Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
heykel
Kaynak: Erzurum Portalı

Atatürk ve Heykel Sanatı

Giriş

İslam öncesi tarihe bakıldığında Türklerin diğer sanat dallarına olduğu gibi heykel sanatına da yatkın olduğu ortaya çıkan eserlerden anlaşılmaktadır. İslam inanışıyla birlikte heykellerin put olarak görülme düşüncesi Türklerin heykel sanatına mesafe koymasına neden olmuştur. Her şeye rağmen İslamiyet’e geçen Türklerin mezar taşlarına, kümbetlere hatta cami cephelerine, kervansaraylara yaptıkları kabartmalar ve figürler bu sanata olan ilgi ve yetilerinin bir başka tezahürüdür.

Atatürk çıktığı yurt dışı gezilerinde şehrin meydanlarını süsleyen o ülkenin kahramanlarının heykel ve büstlerini görmüş ve doğal olarak da etkilenmiştir. Cumhuriyet sonrası bu sanatın gelişmesi için sanat okullarının açılmasına ön ayak olurken eğitim vermeleri için yurt dışından birçok resim, heykel ve müzik dalında sanatçıları davet etmiştir. Halkın dini inanışından gelen heykele karşı olma düşüncesinden dolayı halkı ikna etme adına çeşitli konuşmalarında heykellerin put olmadığı, bu düşüncenin artık geride kaldığını vurgulamıştır. Başta kendisinin olmak üzere birçok Türk büyüğünün heykellerini meydan ve üniversite bahçelerine yaptırmıştır.

 

1. Heykel Sanatı ve Tarihi Geçmişi

Heykel sözcüğü Arapça kökenlidir. Heykeli, Türkçe’ de “hacmi olan, derinlikli ve üç boyutlu sanatsal eserler” diye tanımlayabiliriz. Akdeniz uygarlığında “sculptura” denilirken; (İngilizce ve Fransızca’ da aynı kelime olarak kullanılır. Almanca’ da ise skulptur.) tam olarak anlamı, mimariyi de içeren üç boyutlu biçimlerdir. Günümüzde ise “statue/heykel” kelimesi mimariden bağımsız olarak daha çok tek figürlü, üç boyutlu insan, hayvan veya bazı soyut figürlerin gösterimleri için kullanılmaktadır. Genelde heykeller 75 cm ve üzeri boyutlarında yapılmaktadır. Daha küçük boyutlarda da olabilir ki buna biz “Heykelcik” veya Fransızca “statuette” kelimesini kullanırız.[1]

Heykel; taş, mermer, demir, tunç, ağaç, alçı, kil gibi malzemelerle farklı cisimleri üçboyutlu olarak biçimlendirerek sunma sanatının adıdır.  İslami kavram olarak heykel için “timsal” kelimesi kullanılır. Bu anlamda timsal, belli bir hacme sahip olan ve gölgesi bulunan putlara verilen addır. Fıkıh kitaplarına göre, içinde bir ruh taşıyan canlılar için bu isim kullanılır.[2]

Taş devrinin Orta ve Yeni Taş Çağlarında kadın, su ve boğa figürleri bereket sembolü olarak tasvir edilmiş, pişmiş toprak ve taştan mezarlar ve birtakım figürler oluşturulmuştur. Aynı dönemde ataların ruhlarını kutsallaştırma dini olan Manizm[3]  ile birlikte ilkel halk sanatı olarak büyük heykeller ortaya çıkmıştır. Bu dönemlerde totemizm de sanatsal çalışmalara ilham vermiş ve totem amaçlı önemli heykeller yapılmıştır.

Heykelcilikte Mısır sanatına özel bir sayfa açmak gerekir.   Eski Mısır’da “Yaşamı koruyan” anlamına gelen heykeltıraşın sosyal yaşamda önemi büyüktür. Mısır’da yapılan heykellerin boyutları, gücü simgelemek adına oldukça büyük ve abartılı yapılmıştır. Dönemin heykeltıraşları için anıtsallık görüntüsü temel amaç olmuştur. Mısır’daki heykeller, geometrik ve sağlam bir denge kuruluşuna sahiptir. [4] İ.Ö. 2550 yılında yapılmış olan firavun Kefren’in büyük piramidindeki heykeli gerek blok anlatım olarak gerekse tam vücut biçimini göstermesi açısından en güzel örneğidir.

Grek sanatında heykel, mimari içerisinde yerini almış, mimarilerinde heykel özelliği taşımıştır. Anadolu’da da M.Ö. 6500’lerden bu yana çok çeşitli heykeller yapılmış ve çok zengin heykel figürleri günümüzde de çeşitli müzelerde sergilenmektedir.[5] M.Ö. 12 yy. dönemine ait Urfa Göbekli tepe, Çorum yakınlarında Alacahöyük ile Çatalhöyük’te Hitit devrine ait M.Ö. 6800’lerden kalma ibadet odalarında, birtakım hayvan heykelcikleri bulunmuştur.[6]  Hititler dönemine ait (M.Ö.2100–1750) Boğazköy ve Alacahöyük’ün kale kapılarının iki taraflı yerleştirilmiş sfenksler; bronz çağının en önemli örneklerindendir.  Aynı yüzyıllarda kayalara oyulan kabartmalara da rastlanmıştır. Örnek olarak Yazılıkaya’daki Hitit Tanrıları kabartmaları verilebilir. Yörede yer alan aslan veya griffon örnekleri bize bölgenin sanatkarlarının Yunan sanatından da etkilenmiş olabilecekleri fikrini vermektedir.[7]

Heykel denilince akla gelen bir başka dönem, Roma İmparatorluğu dönemidir. Roma dönemindeki heykeller komutan veya üst yönetici sınıfından olan kişilerin başarılarını, zaferlerini yansıtma amacı güder.  Özellikle İmparatorların büst ve heykelleri büyük önem taşır. Dünyada ilk kez hükümdarların atlı heykelleri Roma Dönemi’nde yapılmış ve açık alanda sergilenmiştir.

