Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
millet
ensonhaber'den alınmıştır.

Atatürk ve Milliyetçilik

1. Milliyet, Millet ve Milliyetçilik Kavramları

Kullandığımız Millet sözcüğü aslen Arapça olup (Ar: ملة), “din veya mezhep; bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat” anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde Millet kavramı 20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından itibaren aynı sözcük Fransızca/İngilizce “nation” kavramına karşılık olarak kullanılmıştır. Türkçedeki karşılığı kavim veya aşirettir. 1932 yılından itibaren “ulus” sözcüğü aynı kavramın Yeni Türkçesi olarak benimsenmiştir(Orhun Yazıtları’ nda ‘’uluş’’ olarak yer alır). Ulus,  siyasi amaçla bir araya gelmiş olan boylar konfederasyonunu ifade eder (ayrıca eski Türkçedeki budun sözcüğü de aynı anlamı verir).

Milliyet kelimesi Latince kökenli olan “nationality” den gelir, kök anlamı itibarıyla “aynı atadan gelenler topluluğu” demektir.

Tüm bu kavramları topluca ifade edecek olursak, ortak dil, tarih veya kültür bağlarıyla bir üst yapı oluşturan sosyal birikimlerin adına millet, millet olarak tanımlanan topluluğun yaşama ve ilerleme ülküsünün o toplumun gelişmesini sağladığına inanılan görüşe de milliyetçilik denilir.

Ernest Gellner,  Millet kavramını, mevcut kültürün gerisine gidip ondan bir ulus yaratma, geçmiş bir kültürü bugünden keşfetme ve kurma eylemi olarak tanımlamıştır. Eric Hobsbawm ise ulusun oluşum sürecine değinerek 3 yöntemden bahsetmiştir. Bunlar; devlet eliyle yürütülen merkezi ve yaygın eğitim, devlet ve toplumu bütünleştiren kitlesel törenler ve ulusal anıtlar etrafında örülen sembolik birliklerdir.

Milliyetçiliğe yol açan nedenlerin başında önceleri hükümdar ve soyuna tanımlanan siyasi aidiyet duygusunu gelmekteydi. Yani siyasi aidiyet ve itaat, “halk” ın ortak iradesine dayandırılmalıydı.

Halkı ortak anlamda tanımlamak bir hayli zordu. Ortaya atılan farklı görüşlerin neticesinde ulusa hayali bir tarih ve hayali kökenler atfedildi. Bu tarik ve kökler ezelden beri “doğal olarak” var olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Farklı lehçeler konuşan toplumlarda, ortak bir ulusal dil oluşturmaya büyük önem verildi.

Ulusal devletin kökenlerini, Westfalya Barışı’na kadar götürmek mümkün olmakla birlikte modern milliyetçi düşünce 1789-1799 Fransız Devrimiyle başlar. Avrupa’da ilk milliyetçi harekete, Napolyon istilasına uğrayan (1804-1815) Almanya’da rastlanır. 1821’de Osmanlı’ya karşı ayaklanan Yunanistan, 1848’de Avusturya İmparatorluğu’na karşı ayaklanan Macarlar, Çekler ve Sırplar, milliyetçilik akımının Orta Avrupa’da öncüleri oldular. Milliyetçilik akımını Orta Avrupa’ya taşıdılar. 1870’lerde Rusya’daki Pan-Slavizm, yayılmacı milliyetçiliğin ilk örneklerindendir.

Milliyetçilik 19. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’da, 20. yüzyılda ise tüm dünyada egemen siyasi düşünce tarzı olmuştur. Dünya siyasi haritası bu dönemde milliyetçilik ilkelerine göre biçimlendirilmiştir. Bu akımın etkisiyle ulusal devletler kurulmuş ve bu süreçten özellikle çok uluslu imparatorluklar olumsuz etkilenmiştir.[1]

2. Osmanlı’da Milliyetçilik

Osmanlı Devleti İslam ile bütünleşen, Sultan ve Halifeye biat kültürünü öngören anlayışa sahipti. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılı olan 19. yüzyıldaki Türk çağdaşlaşma serüveninde 1789 Fransız Devriminin yarattığı ulusçuluk/milliyetçilik akımının tutuğu yer çok önemlidir. Özellikle imparatorluğun 16. yüzyıl sonrasında bozulmaya başlayan yapısını düzeltmeye çalışmak amacıyla birtakım önlemler alınmaya çalışılmış,  bazı düşün adamlarının layiha, risale kitapları olarak görüşlerini başta hükümdar olmak üzere devlet adamlarına sunmuşlardır. [2]

19. yüzyılın çok uluslu imparatorluklarının parçalanmasına sebep olan milliyetçilik akımı, homojen ve ulus kimliğini ön plana çıkaran yeni bir anlayış oluşturmuştur. Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran milliyetçilik akımı, devletin dağılma sürecinde önemli bir etken olmuştur

Milliyetçilik, ulus devletin dünyada yükselişe geçmesi ve Osmanlı’dan kopan Balkan devletlerinin birer birer bağımsızlıklarının ilan etmesinin etkisiyle batılı olmayan toplumların batılılaşma sürecinde bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyordu. Çok uluslu yapıya sahip devlet bir yandan hürriyet, eşitlik gibi temel hakları verirken öte yandan farklılıklarının bilincine ererek ayrılma emareleri gösteren bu ulusları bir arada tutmak için Osmanlılık düşüncesini ortaya atmıştır [3] Ancak Osmanlıcılık var olan şartlarda bir alternatif oluşturamıyordu artık. Bu sürecin ortaya çıkışında temel etken devletin kurtulabilme gerekçesine verilen cevabın dini istemin yerine hemen her reformda izini taşıyan milliyetçilik prensibine yönelmiş bulunmasıydı.[4]

