Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Musiki
Kaynak: N. Levent Gökçedağ, “Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları” (Yüksek Lisans Tezi ), (İstanbul: Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007)

Atatürk ve Musiki

Giriş

Bu makalede müziğin Avrupa’daki geçmişine kısaca değinirken, Osmanlı’nın son döneminde musiki konusundaki çalışmaları, Türk musikisinin Atatürk ile birlikte gelişimi ve asıl araştırma konumuz olan Atatürk’ün müziğe bakışında okuduğu kitapların etkisi ele alınacaktır.

Atatürk’ün müzik konusunda bir uzman olmadığı biliniyor. Ancak Atatürk yaşamını anlamlandırabilmek ve hayatı anlayabilmek, aydınlanma ve ilerlemek için karşısına çıkan sorunlarda bilgili olması gerektiğine inanıyordu.  Bu inancı doğrultusunda yaşamı boyunca, yerli ve yabancı yazar ve bilim insanlarının eserlerinden tarih, kültür, askerlik, felsefe, siyaset bilimi, coğrafya, sosyoloji, mantık, yönetim sistemleri, Rönesans ve Reform uygulamaları, müzik, dinler tarihi, matematik, sanat ve benzeri konularda, binlerce kitap-dergiyi okuyup incelemiştir.

Okuduğu kitapların içinde etkilendiği, musiki alanında yoluna rehber yaptığı birçok yazar olmuştur. Atatürk’ün musiki konusundaki uygulamaları ve bu uygulamalardan ne amaçladığı, okuduğu kitaplardan iz sürülerek anlatıldı. Musiki konusunda yaptığı önemli konuşmalar uygulamalarına paralellik kurularak verilecektir.

Sonuç kısmında ise tüm bu bilgiler ışığında Atatürk’ün musiki konusundaki yenilikleri değerlendirilecektir.

 

1. Musiki Tarihi

Musiki tarihine kısaca bir bakacak olursak, Avrupa’da Orta Çağ’da müzik, teksesli[1] kutsal, duaları kolay ezberletmeye yarayan, ayinlere tılsımlı bir ortam katan araçtır. Kendilerinden önceki müziği yasaklayıp, var olan nota benzeri belgeleri de yok eden Ortaçağ papazları, yüzyıllar boyunca müzik sanatını kilise koroları ve teksesli ilahilerle kendi egemenlikleri altında tutmuşlardır.[2]

Çoksesliliğin[3] gelişme süreci Ortaçağ’ı izleyen ve Rönesans’a varan Gotik Dönem içinde gerçekleşir.[4] Rönesans müziğiyle yaşanan gelişmeler müzik yazısının ve çalgıların geliştirilmesi, din dışı müzikte yeni ses müziği ve çalgı müziği formlarına yöneliş ve nota basımı aşamasına geçiş şeklindedir.[5]

Müzikte Barok Çağ, 17. yüzyılla 18. yüzyılın ikinci yarısını içine alan dönemin müziğini karakterize eden estetik eğilimi belirler. Bu yeni dönem, müzikte 1600-1750 yıllarını kapsar. Anlatımda ayrıntılara dek inen ağırbaşlı ve görkemli bir üslubu biçimlendirir. [6]

18. yüzyılın ortasında sanatçılar tıpkı Rönesans’ta olduğu gibi yine Eski Yunan Klasiklerine eğilmişler, onların değerlerini kendilerine ölçüt almışlardır.[7] 18. yüzyıl sonundaki kuramcılara göre müzik, uyumlu seslerle duyguları kamçılayan ve herhangi bir kalıbı örnek almaksızın, kendi doğal akışı içinde güzel olan bir sanat dalıdır. Hiçbir zaman aşırı süsleme ya da şaşırtmaca yoluyla değil, duygularına doğrudan seslenerek dinleyiciyi coşturmalıdır. Aydınlanma Felsefesi, Klasik Dönemin büyük bestecileri Haydn ve Mozart’ı hazırlamıştır.[8] Daha sonra Romantik Dönem başlamıştır. Romantik akımın belirleyici özelliği, Fransa’da patlayıp tüm Avrupa’ya yayılan ileri düşünce karşısında aldığı tavır değil, düş ürünü yolları bulup geliştirmesidir. Romantikler kendilerini genelde bu düş evrenine öylesine kaptırmışlardır ki ‘gelecek’ onlar için bir ütopyadır. [9]

18. yüzyılda çoğulculuk öne çıkarak Çağdaş Dönem başlamıştır. Yeni müzik, stil çoğulculuğu içinde, dönemin düşünsel ve sanatsal gelişimini yansıtan ve hızla değişen çarpıcı bir süreçtir.[10]

Bu dönemde folklor da müziğin gelişmesine katkı sağlamıştır. Halk ezgilerinden uzanan çizgi, melodi kavramını yalınlaştırırken, yerel ritim coşkuları, karmaşık ve yoğun bir çatı örmüştür.[11]

 

2. Türk Müziğindeki Gelişmeler

Klasik Türk Müziği ve Türk Halk Müziği söze, dolayısıyla edebiyata dayalı müziklerdir. Klasik Türk Müziği, Divan Edebiyatı; Halk Müziği, Halk Edebiyatı ile yoğrulmuştur. Klasik Türk Müziği çoğunlukla saray çevrelerinde geliştiğinden daha süslemeli ve dolaylı bir anlatıma; Halk Müziği ise saz şairlerinin, âşıkların elinde geliştiğinden daha yalın ve doğrudan bir anlatıma sahip olmuştur. [12]

Türk Müziği ve Batı Müziği arasındaki alışveriş 17. yüzyıla dayanır. Öncelikle Mehter Müziğinin vurmalı karakteri Batı müzikçilerini etkilemiş; 19 yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı saraylarına gelen Batılı opera, bale grupları da Türklerin ilgisini çekmiş, opera ve operet alanında bazı denemeler yapılmaya başlanmıştır. 20. yüzyıla doğru, aralarında ünlü piyanist Lizst’in de bulunduğu Batı’nın birçok ünlü müzisyeni, İstanbul’a gelip konserler verir, sultanın ödüllendirmesine karşılık ona marşlar bestelerler.[13]

Avrupa’da amaç halktan kopmadan, halkı müziksel yaşamın içine katarak ilerletmek, böylece ulusal müziği oluşturmaktı. Bunda başarılı da olmuşlardı. Türkiye ise, 1826’da müzikte batılılaşma yoluna girmesine karşın sarayın dışa kapalı olması ve aktarmacılıkla yetinmesi, istenilen gelişmeyi sağlayamamıştı.

19. yüzyılda Osmanlı’da Muzıka-i Humayun’dan yetişen pek çok insan ise, Batı müziğinin temsilcileri olarak çeşitli kurumlara dağılmış ve daha sonraları kurulan çeşitli ordu-i humayun muzıkalarının başına geçmişlerdir. Ayrıca daha çok açık hava musikisi özelliği gösteren ve marş, mazurka, polka gibi türlerin, opera düzenlemelerinin icrası, zamanla piyano, keman, viyolonsel gibi sazlarla, kapalı salonlara taşınmıştır.[14]

1910 yılına gelindiğinde, Darülaceze Mektebinden ve öksüz çocuklardan oluşturulan 60 kişilik koro ile Zati Bey, Muzıka Mektebi’ni kurmuştur. Bu okul, açık alanlarda konserler vermiş olup, İstanbul Şehir Bandosunun temeli olarak da gösterilmektedir. [15]

1917 yılında Ziya Paşa başkanlığında Darü’l Elhan (nağmeler evi) isimli bir müzik okulu kurulur. Doğan Avcıoğlu, bu konuda, İstanbul’da biri erkekler, biri de kadınlar için iki konservatuar kurulduğunu belirtmektedir.[16] Bu çalışmalar başlangıç aşamasında kalmış ve toplumun sınırlı kesimine ulaşabilmiş küçük uygulamalardı.

