aristoteles
elsefe-alemi.blogspot.com'dan alınmıştır

Aristoteles Poetikasında Gerçekliğin Kaynakları

Giriş

Dramatik sanatların kanonlarını içeren Poetika, tragedya ve komedyanın bağlı olduğu şiir türünü, bu şiirin yapısal formunu, içeriğinin nasıl olması gerektiğini ve bunun gibi onlarca konuyu kimi zaman doğru örneklerle kimi zaman eleştirilerle inceleyerek günümüze değin bir başvuru kitabı özelliğini taşımaktadır. İzleyiciyi, yazarı, düşünürü ve ilgili olan herkesi mutlaka ilgilendiren Aristoteles’in bu ünlü eseri, en çok da gerçeklik üzerine kurduğu fikirlerle dikkat çekicidir. Modern felsefenin Kant’ı gibi Poetika’ya rağmen veya Poetika’yla ama Poetika’sız bir dramatik şiir yorumu düşünülemeyeceği Roma, Rönesans, Aydınlanma ve benzeri türlü dönemlerde kanıtlanmıştır denebilir. Kaldı ki Brecht’in Epik Tiyatro eseri de Poetika’ya rağmen inşa edilirken Horatius’un Ars Poetica’sı Poetika’yla birlikte ortaya çıkmıştır.

Dramatik eserin etikle ilişkisini, trajik olanın ne olduğunu ve tragedyanın etkileyici olması için gereken unsurları içeren bu makale yine Poetika ekseninde cevaplarını aramaktadır. “Dramatik şiirde ahlak kavramı ne ölçüde değerlidir? Trajik olay ne gibi etmenlerle sağlanabilir? İzleyici neler aracılığıyla kendi yaşamına özgü dersler ve ödevler çıkarır?” gibi sorular araştırmanın temel sorularını oluşturmaktadır.

1) Dramatik Şiirde Ahlak ve Gerçeklik

 

Yanında olsun iyilerin, öğüt versin dostça,

Yönetsin öfkelileri ve sevsin günah işlemekten korkanları,

O övsün küçük bir masadaki sofrayı, sağlam adaleti,

Yasaları ve kapıları açık barışı,

Saklasın sırları, dua etsin ve yakarsın tanrılara,

Talihin geri dönmesi için zavallılara, yüzünü çevirmesi için kibirlilerden.[1]

 

Quintus Horatius Flaccus facebook.com’dan alınmıştır

Aradaki 320 yıllık zamana aldırış etmeden Horatius; fahri ustası Aristoteles’in yolunda böyle tanımlıyor dramaturjinin ilkelerini ve şairin işini ve görevini tanımladığı sırada “Doğru ahlak duyuşudur yazmanın temeli ve kaynağı[2] dizesiyle sözlerine devam ediyor. Gelin görün ki, Horatius Aristoteles poetikasını etik için kullanışlı hale getirse de aslında O, tragedyanın; inandırıcılığından ve gerçekliğe benzemesinden, evrensel olana ışık tutmasından kaynaklı bir sorumluluk taşıdığını belirtir.[3] Ahlaklı olması gereken ise ne sanatçı ne tragedyadır; ahlak oyun karakterlerinde aranmalıdır. Hatta oyun karakterlerini nitelendiren Aristoteles dikkati karakterin iyi oluşuna çekmektedir:

“Karaktere gelince, bu konuda dört hedefe yönelmek gerekir; bunlardan biri ve ilki iyi olmalarıdır. (…) karakter, sözler ya da eylemler bir seçimi açığa vurduğunda ortaya çıkar. Bu seçim iyiyse karakter de iyi olacaktır.”[4]

 