Rönesans Dönemi’nde heykel, meydanların merkezinde, bina girişlerinde, kimi zaman da mimari ile bütünleşik olarak görülmüştür. Yapılan anıtsal heykellerin altına zafer hikayeleri işlenir.[8] 12. yüzyıla geldiğimizde Gotik üslupta yapılan sanatsal yapıları ve heykelleri görmekteyiz.  Avrupa’dan yayılan bu sanatsal akım daha çok kilise mimarisine bağımlı kalan bu heykellerin çoğu İsa ve Meryem ve İncil temalı olarak yapılmıştır. 13. yüzyıl sonlarına gelindiğinde dinsel temalardan biraz uzaklaşılmış, hatta Meryem Ana figürü bir anne ve bir kadın olarak da ele alınmıştır. Heykeltıraşlar, artık kutsal figürlerden insanı birey olarak yansıtan figürlere dönmüşlerdir. [9]

Heykel 19. yüzyılda artık halk arasında yer alan bir sanattır ve daha çok halka açık olan meydanlarda yer almaya başlar. Devletler bu dönemde henüz uluslarının önemli kişi ve kahramanlarının heykellerini meydana konulmasını bir devlet görevi olarak benimsememiştir.[10] Sanayi devriminin yaşandığı 20. yüzyıla gelindiğinde heykelcilik sanatında daha çok yenilik ve değişim söz konusudur. Sanatçılar hızlanan yaşam süreçlerine kendilerini uydurmak zorundalardı. Bilim ve teknolojinin avantajlarından yararlanmaları gerekiyordu.  Bu dönemde hazır nesneler (ready-made) ve bunların değerlendirilerek yapılan heykelleri ön plana çıkar.[11]

 

2. Türklerde Heykel Sanatı

Türklerin heykel ve mimari tarihine kısaca bakacak olursak, zafer kuleleri, kule türbeler, dikilitaşlar ve gözetleme kuleleri anıtsal yapılar olup üzerinde çeşitli kabartmalar yer alır.  Dini mekanlar olan camiler, mezar taşları ve kümbetler de aynı anıtsal etkiyi insanda uyandırırlar. Tarihimizde birçok türbede, sebilde, konak-saray gibi sivil mimari veya dini mimaride taş veya ahşap yontuculuğuna sıklıkla rastlanmıştır.[12]

M.S. 730 yılına gidecek olursak Göktürklerin yapmış olduğu Orhun Abideleri bu anlamda önemli yapıtlardandır. Anıtların birisi Bilge Hakan tarafından 730’da ölen kardeşi Gültekin adına dikilirken, diğeri 734’te öldükten sonra kendisi (Bilge Hakan) adına yaptırılmıştır. Bilge Hakan anıtı, dört heykel ile birkaç balbaldan ibarettir. Bu anıtlarda; “Çin hakanının yanından taşçı ve yontucu getirdim. Bu sarp yere bu taşı yontturdum.” diye yazılıdır.[13]

Diyarbakır Surları kabartma ve heykel konusunda önemli örneklerdendir. Özellikle eski Türk geleneğinin devamı sayılabilecek hayvan üslubu veya hayvan mücadele sahnelerinin bugün hala izlerini taşır.  Diyarbakır surlarının üzerinde yer alan kartal, kaplan, geyik benzeri motifleri ve Diyarbakır Ulu Camii kapısında yer alan; aslan-boğa mücadeleleri gibi motiflerinde Orta Asya Türk etkilerini görebiliriz.[14]

Resim 1: Diyarbakır Surları Mücadelesi [15]
Resim 2: Diyarbakır Ulu Cami Arslan – Boğa [16]
 

Selçuklu mimarisini analiz edecek olursak birçok heykel benzeri öğe veya kabartma figürlere rastlarız. [17] Örneğin, Anadolu Selçuklu simgesi olan kartal ve aslan, özellikle gücü sembolize etmek için kullanılır.[18] Selçukluların sembolleştirdiği çift başlı kartal figürü Hitit’ten, Bizans’a ve Selçukluya kadar Anadolu’da yaşamış birçok medeniyetin simgesi olmuş, yıllar sonra Almanların da sembolü olmuştur. Orta Asya’da yaşayan Türklerde çift başlı kartal iki dünya arasındaki köprü olarak görülürken, aynı zamanda şehrin koruyucusu, fethedilemez şehirleri sembolize eder. Bu yüzden Selçukluların yaptığı surlarda çift başlı kartal koruyucu olarak betimlenmiştir.

1253–75 yılları arsında “Hunat Hatun” tarafından yaptırılan ve İlhanlı dönemine ait eserler arasında sayılan, Erzurum Çifte Minareli Medrese veya diğer ismiyle Hatuniye Medresesi portalinin sağında ve solunda bulunan hayat ağacı tepesinde çift başlı kartal bulunmaktadır.[19]

Resim 3: Erzurum Çifte Minareli Medresede Çift Başlı Kartal figürü[20]

Anadolu’da Selçuklu Döneminden beri mimaride görülen taş yontu süsleme ve kabartmalar ve Şamanizm etkisi ile oluşturulmuş hayvan biçimli mezar taşları da heykel kapsamında değerlendirilebilirler. Osmanlı toplumunda ise dini anlayış doğrultusunda üç boyutlu ve gölgesi yere düşen, heykellere pek hoşgörüyle bakılmazdı. Daha çok aslı mimariye bağımlı ve süsleme esaslı anlayışın ağırlıkta olduğu eserler rotaya çıkarılmıştır.[21] Her şeye karşın sarayda farklı bir anlayışla Fatih zamanından bu yana padişahların bronzdan madalya portreleri yapılmaktaydı. Sanayi-i Nefise Mektebi açılmadan önce Sultan Abdülaziz de ilk kez heykelini yaptırtmıştır.