Yusuf Akçura’nın, 1904 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun devam edebilmesi konusunda yayınladığı makalesinde  “Üç Tarz-ı Siyaset” e işaret eder; Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türklük siyaseti. Avrupa’da baş gösteren milliyetçilik akımlarından sonra Osmanlıcılığın kesinlikle uygulanamayacağını belirtirken İslam siyaseti konusunda bazı çekincelerini belirtir ve İslam’ı  ‘din ve millet birdir’ düsturuyla ifade ederken, İslam’ın cinsiyet ve milliyetleri bitirdiğini iddia eder. İslam’ın lisanlarını kaldırmaya çalıştığını ve mazilerini ananelerini unutturduğunu iddia eder. Ona göre “İslam kuvvetli bir değirmendir ki farklı din ve cins müntesiplerini öğütüp, dinen, cinsen bir, aynı haklara sahip, yekdiğerinden hiç farksız Müslümanlar çıkarır..!” İslamcılık siyasetine de karşı çıktığını ifade eder. Aslında Türk birliği siyasetinin de faydaları ve zararları olduğunu sıralarken, zararının daha fazla olabileceğini de açıkça itiraf eder. Nihai görüşünde ise “Hülasa, öteden beri zihnimi işgal edipte, kendi kendimi ikna edecek cevabı bulamadığını sual yine önüme dikilmiş cevap bekliyor: Müslümanlık, Türklük siyasetlerinden hangisi Osmanlı devleti için daha yararlı ve kabil-i tatbiktir?” sorusunu sorar.[5]

Osmanlı’da ilk milliyetçilik akımı, milliyetçilik adıyla başlayamamıştır. Onun milliyetçilik ideolojisi olarak görünüşü ancak Padişah, Halife, Saray ve onların hükümetlerine karşı yabancılaşma eylemlerinin gözükmesinden sonra başlamıştır. Bu yabancılaşma içine girememiş olan İttihat ve Terakki, bu yüzden, tam milliyetçi olamamış; Osmanlılık (Tanzimat) + İslamcılık (Abdülhamit) +Turancılık (gerçek «vatan» yerine «hayali vatan kavramına kaçan Enver Paşacılık karması bir MC olabilmiştir.[6] Osmanlı’da milliyetçilik modernleşmeye ulaşamamaya karşı adeta bir reaksiyon etkisi yaptı. Zafer Tunaya’ya göre İttihat ve Terakki dönemi “Türkçü, milliyetçi, merkeziyetçi ve denetçi” dir.

Colmar von Der GOLTZ paşa anılarında “Padişah kendi ordusunun yetişmesinden ve güçlenmesinden korkardı. Korktuğu şey, subaylarının «âdem-i merkeziyet»çi Mithat Paşa yanlısı olmaları değil; Von der Goltz’un yazdıklarına göre, o zamanki askeri güç, İmparatorluğun yalnız Türk olan halkının omuzlarına yüklendiği için, ulusal bir ordu değil, ulus zararına bir silahlı güç durumuna sokulmuştu. Alman generalinin deyimi ile Türk, Osmanlı-İslam devletine bir «kan vergisi» borcu olan bir bölgenin insanı olmuştu. İmparatorluğun öteki yerlerinin savunulması yükünü omuzlarında taşıyan Türk nüfus, o zaman bir millet sayılmaz; öteki «millet»lerin hizmetindeki neferler yığını gibi görülürdü. «Millet» sözcüğü Müslüman olmayan örgütlü «cemaat»ler için kullanılırdı.[7] Jön Türklerin milliyetçiliği büyük ölçüde Türk dilinin yaygınlaştırılması üzerinden gitmekteydi. Onların Türk olarak adlandırdıkları kişiler sadakat gösterebilecek Müslümanlardı çünkü onlar Osmanlı’nın Türklerin birliği sayesinde kurtulabileceğine inanmışlardı.[8]

3. Atatürk ve Milliyetçilik

Osmanlı İmparatorluğu içerisinde gelişen akımlardan en önemlisi olan Türkçülük akımının Mustafa Kemal Atatürk’ü çok etkilediği ve bu devrin Türkçü akımlarını savunan düşün adamlarının kaleme aldıkları eserlerin Mustafa Kemal Atatürk tarafından çok dikkatle okunduğu da görülmektedir.

Mustafa Kemal kuşağında yetişecek olan kurmay subayların «ulusal ordu» kavramından — Namık Kemal okulu etkisi altında— «vatan» kavramı, oradan «halk» ve «halk egemenliği» kavramları düşüncelerine geçiş yapmışlardır. Halk, millet, hürriyet (özgürlük) sözcükleri genç Mustafa Kemal’e de ulaşmıştı. Mustafa Kemal’in dilindeki «vatan» gibi sözcükler, askeri eğitimini bitirip görev aldığı zamandan sonraki düşündüklerini bize bildiren bir «şifre» gibidir.[9]

