Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
İsrail
Kaynak: Foreign Policy

Arap Dünyasının Yeni Yumuşak Gücü İsrail

Arap ülkeleri, eski düşmanlarıyla bağlarını güçlendirmek için birbirleriyle giderek daha fazla rekabet ediyor.

İsrailli eski istihbarat subayı Shumel Bar, Suudi Arabistan’dan bir WhatsApp çağrısı aldığında şaşkınlığa uğradı. Ancak çağrı birdenbire durdu ve bunun aynı zamanda İsrail’in tarihten beri süregelen düşmanları olan Körfez ülkeleriyle kurmakta olduğu bağın teyidi olduğunu söyledi.

Bar, İsrail istihbaratında 30 yıl görev yapmış ve daha sonra sosyal medya içeriğini terörizm tehditlerinden arındıran bir şirket olan IntuView’u kurdu. Müşterileri arasında Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan’daki istihbarat kurumları ve kolluk kuvvetleri yer alıyor. Şimdi ise Suudiler, terörle mücadele politikalarına ve daha fazlasına yardımcı olması için İsrailli veri uzmanını işe almakla ilgileniyor.

Suudi hükümeti İsrail ile herhangi bir iş yaptığını resmi olarak reddediyor. İlişkilerin normalleşmesinin, İsrail’in ayrı bir Filistin devleti talep eden Arap barış girişimini kabul etmesine bağlı olduğunu savunuyor. Ancak İsrailliler ve birkaç Körfez ülkesi arasındaki iş birliği kapalı kapılar ardında yürütülüyor.

İlişkiler, dönemin Devlet Başkanı Barack Obama’nın 2015’te İran’la nükleer anlaşmayı imzalaması ve 2016’da Tahran’a yönelik yaptırımları kaldırmasıyla büyük bir değişime tanık oldu. İran birdenbire daha fazla paraya sahip oldu ve Lübnan, Suriye ve Irak’taki milislerin finansmanını arttırdı. Böylece, bölgesel nüfuzunu genişletti. Bu, İsrail’e ve bölgedeki Sünni rakiplerine, özellikle de çoğunluğu Şii olan ancak Sünni bir kral tarafından yönetilen Bahreyn’e yönelik açık bir tehdit oluşturuyordu. Bir yıl sonra Donald Trump, ABD başkanlık seçimlerini kazandı ve ABD’nin geleneksel müttefikleri için bir nimet olduğunu kanıtladı. İsrail, Trump’ın teşvikiyle BAE ve Bahreyn ile normalleşme anlaşması olan İbrahim Anlaşması’nı imzalamayı başardı. Suudiler ise henüz bir anlaşma imzalamamış olsalar da İran karşıtı tarafta yer alıyor.

Şimdi, ABD Başkanı Joe Biden İran’la nükleer anlaşmaya yeniden katılmaktan söz ederken, İsrail stratejik, teknolojik ve ticari iş birliği yoluyla Arap ortaklarıyla geçmişte düşünülemeyecek bir ittifakı güçlendiriyor. Daha geçen ay İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn ile İran’ın görüş alanındayken bir savunma ittifakı kurulması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan’dan sonra Orta Doğu’nun en büyük ikinci ekonomisi olan BAE ile turizm, sağlık, tarım ve su sektöründe çeşitli anlaşmalar imzaladı. İlk tahmine göre, İsrail ile BAE arasındaki ikili ticaretin yılda 300.000 dolardan 500 milyon dolara çıkması bekleniyor.

Ayrıca İsrail, 1979’da bir barış anlaşması imzaladığı ve o zamandan beri ara sıra güvenlik alanında iş birliği yürüttüğü Mısır ile ekonomik bağlarını genişletmeyi kabul etti. Geçen ayın sonlarında, nadir bir ziyarette, Mısırlı kıdemli bir bakan, ihtilaflı statüsüne rağmen Kudüs’ü ziyaret etti ve Avrupa ülkelerine gaz ihraç etmek için Akdeniz’in Leviathan gaz sahasını bir su altı boru hattıyla Mısır’ın sıvılaştırılmış doğal gaz tesislerine bağlayan bir anlaşma imzaladı. İsrail, kendisine hala düşman olan ülkelerin tutumlarını yumuşatmaya çalışıyor. İran’ın müttefiki ve sözde “direniş ekseni” nin bir üyesi olan Suriye için, görünüşte bir esir takas anlaşmasıyla Rusya’nın koronavirüs aşısını İsrail için satın aldı.

Bar, firmasını işe almanın İsrail’in Körfez ülkeleriyle son birkaç yıldır ilişkilerinde yaşanan büyük değişikliğin sadece bir örneği olduğunu söyledi. Suudi’den gelen çağrıyı 2018 yılında aldı ve diğer Körfez ülkeleri listeye katıldı. Bar, “Geçerli bir stratejik iş birliği genellikle altüst olur.” dedi. “Ticari çıkarlar dikkate alındığında, ekonomik anlamda elit tabaka siyasi liderlikte ülkenin bu ilişkilerde menfaat sahibi olduğu sinyalini verir.”

İsrail, çıkarlarına hizmet eden iş bağları aracılığıyla ilişkide menfaat sahibi lobiler oluşturarak stratejik iş birliğini ilerletiyor. İş dünyasındaki seçmenler, barış için desteği artırır ve çatışma olasılığını azaltır. İsrail bunu anlıyor ve olduğu gibi bir “savaş ulusu” olarak görülmek yerine  sadece İran’a karşı olmamakla birlikte değerini bir müttefik olarak kanıtlayabileceğini umuyor. İsrail, örneğin, sosyal medya izleme gibi alanlarda Körfez’in insan hakları siciline karşı ihtiyatlı olan ABD şirketlerinin bile olmayabileceği alanlarda iş birliği yapmaya hazır.

İş birliği için ek bir neden de Arap ülkelerinin Filistin davasıyla ilgili genel yorgunluğu ve ulusal kimliklerin birleşik bir Arap kimliği üzerinden yükselmesidir. Analistler, Körfez’deki pek çok ülkenin veya en azından nüfuslarının büyük bir kısmının artık Filistin meselesine tutulup kalmak istemediğini ve İsrail ile ilişkileri ekonomilerini çeşitlendirmek için gerekli gördüklerini söylüyor.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 2030 ekonomik planının merkezinde yer alan 500 milyar dolarlık fütüristik bir şehir olan Neom, Kızıldeniz ve Akabe Körfezi boyunca İsrail’in turistik tatil beldesi Eilat yakınlarında inşa ediliyor. Kasım 2020’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi, kendisi, Suudi veliaht prensi ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile Neom yakınlarında gizli bir görüşme raporlarını sızdırdı ve bu, sadece İran’a karşı nasıl iş birliği yapmayı amaçladıkları konusunda spekülasyonlara yol açtı. Aynı zamanda da İsrailli şirketlerin şehrin inşasında bir rol oynayabileceği konusunda da söylentilere yol açtı.

Suudi Arabistan-İsrail ilişkileri alanında analist olan Aziz Alghashian, Neom’un iki ülkenin bundan sonra iş birliği yapabileceği yeni bir alan olarak kabul edildiğini söyledi. “Genel olarak Suudi Arabistan, ekonomisini dönüştürmeye ve onu petrole dayalı olmaktan çok teknolojik temelli bir hale getirmeye yöneliyor ve İsrail de buna yardımcı olabilir.” dedi. “Neom’un işaret ettiği şey, Suudi Arabistan ve İsrail’in açık bir şekilde iş birliği yapma isteğinin artmasıdır. Ayrıca, Suudi Arabistan ve İsrail’in normal ilişki veya bir tür açık ilişki içinde olurlarsa, İran’a karşı koymak yerine Suudi refahının destekleneceğini de gösteriyor.”

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Yoel Guzansky, birçok anlaşmanın hala gizli olduğunu ancak ilişkilerin eskisinden daha açık olduğunu belirtti. Guzansky Foreign Policy’ye verdiği demeçte, “İsrail Körfez’de meşruiyet kazanıyor ve iyi bir izlenim bırakıyor. İsrail şu an Körfez’de eskisi gibi saklanmak zorunda değil.” dedi.

Ayrıca, Biden’ın muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi nedeniyle Muhammed bin Selman’a ve genel olarak BAE ve Mısır’a insan hakları ihlalleri konusundaki düşmanlığı aslında bağlarını pekiştiriyor. Guzansky, “Washington ve Riyad arasındaki gergin ilişki İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’den oluşan yeni bir dörtlünün kurulmasına yol açıyor. Biden Beyaz Saray’dayken onların da yakınlaştığını görebiliriz.” diye ekledi.

Orta Doğu şu anda Suudi bloğu, İran ve Türkiye arasında bölünmüş durumda. İsrail, Türkiye ile özel bir anlaşmazlık içinde değil ancak Türkiye’nin Filistin’deki Hamas hareketine destek vermesinden rahatsız. Suudi bloğu ise Türkiye’nin Körfez’de yerel şubeleri bulunan siyasal İslamcı Müslüman Kardeşler’e verdiği destekten endişeli. İsrail de bu rekabetten yararlanmaya hazır.

Bölgesel iş birliği üzerine çalışan İsrailli bir düşünce kuruluşunun kurucularından olan Koby Huberman, “İsrail’in politikası, İran’dan Hizbullah’a, Hamas’a ve daha fazlasına kadar radikal düşman güçlerinin etkinliğini azaltmaya odaklanıyor.” dedi. “Bununla birlikte, İsrail diğer Arap devletleriyle birlikte, Türkiye ile Katar tarafından desteklenen ve finanse edilen Müslüman Kardeşler hareketinin olumsuz etkilerini engellemeyi hedefliyor.” diye ekledi.

Ancak Netanyahu, son iki yılın dördüncü 23 Mart seçimlerinde İsrail’in gelişmekte olan bağlarını kendi başarısı olarak göstermeyi çok sevse de bunun çok yakında ters tepme riski var.

Şu anda ABD’de sürgünde olan eski Suriyeli diplomat Bassam Barabandi, Arapların İsrail’in İran’la uğraşmasından memnun olduklarını, ancak yine de İsrail’i topraklarını çalan düşman devlet olarak gördüklerini söyledi. Ahmad, Suriye’nin Şam kentinde koronavirüsün en kötü haline tanık olmuş bir diş hekimi. İsminin açıklanmaması koşuluyla Foreign Policy’ye konuşan Ahmad, Suriyeliler için Rusya’nın koronavirüs aşısı Sputnik V’i satın alırken İsrail’in cömert olduğunu pek düşünmediğini söyledi. “Önce Ruslar bombalıyor, şimdi de bize aşı veriyorlar. Onlara kim güvenecek?” diye sordu. “İsrail de Suriye’yi bombalıyor ama rejim onlara hiçbir şey söylemiyor. Bunların hepsi anlaşma yapıyor. İnsanlar bunun arkasını görebilirler. Doğrusu, aşılar rejim yetkilileri için geliyor olmalı.” diye de ekledi.

İsrailli diğer analistler, İsrail’in Biden’ın başkanlık döneminde Körfez’deki gücünü kaybedebileceğinden endişelendiklerini söyledi. Arap ülkeleri yıllardır kendi içlerindeki aşırılıkları ve ABD için İsrail’le ilişkilerini iyileştirdi.

İsrail, Filistin topraklarını ilhak etmeye devam ettiği sürece kendisini bölgede yumuşak bir güç olarak, değerli ama ulaşılamaz bir hedef gibi sunmayı umuyor. İsrail uzman topluluğu içinde de özellikle Arap ülkelerindeki muhalefetin bastırılmasına yardımcı oldukları zaman hükümetin bazı politikaları eleştiriliyor. Newlines Strateji ve Politika Enstitüsü üyesi Elizabeth Tsurkov, Arap şirketlerinin İsrail ürünlerini satın almaktan çekineceklerini, çünkü “müşterileri soğutmak” istemediklerini söyledi. Şimdiye kadar ticari iş birliğinin, büyüyebilen ancak bir bedeli olan gözetim teknolojilerinde olduğunu söyledi. Tsurkov, “Körfez ülkelerinin baskılayıcı önlemlerini ve muhalifleri izlemekle birlikte özel iletişimlerini de denetleme yetkilerini daha da arttıracak. Bu nedenle, İsrail-Körfez iş birliği siyasal özgürlükler adına muhtemelen oldukça zararlı olacaktır.” dedi. Bar, şirketinin verdiği hizmetlerin Suudi Arabistan’daki muhalefeti bastırmak için kötüye kullanılmadığından oldukça emin olduğunu söyledi. Ancak İsveç gibi bir ülkeyle de iş birliği içindeyken daha rahat olurdu.

Tüm zorluklara rağmen, İsrail’in Suudi ve BAE bloğuyla ile ilişkileri yükselişte görünüyor. Bununla birlikte, İran’a karşı bir cephe sundukları için, Biden’ın nükleer anlaşmaya yeniden katılma girişimi daha da zorlaşacaktır.

Yazar: Anchal Vohra

Kaynak: Foreign Policy