetin ilk yılında Türkçeye çevrilebilmişti. Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Tatarların Tarih-i Umumisi” adıyla yaptığı bu çeviri 1924’te basılmıştır. Atatürk’ün tarih çalışmalarında bu çeviriden yararlandığı, Deguignes’in kimi düşüncelerini paylaştığı, dahası kimi metinleri doğrudan doğruya bu yapıta dayanarak hazırladığı anlaşılmaktadır. Türk Tarih Kurumunca liseler için ders kitabı olarak hazırlanan Tarih // (Orta zamanlar) adlı kitapta, İslam tarihi konusunda yazılanları yeterli bulmayan Atatürk’ün Yalova’ya getirttiği bir sandık kitaptan yararlanarak bir kısım notlar kaleme almıştır.  Bu çalışmalar sırasında Atatürk’ün daha çok Hunlar ve Büyük Selçuklular dönemi üzerinde durduğu ve özellikle Tuğrul Bey ile Alparslan’a ilişkin olayları yeniden yazdığı görülmektedir. Onun GMK başlıklı kâğıtlara yazdığı metinler Anıtkabir’deki Atatürk Arşivinde bulunmaktadır. Bu belgelerle Deguignes’nin yazdıkları karşılaştırıldığında şunları saptıyoruz: Tuğrul zamanında, İslam âleminin idaresi resmen Türklere verilmiş oluyordu. Alparslan dönemini de bu tarih kitabında Deguignes’den yararlanarak yazdığı anlaşılmaktadır. Deguignes’nin kitabının III. cildinde ‘21’ sayfa tutan o dönem olaylarını Atatürk ‘2’ sayfaya indirmiştir. Bu uzun metinlerin baştan başa karşılaştırılması yerine yer yer yapılacak bir karşılaştırmanın bile Atatürk’ün bu Fransız tarihçisinden ne denli etkilendiğini kanıtlamaya yetecektir. Atatürk, Alparslan’ın başa geçişi ve Nizamülmülk’ü veziriazam yapması konusunda şunları yazıyor : “Tuğrul’un yerine Alparslan geçti.” Malazgirt Savaşı da Deguignes’den alıntılanarak Tarih ders kitaplarına girmiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki Mustafa Kemal, Deguignes’den bu satırları alırken, “Müslüman asker” yerine “Türk askeri” demeyi yeğlemiştir.

Mustafa Kemal, Türk soyunu anlatan Hive Hanı Ebu’l Gazi Bahadır Han (Çeviren Dr.Rıza Nur Türk) Soy Kütüğü “Şecere-i Türk” kitabını da kütüphanesinde bulundurmuştur. Kitap Türklerin kökenine ilişkin bir eserdir.  Cengiz Han soyundan Harezmli Arap Mehmet Han oğlu Ebu’l Gazi Bahadır Han tarafından M.S. 1663’te yazılmıştır. Bahadır Han soyunun kaybolacağı endişesiyle bunu yazmış olduğu belirtilir.  Bahadır Han “ ‘ben gerçeği yazdım’ derken Allah bana 3 yetenek vermiş: 1. Askerlik Bilgisi 2. Türk-Arap-Acem dillerinde yazılmış her türlü şiiri okuyabilme 3. Moğolistan, Turan ve Arabistan’da yaşamış padişahların tarihini bilme yeteneği” diye yazmıştır. Henüz daha Türk ulusu denilmediği dönemlerde Türklerden başlı başına bir halk olarak söz eden ilk yazarlardan Mustafa Celalettin, 1870’de yazdığı “Les Turcs anciens et/Eski ve Modern Türkler”[25] kitabında Türkiye’ye yerleşmiş kavimlerin genellikle arilerden geldiğini belirtmiştir. Bu kavimlerin bir kısmının Türk olduğu ya da Türk sayılabilecekleri ve hükümdarların kültürel etkinliklerinde bu köken ve kan bağlılığının rol oynadığını yazar. Kitabın özetlenebilecek ana başlıkları: Türklerin uygarlık dışı bir kavim olduğu yolundaki suçlamaların yanlışlığı, Haçlı Seferleri döneminde Latinler Orta Doğu’ya geldiklerinde Türklerin Arap uygarlığını koruyan bir yaşam düzeyine yükselmiş olduklarıdır. Atatürk özellikle Ari’ler konusuna çok eğilmiş, Türklerin bu ırka dâhil olduğunu göstermek adına birtakım çalışmalar yaptırmıştır. Atatürk’e göre Türk milleti Asya’nın batısında ve Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılmış dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar. Onun adına, Türkeli, Türk vatanı, derler. Türk yurdu daha çok büyüktü. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıta yoktur. Bütün dünyada, Asya, Avrupa, Afrika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgeleri ile bilinmektedir. Ancak bugün Türk milleti, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. Çünkü derin ve şanlı geçmişin; büyük, kudretli atalarının kutsal miraslarını bu yurtta da koruyabileceğinden, o mirasları, şimdiye kadar olduğundan çok fazla zenginleştirebileceğinden emindir. Vatanımız, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde varlıklarını koruyan eserleri ile yaşadığı bugünkü siyasi sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir parçadır, diye yazılmıştır. Türk ırkının yalnız bir noktada, iklimi aynı dar bir bölgede ortaya çıkmış şeklinde düşünmek doğru değildir. Türk ırkı yukarıda söylediğimiz gibi, çok büyük bir sahada yaşamış ailelerin birleşerek Sop (Klan) ve Sop’ların birleşerek Boy (Kabile) ve Boy’ların birleşerek Öz (Aşiret) ve Özlerin de birleşerek siyasi bir topluluk olan El (Medine) ve en nihayet Erlerin bir merkezde birleşmeleriyle büyük bir topluluk meydana getirmiştir. [26]