Birinci Dünya Savaşı sonunda başlayan işgaller döneminde milliyetçilik, Türklerin bağımsız yaşama mücadelesinin ifadesi, yeni bir devletin kuruluşu aşamasında Misak-ı Milli ile sınırlanmış Türk Devrimi bütünü içinde, devrime yön veren temel ilkelerden birisi olmuştur. Mustafa Kemal’in, Osmanlı Devleti’nin son döneminde güncelleşen ve kuramsal anlamda gelişen milliyetçiliğe, düşünsel anlamda kendi katkı yaptığı gibi, bu fikri hayata da geçirmiştir. Bunun en büyük örneği de Ulusal Kurtuluş Savaşı ve bu savaş sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın temel ideolojisi milliyetçilik olduğu gibi, kurulan yeni Cumhuriyet de çağdaş bir ulusal devletti. Atatürk de milleti, manevi öğeleri ön plana çıkararak tanımlamıştır. Samsun’a ayak basar basmaz kendisini yabancı karşıtı milliyetçi duyguların merkezi haline getiren başkumandan [10] 1 Eylül tarihinde Dumlupınar’da ordusuna beyanname yayınlamıştır: “Büyük ve Asil Türk Milleti, Sahibimiz olan Büyük Türk Milleti geleceğinden emin olmaya haklıdır. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz ileri.”[11] Kurtuluş Savaşı’nın başarı ile sonuçlanmasının ardından, dinin eski devletin meşrulaştırıcısı olarak görüldüğü için yeni devlette ulusalcı bir yapının önünü açarak yeni bir toplum projesinin ortaya çıkışını başlatmıştı. [12]

Kemalizm’in ideologlarından biri olan Tekin Alp, ”Kemalizm’in esasını teşkil eden ve onun dinamik unsuru olan Türk milliciliği” konusunda dikkate değer bulduğumuz işaretlerde bulunuyor. Ona göre, başka ülkelerde milliciliğin ”en kuvvetli muharriki” olan mistikliğin Kemalist harekette yeri yoktur. Tekin Alp, Kemalist milliciliği korunma içgüdüsüne dayandırmaktadır. ”Türk milliciliğine karakteristik bir isim vermek” gerekirse ona tepki milliciliği denmelidir.[13]

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı ”kültür milliyetçiliği” olarak nitelendirilebilir. Başlıca özellikleri, ”mistik” değil ”realist”, ”dogmatik” değil ”rasyonalist” oluşu ve ”irredentisme”e yer vermeyişidir. Öte yandan, Atatürk öğretisinin temel taşı olan laiklikle bütünleşme halinde bulunduğu için de, yaygın milliyetçilik anlayışına aykırı olarak ”din” faktörü Atatürk milliyetçiliğinin dışında bırakılmıştır. Ayrıca, ”ırk” faktörü de bu milliyetçilik anlayışının dışında kalmıştır. ”Hiçbir delil-i mantıkiye istinat etmeyen birtakım ananelerin, akidelerin muhafazasında ısrar eden milletlerin terakkisi çok güç olur; belki de hiç olmaz.” (Ekim 1922) diyen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, ”geçmiş”e değil ”çağdaş” olana ve ”gelecek”e dönük bir milliyetçilik anlayışıdır. ”Sivas Kongresi” sonunda yayımlanan ”Umumi Kongre Beyannamesi”nin (Eylül 1919) 1. ve 4. maddelerinde sözü edilen ”anasır-ı İslâmiye”nin karşılıklı saygı ve fedakârlığa dayanan kardeşliği ile ”aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız bilcümle anasır-ı gayrimüslimenin her türlü müsavat-ı hukukiyeleri”  Atatürk milliyetçiliğinin değişmez öğeleri olmuştur. Ne var ki, ”dil” ve ”kültür” birliği, uygulamanın da gösterdiği gibi, arzu edilen fakat bütünüyle ulaşılamayan bir amaç olarak kalmıştır. [14]

IRK; Atatürk’ün bir dönem Avrupa’daki ırkçı akımlardan etkilendiği, Türkleri aşağılayan ırkçı akımlara tepki halinde “karşı ırkçı” görüşler ortaya attığı gerçektir. Uygulamada ırka dayalı bir ayrımcılık yapılmadı ama ırk vurgulu bir milliyetçilik anlayışı savunuldu (Prof. Haluk Ülman Atatürk’ün Nazizm’den etkilenmiş olabileceğini yazıyor). [15]  Oysa ırk vurgusu MK da çok daha öncedir. 30 Eylül 1926’da kabul ettiği sporculara “Spor hayatı bir ırk meselesidir. Irkın ıslah ve gelişmesi, ayıklanması, ıstıfa meselesidir.[16]

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Türk ırkından olmasa bile Türk sayılması, Türk kimliğini kabul etmesi istenmiştir.

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı, bir yandan topraklarımız gibi istilaya uğramış ”Türk milletinin mazisi, medeni hüviyeti ve insanlık değerleri”ni yeniden ortaya koymak, bir yandan da” Türklerin asırlardan beri takip ettiği hareket devamlı bir istikamet muhafaza etti. Biz daima Şark’tan Garbe yürüdük” sözlerinde ifadesini bulan çağdaş ”medeniyet ailesi” içindeki yerimizi almak amaçlarına yönelmiştir. Haklı olarak işaret edildiği gibi, ”Atatürk, kültürde milliyetçiliğin bir cephesini teşkil eden Harf Devrimi’nden sonra Türk milletinin zaman içindeki medeni oluşunu ve gelişmesini anlatacak olan tarih alanına dikkatini çevirdi.” [17]

4. Atatürk’ün Etkilendiği Yazarlar

1. Kitap; Eugene Pittard, Irklar ve Tarih, Tarihe Etnolojik Giriş, 1924 Paris, orijinali Anıtkabir kitaplığında

Kitaptan yararlanılan konular:

  1. Türk Irkı
  2. Türkler Anadolu’nun eski sahipleridir.
  3. Batının Türkleri yağmacı, Anadolu’yu işgal ettiniz tezine karşı bir dayanak.