Resim 4: Sultan Abdulaziz’in heykeli (1877)[22]

Batı tarzı heykel sanatı Osmanlı’da Tanzimat Döneminden sonra gelişmiş, Lâle Devri’nde Barok ve Rokoko üsluplarından etkilenen mimaride geleneksel bezeme motifleri kabartma heykellere dönüşmüştür. Bu dönemde özellikle çeşmeler birer meydan heykeli görünümündedirler. Aynı dönemde padişahlar için heykel özelliğinde nişan taşları dikilmiş; yapıların dış duvarlarında, bahçe ve bulvarlarda hayvan figürleri yer almıştır. Daha sonraki dönemlerde ise kentlerde bir dizi saat kulesi ile figürsüz mimari anıtlar ortaya çıkmıştır.[23]

Heykel Sanatı Türk dünyasında Sanayi-i Nefise Mektebi ile 1883 yılında birlikte bilimsel bir zemine oturtulmuştur. Modernleşme sonrası Türkiye’de anıt-heykeller ortaya çıkmış, Yunan ve Roma uygarlıklarında olduğu gibi odak noktası özelliği kazanmıştır. Osmanlı Döneminde yapılmış olan atlı hükümdar heykelleri kentsel mekânda yer almamış, siyasi liderin kentsel mekânda temsili Atatürk ile gerçekleşmiştir.[24] Cumhuriyet Döneminin yeni kent anlayışı içinde parklar ve meydanlar kamusal yaşamın önemli merkezleri olarak ortaya çıkmış; bu alanlara ek olarak bulvarlarda ve dönemin kamusal yapılarının bahçelerinde Atatürk heykelleri yer almıştır. Söz konusu alanlar Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, çağdaşlık ve laikliğin birer göstergesi olmuştur.[25] Batı’da anıtlarla simgeleşen meydan mimarisi ülkemizde ancak 20. yüzyıla gelindiğinde yapılmaya başlanmıştır. Mevcut durum itibariyle ülkemiz hem anıt hem de diğer açık alan heykelleri konusunda olması gereken yerde değildir.[26]

 

3. Atatürk ve Heykel Sanatı

Atatürk çağa uygun aydın, duyarlı, ince ruhlu insan yetiştirilmesinde sanatın etkinliğini biliyordu.  Atatürk bir ulusun kültürel birikiminin, o ulusun sahip olduğu sanat yapıtları ve sanatçı sayısı ile ölçülebildiğinin bilincindedir. Mustafa Kemal ziyaretlerde bulunduğu Fransa ve Almanya şehirlerinin mimari yapılarından, sokakları süsleyen estetik sanatsal eserlerden, heykellerden oldukça etkilenmiştir. Atatürk’ün siyasi ve askeri tarihe mal olan Türk büyüklerinin heykellerinin yapılmasını istediği bilinmektedir.

Atatürk kent mimarisinden, resim, heykel müziğe kadar birçok alanda kültürel atılımlarda öncülük yapmıştır.  Her alanda olduğu gibi sanat alanında da önemli bir bilinçlilik örneği göstermiştir. [27] Nutuklarında, demeçlerinde, açılışlarda kısacası her yerde sanatçının toplumda önde gelen bir insan oluğunu vurgulamıştır. Atatürk her ortamda sanatçıları destekleyen konuşmalar yapmıştır.

Atatürk’ün, “Güzel Sanatlar” adı altında çeşitlendirdiği sanat dalları müzik, resim, heykel, mimarlık, edebiyat ve tiyatrodur.[28] Sanata ve sanatçıya saygı, ressama, heykeltıraşa saygı ve ilgilisini hayatı boyunca sürdürmüştür. Atatürk, sanatın, insanın hayal dünyasını geliştirdiğini ve hayal dünyasında doludizgin at koşturmak, içimizdeki çocuğu konuşturmak, başka bir deyişle içimizdeki deliyi serbest bırakmak anlamına geldiğini, sanatsal tavır ve düşüncenin insanı daha da özgürleştirdiğini, insanın beynine sansür koymayacağını, bunun da özgür ruhlu insanlar yetiştirmek demek olduğunu ve böylece de demokratik bir toplum yaratmanın gerçekleşeceğini biliyordu.[29] Atatürk’e göre güzel sanatlarda başarı, bütün devrimlerin başarıldığının en kesin kanıtıdır. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır! Onlar, bütün başarılarına rağmen uygarlık alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır.[30] Atatürk’e göre, “Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade söz ile olursa şiir, name ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, yontma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur.” Sanatkârlar toplumda uzun mücadele ve gayretlerinden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.[31]

 

4. Atatürk’ün Heykel Sanatına Dair Okuduğu Eserler ve Etkileri

Atatürk’ün okuduğu kitaplar arasında yer alan Ahmet Refik Bey’in yazmış olduğu “Büyük Tarih-i Umumi” kitabında Kuzey Suriye’de (Zincirli), bir «Hitit» kenti ortaya çıkarılmış olduğunu ve Heykeltıraşlık sanatına ilişkin olarak da: “Bu sanat, Hititlerde oldukça ilerlemiştir.” diye yazılmıştır. Yazıtların birçoğu hep dinsel figürleri yansıtır.