Yazarın bir diğer iddiası ise Latince adıllara göre Etrüsklerin, Tauro-Aranien ya da Türk olabilecekleri yönündedir. Atatürk ırk konusuna bir hayli eğilmiştir. Bu konuda okuduğu bir başka kitap ise Prof. Alfred Haddon’un “İnsan Irkları ve Onların Coğrafi Dağılımı” kitabıdır. Haddon kitabında, Brakisefaller sarımsı-beyazdan bakır-esmere kadar bir ten rengini ve küçük, orta veya uzun boylu Türkler, Tunguzlar ve Moğollar, Polinezyalılar, Kızılderililer olarak belirtmiştir.[27]  Brakisefallerin birçoğu Alpin ırk adı altında toplanırlar ve açık bir şekilde Himalaya’lardan, Anadolu’dan geçerek Balkanlara-Avrupa’ya dağlık eksenine kadar yayılmışlardır.[28] Türkleri -koyu gözler, tüylü bir yüz, sarımsı beyaz ten, orta ve uzun boy, şişmanlığa meyilli küp şeklinde bir kafa, Moğol kıvrımı yok ama göz kenarlarının dış tarafında, ucunda çoğunlukla bir kıvrım bulunmaktadır, kalın dudaklı olarak tarif etmiştir.[29] İlk yerleşim yerleri Orta Batı Asya’dır. Doğu grubunda Rus Türkistan’ı Kırgızları, Kazakları, Uzbekler’i vardır. Batı grubunda Hazar’ın doğusunda Türkomanlar ve Anadolu ile Türkiye’nin Osmanlıları bulunmaktadır. Oğuzlar ve Uygurlar hatta Bulgar ve Macarlarda bu gruba aittir. Moğol diye bir ırk yoktur, Tunguz vardır.[30]  Bu aslında Eguenne Pittard’ın “Irklar ve Tarih” kitabına bir cevap niteliğindedir. Kafatası ayrımı önemli bir kriterdir. Brakisefaller için örnek: Türkler, Tunguzlar, işaretlenmiş.[31] Tarih öncesinde M.Ö. 6000 civarında Orta Asya’dan İran yaylasından Elam, Mezopotamya, Suriye ve Mısır’a kadar yayılmışlardır. Bu medeniyete ait boyalı çömlekler Elam ve Sümer’de 4000 yılından önce vardı ve aynı medeniyet Türkistan’da Anadolu’da ortaya çıkmıştır [32] diye belirtir.

Cambridge Üniversitesi Etnoloji Profesörü A. Cart Haddon’un Fransızcaya “Les races humaines et leur repartition Geographique” diye çevrilen kitabında da, özellikle Anadolu’da gelişen kültürler ve bunları yaratan kavimler üzerinde durur. Neolitik çağda Anadolu’da doğan uygarlığın brakisefal bir Akdeniz tipinin eseri olduğu yazmıştır. Batıya göç eden Türklerin XI. yüzyılda Anadolu’ya yerleşmelerinden sonra Türk deyiminin, Küçük Asya ve Avrupa’da salt Türk kökenli bir topluluk değil de, İslamiyet’i kabullenmiş kavimleri de içeren bir kavram olarak görüldüğü biçimindeki satırlar, Mustafa Kemal’in ilgisini çeken, dolayısıyla etkilendiği görüşler izlenimini vermektedir.[33]

Irklar konusuna değinen ve Atatürk’ün okuduğu bir başka kitap ise Prof. Dr. Gerge Montandon’un “IRKLAR”    kitabıdır. Kitapta verilen bilgilere göre, Turanlılar ABD Kızılderilileri gibi karışık ırklar ve melezleştirme yüzünden farklılaşmış tiplerdir. Kuzey kısım, orada yaşayan ırklar için bir tecrit vazifesi görmüştür. Seleflerin hepsinin yok olduğunu, sadece bir tanesinin (çift) kaldığını ve dünyayı yeniden doldurduğunu kabul etmek gerekir.[34] . Mustafa Kemal buraya “D” /Doğru yazmış. “İnsanların beşiği yoktur, geniş bir alana yayıldı.” ifadesine de “D” İşareti koymuştur. [35]

Mongolaid büyük ırkı, Paleo Amerikan Kızılderili, neo-Amerika Kızılderili, Eskimo, Paleo Sibiryalı, Moğol ve Turan kapsar. Mustafa Kemal burada Samoyederi Moğol ırkının bir somatik grubu olarak yazılanı “D” demiştir. (Türkiye yazmış). [36]  Finli, Samoyed, Türk-Tatar kabileleri, (Yakut, Türkistan halkları buna dâhil değil) Moğol kabileleri ve Tonguz kabileleri(D) [37] Turan ırkı Avrupa-Moğol ara ırkıdır (D) İran’daki Türkomanlar, Anadolu ve Avrupa’daki Türkler ve bütün Tatarlar, Baykal Gölünden Kırım’a kadar yayılmışlardır.[38] 1930’lu yıllarda Atatürk, Tarih araştırmalarına destek olmak amacıyla Türklerin antropolojik yapılarıyla ilgili bazı çalışmalar yaptırmıştır. Afet İnan’ın okuduğu bir Fransızca Coğrafya kitabında Türklerin sarı ırktan geldiği ve Avrupalılara göre ikinci derece ırk olduğu yazılıydı. Atatürk “Hayır olamaz, bunun üzerine meşgul olalım” der[39] ve bu nedenle Şevket Aziz Kansu’yu Fransa’ya gönderir.