Atatürk’ün en çok etkilendiği yazarların başında Eugene Pittard gelir. Pittard ırkçı bir bilim adamı değildi. O Anadolu Neolitik dönemini ve o dönem kültürünü en iyi bilen birisiydi. Balkanlardaki ve Anadolu’daki Türklerin antropolojik özelliklerini araştıran bir uzman oluşunun da elbette ki büyük payı vardır. Atatürk’ün Türklerin 1071 öncesi Anadolu’da yaşamış olduğu tezini doğrular nitelikte olması yazarın önemini Mustafa Kemal’in gözünde daha da arttırıyordu.  Nitekim Birinci Türk Tarih Kurultayında ırklar ve uygarlıklar konusu üzerinde konuşanlar en çok bu İsviçreli Profesörün görüşlerine yer vermişlerdi. Bu kurultay da alınan kararlara göre Türk Tarihinin Orta Asya kökenli olduğu ve Türklerin beyaz ve ari insanlardan oluştuğu Türkçenin bütün dillerin anası olduğu gibi abartılı ve gerçek dışı söylemler ifade edilmiştir. Atatürk te 1937 deki İkinci Tarih Kurultayına katılan Pittard’ın “Les races et l’histoire. lntroduction ethnologique iı l’histoire” (Irklar ve Tarih, Tarihe Etnolojik Giriş) adlı ana eserini çok dikkatle incelemiştir.

Pittard’ın ırkları “antropolojik” bir kavram olarak değil de, Boule’a dayanarak, “kan yakınlığı” ve milliyet, dil, gelenekler” gibi yapay sınıflandırmalara olanak veren doğal ayrılıkların belirlediği bir “fiziksel türdeki devamlılık” diye tanımlaması, Atatürk’çe benimsenmiş görünmektedir. Atatürk’ün “Millet”  tanımında Ernest Renan’ın ve Euqene Pıttard’ın görüşlerine katılmaktadır.  Bunda adı geçen düşünürlerin “Irkçı” olmayışları ve “Millet”  tanımını, dil ve kültüre, ülkü birliğine bağlı bir kavram olarak görmeleri yatmaktadır. Bu düşünce biçimi de Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışını tanımlamaktadır. Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm diyene” sözü de ırk anlamında değil bu düşünceden kaynaklanmaktadır. Örnekler çoğaltılabilir. Verdiğimiz bu örnekler hipotezimizi doğrulama yönünde önemli tespitleridir ve tezimizin yapılabilirliğini göstermektedir.

1920 yılında, ömrü boyunca düşünce ve eylem planında yürekten bağlı kaldığını gördüğümüz bir açıklamada bulunur: ”Bize milliyetperver derler. Fakat biz öyle milliyetperverleriz ki, bizimle teşriki mesai eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin icabatını tanırız. Bizim milliyetperverliğimiz herhalde hodbinane ve mağrurane bir milliyetperverlik değildir.”

Glady Baker’e verilen demeç onun ırkçı anlamda bir milliyetçiliği savunmadığının göstergesidir.

Avrupa’daki vaziyetin birkaç ay evvelkisine nazaran daha gergin olup olmadığı sorulunca:

— Daha fenadır, daha çok fenadır. Harbin ciddiyetini nazar-ı dikkate almayan bazı gayri samimî önderler, taarruzun vasıtaları olmuşlardır. Kontrolları altındaki milletlere, milliyetçiliği ve ananeyi yanlış bir şekilde göstererek ve suiistimal ederek aldatmışlardır. Bu buhranlı saatlerde hercümerce mâni olmak için, kütlelerin kendileri karar vermeleri ve mesuliyet mevkiini yüksek karakterli ve yüksek moralli, vicdanlı insanların eline tevdi etmeleri zamanı gelmiştir. Bu, gecikmeden yapılmalıdır.[18]

O’nun söz konusu kitabın gerek Önsözünde gerekse metninde yer alan bu tanımı işaretleyip yanına “dikkat” anlamına “D” harfini yazmış olması bunun kanıtıdır. [19]

Pittard, Evrasya’nın güzel ırklarından biri olarak nitelendirdiği Türklere, evlenmeler dolayısiyle bir miktar yabancı kan’ın katılmasını, “büyük bir vazoya birkaç damla” olarak niteliyor ve Türklerin fiziksel tiplerini çizmeğe çalışıyordu ki,[20] Atatürk’ün bu bölüme ne denli ilgi duyduğu, sayfa kenarlarını ve satır altlarını sık sık çizmiş olmasından anlaşılmaktadır

Prof. Pittard da kişisel ilişki kurmuş olduğu Atatürk’ün bu konudaki düşüncelerini ve nelere önem verdiğini büyük bir açıklıkla anlatmaktadır: “Atatürk’ün Anadolu uygarlığının en uzak kökenlerine ve insan ırkları arasında Türklerin işgal ettikleri yere ilişkin kayguları,  “Birçok kez birlikte söz ettiğimiz, sorunlar arasında, Neolitik uygarlığın dünyaya getirdiği büyük sosyal değişikliği hatırlatmak isterim…  İnsanlık bunda büyüğünü yaşıyamaz. Bu efsanevi olaylar Asya’ da meydana geldi. Fakat bunun merkez alanının neresi olduğunu henüz bilmiyoruz. En eski Eti kültürü, yeni sosyal durumun başlangıcı hakkında bir imaj -hatta renkli bir imaj- vermektedir. Ve Neolitik Anadolulular coğrafya bakımından Avrupa topraklarına en yakın olduğundan yeni durumu onların yapmış olmaları olasıdır. O zamanın Avrupası’nın brakisefal nüfusları ancak bahsettiğimiz, Arya ülkelerinden gelmiş olabilirler. Başlıca rollerden birini eski Türkiye’nin oynamış olmasını olanaklı kılan bu genişlikteki bir sorunun Atatürk’ün gözü önünde eşsiz bir parlaklıkla belirmiş olmasını anlıyoruz”  Atatürk, Anadolu’da çok eski zamandır yerleşik olduğumuz düşüncesini şu şekilde ifade edilmiştir: “Kafasını ve vicdanını, en son terakki şuleleriyle güneşlendirmeye karar vermiş olan, bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecektir ki, onlar dört yüz çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık ari, medeni, yüksek bir ırktan geleni yüksek kabiliyetli bir millettir.” [21]