Cumhuriyet döneminin ilk evrelerinde açıklık belirginlik kazanarak Gökalp ve Atatürk’ün görüş ve düşüncelerine temellenmiş, onların görüş ve düşüncelerinden kaynaklanıp yönlenmiştir.[17]Atatürk’ün milli müzik anlayışında ‘özde ulusallık’, ‘yöntemde- teknikte çağdaşlık’ ve ‘nitelikte evrensellik’, birbirini tamamlayıp bütünleyen üç vazgeçilmez boyuttur.[18]

 

3. Atatürk ve Musiki

Atatürk yeni Cumhuriyet sonrası her şeye yeniden başlamak zorundaydı. Ulus sarsıcı tarihi olaylardan sonra “Şimdi biz kimiz?” diye kendi kendine sormuştur. Bu durumda arındırma süreci başlar. Arındırma eski elbiseyi çıkarma ya da tamir etme gibi bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti’nde arındırma işlemine alfabe, köy adları değiştirme, dil de yenilikler ve müzik de değişimler sayabiliriz.[19]

Atatürk Cumhuriyet döneminde bu yenilikleri uygulamaya koyarken İttihat ve Terakki kökenli bir topluluğa dayanmıştır. İlk ve sonraki Meclislerde bu kökenden pek çok insan vardır ve Atatürk’ün uyguladığı devrimlerden bazıları 1910’lu yıllarda gazete, dergi, kitap çok tartışılmış düşüncelerdir. Önce ortak hedefleri olan bir ulus oluşturmalıydı. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin kazanımlarını anlayacak ve sahiplenecek ulusu kısa sürede oluşturulması gerekiyordu. Atatürk’e göre ulus olabilmenin en önemli şartlarından birisi, insanların aynı kültürde birleşmesi, birleştirilmesidir. Ortak kültür bir ulusun ana temelidir.

Atatürk “tek kültür vardır, o da insanlığın ortak malı olan ve en ileriyi temsil eden uygarlıktır” anlayışını benimserken uygarlığın temsilcisi olarak da Avrupa’yı görüyordu. İmparatorlukların dağıldığı bir ortamda yeniden şekillenen dünya sisteminin parçası olabilmenin yegâne yolu çağdaşlaşmadan geçiyordu. Atatürk çağdaşlığın en önemli unsurunun eğitim ve güzel sanatlardan geçtiğine inanıyordu.

Atatürk Tarih, Dil ve Güzel Sanatlar konusuna bu anlamda çok önem vermiştir.  Atatürk’e göre duyarlı insan yetiştirmenin ön koşulu sanata verilen önemle eş anlamlıdır. O’na göre güzel sanatlarda başarı; bütün inkılapların başarılı olduğunun en kesin delilidir. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır! Onlar, bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır.

Cumhuriyet Türkiye’sinde tüm kurumlar değiştirilirken sanatta da, özellikle müziğin, değiştirilmesi gerekiyordu. Musiki, Atatürk’ün üzerinde en çok üzerinde durduğu konuların başında yer alır. Çünkü musiki, ait olduğu toplumun kültür ve medeniyet kodlarına ilişkin en doğru ölçüleri bünyesinde taşıdığı kadar, toplumsal değişim ve başkalaşmalarında kültür, öncelikle yankı bulacağı alan olma özelliğine sahiptir. Musiki devriminde örnek aldığımızı düşündüğüm Rus Kültür Devrimi de, hep bir ağızdan söylenen marşlarla aynı şekilde halkın dimağına yeni düzeni işlemeye çalışan bir müzik uygulamasıydı.

Atatürk’e göre müzik; hayatın neşesi, sevinci ve her şeyidir. 1925 yılında “Hayatta musiki lazım mıdır?” sorusuna şu cevabı verdiğini görüyoruz:
“Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayatın kendisi musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlûkat insan değildir. Eğer mevzuu bahis olan hayat ise, musiki behemehâl vardır, musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musikinin nevi şayan-ı mütalaadır.”[20]

Falih Rıfkı “Çankaya” isimli kitabında Mustafa Kemal’in müziğe olan ilgisini şu satırlarla aktarır: Mustafa Kemal Suriye’de görevliyken bir akşam evine dönüşte sokağın birinden müzik sesleri duyar. Camlar kâğıtlarla kaplı olduğu için içeri girer. İtalyan demiryolu işçileri mandolin çalıp müzik eşliğinde şarkılar söylemektedirler. Derin bir gıpta ile bakar onlara. Hayat bu kâğıtla örtülü pencerenin ardında diye düşünür. Sonraki günler bir işçi kıyafeti bulup ara sıra aralarına katılıp eğlenir.[21]

Ancak musikide yapılacak bu devrim Atatürk’e göre en zor devrimlerden birisidir. Kökleri çok eskilere dayanan bir geleneğin yön değiştirmesi Musiki İnkılabı ile doğal değişim sürecinin birdenbire hızlandırılmaya çalışılması anlamına geliyordu. Bu, Osmanlı Müziği’nin yüzyıllardır süren tabii gelişimine bir nevi müdahaledir.

Atatürk musikide yapılacak uygulamaları bir devrim olarak görür. Nitekim Özsoy Operasının sahneye konulmasının ardından: “Bu bir devrim hareketidir.” diye belirtmiştir.[22]

Atatürk en güç devrimin müzik devrimi olduğunu, çünkü müzik devriminin kişiye kendi iç dünyasını unutturmayı, sonra da yeni bir âleme yönelmeyi gerektirdiğini, onun için de çok zor olduğunu ancak, yapılacağını belirtmiştir.[23]Atatürk’ün yeni toplumda sınıfsal ya da entelektüel olarak dayanacağı güçlü bir toplum yapısı mevcut değildir. Atatürk, başında bulunduğu ve henüz olgunlaşmamış bu topluma, tümden değişimi, siyasal güç kullanarak, devrimler yoluyla sağlamak durumunda kalmış, toplumsal ve ekonomik bir taban olmaması nedeniyle, devrimlerin geniş halk kitlelerince benimsenmesinin meşakkatli olması ve uzun süreler gerektirmesi Atatürk’ün karşısındaki zorluklardı.[24]

Sadece yapılmakla kalmayıp hızlı bir şekilde yapılmalıydı. Atatürk’ün uzun bir sürece tahammülü yoktu. Atatürk bu nedenle toplumun değişimini siyasal güç kullanarak ve çeşitli alanlarda yapmış olduğu devrimler vasıtasıyla sağlamaya çalışmıştı. Atatürk’ün bir Alman gazeteciye verdiği röportajında da belirttiği gibi Avrupa ile dört yüz yıllık bir fark vardı ve bu zamanın kapatılabilmesi için zamanı dardı. Bir diğer nokta da, Atatürk yaptıklarının sonucunu da yaşamında görmek isteyen biri olarak acelesi vardı. Nitekim bu devrimi bazı kitapları da referans alarak başarıyla yaptı.