1932’de toplanan ilk Türk Tarih Kongresinde, ırk sorununun üzerinde durulan ana konulardan biri olduğu bilinmektedir. Gerçekten de söz konusu kongrede ırkçılık kuramları ve Türklerin Antropolojik yapılarına ilişkin olarak Dr.Reşit Galip, Şevket Aziz Kansu ve Sadri Maksudi Arsal’ın bildirileri tartışılmıştı. Akçuraoğlu Yusuf ise Tarih yöntemi hakkındaki bildirisinin sonunda, ırkçı görüşlere ve Gobineau’nun Arileri üstün sayan düşüncelerine değinerek, tartışmalardan çıkan sonucu özetlemiştir.[40] Aynı toplantıda Şevket (Kansu) Bey, Fransa dönüşü 1932 yılında vermiş olduğu ırklara ilişkin konferansta Türklerin ari ırk olduğunu ispatlamak için çıkardığı aile, “eşimin dedesi babaannesi ve amcası” olmuştur. [41]

Resim: Şevket Kansu’nun konferansında takdim ettiği aile (Eşimin dedesi, babaannesi ve amcası)[42]

Türk’ün ne derece merhamet sahibi olduğunu gösteren ve Çanakkale muharebelerini konu alan “3 Seferin Hikâyesi”  adlı kitabın yazarı savaşta görev almış Binbaşı C.B. Brereton Atatürk’e hediye etmiştir.  Yazar, Türkiye’de bulunmuş ve birçok İngiliz, Türk’ün müşfik bir insan olduğunu söylemişlerdi. Oysa resmi ihtaratta bize esir düştüğü durumda Türk’ün hiçbir mermahet göstermeyeceğini bildiriyorlardı. Savaşta (Çanakkale) Türk’ün mükemmel bir askeri sicili olduğunu ve uzun müddet İngiliz müttefiki olarak bulunduğunu unutmuştuk.[43]

Atatürk Türklerin İslam sonrası İran ve Arapların etkisinde kaldığını kabul ediyordu. I. Dünya Savaşı sırasında Silvan’da okuduğu Filibeli Ahmet Hilmi’ye ait Tarih-i İslam kitabında da benzer satırları görebiliriz. Kitapta İslam dünyasında egemen olan kokuşmuş uygarlık, doğuya göç eden ablaklı ve sağlam Türkleri az bir süre içinde değiştirerek, İranlı veya Arap yapıyordu.[44]

Kolayca anlaşılacağı gibi Meşrutiyet döneminin en çok okunan yazar ve düşünürlerinden olan Ahmet Hilmi’nin Ortaçağ hayatından çağdaş yaşama geçme ve özgürlük gibi ana sorunlarla ilgili görüş ve düşünceleri ile M. Kemal’in üzerinde durduğu konulardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz. Kitapta; Arap coğrafyasında yaşayan toplulukların kültürleri, sosyal yaşantıları ve ekonomileri ile ilgili olan satırları işaretlemiş, özellikle “İslam dünyasına egemen olan kokuşmuş uygarlık, doğuya göç eden ahlaklı ve sağlam Türkleri değiştirerek, İranlı ve yahut Arap yapıyordu” cümlesine dikkat çekmiştir. Kitapta dikkat çekilen önemli yerlerin işaret ettiği muhtemel fikir Milliyetçilik olmalıdır. Çünkü daha çok Arapların Türklerden ayrılan özellikleri ve Türk Milletinin üstün vasıflarının Araplar tarafından köreltildiğinden bahseden ifadelere dikkat çekilmiştir. Ümmetçiliğin esasen Arap milliyetçiliği olduğu, Osmanlı Devletinin yıkılış sürecinde görülerek, kurtuluşun ve yeni kurulacak devletin birliği, Türk Milliyetçiliği üzerine inşa edilen Milliyetçilik ilkesiyle gerçekleşmiştir. Ulus devlet anlayışıyla paralel olan Türk Tarih Tezi ve bu bağlamda kurulan Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün okuduğu tarih kitaplarının çok ve çeşitli olmasının ayrıca tarihe verdiği öneminde göstergeleridir.