Gazi’nin yönünü garba çevirmiş olması Alman Gazeteci Ludwig tarafından makul karşılansa da aklına şu soru takılmıştır. İnkılaplar yapılırken garptan örnek alınmasının Milliyet duygularını etkileyip etkilemeyeceğini sorunca Mustafa Kemal Paşa; “Asla! Çünkü asri olan milliyet prensibi beynelmilel taammüm  (genelleşme)  etmiştir. Bizde Türklüğümüzü muhafaza etmek için gayretle itina edeceğiz. Türkler medeniyette asildirler. Yunan’dan evvel İzmir taraflarında sakin eski bir millet olduğumuzu ilmi surette ispat etmeğe çalışıyoruz.”[22]  Türkler tarihte Çin gibi bir ülke ile komşu olarak milliyet mefkûresini koruyabilmiş ise, garptan aldığı yeniliklerin Türk kültür mefkûresini etkilemesi o dönem şartlarında daha zordur.

Associated Press’in Ankara’da bulunan muhabiri Berveçhiâti naklediyor: “Senelerce mücadeleye mecbur olsak bile Yunanlıları Anadolu’dan tart etmeye suret-i katiyede azmettik.” “Türkiye Türklerindir, diye ilâve etti; işte milliyetperverlerin umdesi budur. Biz, hukukumuzun müdafaası için mücadeleye devam etmeye karar verdik.”

2. Türk Medeniyet Tarihi 1. Kısım İslamiyet Öncesi Türk Uygarlığı Ziya Gökalp İstanbul Matbaay-ı Amire 1925 s.351 2. Cilt/ Liseler için hazırlanmış.

Kitaplarından yararlanılan konular: Türk Kültürü

Ziya Gökalp’ın düşünce adamlığının yanı sıra bilim adamlığı vasfının da ortaya çıktığı eserlerin başında hiç şüphesiz Türk Medeniyeti Tarihi gelmektedir ki bilimsel bir eserdir. Üstelik kitapta yer alan bilgiler artık bugün yenilenmiş ve güncellenmiş olsa da Gökalp’ın değerlendirmeleri ve yorumları bugüne kadar hala aşılamamış ve bu çalışması ışık tutucu ve öncü bir eser olma özelliğini hiç kaybetmemiştir. Bu eserinin ve görüşlerinin devam ediyor olması Atatürk’ün onun düşüncesine katıldığını da gösterir. Gökalp, Türk medeniyeti tarihini bir bütün olarak yazmayı planlamış olsa da ömrü buna vefa etmemiş ve yalnızca “İslamiyet’ten Evvel Türk Medeniyeti” kısmını tamamlayabilmiştir. Atatürk’ün, “Vücudumun babası Ali Rıza Efendi, heyecanlarımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp’tir(Bu konuda birbirine aykırı düşen görüşlerin Abdülkadir Karahan ile Tekin Alp ve Bedia Akarsu tarafından savunulduğu görülmektedir. Karahan, Atatürk’ün Z. Gökalp’i “düşüncelerinin babası” olarak kabul ettiği yolundaki bir sözünü inandırıcı bir kaynak göstermeksizin öne sürerken[23] , Kemalizm yazarı Tekin Alp, Gökalp’in Türkçülük görüşü ile Kemalizm arasında hiçbir benzerlik görmemektedir. B. Akarsu ise, Gökalp’in “medeniyet-hars” ayırımı ile Atatürk’ün karşısında sayılabileceği görüşündedir.[24]

Gökalp, “Ulus, ne ırksal ne kavimsel, ne coğrafi ne siyasal, ne de iradeye bağlı bir topluluk değildir. Ulus, dilce, dince, ahlakça ve güzel sanatlar yönünden ortak olan, yani aynı eğitimi almış kişilerden oluşan bir topluluktur” derken, Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler ki tabının Millet (ulus) bölümünde, Ernest Renan’a bağlı kalarak tan şu tanımı yapmaktadır: “a)Zengin bir anılar kalıtına sahip bulunan, b) Birlikte yaşamak konusunda ortak arzu ve uygun görmede samimi olanı c) Ve sahip olunan mirasın korunmasına devam hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa ulus adı verilir”. Bu tanımla da yetinmeyen Atatürk, Türk ulusunun oluşumunda etken olan doğal ve tarihsel olguları şöyle sıralamaktadır: a) Siy1asal varlıkta birlik, b) Dil birliği, c) yurt birliği d) Irk ve köken birliği, e) Tarihsel yakınlık, j) Ahlaksal yakınlık[25]

Ziya Gökalp Türkçülüğünü benimsemeyen Atatürk, bu ideolojinin gelişme kaynağı olan Türk Ocaklarının yerine Halkevlerini kurdurmuştu. Türk-Ocağı terimi yerine Halk-Evi terimini seçmiş olması ilginçtir. Bu, Atatürk’ün ulusçuluk anlayışını Meşrutiyet Türkçülüğünden ayrı bir anlama geçirme kararının başladığını gösteriyordu.[26]