Aristoteles
bilgitepesi.com’dan alınmıştır

Çünkü Aristoteles’e göre tragedyada etikten de önce gelen bir şey yer alır: Gerçeklik. Öyle ki tragedyanın veya komedyanın uzunluğu bile olabilirlik ya da zorunluluk sonucu art arda gelen bir dizi durum içinde yıkımdan mutluluğa ya da mutluluktan yıkıma geçmeye yetecek ölçüde[5] olmalıdır. Bunun yanında karakterlerin seçimlerine bağlı olarak gerçekleştirdiği eylemler tragedyanın hedefini oluşturur yani tragedyanın asıl hedefi bir durum değil eylemdir. “İnsanlar yaradılışlarına göre ne idiyseler o olurlar; ama eylemleriyle mutluluğa ya da tersine ulaşırlar.”[6] Ayrıca eylemin taklidi olarak yorumladığı ve karakterleri ikinci sırada tuttuğu sırada tragedyanın asıl ilkesi olarak gördüğü öykü[7]’nün birliğini ifade ederken Aristoteles, öyküyü, parçalarının biri çıkarıldığında veya yer değiştirildiğinde olayın bütününü altüst edecek şekilde düzenlenmesi gereken ve tek ve bütün oluşturan bir yapı olarak tanımlar.[8]

Dolayısıyla ahlak, Aristoteles’in poetikasında tragedya veya komedyanın gerçekliğine hizmet edecek şekilde düzenlenmesi gereken bir meseledir ve ikincil eleman olan karakterin seçimleri doğrultusunda karşımıza çıkarak öykünün ancak bir kriterini ve ürününü meydana getirebilir. Öykü ve eylem, var olabilecek karakterin ve ona uygun seçimlerin ortaya çıkarabileceği şeylerdir. Ahlaki tutum ancak eşyanın tabiatına uygun olarak görülebilir. Bu uygunluk sayesinde izleyiciler dramatik şiirin yani tragedya ve komedyanın temsil ettikleri gerçeğe kendilerini bırakırlar. Yani asıl aranan nitelik karakterin tutumunun ne kadar doğru, iyi veya tam tersine yanlış, kötü olduğu değil bu tutumun makbul olmasıdır. Şairin görevi izleyicinin mantığına uygun göreceği bir gerçeklik ortaya koymaktır.

2) Gerçekliğin Dramatik Kökleri

Makbul olanın anlaşılması ve izleyicinin sindirebileceği muhtemel dramatik örgünün oluşturulması için ise Aristoteles çeşitli kavramlar ortaya atmıştır. Bu kavramlar hamarita, peripetie ve anagnorisis’tir. Yine karakterin ahlaki tutumundan bağımsız olarak onların eylemlerini meydana getirecek, değiştirecek veya dizginleyecek bu kavramlar sayesinde Aristoteles poetikası tragedyanın üstünde durduğu zemini sağlam bir şekilde günümüze ulaştırır. Bu kavramlar aracılığıyla izleyiciye ulaşan gerçeklik algısı, inandırıcılığı sayesinde izleyiciyi etkiler ve katharsis ortaya çıkar. İzleyici oyunun moral yükünü sırtlanır, korku ve acıma duyguları sayesinde ruhuna zararlı heyecanlardan arınır.[9] Platon’un Devlet’indeki “Şiir, heyecanı besler ve sular, öldürülmesi gereken bir heyecanı çoğaltır.” ifadesine karşın Aristoteles tragedyanın ödevinin, uyandırdığı acıma ve korku ruhu zararlı tutkulardan arındırmak olduğunu belirtir.[10] Yüzyıllar sonra Bertolt Brecht, dramatik şiirin yani tragedya ve komedyanın etki gücü ve sonradan ortaya çıkardığı katharsis kavramı aracılığıyla izleyicinin bir nevi kandırıldığını ortaya koyarak gerçekliği yıkmak için Karl Marx’ın yabancılaşma kavramını sahneye taşıyacaktır.[11]

wordpress.com’dan alınmıştır

Sözü edilen arınmayı, ruhani boşalmayı sağlayacak olan ise yukarıda bahsi geçen kavramlardır. Şair, trajik kahramanın öyküdeki gidişatını işte bu kavramlarla yönlendirir ancak peripetie ve anagnorisis birbirini tamamlayan ve trajik olayın içinde, trajik kahramanın yazgısında bulunan etmenlerken hamarita bizzat kahramanın kendi eylediği bir hatayla meydana gelerek izleyiciyi trajik öyküye dahil eder.