Bu bölgede bir de «çifte kartal» resmi bulunmuştur. Yukarıda da yazdığımız gibi çift başlı kartal sembolü Selçuk hükümdarlarının (1217) daha sonra da (1345) Alman imparatorlarının armasını oluşturmuştur. Selçuklular bu çift başlı kartal figürünün kabartma olarak yapmışlardır. Bu kitaptan anlaşıldığı üzere çift başlı kartalın ilk önce Hititlerce resmedildiği anlaşılmaktadır.[32] Atatürk bu ifadelerinin altını çizmiştir.

Atatürk’e göre aydın dindar heykele karşı çıkmamalıydı. Türk ve Müslüman olmalarına karşın Selçuklular kabartma tarzı da olsa heykel yapmışlardır. Heykellere dini açıdan karşı çıkanlara 22 Ocak 1923 tarihinde Bursa’da yaptığı konuşmada şöyle cevap verir:

“Abidattan bahseden arkadaşımızın maksadı heykel olsa gerektir. Dünyada mütemeddin, müterakki ve mütekâmil olmak isteyen herhangi bir millet behemehal heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir. Âbidatın şuraya buraya hatıratı tarihiye olarak rekzinin mugayiri din olduğunu iddia edenler, ahkâmı Şeriyyeyi lâyıkiyle tetebbu ve tetkik etmemiş olanlardır. Cenabı Peygamberin dini İslâmı tesisinden bu âna kadar bin üç yüz sene geçmiştir. Hazreti peygamberin evamiri ilâhiyeyi tebliği esnasında muhataplarının kalp ve vicdanında putlar vardı. Bu insanları tariki hakka davet için evvelâ o taş parçalarını atmak ve bunları ceplerinden ve kalplerinden çıkarmak mecburiyetinde idi. Hakayiki İslâmiye tamamiyle anlaşıldıktan ve hasıl olan kanaati vicdaniye kuvvetli hadisat ile de teeyyüt eyledikten sonra birtakım münevver insanların böyle taş parçalarına taâbbüdünü farz ve zan etmek âlemi İslâmı tahkir etmek demektir. Münevver ve dindar olan milletimiz terakkinin esbabından biri olan heykeltıraşlığı âzami derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlâtlarımızın hatıratını güzel heykellerle dünyaya ilân edecektir. Bu iş çoktan başlanmıştır. Meselâ Sivas’tan Erzurum’a giderken yol üzerinde güzel bir heykele tesadüf edersiniz. Sonra Mısırlılar İslâm değil midir? İslâmlık, yalnız Türkiye ve Anadolu halkına mı münhasırdır? Seyahat edenler pek âlâ bilirler ki, Mısır’da birçok eâzımın heykelleri vardır. İnsanlar mütekâmil olmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin icab ettirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin tariki terakkide yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, evsafı hakikiyesile mütemeddin ve müterakki olmaya lâyıktır ve olacaktır.” [33]

Jean Marie’nin yazmış olduğu “Tarih Öncesi İnsanlık” kitabında Altay’da ve Ural’a ve Volga’ya kadar olan ülkelerde gömütlerde ya da tek tek hayvan görüntülerinin başlıca süsleyici rol oynadığı çok fazla sayıda eşya bulunduğu anlatılır. Figürler ya kalıba dökülmüş ya heykelcikler biçiminde çeşitli eşya üzerine kazılmıştır. Bu natüralist sanat Kalde, Asuri, Mısır’ın dışında kaldığı gibi batı dünyasının tümden dışında kalmıştır.[34] Yazara göre tarih öncesinde Türklerin yaşamış olduğu bölgelerde çok sayıda heykel ve heykelcik yapıldığı bilinmektedir. Bunun anlamı Türk halkının bu sanata karşı da eğilimi bir hayli vardır. Nitekim Atatürk, onuncu yıl söylevinde Türk halkının vasıfları arasında sanatı sevmeyi de saymıştır.  Cumhuriyetin onuncu yılı münasebetiyle Ankara’da yapılan büyük törende “Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.”[35] diyerek Türk halkının sanata olan duyarlılığına dikkat çekmek istemiştir.

Abdurrahman Şeref Osmanlı Devleti’nin son görevlendirdiği Tarih yazıcısıdır. Atatürk’ün de okumuş olduğu yüksek okullar için hazırlanan “Tarih-i Devlet-i Osmaniyye” kitabının bir bölümünü güzel sanatlara ayırmıştır. Osmanlı tarihini konu alan bu kitapta Osmanlı devlet teşkilâtı, ilmî ve edebî kişi ve çevreler, ekonomik durumun yanı sıra güzel sanatlar bölümü önemli bir yer tutar.[36] Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında idarî ve eğitimle ilgili önemli görevler üstlenmiş bir Osmanlı aydınıdır.