Atatürk milleti, “zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan, beraber yaşamak hususunda ortak arzu ve kabulde samimi olan ve sahip olunan mirasın korunması hususunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluluğa millet adı verilir” şeklinde tanımlamıştır. Atatürk’ün bu tanımı günümüzde tüm uluslar için geçerli olmakla birlikte, her ulusun kendi koşullarından kaynaklanan birtakım etkenlere dayalı olarak belirdiği de bir başka gerçektir. Atatürk’ün dini, mezhebi, dili ne olursa olsun kendini Türk olarak gören ve Türk gibi yaşayan herkes Türk’tür, şeklindeki tanımlaması Atatürk milliyetçiliğinin kültürel ortaklığa dayalı ve birleştirici olduğunu göstermektedir. Milliyetçilik ilkesi, ulusal birlik, beraberlik ve bütünlüğü esas alır;  saldırgan değil, barışçıdır; ırkçılık ve şovenizme karşıdır; diğer ulusların haklarına saygılıdır; laik ve çağdaş düşünceye açıktır; demokratiktir. [27]

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni ”Halk Fırkası”na dönüştürecek olan 1923 seçimlerine “Dokuz Umde” ile giren Gazi Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet tarihimizin bu ilk seçim bildirgesinin birinci ”umde”sinde, ”Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halkın kendi kendisini idare etmesi esastır. Milletin gerçek ve tek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir” diyordu.)[28]  Bu ”umde”leri bir kitapçığında yorumlayan Ziya Gökalp’a göre, ”Eski teşkilatımızda milletimizin adı bile ortadan kaldırılmıştı. Bugün yalnız hususi surette lisanımıza, edebiyatımıza, milletimize (Türk) adını vermekle kalmıyoruz, resmi ve kanuni bir surette, hatta devletimize, vatanımıza, hükümetimize de (Türk) adını vermekteyiz. İşte, milli hâkimiyetimizin en bariz alameti budur”  Gerçekten, bir ölüm-dirim savaşının eşiğinde ”devlet” kurulurken, ”milliyetçi” görüşün aydınlığında kendi adına da kavuşuyordu.

Atatürk’ün sözleri, ortak bir kültür oluşturan eğitimin millî birlik ve beraberlik açısından önemini açıkça ortaya koyar: “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırları ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Dünyada uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara hayat ve bağımsızlık yoktur.”[29]

Devletler eskiden başlarındaki egemen soyun adı ile ya da bulundukları bölgelerin eski adı ile ya da yabancıların taktığı adla anılırlardı. Bu anlamda en yenisi Türk Devletidir.  Mustafa Kemal karşıtı olan ırkçı, Turancı, Anadolucu, mukaddesatçı ne kadar eski eğilimli tanınmış kişiler varsa Turan, Oğuz, Selçuk, Anadolu devleti gibi adlar teklif etmişler ve yalnız Mustafa Kemalcilerin yeni devletin adının Türk Devleti ve ülkesinin adının Türkiye olması üzerinde direnmeleri sayesinde tarihte ilk Türk Devleti kurulmuştur.[30]

Atatürk’ün düşünce ve eylem planında gerçekleştirdiği ”milliyetçilik” anlayışı, bize kalırsa, CHP’nin programında açık-seçik ifade edilmiştir: ”Partimiz, Türk milletini, dil, kültür ülkü ve tarih birliği ile saadet ve felaket ortaklığına inanmak, ortak yurt sevgisi taşımak gibi tabii ve ruhi bağlarla birbirine bağlı yurttaşların kurduğu sosyal ve siyasal bir bütün olarak kabul eder. Bu birliğin üzerinde kurulduğu kutlu vatan toprakları da hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir bütündür. Partimiz, milliyetçiliği, Türk milletinin bütünlüğünü ve bunun dayandığı milli ruh ve milli şuuru yaşatmak ve korumak manasına alır… Bizim milliyetçiliğimizin hiçbir millet için zarar verici bir mahiyeti yoktur.[31]

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; Cumhuriyetimizin mesnedi Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk kültürüyle meşbu olursa o camiaya istinat eden cumhuriyet de kuvvetli olur. Türk ocakları teessüsleri tarihinden itibaren çok yüksek hizmetler ifa etmişlerdir. Bu mesaide devam ediniz ve avdetinizde benim tarafımdan arkadaşlarınıza selâmlar söyleyiniz.[32]

Hâkimiyet-i Milliye muharririne 25 Mart 1931 tarihinde Türk Ocakları hakkında verdiği demeçte:

“Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen maksatlara erebilmek için maddî ve mânevi ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete sevketmek lâzım gelir. Yakın senelerde milletimiz böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini idrâk etmiştir.

Memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır.

Teessüs tarihinden beri ilmî sahada halkçılık ve milliyetçilik akidelerini neşir ve tâmime sadakatle ve îmanla çalışan ve bu yolda memnuniyeti mucip hizmetleri sebketmiş olan Türk ocaklarının, aynı esasları siyasî ve tatbikî sahada tahakkuk ettiren fırkamla bütün mânasiyle yekvücut olarak çalışmalarını münasip gördüm. Bu kararım ise, millî müessese hakkında duyduğum itimat ve emniyetin ifadesidir. Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir.

iii. H.G. Wells, Cihan Tarihinin Umumi Hatları I. Cilt İstanbul devlet Matbaası 1927 s.217

Yazar Asya yaylalarını anlamadan günümüzü değerlendirmenin imkânsızlığını vurgulamış. İnsan kökeni konusunda belli bir düşünceye sahip olmanın gerekliliğini belirtmiştir.