Atatürk Anadolu’nun tarih öncesinden beri Türklerin yurdu olduğunu ve Sümer dilinin Türkçe kökenli olduğunu ispatlamak adına Güneş-Dil kuramını ortaya atar. Bu konuda en önemli kaynaklardan birisi de Dr. Kvergic’in “Türk – Sümer Dilleri üzerine araştırmalar” kitabıdır.[45] Bu nedenledir ki Güneş-Dil kuramının tartışıldığı 1936’daki Üçüncü Türk Dil Kurultayına Dr. Kvergic bizzat davet edilmiştir. Atatürk Türklerin sadece Asya’da değil farklı kıtalarda uzantılarının olabileceğini düşünenlerdendir. Bu anlamda okuduğu kitaplardan birisi de James Churchward’ın “MU’NUN ÇOCUKLARI” kitabıdır. 1934’de New York’ta basılan bu kitaptaki bronz heykel resmi için ‘Dünyadaki en eski bronzlardan biri’ notu düşülmüş.  Tüm dünyanın hakimi olarak varsayılan MU’nun sembolik figürünün 20.000 yıldan önce Mu’da ve/veya Uygur başkentinde yapılmış olabileceği bilgisi yer alır. Bu kavim Meksika’da yaşamıştır ve benzerlikleri açısından bir kavim Türk olabilir mi? diye Atatürk bir hayli konuya ilgi göstermiştir.

Atatürk okullar için hazırlanan Tarih kitaplarını da bizzat incelemiş, önemli bulduğu konuların altını çizip, notlar düşmüştür. Ahmet Refik’in hazırladığı Umumi Tarih kitabında Fenikelilere ait Kıbrıs sikkesi resmindeki ay yıldız sembolü ve Yunanca koinon yazısına işaret etmiş ve sayfanın kenarına “kanune” diye not düşerek dikkat çekmiştir. Yunanca koinon; Yunan şehir devletlerinin dış işlerinde birleşik şekilde yönetilmelerini sağlayan kurul. Bir nevi dışarıya karşı ulus bütünlüğüdür. Kitabın diğer bir sayfasında, Kuzey Suriye’de bulunan Hitit şehrinin duvarında çift başlı kartal görülmekte ve çift başlı kartal Selçuklular ve Almanlar tarafından kullanılmıştır. Bu bilginin de altını çizmiştir. Çin Devletlerinin iç çekişmeler nedeniyle zayıflayıp, dışarıdan gelen hücumlarla çöktüğü belirtiliyor. Bu bilginin de altı çizilmiştir. Ayrıca Avrupa Hunları ve Finlerin Türklüğü ile ilgili kısımları işaretlemiş, Avrupalıların Türkler hakkında barbar oldukları gibi olumsuz fikirlerin yazıldığı satırlara dikkat çekmiştir. Bu kitaptaki işaretlediği kısımlarda ulus devlet fikrine işaret etmektedir. Ayrıca Türk milletinin tarih sayfalarında en eski medeniyetlerin kurucusu olan büyük bir millet olduğuna işaretler vardır. Aynı kitapta Türklerin Müslümanlık öncesi milli geleneklerine son derece bağlı olduğu belirtilirken Atatürk burayı işaretlemiştir. [46]

Atatürk Namık Kemal’in Tarih-i Osmani, Makalat-ı Siyasiyye ve Edebiyye, Mehmet Emin Yurdakul’un Türkçe ve Türklüğe ait şiirlerini, Tevfik Fikret’in şiirlerini severek okurdu.  Namık Kemal vatanperver ve özgürlükçü görüşlerin zihninde yerleştiğini Mustafa Kemal Atatürk kendi beyanatında belirtmektedir. “Harbiye senelerinde siyaset fikirleri baş gösterdi. Vaziyet hakkında henüz nafiz nazar hâsıl edemiyorduk. Sultan Hamid devri idi. Namık Kemal Beyin kitaplarını okuyorduk. Takibat sıkı idi. Ekseriyetle ancak koğuşta yattıktan sonra okumak imkânını buluyorduk. Bu gibi vatanperverane eserleri okuyanlara karşı takibat yapılması, işlerin içinde bir berbatlık bulunduğunu ihsas ediyorduk. Fakat bunun mahiyeti gözlerimiz önünde tamamiyle tebellür etmiyordu.[47]Ali Fuat Cebesoy ve Asım Gündüz hatıralarında Mustafa Kemal Atatürk’ün Namık Kemal’i “Türk milletinin yüzyıllardan beri beklediği ses” olarak tanımladığını yazarlar.[48]

Atatürk daha öğrencilik yıllarında Namık Kemal ile Tevfik Fikret’ten etkilenmiştir. O’nun Harp Okulu ve Harp Akademisinden sınıf arkadaşları olan Ali Fuat Cebesoy ile Asım Gündüz, öğrenciliklerinde Namık Kemal’in eserlerini nasıl gizlice okuduklarını ve Mustafa Kemal’in Namık Kemal’i “Türk ulusunun yüzyıllardan beri beklediği sesi” olarak değerlendirmekte olduğunu anlatmaktadırlar.[49] Mustafa Kemal Atatürk, 13 Ocak 1921 tarihinde Birinci İnönü Muharebesi ile ilgili Mecliste yaptığı konuşmada kendisini daha rüştiye öğrencisi iken kitaplarını okuduğu Namık Kemal’in bir şiirini okumuştur:  “Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini Yok mu bahtı kara kurtaracak maderini”  bu şiiri okuduktan sonra Mustafa Kemal Atatürk şöyle devam eder: “İşte bu kürsüden bu Meclisi âlinin reisi sıfatiyle heyet-i aliyenizi teşkil eden bütün âzarım her biri namına ve bütün millet namına diyorum ki: Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini. [50] Mustafa Kemal Atatürk’ün Osmanlı imparatorluğu fikrinin artık sona ermesi gerektiği ve bunun yerine Türk milletine dayalı bir millî devlet kurulması gerekliliğinin ortaya çıkması yönündeki düşüncesinin oluşumudur.