Musiki Türk Modernleşmesinin ve Devrimi’nin en önemli yapı taşlarından birini oluşturmuştur. Böylece musiki Türk aydınlanmasında Atatürk tarafından bir enstrüman olarak kullanılmış oldu. Atatürk’ün müziğin akıllara hitap ettiğini bilmesi ve bunun için bir alt yapı hazırlığı düşündüğünü uygulamalarına da bakarak değerlendirebiliriz. Atatürk’ün özellikle Türk müziğine ilişkin ifadeleri, dönemin kültür ve müzik insanları tarafından yakından izlenerek, bu konuda yapılması gerekenler belirlenmeye çalışılmıştır.

Atatürk Türk Halk Müziği ve eleştirdiği halde sanat müziğini de çok severdi. Kız kardeşi Makbule Hanımın (Ata’dan) anlatımına göre en sevdiği sanat ve halk müziği şarkıları arasında “Cana Rakibi Handan Edersin/Nihasnın Dideden/ Sevdiğim Cemalim/ Ela Gözlerine kurban olduğum/ Şahane Gözler Şahane/Kaçma Mecburundan Ey Ahu-yı Vahşi Ülfet ET/Gayrıdan Bulmam Teselli Sevgilim/ Pencere açıldı bilal oğlan Piştov patladı/ Alişimin kaşları Kare/ Köşküm var deryaya karşı/ Vardar Ovası/Havada bulut yok bu ne dumandır’ bulunmaktaydı.

Yemek masasında içkisini yavaş yavaş içen Mustafa Kemal bazen Makedonya’daki çocukluğundan kalma şarkılarla misafirlerine ev sahipliği yapardı.[25]

 

4. Atatürk’ün Musiki Konusundaki Çalışma ve Söylevlerine Okuduğu Kitapların Etkisi

Atatürk gerek Osmanlı Dönemi gerekse Cumhuriyetin ilk yılarında sanatsal konuları içeren birçok kitap okumuştur. Müzik konusunda okumuş olduğu yazarlar arasında Montesqiue, Ziya Gökalp, Herbert George Weels ve Hasan Ferit’i koyabiliriz. Kitaplığında ayrıca Türk Halk Müziği ezgilerini içeren kitaplar da yer almaktaydı. Özellikle Montesqiue’den müziğin önemi anlamında etkilendiğini kendisi bizzat ifade etmiştir. Doğrudan musikiyle ilgili kütüphanesindeki birkaç kitabı örnek verecek olursak; Ahmet Muhtar Ataman’ın  “Musiki Tarihi”, Hasan Ferit Alnar’ın “Türk Musikisinin Hangi Dereceye Kadar Tekâmül ve Bu İmkân Nasıl Eser Haline Getirilebilir?’’

Cumhurbaşkanlığının 2006 yılında yayınladığı katalogda listelenen kitaplara bakıldığında müzik konusunda okuduğu kitap ve dergi sayısı 79 adettir.[26]

Atatürk musikiye çok önem vermiştir. O’nun gözünde en önemli devrim musikide yapılandır. “Bir millet çok şeyde devrim yapabilir ve bunların hepsinde de başarılı olabilir; fakat musiki devrimidir ki, milletin yüksek gelişiminin işaretidir.”[27]

Musikinin hayatımızdaki yerini çok keskin ifadelerle anlatmıştır. “Musiki ile ilgisi olmayan yaratıklar insan değildir. Eğer söz konusu yaşam, insan yaşamı ise musiki her halde vardır. Musikisiz yaşam zaten olamaz. Musiki yaşamın neş’esi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.’’[28]

Atatürk’ün musikiye verdiği önemin nedenini okumuş olduğu Montesquieu’nün sözlerinde aramak gereklidir. Atatürk’ün 30 Kasım 1929 günü, “Vossische Zeitung” gazetesinin muhabiri Emil Ludwig’le görüşmesinde:

Ludwig: Musiki İnkılabı nedir?

Atatürk: Montesquieu’nün “Bir milletin musikicilikte meyline ehemmiyet verilmez ise o milleti ilerletmek mümkün olmaz” sözünü okudum, tasdik ederim. Bunun için, musikiciliğe pek çok itina göstermekte olduğumu görüyorsunuz.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin, müzik alanında, çağdaşlığı yakalayabilmesinde sarf edilen çabalar ve gerçekleştirildiği zaman, bunların çıkış noktasının ne olacağı konusunda görüşlerini şöyle dile getirmiştir:
“Bir milletin musiki zevki nazar-ı itibare alınmadıkça onun yükseltilmesine olanak yoktur.”

Atatürk yeni kurulan Cumhuriyetin toplumsal birlikteliğini sağlayabilmek için kültürde birliği önemsemiş ve bu konuda da musikide yapılacak değişiklikleri en büyük devrim olarak nitelemiş. Toplumsal birliktelikle ilgili bir gecede okudum dediği Alfred Feuillet’in  “Avrupa Milletlerinin Ruhiyatı” kitabının büyük yol gösterici olduğunu görüyoruz. İlgili kitapta Mustafa Kemal Atatürk tarafından işaretlenen cümleler şöyledir: “Bismarck şöyle der: ‘Okulda öğrenilen Alman şarkılarıdır ki Alman gönüllerini fethetmiştir. Ben bu türküleri Alman birliğini sağlayan en önemli etkenlerden sayarım.’”[29]

Mustafa Kemal Atatürk millî birlik ve ruh ile ilgili olarak 25 Mart 1931’deki söylevinde:

“Efendiler! Millet; milletin ruh sanatı, musikisi, edebiyatı ve bütün bediiyatı bu kudsî cidalin ilâhî teranelerini müebbet bir vatan aşkının vectleriyle daima terennüm etmelidir.”[30]

Atatürk, Milli Musiki görüşünü de şöyle vurgulamıştır: “Bir memleketin milli kültürü içinde, büyük yeri olan milli musiki o memleket halkının benimsediği, sevdiği ve zevkle dinlediği musikidir. O ülke halkı bu musikide kendini bulur.” [31]

Atatürk musiki konusunda en çok etkilendiği yazarların başında hiç kuşkusuz Ziya Gökalp gelir. Ziya Gökalp’in görüşleri doğrultusunda Osmanlı kültürünü reddedip yeni bir halk kültürü (Türk Kültürü) yaratmaya çalışılmıştır.

Özellikle Gökalp’ın “Türk Medeniyet Tarihi” isimli kitabı Atatürk’ün üzerinde önemli etkiler bırakmıştır.  Gökalp’in bu kitabında yazdıklarına göre, memleketimizde yan yana yaşayan iki musiki vardır. Bunlardan birisi halk arasında kendi kendine doğmuş olan Türk musikisi, diğeri Farabi tarafından Bizans’tan tercüme ve iktibas olunan Osmanlı musikisidir. Türk musikisi taklit olmayıp ilham ile vücuda gelmiştir. Osmanlı musikisi ise, taklit vasıtasıyla hariçten alınmış ve ancak usulle devam ettirilmiştir. Farabi tarafından Arapçaya nakil olunduktan sonra bu hasta musiki, sarayların rağbeti ile Farsçaya ve Osmanlıcaya da aktarılmıştır. Diğer taraftan Ortodoks ve Ermeni, Keldani, Süryani kiliseleriyle Yahudi Sinagok’u da bu musikiyi Bizans’tan almışlardır.