3. Yazarı Necip Asım Eğitim Türk Tarihi Bakanlığının 131 numaralı ve 13 Zilkade 1315 ve 23 Mart 1314 tarihli ruhsatıyla 1316 da basıldı (Anıtkabir Kiatplığı)

Kitaptan yararlanılan konu: Türk Kültürünün zenginliği

Türk ulusunun tarihte çok eski zamanlara kadar uzandığını doğrulayan ve Atatürk’ün üzerinde derin bir etki bırakan bir başka kitap ise Necip Asım’ın Türk Tarihi kitabıdır.[33] Atatürk Meşrutiyet yıllarında Türk Yurdu’nda yayımlanan Necip Asım’ın bazı makalelerden, Kitapta, Türklerin fiziksel özelliklerinin yazıldığı kısma; Türk Etnografisi. Türklerin adının kaynağının yazıldığı kısma; Türk namı, kımızla ilgili bilginin yazıldığı kısma ise; milli içki diye not düşmüştür. Buradan da anlaşılacağı üzere, yıllarca unutturulmaya çalışılan Türk kimliğini yeniden inşa etmeye çalışmış, Türklerin kendine has ve üstün kültürleri olan bir millet olduklarının üzerinde durarak bizlere öz kimliğimizi hatırlatmıştır. 1923 Mart’ında ABD Elçisi Bristol ile yaptığı görüşmede konumuzla ilgili olarak söyledikleri, Makedonya izlenimlerinin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının tarihi açıklanmasını da ortaya koymaktadır: ”Bizim milletimiz, milliyetinden tegafül edişinin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu dâhilindeki akvam-ı muhtelife hep milli akidelere sarılarak milliyet mefkûresinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir millet olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zaafa uğradığı anda bizi tahkir, tezlil ettiler. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak ilk önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti; hissi, fikri ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.”  [34]

4. Türk Lügat-ı 1 Yazarı Hüseyin Kazım Kadri Maarif Bakanlığı Devlet Matbaası İstanbul 1927 (Anıtkabir kitaplığı)

Yazara göre Tanzimat’tan beri Türk toplumunu ayakta tutmaya çalışan Osmanlıcılık ve İttihâd-ı İslâm ideolojileri beklenen sonuçları vermemiş, dolayısıyla Türk birliği fikri tarihî bir mecburiyet haline gelmiştir. Bu sebeple önce kendi dilini iyi bilmek, daha sonra bu dilin diğer Türk lehçeleriyle olan ilişkilerini tesbit etmek gerekmektedir; Türk Lugatı da bu yolda atılmış bir adımdır. Bunun neticesinde zengin ve gelişmiş, medenî bir milletin duygu ve düşüncelerini ifadeye en elverişli dilin Garp/Batı (Türkiye) Türkçesi olduğu ortaya konmuş olacaktır. Hüseyin Kâzım, “otuz beş senelik mütemâdî bir sa‘yin mahsulü olan” bu hacimli eseri hazırlamaya Tevfik Fikret, Beyrut Valisi Nûreddin Bey ve Şevki Bey ile birlikte 1895 yılında karar vermiş, arkadaşlarının bir süre sonra bundan vazgeçmeleri üzerine kendisi tek başına eseri ortaya koymuştur.

Büyük işleri yalnız büyük milletler yapar (1923). Gazi M. Kemal’e göre Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu siyasi ve sosyal bir topluluktur. Türk Milleti Görüşü: Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Millet sözünden ne anlaşılır; ne anlaşılması gerekir? Sözlerimin kolay anlaşılması için, yine Türk milletine bakacağım; çünkü dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur. Ve bütün milletler tarihinde görülmemiştir.

Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sonu olmayan tehlikeler içinde, ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısaca, bugün kendi milliyetini oluşturan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor.[35]

 


KAYNAKÇA

Akçura, Yusuf, Üç Tarz-ı Siyaset, TTK yay. Ankara 1991,

Atatürkçülük Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1997. 59/Türk Dili, sayı 290, Kasım 1975.

Atatürk Devrimi ve Yorumları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1981,

Atatürk, Mustafa Kemal- Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları Eylül 2010, 2. Baskı

Atatürk’ün Okuduğu Bilinen Kitapların Listesi (Cumhuriyet’in 83. ve Atatürk’ün doğumunun 125 yılı için hazırlanan özel kitapçık) sayfa 92’den itibaren Türk tarihi)

Atatürk’ün Söylev Ve Demeçleri I-III, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997

Atatürk söylev ve demeçleri II, Divan Yayıncılık LTD. 2006

Balcı Aslıhan Çoban, Kemalist Modernleşme, Rejim ve Demokrasi Üzerine Tartışmalar, AÇÜ Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 2016, Cilt: 2, Sayı:2

Berkes Niyazi, Atatürk ve Devrimleri Adam Yayıncılık I. Baskı 1982

Bernard Lewis,  Modern Türkiye’nin Doğuşu, (çev. Metin Kıratlı).Arkadaş Yayınları 5. Baskı

Bilal Şimşirler İngiliz belgelerinde Atatürk Cilt I Türk Tarih Kurumu 1992

Borak, Sadi Borak Atatürk’ün okuduğu kitaplar ve kitaplığı, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 25, Cilt: IX, Kasım 1992

Cengiz, Recep Atatürk’ün okuduğu kitaplar cilt 22 Anıtkabir Derneği Ankara 2001

Cumhuriyet, 4 Ekim 1976

Dağlı, Erkan Yayınlanmamış Bir Röportaj, Emil Ludwig’in Mustafa Kemal Paşa İle Mülakatı

İnan, Afet, Medeni Bilgiler, s. 22-25; /Yusuf Sarınay, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1990,

Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.  Kasım 1998

Söylev ve demeçleri 1997 5. Baskı

SÜRGEVİL, Sabri, “İmparatorluktan Cumhuriyet’e Geçiş”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt: III, Sayı: 8, İzmir, Yıl: (1998): 5-24

Şavkılı Cengiz, Aydın Tülay, Kemalizm’in Yeni Türk Kimliğinin İnşa Edilmesi Sürecindeki Rolü, 21. Yüzyıl Penceresinden Kültür ve Kimlik Uluslararası Sempozyumu 26-28 Mayıs 2014 Baküs. Özet

Şefika Şule-Hamedoğlu, Mehmet Ali, Erçetin, -Küreselleşme Sürecinde Ulusal Liderlerin Rolleri ve Uluslararası İzdüşümleri, s.24

Turan, Şerafettin , -Atatürk’ün düşünce yapısı.