 

2. Atatürk’ün Türklükle ve Milliyetçilikle İlgili Söylevleri

18 Haziran 1922’de İzmit’te Claude Farere görüşmesinde Atatürk, “Türk halkı, asırlardır hür ve bağımsız yaşamıştır. Bağımsızlığı hayat gereği saymıştır. Bu millet bağımsızlıktan uzak yaşayamaz.”[51] demiştir.

     20 Mart 1923 Konya Türk Ocağında gençlere “Milliyet teorisini, ülküsünü dağıtmaya çalışan teorilerin dünya üzerinde uygulama kabiliyeti bulamamıştır. Çünkü olaylar insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hâkim olduğunu göstermiş, milliyet hissini öldürülemediği ve yine kuvvetle yaşadığı görülmektedir.”[52]

22 Şubat 1924 tarihinde İzmir de Harp oyunları sonrası komutanlara hitabı “Türk ordusunun bir birliği, eşitini mutlaka mağlup eder; iki mislini durdurur ve tespit eder. Fazlası ise milletimizin yaradılıştan sahip olduğu cengâverliktir.”[53] Benzer bir konuşmayı 24 Ağustos 1925 Tarihinde Kastamonu ziyaretinde de yapmıştır.

30 Ağustos 1924 tarihinde Dumlupınar’da meçhul asker anıtının temeli atılırken konuşması: “Bu anıt Türk vatanına göz dikeceklere Türk’ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü hücumunu, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacaktır.”[54]

13 Ekim 1924 Tarihinde Kayseri de toplanan halka  “Dünya bilmelidir ki Türk milleti hakkını haysiyetini şerefini tanıtmaya gücü yeter. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar.” [55] der.

26 Ekim 1924 tarihinde Ziya Gökalp hasta iken ona yurt dışında tedavi önerir. Ziya Gökalp’ın vasiyeti ise “Türk Medeniyeti Tarihi” kitabının basılması olur. Ziya Gökalp’ın ölümü üzerine taziye mesajı yayınlar: “Kaybı bütün Türk âlemi için elimdir. Türk milleti ve hükümetinin büyük düşünen ailesine müşfik hislerini temin ederim.”[56]

26 Nisan 1926 Ankara Türk ocağında demeci: “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur.”[57]

Nutkun son günü (20 Ekim 1927): “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk bağımsızlığını Türkiye Cumhuriyetini sonsuza dek savunmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asıl kanda mevcuttur.’’[58]

24 Mart 1931’de Türk Ocaklarının CHP ile birleştirme kararı sonrası: “Kurtuluş tarihinden beri ilmi sahada halkçılık ve milliyetçilik ilkelerini yaymaya sadakatle ve imanla çalışan ve bu yolda memnuniyet veren hizmetleri geçmiş Türk Ocaklarının aynı esasları siyasi ve pratik sahada gerçekleştiren partimle tek vücud olarak çalışmalarını münasip gördüm.” [59]

4 Ekim 1932 Atatürk’ün Diyarbakır gazetesine demeci: “Diyarbakırlı, Vanlı, Makedon, Trakya, İstanbul, Erzurum, Van hep bir ırkın evlatları hep aynı cevherin damarları”[60]

30 Ekim 1933’te TBMM de Macar heyetini karşılarken: “Bir milletin büyüklüğü coğrafi yüzölçümü ile değil, yüreğinin asaleti, ülküsünün yüksekliği ile ölçülür.”[61]

11 Aralık 1935 Siyasal Bilgiler okulunun 59. kuruluş yıldönümü kutlamalarında İnönü’nün bağlılık mesajına cevabı: “Bana içten sevgilerini haykıranlar yarım asırdan beri büyük Türk ulusunun tam anlamıyla millet olmasına çalışan, onunla en modern bir Türk Devleti kurmak için fedakârlıklarını esirgemeyen kültür, idare, intizam, devlet anlayışlarını en son ilmi telakkilere göre billurlaştırmaya çalışmış arkadaşlarımdır.”[62]

 

Sonuç

Bilinen bir gerçektir ki devlet, savaş sonrası doğmuştur ama millet olma çok daha sonralarıdır. İstiklal Savaşı sonrası Mustafa Kemal’in en büyük amacı yeni kurulan devlete millet oluşturmaktı. Atatürk için millet bilincinin oluşturulması temel amaç olmuştur. Bu nedenle tüm bürokrasi, asker, aydınlar milli devletin yaratılmasında seferber edilmiştir. Osmanlı’nın en büyük dayanağı din idi. Ancak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti milliyet üzerine kurulmaya çalışılıyordu. Bunun için ne yapılması gerekti?