Atatürk de Osmanlı musikisinin, yüzyıllardır süregelmiş eski, Bizans’tan kalma olduğunu, 30 Kasım 1929 günü, “Vossische Zeitung” gazetesinin muhabiri Emil Ludwig’in Musiki devrimi hakkındaki sorularına cevap verirken değinir.

Ludwig: Biz Garplılara göre şark musikiciliğinin kulaklarımıza gelen garabeti cihetinden bahsettim ve dedim ki, şarkın yegâne anlayamadığımız bir fenni varsa, o da şarkın musikisidir.

Gazi, o zaman bu musikinin Türkçede tesmiyesine itiraz ederek şöyle demiştir: Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki musikimiz. Anadolu halkından işitilebilir.[32]

Atatürk geleneksel müziklerle ilgili görüşlerini: “Divan Müziği, Bizans-Şark-Enderun müziğidir. Halkla alakası yoktur. Yüz ağartıcı olmaktan uzaktır. Ruhsuz, kansız ve uyuşuktur. Ne halkın bugünkü durumuna uygun ne de Cumhuriyet’in büyük devrimlerini anlatacak kudrete sahiptir.” diyerek açıklamıştır.[33]

Ziya Gökalp, “Geleneksel Türk Sanat Müziği” ve Geleneksel Türk Halk Müziği” nin çok farklı kültürel yapılardan geldiğini belirtmiştir. Gökalp yine aynı kitabında: “Osmanlı döneminde de halkın Osmanlı musikisine ilgisi çok olmamıştır. Şark’ta havasa mahsus olmak üzere bir düm-tek musikisi vardır. Farabi bu musiki fennini Bizans’tan alarak, Arapçaya nakletti. Bu musiki Arap’ın, Acem’in, Türk’ün havas sınıfına girmekle beraber halkın derin tabakalarına inemedi. Yalnız havas tabakasına münhasır kaldı. Türk’ün halk tabakası eski Aksa-yı Şark medeniyetinde ibda ettiği melodileri devam ettirerek milli bir halk musikisi vücuda getirdi.” diyerek Türk halk müziğinin halkın milli müziği olduğuna ve Türk halkının Osmanlı musikisine ilgi göstermediğine işaret etmiştir.

Atatürk, Türk halkının Osmanlı müziğini benimsemediğini belirtmiştir. Yeni müzik üzerinde tartışmalarda bazılarının, “Osmanlı müziği alışkanlığı var. Yenisi yabancı gelir.” demesi üzerine Atatürk: “Alışkanlık dediğiniz şeye gelince, sizin Osmanlı musikinizi Anadolu köylüsü dinler mi? Dinlemiş mi? Onda o musikinin alışkanlığı yoktur.” diye cevap vermiştir.[34]

Atatürk Türk halk müziğinin seçilmesi gerektiğini 1934 yılında Çankaya’da müzisyenlere söylemiştir. Osmanlı musikisi, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki büyük devrimleri anlatacak kudrette değildir. Bize yeni bir musiki gereklidir ve bu musiki özünü halk musikisinden alan çok sesli bir musiki olacaktır. [35]

Ancak halk müziğinin ıslahı ve batı normuna sokulması gerekiyordu. Bu konuda yine Atatürk’ün yararlandığı Ziya Gökalp’in görüşlerine ilgili kitaptan bakacak olursak:

Türk musikisi kaidesiz, usulsüz, fensiz melodilerden, Türk’ün bağrından kopan samimi nağmelerden ibarettir. Hâlbuki Bizans musikisinin menşeine çıkarsak bunu da Eski Yunanlıların harsı dâhilinde görürüz.[36] Anadolu halkından işitilebilecek olan hakiki musikimize, milli kültürümüze ait örnekleri toplamak;  Halk musikisiyle, Batı musikisinin kaynaşmasından doğacak olan Milli musikimizin oluşturulması ve bunun için de toplanan halk musikisi örneklerinin Batı Musikisi usulüne göre armonize edilebilmesi için, bilgili müzik insanları yetiştirmek, bunlardan kadrolar oluşturmaya çalışmak, eğitim kurumları kurmak ve yeni musikinin benimsetilmesi, kabul ettirilmesi için, bu müziği yaygınlaştırmaya dönük yoğun çalışmalara girişmek. [37] diye çözümü özetliyor.

Atatürk, bu konuda 01 Kasım 1935 günü TBMM’nin açılış konuşmasında şu sözlerle yeni müzik çalışmalarına değinmiştir: “Ulusal musikimizi, modern teknik içerisinde yükseltme çalışmalarına bu yıl daha da çok emek verilecektir. Güzel sanatların her kurumu için Kamutay’ın göstereceği ilgi ve emek, milletin insani ve uygar yaşamı ve çalışkanlık veriminin artması yönünde etkili olacaktır.”[38]

Gökalp kitabında Etnografya Müzesi bunlardan başka her nahiyedeki lisani savtiyyat (fonotik) ile halk nağmelerini ya fonograf yahut nota usulü ile zapt eder. Koşmalar, türküler ve nağmeler de hakiki saz şairlerinden alınmalıdır.[39] Ulusal musikinin tek kaynağının Anadolu ezgileri, türküleri olduğudur. Bu kaynak, Batı müziği formuyla işlenecek ve Türk’ün yeni müziği meydana çıkacaktır. Hem Batı müziği okullarda öğretilecek hem de yaygın biçimde çalınarak, halkta kulak alışkanlığı ve yüksek müzik beğenisi yaratılacaktır.

Adnan Saygun’un bir anısında Atatürk Türk musikisinin geliştirilmesine değinirken:  Bu musikiyi dünyanın anlaması lazımdır. Onu bütün dünyaya anlatabilmek için, bizim milletçe bugünkü dünyanın seviyesine ulaşmamız gerekir.”[40] diye musikimizin batı seviyesine çıkarılmasını istemiştir. Atatürk bir başka konuşmasında şöyle der: “Birçok defa Türk musikisinin tam haysiyetini bulamıyoruz. İşte dinlediğimiz bu musiki hakiki bir Türk musikisidir ve hiç şüphesiz ki yüksek bir medeniyetin musikisidir. Bu musikiyi dünyanın anlaması lazımdır. Onu bütün dünyaya anlatabilmek için, bizim milletçe bugünkü dünyanın seviyesine ulaşmamız gerekir.”[41]

Atatürk benzer bir konuşmasında batı müziğini işaret ederek “Çocuklarımızın ve gelecek kuşakların musikisi, batı uygarlığının musikisidir.[42] Biz batınınkini saygıyla dinlediğimiz gibi, bizim musikimiz de bütün dünyada saygıyla dinlenecek bir durumda olmalıdır.”[43] demiştir. Bizim hakiki müziğimiz, Anadolu’da işitilir. Ancak bu müzik yeterince gelişmiş değil, ilkel durumdadır. Halk, ezgi, ritim, deyiş ve söyleyişleri evrensel müzik kurallarıyla işleyerek, ulusal müziği yaratmak düşüncesini taşıyordu.[44]

Türk Halk Müziği’nin ise Milli müziğimiz olduğu görüşünden hareketle çok seslendirmeye halk müziği örneklerinden başlanmıştı. Ziya Gökalp’ın önerisi de Halk müziğinin batılı normlara getirilmesi yönündeydi. Gökalp’e göre Halk musikisi milli kültürümüzün, Batı Musikisi de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde, Milli musikimiz, memleketimizdeki halk musikisiyle, Batı Musikisinin kaynaşmasından doğacaktır. Halk musikimiz, bize birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve Batı Musikisi usulüne göre “armonize” edersek, hem milli, hem de Avrupalı bir musikiye malik oluruz.[45] diyordu.