Trajik kahramanın izleyiciyi etkileyebilmesi için amiyane tabirle izleyiciyle kafa dengi olması gerekir. Trajik kahraman yakınlık duygusu uyandırmakla ve korku veya acıma duygusunu ortaya çıkarmakla mükelleftir dolayısıyla izleyiciye yakın bir ahlaki seviyede olmalıdır. Bir erdem ya da dürüstlük örneği olmasa da kötü huyları ya da acımasızlığı yüzünden değil bir yanılgı yüzünden yıkıma sürüklenen[12] trajik kahraman hamarita yani “trajik hata” sebebiyle bu yıkıma maruz kalmalı ve izleyiciyi bu yıkımın sonuçlarıyla baş başa bırakmalıdır. Bu duruma en klasik örnek Sophokles’in Oidipus’u verilebilir; Oidipus öfkesine yeni düşerek öz babası olduğunu bilmeden Thebai kralı Laios’u öldürür ve trajik öykünün ilk filizleri atılmış olur.[13] Kral olduğu kentin üstüne tüm şimşekleri çekmiş, adeta tüm krallığı tek bir hatasıyla lanetlemiş olan Oidipus, bu laneti tragedyanın tüm eserlerinde -Oidipus Kolons’ta, Kral Oidipus, Antigone- hissettirecektir. Elbette soylu kralın bu talihsiz yıkımının izleyicide bıraktığı etki hala kendini belli etmektedir.

Buna ek olarak, anagnorisis ve peripetie kavramları iç içe geçmiş olarak karşımıza çıkar. Öncelikle anagnorisis’i ele almak peripetie kavramının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Anagnorisis, -yani tanınma- “bilgisizlikten bilgeliğe geçiştir; yazgının açıkça mutluluğa ya da yıkıma sürüklediği kişileri birleşmeye ya da düşmanlığa götüren şeydir.”[14] Trajik kahraman diğer bir kişiyi çeşitli simge, işaret ve durumlardan tanıyarak o kişiyle olan ilişkisini trajik düzleme oturtur. Aristoteles’in altı farklı şekilde – işaretler aracılığıyla, kendinin kim olduğunu anlama yoluyla, duygusal ilişkiyle, mantık yoluyla, mantığın yardımı olmaksızın ve durumdan doğması itibariyle – tanımladığı anagnorisis, trajik öykünün gidişatını değiştirecek etkiyi yaratır. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir çünkü yeni bir düğüm ortaya çıkmıştır.

İşte tam bu noktada peripetie kavramıyla tanışmış oluruz. Trajik kahraman anagnorisis sonrasında ortaya çıkan bu bilgelik[15] durumu ile peripetie’yi yani baht dönüşünü yaşamış olur. Aristoteles peripetie’yi “bir eylemin tersine döndürülmesi” şeklinde tanımlıyor. Yani Oidipus tragedyasında Oidipus’u sevindirmek için gelen haberci Oidipus’un kimliğini ortaya çıkararak bu durumun tam tersini meydana getirir.[16] Böylelikle trajik kahramanımız olan Oidipus artık eski erdemli ve şöhretli kral değil, babası ve şu an hüküm sürdüğü Thebai halkının kralı Laios’u öldürdüğü ortaya çıkan bir günahkârdır. Yani peripetie esasında trajik öykünün kahramanlarını etkileyen anagnorisis sebebiyle kaderin tersine dönmesi olarak ifade edilebilir.