Tarihte Türklerin kahramanlıkları, başarıları öne çıkarılmalıydı. Kullanılacak yöntem İttihat Terakki’nin kısmen benzeriydi. İttihat Terakki’nin modernleşme düşüncesinin temelinde en önemli unsurlardan birisi milliyetçilik idi. İttihatçılar Pan-Türkist ideoloji ve pozitivist felsefe düşüncesini Kemalist Türkiye’ye adeta miras bırakmışlardı. Cumhuriyet ile beraber milliyetçilik söylemine keskin geçiş Mustafa Kemal’in adım adım izlediği stratejidir. Milliyetçilik entelektüeller tarafından benimsense de sosyolojik temeli zayıftı. Halk henüz bu konuda bilinçlendirilmiş değildi. Bağımsızlık savaşını kazanmış olmanın verdiği krediyi Atatürk yeni ulusun benlik inşasında iyi bir veri olarak kullandı. Modernleşme ve ulus devlet ideali için milliyetçilik Cumhuriyet yönetiminde iyi bir uygulama alanı buldu. Kemalizm’in diğer milliyetçi ideolojilerden farkı toplumu yeniden yaratma ve birliği sağlama ana prensibidir.  Atatürk, sentez gücünü kullanarak, ilkelerini bütünleştirmiştir. Türk toplumunun yapısına uygun hale getirmiş ve Türk devletine olumlu şekilde yansımıştır. Özellikle kurtuluş savaşı yıllarında Milliyetçilik ve Halkçılığı olabildiğince uygulamıştır.

Atatürk’ün savunduğu milliyetçilik anlayışının, daha önceki Türkçülük ve Turancılık gibi birbirine benzer fikirlerden farklı olarak bazı belirli özellikleri vardır. Milli sınırlara dayanır. Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde yaşayan herkesi Türk milletinin birer üyesi olarak kabul eder. Irkçı ve ayrımcı değildir aksine kapsayıcıdır. Fransız İhtilali sonrası benimsenen vatandaşlık, dil birliği, kültür ve tarih birliği gibi unsurlara dayanır.

Okuduğu kitaplara göre elde edeceğimiz sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz

  • Anadolu’nun tarih öncesinden beri yerleşik kavimlerinden biri de Türklerdir.
  • Türklerin tarihi sadece İslam sonrasıyla sınırlı değildir, çok daha eskidir.
  • Türkler dünya medeniyetine çok şeyler katmıştır.
  • Halkta Türk halkı bilinci oluşturulmalı, bu nedenle eğitim tek dil ve tek tip olmalı.
  • Millet, dil, kültür ve düşünce birliği ile oluşturulabilir
  • Bu anlamda Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türkçe Alfabe, dilde Türkçeleştirme çalışmaları yapılmıştır.

 

Sıra Yazar- Çeviren Basım Yeri-Yılı Kitabın adı Hangi Tarihte okuduğu
1 Eugene Pittard 1924 Paris Irklar ve Tarih, Tarihe Etnolojik Giriş,
2 Ziya Gökalp İstanbul Matbaay-ı Amire 1925 Türk Medeniyet Tarihi 1. Kısım İslamiyet Öncesi Türk Uygarlığı
3 H.G. Wells, İstanbul devlet Matbaası 1927 Cihan Tarihinin Umumi Hatları I. Cilt 1925 de okumuştur
4 Necip Asım Bakanlığının 131 numaralı ve 13 Zilkade 1315 ve 23 Mart 1314 tarihli ruhsatıyla 1316 da basıldı Eğitim Türk Tarihi
5 Hüseyin Kazım Kadri Maarif Bakanlığı Devlet Matbaası İstanbul 1927 Türk Lügat-ı 1
6 Avram Galanti İstanbul Kağıtcılık Matbaacılık A.Ş. 1341-1925 Küçük Türk Tetebbuları I. Cilt 1925
7 Ruşeni Barkın İstanbul Basım 1926 Din Yok Milliyet Var 1926
8 N.F. Kvergic

 

1935 Viyana Türkoloji İncelemesi,
9 Herbert George Wells Paris Saint-Germain 1925 Dünya Tarihinin Özeti
10 Leon David Cahun

 

Yayın yılı 1896 Yayımcılar:Armand Colinve-Şirketi, Edebiyatclar topluluğu Kitabevi Asya Tarihine Girişi Başlangıçtan 1405’e kadar(ziya gökalp’in istanbulda aldığı ilk kitaptır ve yorum: sanki pan-türkizm ülküsünüözendirmek amacıyla yazılmış seklindedir. hüseyin namık orkun’da eser için “milli şuurun uyanmasına birinci derecede amil olan mühim eser”) Gençlik Yıllarında okumuştur

(Cemil Meriç bu kitap  için; Türk Milliyetciliğinin Kutsal kitabı der)

11 Bay Deguignes 1756 Paris Hunların,Tatarların, Moğolların ve diğer Tarihi.Cilt I
12 Mustafa Celalettin İnternationale Kitabevi 1870 Paris Eski ve Modern Türkler,
13 Prof. Alfred Haddon Paris 1930 Felix Alcan Kitabevi-II İnsan ırkları ve onların coğrafi dağılımı
14 Prof.Dr.Gerge Montandon 1933 Paris Payot IRKLAR
15 Hive Hanı Ebu’l Gazi Bahadır Han/Çeviren Dr.Rıza Nur İstanbul devlet Matbaası 1925 Türk Soy Kütüğü (Şecere-i Türk)
16 Binbaşı C.B. Brereton 3 seferin hikayesi Hediye etmiştir
17 James Churchward, IVES,WASHBURN  New York 1934 MU’NUN ÇOCUKLARI
18 Joseph,De Deguignes Çeviren: Hüseyin Cahit

‘’desHuns, des Mongoles, des Turcs et des autres Tartares occidentaux’’.