Atatürk’ün kitaplığında da yer alan Hasan Ferit Alnar’ın 1930’da yazdığı bir raporda sırf “Türk musikisinin kreşendo dekreşendoyu (gerilme ve gevşeme) ihmal ettiği için çok ilkel kaldığını ve Türk musikisinin bu uyuşturucu özelliğinin bu gerilme ve gevşemenin yokluğundan ileri geldiğini” ifade ederken el atılması gerektiğini vurguluyordu. [46]

Atatürk de Halk müziğimizin ihmal edildiğini ve batı musikisiyle armonize edilmesi gerektiği düşüncesindeydi.  Alman gazeteci Ludwig ile yaptığı görüşmesinde:

“Ludwig: Bu nağmelerin ıslahı ile terakki ettirilmesi mümkün değil midir?

Atatürk: Garp Musikisi bugünkü haline gelene kadar, ne kadar zaman geçti?

Ludwig: Dört yüz sene kadar geçti.

Atatürk: Bizim bu kadar zamanı beklemeye vaktimiz yoktur. Bunun için Garp musikiciliğini almakta olduğumuzu görüyorsunuz.”[47]  demiştir.

Atatürk yine Gökalp’in kitabında değindiği batı müziğine kolay adapte edebilmek için batı tarzı okulların açılmasını sağlamıştır. Ankara’da açılacak olan konservatuarı 01 Kasım 1936 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında “Güzel Sanatlara da alakanızı yeniden canlandırmak isterim. Ankara’da bir konservatuar ve bir Temsil Akademisi kurulmakta olmasını zikretmek, benim için bir hazdır.”[48] diyerek konservatuar açılışını müjdelemiştir. Atatürk, bir yıl sonra 01 Kasım 1937 tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış konuşmasında, “bir önceki yıl Ankara’da kurulan Devlet Konservatuarı’nın, müzikte, sahnede kendisinden beklenilen teknik elemanları süratle verilebilecek hale getirilmesi için daha fazla gayret ve fedakârlığın yerinde olacağını” söylemiştir.[49] Sadece konservatuarın açılmasının yeterli olmayıp batılı enstrümanlarında tedarikine dikkat çekerek:

“Yalnız musikinin türü düşünmeye değer. Devlet konservatuarının müzikte, sahnede, kendisinden beklediğimiz teknik elemanları, süratle verebilecek hale getirilmesi için daha fazla gayret ve fedakârlık yerinde olur.[50] diye belirtmiştir.

Atatürk Batı tarzı musikiyi anlamak ve yerinde öğrenebilmek için yurt dışına birçok sanatçının gönderilmesine vesile olmuştur.1934 yılı haziran ayında Milli Musiki ve Temsil Akademisi Kanunu ve musiki muallim mektebi kurulmasına ilişkin kanun çıkartılmıştır.[51]  Yurt dışından ünlü müzik uzmanları Türkiye’ye davet edilerek görevlendirilmiş, bilimsel yöntemlerle halk ezgilerini derleme çalışmalarına başlanmış ve Türk Halk Ezgileri Arşivi kurulmuştur.

Yeni Türk musikisinin yaygınlaştırılması konusunda Ziya Gökalp’in önerisi Türk ocaklarında yeni musiki icra edilerek tanıtılması yönünde idi. Türkçüğün Esasları adlı kitabında “Bu vazifeyi gerçekleştirebilecekler arasında, Türk Ocakları’nın musiki toplulukları da vardır. İşte Türkçülüğün musiki sahasındaki programı esası itibariyle bundan ibaret olup, bundan ötesi milli musikişinaslarımıza aittir.” demiştir.

Atatürk Türk ocaklarını Halkevlerine dönüştürdükten sonra buralarda sanatsal eğitim faaliyetlerinin içinde Musikiye de yer verdirmiştir. Bu kurumlar vasıtasıyla Türk insanı ve gençleri güzel sanatlarla tanışmış, eğitim görenler arasında çıkan sanatçılar vasıtasıyla birçok eserler yazılmış, çizilmiş, işlenmiştir.  Halkevlerinin 1932 talimatnamesinde güzel sanatlar şubesinin görevlerine baktığımızda Musiki çalışmaları da bulunmaktadır. [52]

Atatürk, yurdumuzda Batılı sanatın yerleşip yayılması gereğini uygun sözlerle kafalara yerleştirmeye çalışmıştır.

Güneydoğu illerinde geziye çıkan Atatürk, 15 Kasım 1937 günü Diyarbakır’a gelmiş ve akşam saat 21.25’te Halkevinde kendisine sunulan bir gösteriyi izlemiştir. Halkevi orkestrasının dinletisi bitince, locada ayağa kalkarak orkestrayı alkışlamış ve kendisine sevgi gösterisinde bulunan halka, yirmi sene sonra tekrar Diyarbakır’da bulunduğunu, dünyanın en güzel ve en modern bir binası içinde, modern nefis bir müziği dinlemiştir. Beşeriyetin medeni bir halkı huzurunda, bu halkın evinde duyduğu zevk, saadetin ne kadar büyük olduğunun elbette takdir edileceğini kaydetmekle, bahtiyar olduğunu belirtmiştir. [53]

Gökalp’ın kitabında yer alan bir başka başlık konusu ise halkın kendi içinde söylediği melodileri toplamak ve batılı normlara sokma düşüncesidir.

Atatürk birçok halk türkülerinin yer aldığı Rauf Yekta’nın 1926 baskısı Anadolu Halk Türküleri kitabını incelemiş ve birçok yöresel türküleri okuyarak işaretlemiştir.[54]

Atatürk’ün yaptığı bir başka icraat ise 1927 yılında Dar’ül Elhan’ın konservatuara dönüştürülmüştür, şark musikisi bölümü araştırmalar hariç tamamen kapatılmıştır. . Atatürk bu konuda yine Gökalp’ten etkilendiği söylenebilir.  Gökalp’in kitabında:

“İstanbul’da mevcut bulunan Darü’l Elhan, düm-tek usulünün, yani Bizans musikisinin Darü’l Elhan’ıdır. Bu müessese iptidai unsurları halkın samimi melodilerinde tecelli eden ve Avrupa musikisine tevfikan armonize edildikten sonra asri ve garbi bir mahiyet alacak olan hakiki Türk Musikisine hiç ehemmiyet vermemektedir.”[55]

Daha sonra aynı kurum yurt genelinde derlediği halk türkülerini 14 defter halinde yayınlamıştır. Bu derleme gezileri, 1926 yılında güney ve orta Anadolu’ya, 1927’de Konya, Karaman, Manisa, Ödemiş ve Aydın’a, 1928’de Kastamonu, Çankırı, Ankara, Eskişehir, Kütahya ve Bursa’ya, 1929’da Doğu Anadolu’ya düzenlenmiş, beşinci gezi 1932 yılında Balıkesir yöresine yapılmıştır.[56]

Resim:1 Halk Türkülerinin toplanıp derlenmesi çalışması[57]

Opera konusunda da Ziya Gökalp’in fikirlerinden istifade etmiştir. Gökalp: Yunan Musikisi’nde aynı melodinin tekerrüründen ibaret üzücü bir yeknesaklık vardı. Ortaçağ Avrupa’sında teşekkül eden Opera müessesesi, Yunan Musikisindeki bu iki kusuru giderdi.. Aynı zamanda opera, duyguların, heyecanların, ihtirasların arka arkaya gelmesinden ibaret bulunduğundan, “armoni”yi ilave ederek, Batı Musikisi’ni yeknesaklıktan da kurtardı. İşte bu iki aynilik tekâmül etmiş Batı Musikisinin doğmasına sebep oldu.

