Daniel Garcia/AFP/Getty Images

Arjantin’in Kirli Savaşı’nda 30.000 İnsan “Kaybettirildi.”

Mayıs Meydanı (Plaza del Mayo) Anneleri ve Büyükanneleri, yıllar boyunca yanıt talep etti.

Yazan: Erin Blakemore

Yemyeşil ağaçlarla ve devlet binalarıyla çevrili Buenos Aires’in Mayıs Meydanı, tarihi eserlere bakınmak veya soluklanmak için bir yer gibi görünebilir. Ama Arjantin’in en ünlü meydanlarından olan bu yer, her Perşembe başına beyaz tülbent bağlayan ve elinde isimler yazılı sloganlar taşıyan kadınlarla doluyor.

Onlar Mayıs Meydanı Anneleri ve Büyükanneleri. 1970’lerde hayatlarına kaos ve trajedi getiren gelişmeleri gündeme taşımak için oradalar: Arjantin’in acımasız askeri diktatörlüğü tarafından çocuklarının ve torunlarının kaçırılması.

Bu kadınlar yıllar boyunca sevdiklerine neler olduğunun cevabını arıyor. Bu soru, askeri diktatörlüğün halka düşman kesildiği ‘Kirli Savaş’ döneminde devlet tarafından “kaybettirilen” yaklaşık 30.000 insanın ailelerinin sorduğu bir soru.

1976’da Arjantin ordusu, popülist cumhurbaşkanı Juan Perón’un dul eşi Isabel Perón’un hükümetine darbe yaptı. Bu olay, ABD tarafından desteklenen ve finanse edilen “Condor Planı’nın” bir parçasıydı.

Cunta, kendisine “Ulusal Yeniden Yapılanma Süreci” (Proceso) adını verdi ve Kirli Savaş’la etkinliklerini hızlandırdı. Ama savaş sadece dış güçlerle değildi, aynı zamanda Arjantin halkıylaydı. Savaş, devlet destekli işkence ve terör ortamında yaşandı. Cunta halka düşman kesildi; siyasi muhalifleri ve solcu, sosyalist ve sosyal adalet yanlısı olduğundan şüphelendiği kişileri kaçırdı ve onları hapsetti, öldürdü veya onlara işkence etti.

Kirli Savaş birkaç cephede gerçekleşti. Cunta “terörist” solcu aktivistleri kaçırdı ve tahminen 30.000 insanı öldürdü. Marguerite Feitlowitz, bu durumu “Kurbanlar işkence sırasında öldürüldü, devasa çukurlarda makineli tüfeklerle tarandı veya uçaklardan denizlere atıldı.” olarak açıklıyor. “Bu kişiler ‘kayıp’ ya da desaparecidos olarak biliniyor.”

Hükümet, desaparecidos’ları tespit etmeye dönük hiçbir çalışma yapmadı. Onları “kaybettirerek” ve bedenlerini yok ederek cunta, onların gerçekte var olmadığını söyledi. Ama kayıpların anneleri ve arkadaşları, onların var olduğunu biliyordu. Cesetlerin uçaklardan denize fırlatıldığı “ölüm uçuşlarını” biliyorlardı. İnsanların tecavüze ve işkenceye uğradığı toplama kamplarıyla alakalı duyumlar almışlardı. Yakınlarının izlerini bir umutla bulmaya çalıştılar.

Desaparecidos’ların arasında doğurmaları için izin verilen ama doğurduktan donra katledilen hamile kadınların çocukları da vardı. Bu çocuklar, Kirli Savaş sırasında akrabalarından koparıldılar ve diğer ailelere evlatlık verildiler.

Bridget Huber, California Sunday Magazine’de bu durumu “Son adımda diktatörlük, çocukların kimliklerini kopardı – rejim taraftarları tarafından ganimet olarak tutuldular. Diğerleri ya yetimhanelere terk edildi ya da kara borsaya düştüler.” olarak açıklıyor.

1977’de bir grup umutlu anne protestoya başladı. Her hafta Mayıs Meydanı’nda toplanıp yürüdüler ve cuntanın öfkesini çektiler. Lester Kurtz, “Hükümet yetkilileri, anneleri ilk başta Las locas (Deli kadınlar) şeklinde isimlendirerek marjinalleştirmeye çalıştı ama bu baskının halk arasında nasıl geri teptiğini görünce çok şaşırdılar.” diyor.

Hükümet ilerleyen zamanlarda çocuklarına yaptıkları baskının aynısını annelere yapmaya başladı. Aralık 1977’de grubun kurucularından Azucena Villaflor kaçırıldı ve öldürüldü. 28 yıl sonra yakınları, kadının öldürüldüğünü ve toplu mezarlığa gömüldüğü haberini aldı. Grubun diğer kurucuları da kaçırıldı ve büyük ihtimalle öldürüldü.

Buna rağmen kadınlar durmadı. Arjantin’in organize ettiği 1978 Dünya Kupası sırasında protestolarına devam ettiler ve dünya kamuoyunun dikkatini çektiler. Devlet tehditlerine, hatta protesto sırasında grubun bir bölümünün polislerce ateşe tutulduğu bir olaya rağmen protesto ettiler. 1981’de yıllık olay haline gelecek 24 saatlik ilk “Direniş Yürüyüşü” düzenlediler. Eylemleri kamuoyunu cuntaya karşı harekete geçirdi ve sessizlik, muhalifleri yıldırma gibi politikalara karşı kamuoyunda bir bilinç oluşturdu.

Kaybolan bazı kişilerin anneleri; kızlarının kaçırıldığını, muhtemelen öldürüldüğünü ve torunlarının başka ailelere verildiğini gören büyükannelerdi. 1983’de Kirli Savaş sona erdikten sonra bile Mayıs Meydanı Büyükanneleri sorularına cevap aradı ve gerçek akrabalarını bilmeyen torunlarını belirlemek için çalıştı.

1984’te kendileriyle beraber çalışmaya başlayan Amerikalı genetikçi Mary-Claire King gibi güçlü bir müttefik buldular. King ve meslektaşları, büyükannelerin mitokondrial DNA’larını kullanarak torunlarını bulmaya yarayacak bir yöntem geliştirdi. Teknik, medya patronlarının evlatlık çocuklarına uygulanmaya başladığı zaman tartışmalara yol açtı çünkü bu çocuklar kan vermekten zorla vazgeçirilmişti. Ama teknik aynı zamanda ulusal genetik veri tabanının kurulmasını sağladı. Bugüne kadar kuruluş, veri tabanı ve DNA eşleştirme teknikleri yoluyla 128 kayıp çocuğun kimliklerini onayladı.

Kirli Savaş, cuntanın iktidarı devrettiği ve demokratik seçimler için onay verdiği 1983’te sona erdi. O zamandan beri yaklaşık 900 eski cunta üyesi, insan hakları ihlalleri suçlarından yargılandı ve cezalandırıldı. Ama Kirli Savaş’ın mirası kolay geçmiyor – ve kayıp çocukların sırrı tamamen çözülene kadar desaparecidos’ların anneleri ve büyükanneleri, gerçekler için savaşmaya devam edecek.

[toggle title=”Kaynak” state=”close”]

https://www.history.com/news/mothers-plaza-de-mayo-disappeared-children-dirty-war-argentina

[/toggle]