Atatürk tarih tetkikleri yapan ve buna önem veren insandı. Tarihin her döneminde insanlığın heykel ve benzeri sanatlarla uğraştığını Herbert George’un Cihan Tarihinin umumi hatları kitabında “Adamlar kemikler ve boynuzlar üzerinde resim yapıyor ve hatta küçük heykelcikler bile olabiliyorlardı.” ifadelerini okumuş ve işaretlemişti. [37]

Atatürk’ün okuduğu Morgan Jacques’in Tarih öncesi İnsanlık kitabında Elam Mısır ve Yunanlılarda sanatın gelişmesinde sanat okulların etkin olduğu yazılmıştır. Kitapta “Teknik yönden ve sanat olarak çok net bir şekilde kişilik sahibi olan gerçek sanatsal okullarla karşılaştığımız Elam, Mısır ve Yunan dünyası” diye belirtilen kısmı Atatürk işaretlemiştir.[38]  Atatürk sanatı sevdirmek ve sanatçı yetiştirerek halkının daha duyarlı ve uygar insan yetiştirebilmek için 1923’ten itibaren önemli merkezlere modern kitaplıklar, konservatuarlar, müzeler, güzel sanat sergileri kurmaktan söz etmiştir. Bu görüşüne bağlı olarak yüzyıllarca yasak sayılmış resim ve heykel konusunda da bu yasakları yok edici açıklamalarla ressam ve heykeltıraşları yüreklendirmiştir. Dünyada uygar olmak isteyen herhangi bir ulusun mutlaka heykel yapmasını ve heykeltıraş yetiştirmesi gerektiğini belirtmiş, güzel sanatların resim, heykel, mimari, sahne sanatları, müzik gibi hemen her türünün gelişmesini yürekten desteklemiştir.[39]

Atatürk düşüncesinde milletlerin ilerlemesi için sanata önem vermesi gerekir. Bu konudaki görüşlerini 1923 yılında şu sözlerle vurgular: “İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir sanatların millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir önemi millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, gerçek özellikleriyle uygar ve ileri olmaya lâyıktır ve olacaktır.” [40]

Daha önce okumuş olduğu Feuillet, Alfred’in Avrupa Milletleri Ruhiyatı kitabında Atatürk’ün önemseyip işaretlediği sözcükler «Ruhu milli, — «din», «felsefe», «edebiyat», «sanayii nefise» olurken metin dışına ayrıca not olarak düşülmüştür. Buradan da anlaşılacağı üzere sanatsal faaliyetlerin gelişmesi için Sanayi-i Nefise okulların açılmasını düşündüğünü anlıyoruz. Nitekim 1925 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi ile İnas Sanayi-i Nefise Mektepleri birleştirilerek 1927’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adı verilmiştir. İlk yıllarında fazla etkili olmayan yabancı öğretmenlerin yerini alan genç Türk sanatçı öğretmenler Cumhuriyetin verdiği ulusal coşku ile yerel motifleri ön plana çıkarmışlardır. [41]

Okuduğu kitaplar arasında yer alan Herbert George’un “Cihan Tarihinin Umumi Hatları” kitabında Romalılar krallarının törenlerde resimlerini taşıdıklarını ve önemli yerlere onların heykellerini yaptıklarını okumuştur. “Sezar, eski Roma Krallığının geleneksel simgesi olan fildişi asa ile tahtını çoktan benimsemişti. Tören ve anma günlerinde resmi, tanrıların resimleriyle birlikte taşınırdı. Bir tapınağa da heykeli dikilmişti. Heykelin altına, «Yenilmez Tanrı» yazıtı kazılmıştı.” [42]

Atatürk bir başka söylevinde şöyle demiştir: “Aydın ve dindar olan milletimiz, ilerlemenin yollarından biri olan heykeltıraşlığı en son derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi, ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlâtlarımızın anılarını güzel heykellerle dünyaya ilân edecektir.”[43]Atatürk bu görüşünü Mimar Sinan örneğiyle verir: “Mimar Koca Sinan’ın eserlerinin en yoğun bulunduğu İstanbul’da ve son şaheserinin yapıldığı Edirne’de, ona bir anıt dikilmelidir. Ancak, cumhuriyetimizin başkenti Ankara’da da bütün Türk büyüklerinin heykelleri ve anıtlarının dikilmesi, gelecek kuşaklara örnek olmaları bakımından gereklidir.” diyerek net bir şekilde ifade etmiştir.

İstanbul’da Fatih, Kanuni ve diğer önemli şahsiyetlerin heykellerini görmeyi arzulamıştır. Siyasi ve askeri tarihlere mal olan insanların heykellerini yaptırtmıştır. Bu düşünce doğrultusunda Barbaros Hayrettin’in İstanbul’da dikilecek olan heykeline özel önem göstermiştir. 02.06.1935 günü Sinan’ın heykelinin yapılması için yazılı emir vermesi önemlidir.[44]Atatürk 4 Kasım 1927 Ankara’da Etnografya Müzesi önündeki Atatürk heykeli ve Yenişehir’deki Atatürk Heykellerinin açılışını bizzat yapmıştır. 8 Ağustos 1928’de Taksim Cumhuriyet Anıtının açılışını da yapmıştır.[45]

Resim 5: Etnografya Müzesinin önündeki Atatürk Heykeli (2019 Haziran’ında kendim çektim)

Atatürk’ün bir heykelinin yaptırılmasında ilk sıralarda yer alan İzmir’de biraz gecikmeli olarak 1930’da İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica ile yapılan sözleşmeden sonra, 2 yıllık bir sürede tamamlanan heykel İzmir’e getirilip görkemli bir törenle açıldı. Böylece İzmirliler, benzerlerinden daha estetik ve anlamlı bir heykel yaptırarak gecikmeyi kısmen telafi ettiler.[46]

1937’de Dolmabahçe Veliaht dairesinde ilk Türk Resim ve Heykel Müzesini bu amaçlarla kurdurmuş ve çalışmalarını da desteklemiştir.[47] Atatürk’ün emriyle Türkiye’de ilk defa bir resim ve heykel müzesine kavuşmuştur. Evlerden, kurumlardan, kişilerden resim ve heykeller toplanmıştır.[48]

 

Sonuç

Atatürk Avrupa’ya yapmış olduğu seyahatlerde meydanlardaki heykellerin tarihlerindeki önemli şahsiyetlerin olduğunu görmüştü. Heykellerin şehir estetiğine katkılarını biliyor aynı zamanda bir toplumun kültürel birliğini, tarihsel geçmişini sağlamak adına heykelin gerekliliğine inanıyordu.