Tütengil, Cavit Orhan, ATATÜRK’Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Kasım 1998

Türk Dış Politikasına yön veren Etkenler, SBF Dergisi Eylül 1968

Vahit (Gazete): 27. 4. 1926, s.2

Yeni Ufuklar Dergisi, sayı 266, Kasım 1975.

2 Kasım 1964 günlük Ziya Gökalp Gazetesi

DİPNOTLAR

[1] Cengiz Şavkılı, Aydın Tülay Kemalizm’in Yeni Türk Kimliğinin İnşa Edilmesi Sürecindeki Rolü, 21. Yüzyıl Penceresinden Kültür ve Kimlik Uluslararası Sempozyumu 26-28 Mayıs 2014 Bakü, s.1

[2] Bernard Lewis,  Modern Türkiye’nin Doğuşu, (çev. Metin Kıratlı).Arkadaş Yayınları 5. Baskı s.244

[3]  Sabri Sürgevil, “İmparatorluktan Cumhuriyet’e Geçiş”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt: III, Sayı: 8, İzmir, Yıl: (1998): 5-24 S 7).

[4]  Cengiz Şavkılı, Aydın Tülay, Kemalizmin Yeni Türk Kimliğinin İnşa Edilmesi Sürecindeki Rolü, 21. Yüzyıl Penceresinden Kültür ve Kimlik Uluslararası Sempozyumu 26-28 Mayıs 2014 Bakü s.11

[5]  Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, TTK yay. Ankara 1991, s. 36

[6] Niyazi Berkes, Atatürk ve Devrimleri Adam Yayıncılık I. Baskı 1982-  s89-,s156

[7] Niyazi Berkes, Atatürk ve Devrimleri Adam Yayıncılık I. Baskı 1982, s.83

[8] Aslıhan Çoban Balcı, KEMALİST MODERNLEŞME, REJİM VE DEMOKRASİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR, AÇÜ Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 2016, Cilt: 2 Sayı:2, ss. 81-99

[9] Niyazi Berkes, Atatürk ve Devrimleri s.89 – 156

[10] Bilal Şimşirler İngiliz belgelerinde Atatürk, Cilt I, Türk Tarih Kurumu, 1992, s.26.

[11] Atatürk’ün Okuduğu Bilinen Kitapların Listesi (Cumhuriyet’in 83. ve Atatürk’ün doğumunun 125 yılı için hazırlanan özel kitapçık) sayfa 92 den itibaren Türk tarihi)

[12]   Cengiz Şavkılı, Aydın Tülay, Kemalizm’in Yeni Türk Kimliğinin İnşa Edilmesi Sürecindeki Rolü, 21. Yüzyıl Penceresinden Kültür ve Kimlik Uluslararası Sempozyumu 26-28 Mayıs 2014 Baküs. Özet

[13] Cavit Orhan Tütengil, ATATÜRK’Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Kasım 1998, s25)

[14] Cavit Orhan Tütengil, ATATÜRK’Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Kasım 1998, s27

[15] Türk Dış Politikasına yön veren Etkenler, SBF Dergisi Eylül 1968 s.253

[16] Atatürk söylev ve demeçleri II, DİVAN YAYINCILIK LTD.2006 s.261-262

[17] Cavit Orhan Tütengil, ATATÜRK’Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Kasım 1998 s.22

[18] Söylev ve demeçleri 1997 5. Baskı s.137

[19] Şerafettin Turan , -Atatürk’ün düşünce yapısı s.46

[20] Recep Cengiz, Atatürk’ün okuduğu kitaplar cilt 22 Anıtkabir Derneği Ankara 2001 s.107

[21] Atatürk’ün Söylev Ve Demeçleri I-III, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997 s.308

[22] Erkan Dağlı, Yayınlanmamış Bir Röportaj, Emil Ludwig’in Mustafa Kemal Paşa ile Mülakatı, s.107

[23] 2 Kasım 1964 günlü Ziya Gökalp Gazetesi

[24] Atatürk Devrimi ve Yorumları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1981, s. 37

[25] Atatürk, Mustafa Kemal- Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları Eylül 2010, 2. Baskı s.46

[26] Şefika Şule-Hamedoğlu, Mehmet Ali, Erçetin, Küreselleşme Sürecinde Ulusal Liderlerin Rolleri ve Uluslararası İzdüşümleri, s.24

[27] Afet İnan, Medeni Bilgiler, s. 22-25; /Yusuf Sarınay, Atatürk’ün Millet ve Milliyetçilik Anlayışı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1990, s. 64–86

[28] Yeni Ufuklar Dergisi, sayı 266, Kasım 1975.

[29] Aslıhan Çoban Balcı, Kemalist Modernleşme, Rejim ve Demokrasi Üzerine Tartışmalar, AÇÜ Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 2, Sayı:2, ss. 81-99

[30] Cumhuriyet, 4 Ekim 1976

[31] Cavit Orhan Tütengil, Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, Yenigün Haber Ajansı

Basın ve Yayıncılık A.Ş.  Kasım 1998 s.39

[32] Vahit (Gazete): 27. 4. 1926, s.2

[33] Borak, Sadi Borak Atatürk’ün okuduğu kitaplar ve kitaplığı, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 25, Cilt: IX, Kasım 1992 s.76

[34] Atatürkçülük Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, Birinci Kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1997. 59/Türk Dili, sayı 290, Kasım 1975.

[35] Mustafa Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler Toplumsal Dönüşüm Yayınları,2. Basım 2010 s.41