Resim: 2 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının ilk konseri [58]

İran Şah’ının ziyareti öncesi bir opera yazılmasını ister. Atatürk bestelenecek operanın konusunu İranlılara ait olan Şeyhname benzeri bir konu seçilmesini istemiş, durumu Halkevleri Müdürü Necip Ali Bey’ e anlatmış ve böyle bir operanın metnini yazacak bir yazar bulmasını istemiştir. [59]

Ziya Gökalp’e göre Osmanlı, üç musikiyle karşı karşıyadır: Doğu Musikisi (Geleneksel Türk Musikisi), Batı Musikisi ve Halk Musikisi. Bunların hangisini milli musikimiz olarak kabul edeceğiz diye sorar ve devam eder “Doğu Musikisinin hem hasta, hem de gayri milli olduğunu gördük.” Çankaya Köşkünde yapılan, müzik konulu bir toplantıya çağırılan A. Adnan Saygun’dan, Öztürkçe’ye çevrilmiş bir şarkı güftesini, piyano ile o an gelişen yeni bir beste ile çalması istenir. Atatürk, Saygun’a bu yeni şarkıyı birkaç kez tekrar ettirir ve heyecanla misafirlerine dönerek şunları söyler: “… Efendiler! O sözler Osmanlıcadır ve onun musikisi de Osmanlı musikisidir. Bu sözler Türkçedir ve bu musiki Türk musikisidir… Yeni toplum, yeni müzik…”[60]

 

Sonuç

Atatürk ilgi duyduğu ama yabancısı olduğu konularda bilgi sahibi olmak ve bunun için ağırlıklı olarak batılı yazarların veya batıyı özümsemiş Türk düşünür ve yazarların kitaplarından yararlanmıştır. Atatürk’ün bir devrimci olarak en önemli niteliği toptancı ve köktenci oluşudur. Amacından asla sapmaz, ödün vermez, uzlaşmaya yanaşmaz ama koşullara göre yapacaklarını zamana yayar.

Osmanlının son dönemlerinde askeri alanda yaşanan başarısızlıklar, bilimsel alandaki gerilemeler Osmanlı aydınını bir eziklik duygusuna itelemiştir.  Bu nedenle olsa gerek bu aydınların kafasında doğulu pek çok şeye karşı antipati oluşturmuş. Atatürk de bu ortamdan ve o dönem aydınlarının kaleme aldığı yazılardan etkilenmiş ve Cumhuriyeti kurduktan hemen sonra onun önderliğinde topyekûn Batılılaşma savaşına girilmiştir.

Osmanlının son dönemi ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemi aydınlarından Ziya Gökalp’in musiki konusunda yazdıklarının çoğunu Atatürk uygulamıştır.

Osmanlı dönemi musiki okulu Dar’ül Elhan’ın kapatılması, yeni musiki okulları, halk ezgilerinin kayda geçirilmesi ve modernize edilmeye çalışılması, halkevlerinin Türk musikisine hizmet edecek şekilde düzenlenmesi,  ilk operanın yazdırılıp oynatılması, birçok batılı sanatçının eğitmen olarak ülkemize davet edilmesi Gökalp’in etkilerinden sayılabilir.

Bir diğer etkisinde kaldığı düşünür ise Montesquieu’dür. Onun musiki anlayışını önceleyerek musikiye önem verilmezse o ülke ilerleyemez düşüncesini benimseyerek musiki de yenileşip ilerlemeyi kendisine hedef yapmıştır. Atatürk’ün müziğin akıllara hitap ettiğini bilmesi ve bunun için bir alt yapı hazırlığı düşündüğünü uygulamalarına da bakarak değerlendirebiliriz. Özellikle 1934-1935 yılları, müzik tartışmalarının en üst seviyeye çıktığı, sorunlara köklü çözümler arandığı dönemlerdir. Atatürk’ün başlattığı “Türk Müzik İnkılabı”nın amaçları arasında devrimin kısa sürede ürün verebilmesinin sağlanması için sistemli çalışmalar yapılmış, çalışmaların gecikmeden ve doğru yolda ilerlemesi için hiçbir özveriden kaçınılmamıştır.

Atatürk kendisinden önce başlayan ve devam eden batılılaşma hareketinin çok yakın bir taraftarıydı. Hızlı batılılaşma tutkusu ve zamanın kısalığı yapılacak icraatların da sürelerini daraltıyordu. Kısa süre sonra Türk sahnelerinde ve salonlarında klasik batı müziği konserlerinin verilmesi, operaların sahnelenmesi Doğu’dan arınmanın, aklanmanın ve Batılılaşmanın bir nevi yansımasıydı. Batıyla ortak bir payda da buluşma adına adeta  “ben de senin gibiyim” mesajı verilmeye çalışılıyordu. Operanın veya yeni tarz bestelenen musiki dalındaki esrelerin anlaşılıp anlaşılmaması önemli değildi. Önemli olan bir an önce batılı tarzı gömleği giyinmiş görünmekti. Harf devriminden başlayıp şapka, kıyafet, musikideki devrimlere gidildiğinde, kişi değişmemiş ama kıyafeti çağdaşlaştırılmıştır. Atatürk döneminde hayata geçirilen eğitim kurumları ve çıkarılan kanunlar Türk Müzik İnkılabı’nın gerçekleşmesi için atılan en büyük adımlardan biridir. Atatürk’ün sağlığında bu kurumlar O’nun düşünceleri doğrultusunda eğitim ve öğretim vermişler, kuruluşlarındaki hedeflerinin dışına çıkmamışlardır. Cumhuriyetin kurulması ve Ata’nın ölümüne kadarki dönemde yapılan reformları bazı yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan uygulamalara rağmen son derece doğru buluyorum. Çünkü bir eyleme başlamadan önce hedefin doğru olarak belirlenmesi şarttır. Atatürk’ün de hedefi ulusal müziğimizi milli ve çağdaş düzeye çıkarmaktı. O’da tüm müzik reformlarının bu doğrultuda yapılmasını istemiş ve takipçisi olmuştur.

Musiki konusunda yaptıklarını özetlersek; Halka dayanarak değil ama halkı dâhil etmeye çalışılarak yürütülen bir devrim anlayışı. Her şeyiyle yenidir, yeni bir toplum oluşturmayı hedefler, ortak kültür sağlamaya çalışır, Cumhuriyeti kurumlaştırmaya yardımcı olmasını sağlar, Çok sesliliği önceliklemiştir, musiki içeriğinde de umut, neşeli içerikli evrensel müziğe yönelmiştir.