Okumuş olduğu kitaplardan insanlığın heykel yapımının tarih öncesine kadar dayandığını ve hatta Orta Asya’daki Türk toplumunun da heykel yaptığını, bu beceriye sahip olduğunu yine kitaplardan okumuştu.

Ancak karşısındaki en büyük engel Osmanlı toplumundan gelen ve dönemin dinsel inanışı gereği heykelin put olduğuna ilişkin düşüncelerdi. Atatürk, yapmak istediklerine karşı toplumda bir direnç var ise öncelikle konuyu inceler, kendine göre haklı deliller bulur ve savunmasını bu deliller üzerine kurgulardı. Nitekim heykel konusunda da benzer bir yol izledi.

Türklerin İslam’a girdikten sonra Selçuklu hatta Osmanlı döneminin bir kısmında yapılan kabartma taş figürlerini bir nevi heykel olarak kabul ediyordu. Örneğin Müslüman oldukları halde Selçukluların duvarlara yaptıkları kabartma çift başlı Kartal figürü heykelin İslam inanışında yasaklanmış görünmesinin bir anlamı olmadığı düşüncesindeydi.                                                                                                  Atatürk’ün bu konudaki bir başka görüşü de heykellerin put olarak gösterildiği dönemlerde peygamberimizin heykele karşı gösterdiği tavrı normal bulmakla beraber günümüzde böyle bir anlaşılmaya neden olmayacağından dolayı yapılmasında sakınca görmüyordu. Nitekim resimde heykelde yasaklamalara ilişkin benzer düşünceler sadece İslam’da değil diğer dinlerde de var olduğunu ancak bu din mensuplarının zamanla bu düşünceden vazgeçtiklerini yine kitaplardan okumuştu. Toplumu ikna amaçlı verdiği Sivas-Erzurum arasındaki heykeller bir Müslüman ülkesi olmasına karşın Mısır’daki heykellerin varlığı bu kuralın İslam’da sadece Türklere mi mahsus olduğu fikrini akla getiriyordu.

Atatürk yeni bir toplum oluştururken tarihteki ortak kahramanların heykellerinin yapılarak yad edilmesi o toplumda ortak noktaları ve tarihsel kökenleri hakkında birleştirici duygular oluşturacağını da hesaplıyordu.

Atatürk’ün bir başka önemsediği konu ise heykel ile medeniyet arasında kurduğu bağdır. Nitekim ilk Atatürk heykeli olan Sarayburnu’nda yapılan heykelin yapıldığı yerde Harf İnkılabını ilan etmesi bu düşüncesinin tezahürü gibidir. Bunu, aynı yıl Konya ve 1927’de Ankara Ulus’taki Atatürk heykelleri, 1928’de Taksim anıtı, 1930’da Kırklareli, 1932’de İzmir Cumhuriyet Meydanı ve Samsun Atatürk anıtları ve diğerleri izlemiştir. Atatürk’ün heykel konusuna duyduğu ilgi, genellikle Batı kültürünü benimseme çabasının bir parçası olarak değerlendirilir.

Atatürk’ün heykellerini yaptırırken Sovyetler Birliği’ndeki liderlerin heykellerinin yapılmasından esinlendiği bazı yazarlar tarafından yazılsa da bunun etkisi o derece fazla değildir.

 

 


Kaynakça

İnternet Kaynakları

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Onuncu Yıl Söylevi, https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/onuncu-yil-soylevi Erişim Tarihi: 27.03.2021.

Define Yolu, Diyarbakır Surlarındaki Şifreli Resimler, https://defineyolu.com/ Erişim Tarihi: 08.03.2021.

Erzurum Portalı, Erzurum’un Simgelerinden Çift Başlı Kartalı Kimler Kullandı?, https://erzurumportali.com/shf/4332/Erzurum-Cift-Basli-Kartal  Erişim Tarihi: 08.03.2021.

1001 İstanbul, İstanbul’da Kamusal Alan Heykelciliği, https://1001istanbul.com/istanbulda-kamusal-alan-heykelciligi/  Erişim Tarihi: 07.03.2021.

 

Kitaplar

Akozan, Feridun. Atatürk Sanat ve Sanatkâr, Atatürkçülük, Genel Kurmay Başkanlığınca Hazırlanmış Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1988.

Artut, Kazım. Sanat Eğitimi, Kuramları ve Yöntemleri, Ankara: Anı Yayıncılık, 2001.

Atatürk Araştırma Merkezi İBBKY, Mevlüt Çelebi’nin ‘İzmir Gazi Heykeli’, İzmir: Temmuz 2002.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, Ankara: Divan Yayıncılık, 2006.

Bingöl, Yüksel. Atatürk ve Sanat, Ankara: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 2000.

Çiftçi, Köksal. Tek Tanrılı Dinlerde Resim ve Heykel Sorunu, İstanbul: Bulut Yayınları, 2008.

Ersoy, Ayla. Günümüz Türk Resim Sanatı (1950’den 2000’e), Bilim Sanat Galerisi, İstanbul: 1998.

Gençaydın, Zafer. Atatürk ve Güzel Sanatlar, Ankara: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 2000.

Germaner, Ali T. “Heykel Sanatı”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Cilt II, İstanbul: 1997.

Güvemli, Zahir. Sanat Tarihi, 6. Basım İstanbul: Varlık Yayınları, 2009.

İnan, Afet. Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1984.

Karal, Enver Ziya. Atatürk ve Devrim (Konferans ve Makaleleri), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1980.

Kocatürk, Utkan. Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.