İstanbul Tanin Matbaası-1923 Tarih-i Umumi Hunların Türklerin Moğolların ve Sair Diğer Tatarların Tarih-i Umumisi
19 Filibeli Ahmet Hilmi İstanbul Hikmet Matbaası – 1326 Tarih-i İslam I. Cilt
20 Celâl Nuri (îleri)

 

Tarih-i Tedenniyat-ı Osmaniye’si
21 AHMET REFİK İstanbul–Milli Matbaa 1926 Umumi Tarih
22 Alfred,Feuillet Çev: Mustafa Rahmi İstanbul Matbaay-ı Amire 1339-1342 Avrupa Milletleri Ruhiyatı
23 Namık Kemal, , İstanbul, 1911 İstanbul, 1889. -Tarih-i Osmani,

– Makalat-ı Siyasiyye ve Edebiyye

24 M. Emin (Yurdakul), İstanbul, 1900 Türkçe Şiirler,
25 Tevfik Fikret, İstanbul, l 900 Rübab-ı Şikeste,
26 Leon Cahun Türk-İslam Tarihi
27 B. Carra de Vaux’nun 1911 Paris Etrüsk Dili’nden
28 Sadri Maksudi 1931 İstanbul Türk Dili İçin
29 Leonard Wolley Orijinal,İngilizcesi 1927,Fransızca Çev. 1930 Sümerliler
30 Arthur de Gobıneau 1855 Paris İnsan Irkları

 

 


Kaynakça

Atatürk, Mustafa Kemal, Nutuk, Cilt II, 1961

Atatürk, Mustafa Kemal, Medeni Bilgiler, Arı Matbaası, Eylül 2010, II. Baskı

Atatürk, Mustafa Kemal, Söylev, Türk Dil Kurumu yay, Ankara, Cilt l, 1978

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri Cilt II. Ankara 1959

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi yay. Cilt I, Ankara 1997

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Tamim ve Telgrafları V, 1972

Aydemir, Şevket Süreyya, Tek Adam, Remzi Kitabevi, 1969 cilt 3

Borak, Sadi Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 25, Cilt: IX, Kasım 1992

Cebesoy, Ali Fuat, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1967

Cengiz, Recep,  Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar Anıtkabir Der. Yayınları Ankara 2001 Cilt 3

Cumhuriyet Gazetesi 1931-1932-1933-1935

Ergün, Mustafa, Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ocak Yayınları, Ankara, 1997

Filibeli Ahmet Hilmi, Tarih-i İslam I. Cilt İstanbul Hikmet Matbaası – 1326

Galanti, Avram,  Küçük Türk Terebbuaları, I. Cilt İstanbul Kağıtcılık ve Matbaacılık A.Ş. 1341-1925

Galanti, Avram,  Vatandaş Türkçe Konuş, yahut Türkçenin Ta’mimi Meselesi / İstanbul Hüzn-i Tabiat matbaası 1918, Toplumsal Tarih, 2006 Mayıs, 149. Sayı, Aytül Tamer

Gündüz, Asım, Hatıralarım. Hazırlayan İhsan Ilgar, İstanbul, 1973

Haddon, A.C.,  İnsan Irkları ve Onların Coğrafi Dağılımı Çev. Hülya Lüle, Paris 1930

İnan, Afet, Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1988

Kocatürk, Utku,  Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ankara 2009

Önder, Mehmet, Atatürk’ün Yurt Gezileri, 1975

Shaw, E., Shaw S., Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye Cilt: 2 Reform, Devrim ve Cumhuriyet: Modern Türkiye’nin Doğuşu, 1808-1975, E Yayınları, İstanbul, 2000

Özden,  Mehmet, Atatürk Döneminde Kemalist Metinler: A’rafda Bir Kemalizm: Tekin Alp ve Kemalizm (1936), Bilig, Sayı: 34, Yaz (2005): 45-81 50).

Tazegül, Murat, Modernleşme Sürecinde Türkiye, Babil Yayınları, İstanbul, 2005 s.1-14.

Toprak, Zafer,  Atatürk Kurucu Felsefesinin Evrimi, İş Bankası Yayınları 2020

Turan, Şerafettin, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar,  Türk Tarih Kurumu, XVI dizi, 1982

Türkdoğan, Orhan,  Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004

Tütengil, Cavit, Atatürk’ü anlamak ve tamamlamak, Yeni Gün Haber Ajansı Kasım 1998, İstanbul

Ufuk, Özcan, Yüzyıl Dönümünde Batıcı Bir Aydın Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi, 2010

Wells, Herbert George, Dünya Tarihinin Özeti, 1925, Paris

Dipnotlar

[1] Sadi Borak, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 25, Cilt: IX, Kasım 1992

[2] Afet İnan, Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Ankara, 2000, s.455.

[3] Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Günlüğü, Ankara 2009, s.214.