 

Atatürk İle Yaşanmış Türkülü Bir Anı[61]

Küçük Ahmet babasını Yemen cephesinde kaybedince annesiyle beraber evin tüm sorumluluğu üstlenmek zorunda kalır. 12 yaşına basınca tanıdıklarıyla birlikte Ankara’ya çalışmaya gelir. Yıl 1931’tir. Ulus’ta o zamanın meşhur kahvecisinde tezgâhtar olarak işe başlar. Ancak kılık kıyafeti ve konuşmalarındaki aksan kayması patronunun onu başka bir yerde görevlendirmesine neden olur. Dükkân sahibinin Ankara’da Çankaya sırtlarında Papazın Bağı diye adlandırılan yerde bir çiftlik evi ve evinde beslediği büyük baş hayvanları vardır. Küçük Ahmet en iyi bildiği işi, çobanlığı yapmaya başlar. Bir gün yine hayvanları otlatıp çeşmenin başına getirirken bir türkü tutturur

“Meşeler gövermiş, Varsın göversin.

Söyleyin huysuza durmasın gelsin

Varmasın kötüye asılsın ölsün

Kötü adam yar ömrünü yok eder”

Yanık sesiyle türküyü Ahmet tamamlayamadan pınarın başına 4-5 atlı gelir. Sarışın olanı atından seri bir şekilde atından atlayıp kendisi gibi sarışın mavi gözlü çocuğun başını okşar. Ve “Ne güzel türkü söylüyordun” diyerek Ahmet ile konuşmaya başlar. ‘Küçük çoban kaç tane hayvanın var’ diye sordu. Yüzüne bakamadım. ‘Üç tane’ var dedim. ‘İyi otlatıyor musun’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Aferin’ dedi. ‘Annen baban nerde?’ diye sorudu. Ben de ‘Amca ben evin tek erkeğiyim. Anam ve kız kardeşlerim var’ dedim. ‘Ne yer ne içerler’ diye sordu. Ben de “Amca ekip, biçtiğimizi yeriz. Şimdi ben de aylık 100 gayma kazanıyorum. Onu da anama yolluyorum’ dedim. Birden attan indi. Saçlarımı okşayıp ‘Aferin oğlum. Ülkenin ilerlemesi için çalışmaktan ötesi yok” diye çocuğu takdir ederken kendisi gibi sarışın saçlarını tekrar okşadıktan sonra atına atlayıp gerisin geriye dönerler.

Adamlar uzaklaştıktan hemen sonra yukarda hayvanlarını otlatan iki genç çoban koşa koşa Ahmet’in yanına gelirler. Ahmet’e “O başını okşayan adamı biliyor musun?” diye sorunca Ahmet “Ben nerden bileyim” der. Diğer genç çoban “O bu ülkeyi kurtaran Atatürk idi, yanındakilerden kısa olanı da İnönü’ydü. Sana ne sordu?” diye konuşmayı sürdürür. Ahmet olanları anlatır.

Resim 3: Ahmet amca şu an 103 yaşında benim köylüm, akrabam olup ve sağdır. (Yazardan alınmıştır.)

 

 


Kaynakça

Ağartan, Kaan. Kemalizm ve Türk Musikisinin Batılılaşma Sorunsalı Musikişinas, İstanbul: 1997

Akdoğu, Onur. Türk Müziğinde Türler ve Biçimler, İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi, 1996.

Alfred, Feuillet. Avrupa Milletleri Ruhiyatı, Matbaai Amire: 1923.

Alnar, Hasan Ferit. Türk Musikisinin Hangi Dereceye Kadar Tekâmül Etmesi Mümkündür ve Bu İmkân Nasıl ‘Eser’ Haline Getirilebilir?, “Musiki Muallim Mektebi Talebe Mecmuası”, Sayı 2, 1930.

Altar, Cevat Memduh. Opera Tarihi IV, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1982.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, Ankara: 1961.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, Ankara: 1961.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (1919-1938), Ankara: I. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 5. Baskı,  2006.

Atay, Falih Rıfkı. Çankaya, İstanbul: Doğan Kardeş Matbaası, 1969.

Avcıoğlu, Doğan. Türkiye’nin Düzeni, İstanbul: Tekin Yayınları,1996.

Cengiz, Recep. Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Cilt: V, Ankara: Anıtkabir Derneği Yayınları, 2001.

Cengiz, Recep. Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Cilt: VI, Ankara: Anıtkabir Derneği Yayınları, 2001.

Cumhurbaşkanlığı, Atatürk’ün Kitaplığı, Ankara: Aralık 2006

Cumhuriyet, 5 Eylül 1936.

Cunbur, Müjgân. Atatürk’ün Musiki Üzerine Düşünceleri Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü (Cumhuriyetin 50. Yıl Armağanı), Ankara: 1973.

Ekici, Savaş.  Türk Müziği Devlet Konservatuarlarının Bugünü Üzerine Düşünceler, “Millî Folklor”, Yıl 20, Sayı 77, 2008.

Ergin, Osman. Türk Maarif Tarihi, Cilt 4, İstanbul: 1977.

Ergin, Osman. Hafız Yaşar Okur’dan Naklen, “Türkiye Maarif Tarihi” Cilt:5, 1943.

Gedikli, Doç.Dr. Necati. “Atatürk’ün Milli Müzik Anlayışının Son Altmış Yıldaki Uygulanışı” Sanatta Yeterlilik Doktora Tezi, İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1989.

Gökalp, Ziya. Türkçülük’ün Esasları, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1976.

Gökçedağ, Levent N. “Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları” (Yüksek Lisans Tezi ), İstanbul: Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007.

Hasgül, Necdet. Cumhuriyet Dönemi Müzik Politikaları, “Folklora Doğru: Dans, Müzik, Kültür” Sayı 62, 1996.

Irmak, Sadi. Atatürk’ten Anılar, Ankara: Güven Matbaası, 1978.

İlyasoğlu, Evin. Zaman İçinde Müzik, 5. Baskı, İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 5. Baskı, 1999.

Kamacıoğlu, Filiz. Atatürk Devrimleri ve Müzik Eğitimi, 1. Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu Bildirileri, İzmir, 7-9 Mayıs 1984.

Kongar, Emre. 21.Yüzyılda Türkiye, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2016.

Milli Musiki ve Temsil Akademisinin Teşkilat Kanunu, “Resmî Gazete ile neşir ve ilâm: 4/VII/1934”, Sayı: 2743

Paçacı, Gönül. Cumhuriyet’in Sesleri, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999.

Sabah, 100 Yıllık Alışkanlık: Her Sabah Tarhana, Haber Tarihi: 01.10.2020, https://www.sabah.com.tr/ankara-baskent/2020/10/01/100-yillik-aliskanlik-her-sabah-tarhana (Erişim Tarihi: 10.01.2021)

Say, Ahmet. Müzik Sözlüğü, Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları, 2002.

Saygun, Adnan A.  Atatürk ve Musiki, “Milli Eğitim Kültür Dergisi Özel Sayısı”, 1934.

Saygun, Adnan A. Atatürk ve Musiki, Ankara: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, 1987.

Selanik, Cavidan. Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, Ankara: Doruk Yayıncılık, 1996.

TBMM, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleriwww.tbmm.gov.tr/tarihçe/ataurk_konusma/ataturk_htm  (Erişim Tarihi: 20.12.2020).

Tunçay, Çağlar. “Atatürk Döneminde Müzik Alanında Yapılan Çalışmalar” (Yüksek Lisans Tezi), İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2009.

Tüfekçi, Gürbüz. Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Ankara: İş Bankası Kültür Yayınları, 1983.

Uçan, Ali. İnsan ve Müzik, İnsan ve Sanat Eğitimi, Ankara: Evrensel Müzikevi, 3. Basım, 2005.