Kuban, Doğan. Çağlar Boyunca Türkiye Sanatının Anahatları, 2. Basım, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005.

Özdemir, Nurdane. Anadolu Halk Kültüründe Resim Heykel ve Müziğin Yeri, Önemi, Ankara: Özel Yayın, 1997.

Sakızlı Ohannes Paşa, Güzel Sanatlar Tarihine Giriş, Ankara: Hece Yayınları, 2005.

Şenyapılı, Önder. Otuz Bin Yıl Öncesinden Günümüze Heykel, Ankara: Pegem Yayınları, 2003.

Şeref, Abdurrahman. Müdiri Mektebi Sultani, İstanbul: Karabet Matbaası, 1315.

Tansuğ, Sezer.  Çağdaş Türk Sanatı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 2008.

Turani, Adnan. Dünya Sanat Tarihi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1992.

Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekâleti, Cihan Tarihinin Umumî Hatları, İstanbul: Devlet Matbaası, 1927 – 1928.

Yakutcan, Ahmet ve Ömür, Cuma. İslam’da Resim, Heykel ve Musiki, İzmir: Nil Yayınları, 1991.

 

Makaleler

Dağlı, Şemseddin Ziya. Atatürk’ün Kültürel Anlamda Sanata Bakışı ve Modern Türkiye’de Sanatın Olgunlaşması, “Ulakbilge Sosyal Bilimler Dergisi”, Cilt. 3 Sayı: 6, 2015.

Fıratlı, N. ve Meriçboyu Y. Küçük Plastik Eserler-Heykelcikler, “Türkiyemiz Kültür Sanat Dergisi” Haziran 1970.

Müritoğlu, Zühtü. “Heykelciliğimizin Geçmişi”, Türkiye’de Sanatın Bugünü ve Yarını, I. Ulusal Sanat Sempozyumu, Ankara: Beytepe, 1985.

Renda, Günsel. Osmanlılarda Heykel, “Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, İstanbul: 2002.

Tansuğ, Sezer. Türklerin Tarihinde Heykel, “Hürriyet Gösteri, Sanat-Edebiyat Dergisi”, İstanbul-Mayıs 1986.

Yaman, Zeynep Y. Cumhuriyetin İdeolojik Anlatımı Olarak Anıt ve Heykel, “Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, İstanbul: 2002.

Yeşilkaya, G. Neşe. Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Anıt Heykeller ve Kentsel Mekân, “Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, İstanbul: 2002.

 

Tezler

Baydoğan, Murat Ç. Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nın Mekânsal ve Sosyal Anlamını Yitirme Süreci ve Nedenleri, (Yüksek Lisans Tezi), Ankara: Gazi Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, 2002.

Taş, Gökhan. Tarihsel Gelişim Sürecinde Çevrenin Heykelle, Heykelin de Çevreyle İlişkilendirilmesi, (Yüksek Lisans Tezi) Erzurum: Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Ana Sanat Dalı, 2011.

 

Dipnotlar

[1] Ali T. Germaner, “Heykel Sanatı”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, C. 2, (İstanbul: 1997), s. 780

[2] Ahmet Yakutcan, Cuma Ömür, İslam’da Resim, Heykel ve Musiki, (İzmir: Nil Yayınları, 1991), s. 1

[3] Ruhlara tapma. Ölen atalarının ruhlarının aileyi koruduğuna inanmak. Birçok dinde olduğu üzere ölümden sonraki yaşam üzerine temellendirilmiş bir inanış

[4] Önder Şenyapılı, Otuz Bin Yıl Öncesinden Günümüze Heykel, (Ankara: Pegem Yayınları, 2003), s. 5. (Ayrıca bkz: Sakızlı Ohannes Paşa, Güzel Sanatlar Tarihine Giriş, (Ankara: Hece Yayınları, 2005), s. 93)

[5] Ali T. Germaner, Heykel Sanatı,Hürriyet Gösteri, Sanat-Edebiyat Dergisi”, (İstanbul: Mayıs 1986), ss. 79-86

[6] N. Fıratlı, Y. Meriçboyu, Küçük Plastik Eserler-Heykelcikler, “Türkiyemiz Kültür Sanat Dergisi” (Haziran 1970), s. 16

[7]Doğan Kuban, Çağlar Boyunca Türkiye Sanatının Anahatları, 2.basım, (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2005) ss. 26-28

[8] A.g.e. Şenyapılı, s. 20. (Ayrıca bkz: Köksal Çiftçi, Tek Tanrılı Dinlerde Resim ve Heykel Sorunu, (İstanbul: Bulut Yayınları, 2008) ss. 123-130)

[9] Zahir Güvemli, Sanat Tarihi, 6. basım (İstanbul: Varlık Yayınları, 2009), ss. 47-49.

[10] Adnan Turani, Dünya Sanat Tarihi, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1992) s. 30, 35,37, 41, 43, 78, 109, 127, 189, 267, 268, 269, 244, 360, 361, 442, 453.

[11] Kazım Artut, Sanat Eğitimi, Kuramları ve Yöntemleri, (Ankara: Anı Yayıncılık, 2001) s. 65.

[12] Zühtü Müritoğlu, “Heykelciliğimizin Geçmişi”, Türkiye’de Sanatın Bugünü ve Yarını, I. Ulusal Sanat Sempozyumu, (Ankara: Beytepe, 1985), s. 119

[13] Sezer Tansuğ, Türklerin Tarihinde Heykel, “Hürriyet Gösteri, Sanat-Edebiyat Dergisi”, (İstanbul-Mayıs 1986), ss. 81-86

[14] Sezer Tansuğ, Çağdaş Türk Sanatı, (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2008), s. 18. (Ayrıca bkz: A.g.e. Kuban, ss. 124-126)

[15] Define Yolu, Diyarbakır Surlarındaki Şifreli Resimler, https://defineyolu.com/ Erişim Tarihi: 08.03.2021

[16] A.g.e.