[4] Avram Galanti, Vatandaş Türkçe Konuş, yahut Türkçenin Ta’mimi Meselesi, İstanbul Hüzn-i Tabiat matbaası 1918, Toplumsal Tarih, 2006 Mayıs, 149. Sayı, Aytül Tamer s.8

[5] Avram Galanti, Küçük Türk Terebbuaları, I. Cilt İstanbul Kâğıtçılık ve Matbaacılık A.Ş. 1341-1925,   s.3-8

[6] Avram Galanti, Türk Tetebbuaları Türkiye Coğrafya Lügatı,  s.125

[7] Avram Galanti, Küçük Türk Tetebeuatları Türkleşme Yolu, Mayıs 1925 Akşam Gazetesi, s.138/3

[8]  Cavit Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, Yeni Gün Haber Ajansı Kasım 1998, İstanbul s. 39.

[9]  Murat Tazegül, Modernleşme Sürecinde Türkiye, Babil Yayınları, İstanbul, 2005 s.1-14.

[10] Recep Cengiz, Atatürk ‘in Okuduğu Kitaplar, Anıtkabir Yayınları c. V., s. 322.

[11] Mehmet Özden, Atatürk Döneminde Kemalist Metinler: A’rafda Bir Kemalizm: Tekin Alp ve Kemalizm (1936), Bilig, Sayı: 34, Yaz (2005): 45-81 50).

[12] Mustafa Ergün,  Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ocak Yayınları, Ankara, 1997, s.162.

[13] Özcan Ufuk, Yüzyıl Dönümünde Batıcı Bir Aydın Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği, Kitabevi, 2010 s.189-190.

[14] Orhan Türkdoğan, Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2004, s.71

[15] A.g.e. İnan, s.18.

[16] E. Shaw, S. Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye Cilt: 2 Reform, Devrim ve Cumhuriyet: Modern Türkiye’nin Doğuşu, 1808-1975, E Yayınları, İstanbul, 2000 s. 447.

[17] Recep Cengiz, Atatürk’ün okuduğu kitaplar, Anıtkabir Derneği, Ankara 2001, cilt 8, s.465.

[18] Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Günlüğü, Ankara 2009, s.174-175.

[19]  A.g.e. Kocatürk, s.365-366.

[20] M. Kemal Atatürk, Söylev, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, Cilt l, 1978, s.521.

[21] Herbert George Wells, Dünya Tarihinin Özeti, 1925 Paris, s.40.

[22] A.g.e. Atatürk, Cilt l, 1978 Cilt II, s.521.

[23] Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar,  Türk Tarih Kurumu, XVI dizi, 1982, s.28.

[24] A.g.e. Turan, s.28-29.

[25] Recep Cengiz,  Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar,  Anıtkabir Yayınevi, Ankara 2001 cilt 17/Ettore Rossi, Dall’lmperio Ottomano alla Repubblica di Turchia, Oriente Moderno, XXIII, 1943,  s. 9.

[26] Mustafa Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler, Arı Matbaası, Eylül 2010, II. Baskı, s.41-42.

[27] Prof. Alfred Haddon, İnsan Irkları ve Onların Coğrafi Dağılımı, Paris 1930 Felix Alcan Kitabevi-II s.30/ Recep Cengiz, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Anıtkabir Derneği, Ankara 2001, Cilt23, s.11.

[28] A.g.e. Cengiz, s.15.

[29] A.g.e. Cengiz, s.15/ A.C. Haddon İnsan Irkları Paris 1930, s. 50

[30] A.g.e. Cengiz, s.19

[31] A.g.e. Cengiz, s. 20-30

[32] A.g.e. Haddon,  s.191

[33] A.g.e. Turan, s.45

[34] A.g.e. Cengiz, s.40

[35] A.g.e. Cengiz, s.111

[36] A.g.e. Cengiz, s.58

[37] A.g.e. Cengiz, s.263

[38] A.g.e. Cengiz,  s.73

[39] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitabevi, 1969 cilt 3, s.433

[40] A.g.e. Turan s. 44

[41] Zafer Toprak,  Atatürk Kurucu Felsefesinin Evrimi, İş Bankası Yayınları 2020, s.367

[42] Fotoğraf eşimin amcasından alınmıştır.

[43] A.g.e. Cengiz, s.347

[44] Filibeli Ahmet Hilmi, Tarih-i İslam I. Cilt İstanbul Hikmet Matbaası 1326 s. 547

[45] A.g.e. Cengiz,  s.131-133

[46] A.g.e Cengiz, s.81

[47] Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 1997, s. 205.

[48] A.g.e. Turan, s.7

[49] Asım Gündüz, Hatıralarım. Hazırlayan İhsan Ilgar, İstanbul, 1973, s. 15 vd. ; A. F. Cebesoy, Sınıf Arkadaşım Atatürk, İstanbul, 1967, s. 30

[50] A.g.e. Türk Tarih Kurumu, s. 154

[51] A.g.e. TTK,  s.33

[52] A.g.e. TTK, s.137-146

[53] A.g.e. TTK, s.168

[54] A.g.e. Kocatürk,  s.365

[55] Mehmet Önder, Atatürk’ün Yurt Gezileri, 1975 s.226

[56] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Tamim ve Telgrafları V, 1972 s152

[57] A.g.e.  s.114

[58] A.g.e. Atatürk, Cilt II, 1961, s.898

[59] Cumhuriyet Gazetesi 25.03.1931

[60] Cumhuriyet Gazetesi 5 Ekim 1932

[61] Cumhuriyet Gazetesi 31 Ekim 1933

[62] Cumhuriyet Gazetesi 12 Aralık 1935