Ülkütaşır, M. Şakir. Cumhuriyet’le Birlikte Türkiye’de Folklor ve Etnografya Çalışmaları, Ankara: 1973.

Volkan, Vamık ve Itzkowitz, Norman. Atatürk’ün Psikanalitik Biyografisi, Ankara: Pusula Yayınları, 2.Baskı, 2019.

Dipnotlar

[1] Ahmet Say, Müzik Sözlüğü, (Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları, 2002) s.514

[2] Evin İlyasoğlu, Zaman İçinde Müzik, (İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 5. Baskı, 1999) s. 9

[3] A.g.e. Say, s. 135

[4] A.g.e. İlyasoğlu, s. 13

[5] A.g.e. Say, s. 457

[6] Cavidan Selanik, Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, (Ankara: Doruk Yayıncılık, 1996) s. 68

[7] A.g.e. İlyasoğlu, s. 51

[8] A.g.e. İlyasoğlu, s. 51

[9] A.g.e. Say, s.338

[10] A.g.e. Say, s.468

[11] A.g.e. İlyasoğlu, s.227

[12] A.g.e. s. 277

[13] A.g.e. s.277

[14] Gönül Paçacı, Cumhuriyet’in Sesleri, (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999) s.11

[15] Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi, Cilt 4, (İstanbul: 1977) s.1510

[16] Çağlar Tunçay, “Atatürk Döneminde Müzik Alanında Yapılan Çalışmalar”, (Yüksek Lisans Tezi) (İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, 2009) s.8

[17] Ali Uçan, İnsan ve Müzik, İnsan ve Sanat Eğitimi, (Ankara: Evrensel Müzikevi, 3. Basım, 2005) s. 99

[18] A.g.e. s.97

[19] Vamık D Volkan- Norman Itzkowitz, Atatürk’ün Psikanalitik Biyografisi, (Ankara: Pusula Yayınları, 2.Baskı, 2019) s.298

[20] Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, (Ankara: 1961) ss.231-232

[21] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, (İstanbul: Doğan Kardeş Matbaası, 1969) s.286

[22] A. Adnan Saygun,  Atatürk ve Musiki, (Ankara: Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, 1987) s.42

[23] Sadi Irmak, Atatürk’ten Anılar, (Ankara: Güven Matbaası,1978) ss.17-18

[24] Emre Kongar, 21.Yüzyılda Türkiye, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2016) s.122

[25] A.g.e. Volkan, Itzkowitz, s.294

[26] T.C. Cumhurbaşkanlığı, Atatürk’ün Kitaplığı, (Ankara: Aralık 2006) s.40

[27] Atatürk Araştırma Merkezi, Güzel Sanatlar, https://www.atam.gov.tr/duyurular/guzel-sanatlar Erişim Tarihi: 10.01.2020

[28]A.g.e. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, ss.231-232/ Ayrıca bakınız: Filiz Kamacıoğlu, Atatürk Devrimleri ve Müzik Eğitimi, “1. Ulusal Müzik Bilimleri Sempozyumu Bildirileri”, İzmir, 7-9 Mayıs 1984.

[29] Recep Cengiz, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Cilt V, (Ankara: Anıtkabir Derneği Yayınları, 2001) s. 350/ Ayrıca bakınız: Gürbüz Tüfekçi, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, (Ankara: İş Bankası Kültür Yayınları, 1983)  s.31/ Feuillet Alfred, Avrupa Milletleri Ruhiyatı, (Matbaai Amire: 1923) s.42

[30]Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (1919-1938), (Ankara: I. Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, 5. Baskı,  2006) s.335

[31] Savaş Ekici, Türk Müziği Devlet Konservatuarlarının Bugünü Üzerine Düşünceler, “Millî Folklor”, Yıl 20, Sayı 77, 2008, s.102

[32] Doç. Dr. Necati Gedikli, “Atatürk’ün Milli Müzik Anlayışının Son Altmış Yıldaki Uygulanışı” (Sanatta Yeterlilik Doktora Tezi) (İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1989), s.10/ Ayrıca bakınız: N. Levent Gökçedağ, “Atatürk Dönemi Müzik İdeolojisi ve Günümüze Yansımaları” (Yüksek Lisans Tezi ), (İstanbul: Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007)

[33] A. Adnan Saygun, Atatürk ve Musiki, “Milli Eğitim Kültür Dergisi Özel Sayısı”, 1934,  ss.48-49

[34] A.g.e. ss.48-49

[35] A.g.e. ss.48-49

[36] Ziya Gökalp, Türkçülük’ün Esasları, (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1976) ss.28-29

[37] Necdet Hasgül, Cumhuriyet Dönemi Müzik Politikaları, “Folklora Doğru: Dans, Müzik, Kültür”, Sayı 62, 1996, ss.27-48

[38]TBMM, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleriwww.tbmm.gov.tr/tarihçe/ataurk_konusma/ataturk_htm  (Erişim Tarihi: 20.12.2020)

[39] A.g.e. Gökalp ss.92-93

[40] A.g.e. Saygun, s.56

[41] Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Güzel Sanatlar, https://www.atam.gov.tr/duyurular/guzel-sanatlar (Erişim Tarihi:10.01.2020)

[42] A.g.e. Atay, s.410

[43]A.g.e. Atay, s.410 / Ayrıca bakınız: Osman Ergin, Hafız Yaşar Okur’dan Naklen, “Türkiye Maarif Tarihi” Cilt:5, 1943, ss.1534-1535

[44] A.g.e. Tuncay, s.118

[45] Onur Akdoğu, Türk Müziğinde Türler ve Biçimler (İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi, 1996) s.4

[46] Hasan Ferit Alnar, Türk Musikisinin Hangi Dereceye Kadar Tekâmül Etmesi Mümkündür ve Bu İmkân Nasıl ‘Eser’ Haline Getirilebilir?, “Musiki Muallim Mektebi Talebe Mecmuası”, Sayı 2, 1930, s. 151

[47]Müjgân Cunbur, Atatürk’ün Musiki Üzerine Düşünceleri (Cumhuriyetin 50. Yıl Armağanı), (Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü,1973) s.127/ Cevat Memduh Altar, Opera Tarihi IV, (Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1982) ss.206-208

[48]Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, (Ankara: 1961) s. 378

[49] A.g.e.  s. 390

[50] A.g.e. Gökçedağ, s.126

[51] Milli Musiki ve Temsil Akademisinin Teşkilat Kanunu, “Resmî Gazete ile neşir ve ilâm: 4/VII/1934”, Sayı: 2743, s.900

[52] 1932 tarihli yayınlanan Halkevleri Teşkilat İdare ve Mesai Talimatnamesi

[53] A.g.e. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 394

[54] A.g.e. Cengiz, s.365

[55] A.g.e. Gökalp, s.95

[56] M. Şakir Ülkütaşır, Cumhuriyet’le birlikte Türkiye’de Folklor ve Etnografya Çalışmaları, (Ankara: 1973), s.43

[57] A.g.e. Gökçedağ, s.211

[58] A.g.e.

[59] A.g.e. Gökçedağ, s.60

[60] A.g.e. Saygun, s.56

[61] Sabah, 100 Yıllık Alışkanlık: Her Sabah Tarhana, Haber Tarihi: 01.10.2020, https://www.sabah.com.tr/ankara-baskent/2020/10/01/100-yillik-aliskanlik-her-sabah-tarhana (Erişim Tarihi: 10.01.2021)