[17] Nurdane Özdemir, Anadolu Halk Kültüründe Resim Heykel ve Müziğin Yeri, Önemi, (Ankara: Özel Yayın, 1997) ss. 26- 27

[18] A.g.e. Özdemir, ss. 54-57.

[19] Gökhan Taş, Tarihsel Gelişim Sürecinde Çevrenin Heykelle, Heykelin de Çevreyle İlişkilendirilmesi, (Yüksek Lisans Tezi) (Erzurum: Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Ana Sanat Dalı, 2011) s. 99

[20]Erzurum Portalı, Erzurum’un Simgelerinden Çift Başlı Kartalı Kimler Kullandı?, https://erzurumportali.com/shf/4332/Erzurum-Cift-Basli-Kartal Erişim Tarihi: 08.03.2021.

[21]İnsel İnal, “Türk Heykel Sanatına Tarihsel Bir Bakış”, Günümüz Türk Heykel Sanatı’nın Sorunları Ulusal Heykel Sempozyumu Bildiriler Kitabı, (Kocaeli: Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümü Heykel Ana Sanat Dalı, 2005) s. 112

[22] 1001 İstanbul, İstanbul’da Kamusal Alan Heykelciliği, https://1001istanbul.com/istanbulda-kamusal-alan-heykelciligi/ Erişim Tarihi: 07.03.2021

[23] Günsel Renda, Osmanlılarda Heykel, Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, (İstanbul: 2002) ss. 139-144

[24] G. Neşe Yeşilkaya, Osmanlıda ve Cumhuriyette Anıt Heykeller ve Kentsel Mekân,Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, (İstanbul: 2002), ss. 149-152.

[25] Y. Zeynep Yaman, Cumhuriyetin İdeolojik Anlatımı Olarak Anıt ve Heykel, “Sanat Dünyamız Dergisi”, Kış, Sayı: 82, (İstanbul: 2002), s. 157

[26]Ç. Murat Baydoğan, Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nın Mekânsal ve Sosyal Anlamını Yitirme Süreci ve Nedenleri, (Yüksek Lisans Tezi), (Ankara: Gazi Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, 2002), s. 51, 55, 99, 100, 103,117, 121.

[27]Zafer Gençaydın, Atatürk ve Güzel Sanatlar, (Ankara: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 2000) s. 137 (Ayrıca bkz: Şemseddin Ziya Dağlı, Atatürk’ün Kültürel Anlamda Sanata Bakışı ve Modern Türkiye’de Sanatın Olgunlaşması, “Ulakbilge Sosyal Bilimler Dergisi”, Cilt. 3 Sayı: 6, (2015) s. 182)

[28] Ziya Enver Karal, Atatürk ve Devrim (Konferans ve Makaleleri), (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1980) s. 211. (Ayrıca bkz: A.g.e. Dağlı, s.190)

[29] A.g.e. Gençaydın, s.141.

[30] Cevat Abbas Gürer, Cumhuriyet Gazetesi, 10. 11. 1941

[31] Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi, Atatürkçülük (Güzel Sanatlar Maddesi) (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1984) s.147. (Ayrıca bkz: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Güzel Sanatlar, https://www.atam.gov.tr/duyurular/guzel-sanatlar Erişim Tarihi: 27.03.2021)

[32] Gürbüz Tüfekçi, Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Cilt 1 (İstanbul: İş Bankası Yayınları, 1983) s.55 (Ayrıca bkz: Ahmet Refik Büyük, Büyük Tarih-i Umumi, Cilt 6, (İstanbul: Kitablıane-i İslâm ve Askerî 1932) s.336)

[33]Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, (Ankara: Divan Yayıncılık, 2006) s.277

[34] A.g.e. Tüfekçi, II. Cilt, ss. 159-162

[35]Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Onuncu Yıl Söylevi, https://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/onuncu-yil-soylevi Erişim Tarihi: 27.03.2021

[36] Abdurrahman Şeref, Müdiri Mektebi Sultani, (İstanbul: Karabet Matbaası, 1315) s.422

[37] A.g.e. Tüfekçi, I. Cilt, s.92 (Ayrıca bkz: Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekâleti, Cihan Tarihinin Umumî Hatları, (İstanbul: Devlet Matbaası, 1927 – 1928) s.74)

[38] A.g.e. Tüfekçi, II. Cilt, ss. 159-162

[39] Ayla Ersoy, Günümüz Türk Resim Sanatı (1950’den 2000’e), Bilim Sanat Galerisi, (İstanbul: 1998) s.21

[40]Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, (Ankara: Divan Yayıncılık, 2006) s. 67

[41]Yüksel Bingöl, Atatürk ve Sanat, (Ankara: Altın Portakal Kültür ve Sanat Vakfı Yayınları, 2000), ss. 130-131

[42] A.g.e. Tüfekçi, Cilt I, s.122

[43] A.g.e. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.66

[44] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1984) s.184

[45] Prof. Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi) s.413

[46] Atatürk Araştırma Merkezi İBBKY, Mevlüt Çelebi’nin ‘İzmir Gazi Heykeli’, (İzmir: Temmuz 2002), s.6

[47] Feridun Akozan, Atatürk Sanat ve Sanatkâr, Atatürkçülük, Genel Kurmay Başkanlığınca Hazırlanmış Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi, (İstanbul: Milli Eğitim Basımevi 1988) ss. 148-149

[48]A.g.e. İnan, s.174