Aristoteles’ten önce de sonra da tartışılagelen dramatik gerçeklik, işte bu kavramlar ve Poetika’da yer bulan diğer şekli kurallar ile Antik Yunan’da ifade edilmiştir. Hamarita, anagnorisis ve peripetie kavramları da bu gerçekliğin dramatik açıdan temellenmesini sağlayan etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles’in etik ve ontolojik fikirlerinden bağımsız olarak estetiğin hala vazgeçilmez ilkelerini ortaya koyan Poetika’sı Brecht’in epiğine kadar hüküm sürmüş ve yerini izlenimci tiyatrodan anlatımcı tiyatroya bırakmıştır.

Sonuç

Trajik öyküyü meydana getiren ve destekleyen unsurların belirtildiği araştırmada görülüyor ki dramatik şiirde esas dikkat edilmesi gereken nokta izleyiciye sunulan gerçekliğin etkileyici olup olmadığıdır. Bu sebeple peripetie, hamarita ve anagnorisis kavramları ile sağlanan katharsis bu etkiyi gözler önüne seren bir mekanizma oluşturur. Karakterin ahlaki tutumu, trajik olanın gidişatından daha geride kalıp yalnız bahsi geçen mekanizmaya uygun olacak şekilde planlanmaktadır. Böylelikle sözüm ona kusursuz, mantıklı, kabul edilebilir bir gerçeklik izleyici ile bir ilişki meydana getirecek ve bu ilişkinin sonucu olarak izleyici kendine özgü tutku ve heyecanlardan arınarak hayatına devam edebilecektir. Primitif bir pornografi oluşturan bu etmenler açıkça olmasa da buna hizmet ederek izleyiciyi adeta aldatarak Brecht’in de karşı çıktığı üzere izleyicinin tutku ve heyecanlarının yönlendirilmesine yol açmaktadır. Aristoteles, etki gücü yüksek bir tragedyayı bu sebepten ötürü tercih ederek kasıtlı, aldatıcı bir gerçeklik oluşturması için yazarlara böyle köklü, sarsılmaz bir ışık tutmuştur.

 


Kaynakça

  • Aristoteles, Poetika, (çev. İsmail Tunalı), Remzi Kitabevi, 1. Baskı, 1987, İstanbul
  • Aristoteles, Poetika, (çev. Samih Rıfat), Can Sanat Yayınları, 11. Baskı, 2014, İstanbul
  • Horatius, Ars Poetica, (çev. C. Cengiz Çevik), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, 2016, İstanbul
  • Nutku Özdemir, Dünya Tiyatrosu Tarihi 1, Mitos-Boyut Yayınları, 4. Baskı, 2011, İstanbul
  • Şener Sevda, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Dost Kitabevi, 7. Baskı, 2012, Ankara
  • Sophokles, Kral Oidipus, (çev. Bedrettin Tuncel), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5. Baskı, 2014, İstanbul
  • Sophokles, Oidipus Kolonos’ta, (çev. Ari Çokona), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4. Baskı, 2016, İstanbul

Dipnotlar

[1] Horatius, Ars Poetica, Türkiye İş bankası Kültür Yayınları, s.18

[2] A.g.e., s.27

[3] Sevda Şener, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Dost Kitabevi, s.45

[4] Aristoteles, Poetika, (çev. Samih Rıfat), Can Sanat Yayınları, s.50

[5] A.g.e., s.34

[6] A.g.e., s.30

[7] A.g.e., s.31

[8] A.g.e., s.36

[9] Sevda Şener, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, Dost Kitabevi, s.45

[10] Aristoteles, Poetika, (çev. İsmail Tunalı), Remzi Kitabevi, s.30

[11] Detaylı bilgi için; Bertolt Brecht, Epik Tiyatro, Say Kitap Pazarlama, 1981

[12] Aristoteles, Poetika, (çev. Samih Rıfat), Can Sanat Yayınları, s.44

[13] Sophokles, Oidipus Kolonos’ta, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

[14] Aristoteles, Poetika, (çev. Samih Rıfat), Can Sanat Yayınları, s.41

[15] Bahsi geçen bilgelik; ermişlik değil basit, gizlenmiş, bilinmez bir durumu bilmenin getirdiği bir edimdir.

[16] Sophokles, Kral Oidipus, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları