Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Arap Baharı Üzerine Değerlendirmeler (Derleme)

Arap Baharı Üzerine Değerlendirmeler (Derleme)

Yazar: Lale CEVHEROĞLU

Giriş

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri (KAO), 17 Aralık 2010 tarihinde diplomalıseyyarsatıcı Muhammed Bouazizi’ninzabıtalar tarafındanşiddete maruz kalıp veyapılan bu kötü muameleyi protesto etmek için kendisini valilik önünde yakmasıyla başlayan, daha sonra sol ve demokratlar öncülüğünde devam eden halk ayaklanmaları, ardından diğer monarşi ile yürütülenülkelere sıçramasıyla yerel, bölgesel ve küresel düzeyde etki oluşturan ve Arap Baharı olarak nitelendirilen bir dönüşüm ve kırılma dönemine girdi. Diktatör rejimleri devirmek amacıyla yapılan bu mega eylemlerin “Arap Baharı” olarak lanse edilmesinin sebebi; demokrasinin Arap halkı için “yeniden doğuş” olarak düşünülmesinden midir yoksa bunu böyle romantize edenlerin, olayları kendi lehlerine yansıtmalarından mıdır bilinmez.

Bu yazının amacı ise Arap Baharı bölgesel ve küresel anlamda etkilerini analiz eden, editörlerinin Yrd.Doç.Dr.ArmağanGözakman ve Yrd.Doç.Dr. Perihan Paksoy olduğu “Arap Baharı Üzerine Değerlendirmeler” kitabının değerlendirmesini yapmaktır.  Bunu yaparken süregelen sancılı dönemin tetikleyici faktörlerini, dış politikasını ve kavramsal çözümlerini ele alarak sizlere aktarmaya çalışacağım.

Arap Baharı’nı Tetikleyen Faktörler

Tarih kendi kulvarında akıp gittiğinden beri ülkeler, toplumlar, bireyler ekonomi, bilim, siyaset ve küreselleşme alanlarında büyük gelişmeler sağlamıştır.Bu gelişmelere damgasını vuran 21. yy ise çelişkilerle dolu yüzyıllardan biri olmuştur. Çelişkiye sebep olan faktörler ise bu gelişmelerin beraberinde işsizlik, eşitsizlik, açlık, terör, savaş yolsuzluk gibi makro ve mikro düzeyde birçok problemi getirmesidir. Bahsi geçen problemlerden mağdur olan insanlar, çözüm olacağını düşündüklerinden ülke yöneticilerine isyan etmektedirler. Tunus, Libya, İspanya, Ukrayna, Yunanistan, Wall Street gibi birçok yaşam merkezi büyük acılara sebebiyet vermiştir.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin halkları tarafından başlatılan isyanlar çok daha yakıcı ve yıkıcı olmakta ve 2010’dan günümüze kadar cereyan etmektedir. Rejim, yönetim, yönetici değişimleri başta olmak üzere değişikliklere ve yenilenmelere yol açan protesto, başkaldırı, isyan vb. adlandırmalarla sözü edilen Arap Baharı’nı, yolsuzluk, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik, iltimas gibi usulsüzlükleri genellemektedir. İnsanların hayatını etkileyen bu başkaldırının temelini sadece bu kavramlara dayatmak yetersiz kalır. Bunların temelinde tarihsel, içtimai, ekonomik ve siyasi nedenlerin olduğu da kuşkusuzdur.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu, tarih boyunca bölgesel ve bölge dışı aktörlerin belirlenmesinde saha dışı kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı sonrası Avrupa ülkeleri ve son yılların mimarisi olan ABD’nin sürekli kendi menfaatlerine göre hareket etmesi bu bölgelerdeki halklarınkandırılmışlık ve onur kırkılığı gibi duygulara itmiştir. Özgürlük yanlısı olan Arap dünyası bu tepkileriyle sadece kendi ülkelerindeki otoriter rejimlere karşı olmayıp, aynı zamanda sömürgeciliğe ve neo-kolonyalizme de karşı olduklarının mesajını vermeye çalışmışlardır.

Arap halklarının isyana teşvikinde hakların adaletsizce dağıtılması, dengesiz bir gelir dağılımı, usulsüzlük, işsizlik, açlık, ifade özgürlüğü kısıtlamaları gibi birçok sorun hiç şüphesiz büyük rol oynamıştır. Demokrasi ve özgürlük adına yönetime ve yöneticilere karşı mücadeleye girmiş olmaları başta gelen sorunlarla birlikte belirli ailelerin zenginleşmesi, zenginle yoksul arasındaki uçurumun giderek artmasından da doğmuştur. Özgürlüklerden yararlanma isteği, ahlaki bir toplum ve hükümet yapısı talebi, din ve vicdan hürriyeti ve ifade özgürlüğü istemleri, başa gelen liderler tarafından halklarından esirgenmiş olması bölgedeki kırılmanın ana noktasıdır. Ayrıca günümüzde bilgiye kolayca ulaşabilmesinin sonucu olarak Arap halklarının giderek bilinçlenmesi yahut sosyal medya yoluyla demokratik ülkelerden veya sistemden haberdar olması da Arap Baharı’nın filizlenmesinde bir etkendir.

Temelinde dahi düzenli ekonomik sistemlerinin ve kalkınma politikalarının olmaması, gelir dağılımdaki adaletsizlik, enflasyon, işsizlik ekonomik anlamda Arap Baharı’nı tetikleyen faktörlerdir. Ayrıca yapılan yolsuzluklar, yüksek fiyatlar da bu kaosa etken olmuş, öyle ki bu karışıklıkların üstüne 2008 krizinin gelmesi Arap ülkeline her geçen gün patlamaya hazır bir bomba gibi düşmüştür.

Arap Baharı olarak dile getirilen bu sürecin bu denli yakıp kavurması bir yandan da ilkel bir yönetim biçimi olan otoriter liderlik rejiminin hâlen varlığını sürdürmesine dayanır. Baskı rejimi, evrensel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, demokrasinin en iyi yönetim şekli olduğunun anlaşılmasına rağmen demokratikleşememe, yetkin olmayan bürokratik yapı, sözde parlamenter uygulamalar sözde baharın oluşumuna sebebiyet vermiştir.

Bu arka plan çerçevesinde bakıldığında Arap Baharı eski düzenin devam etmesinden dolayı böyle bir çıkmaza girdi. Bu bölümde ulusal ve küresel anlamda ne gibi sonuçlara sebebiyet verdiğini sizlere aktarmaya çalışacağım.

Ulusal düzeyde Arap Baharı, otoriter liderlik uygulamalarının, halkların istediği şekilde demokratik liderlik uygulamasına dönüşme sürecidir. Sanıldığı kadar kolay olmayan bu süreç, yüzyıllar boyunca diktatör rejimler altında yönetilen halklar üzerinde “derin demokrasi”yi inşa etmek bir hayli zordur. Bir diğer sonuç ise mezhep, siyasi ve etnik çatışmalar adı altında çıkabilecek riskli iç savaşlardır. Bunun ihtimali de vardır, çünkü dönüşümün olması ulus içindeki bütün problemlerin biteceği anlamına gelmez, aksine dönüşüm birlikteliğinde birçok problemi de getirir. Ulus-devlet olamamış ülkelerin büyük bir kriz sonrası aynı noktaya varmalarını beklemek hayalî bir istekten başka bir şey değildir.

Bölgesel etkilere bakacak olursak, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı aşikârdır. Halkların kendini bulduğu gibi ulusların da kendini bulması, bundan böyle kendi kaderlerini kendilerinin belirleyebilecekleri, bölge dışında da bu duruma ayak uydurmak zorunda kalacakları alenen ortadadır.

Tabi, bunların beraberinde istikrasızlık ve belirsizliklerin de karmaşaya sebebiyet vermesi apaçıktır. Ancak ele alınması gereken önemli bir detay vardır ki, Arap halkları ilk defa böyle hızlı ve devasa ayaklanmalara yeltendi ve süreç henüz bitmiş değil.

 

Dış Politika Analizleri

 Kendi içlerinde bir sendrom yaşayan Arap halkları bunu sadece kendi içlerinde yaşayamamış olsa gerek ki sancılarının tüm dünyanın duymasını sağlamış, bir o kadar şaşırtmış ve hemen harekete geçirtmiştir. Ekonomik siyasal ve jeopolitik anlamda öneme sahip olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri yarattıkları sarsıntıyla komşusu olan ülkelerin, üzerlerinde yaptırımı ve menfaati olan ülkelerin (Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri, Rusya, Çin ve ABD) gündemine oturmuştur.

Arap Baharı ve Türkiye ekseninde bir değerlendirme yapacak olursak, Türkiye’nin hadise önce ve sonrası nasıl bir politika izlediği temel alınacaktır.

Arap Baharı öncesi, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bölge üzerinde “ticari devlet” ve “yumuşak güç” politikası uyguladığı gözler önündedir. Türkiye bu bölgeler üzerinde sürekli çözüm bulma, barışı sağlama ve her zaman komşularla ilişkilerin gelişmesine katkı sağlama, serbest ticareti teşvik çabası içerisine girmiştir. İki tarafın da bu “yumuşak güç”” politikası sayesinde birçok ekonomik kazancı olmuştur. Bir yandan da Türkiye’ninOrtadoğu’ya olan bu tutumu eleştiri almıştır. Türkiye’ninOrtadoğu ile ilişkilerini değer çıkar üzerine sağlaması ve bölgesel güç iken küresel politikalar izlemesi dikkatleri üzerine çekmelerine sebep olmuştur.

Türkiye, Arap Baharı sürecine hazırlıksız yakalanmış ve politika oluştururken değer çıkar dengesi göz önüne almış ve bu süreçten kolayca sıyrılmanın sadece temel hak, özgürlük ve güvenlik arasındaki dengenin sağlanmasıyla mümkün olabileceğini dile gitmiştir. Öte yandan Türkiye Arap Baharı’na temkinli yaklaşmış, halkların ayaklanmasını savunsa da yine de çekimser davranmıştır.

Türkiye’nin ekonomik ve politik başarılarını göz önüne alırsak sürecin uzlaşı ile çözüme varabileceğini ve çoğulculuğu önemsediğini, bu durumda halkların istekleri doğrultusunda ne olup olmayacağını zaman gösterecektir.

Arap Baharı’na bir de Avrupa Birliği penceresinden baktığımızda, olayların Türkiye gibi Avrupa Birliği ülkelerini de şaşırttığını çok net bir şekilde söyleyebiliriz.Bölgeler arasındaki ilişkinin yüzyıllar öncesine dayanır. Doğu toprakları üzerinde ekonomik siyasal ve sosyal açıdan etkin olan Avrupa ülkeleri, yüzyıllarca varlığını bu bölgelerde belli etmiştir. AB ile bu bölge arasındaki ilk resmi ilişkinin 1973’e dayanması, 1995 yılındaki Barselona Süreci iki bölge arasında bir diyaloğun olduğunun göstergesidir. AB Barselona süreciyle ekonomik gelişmeleri ve bölge içerisinde demokratikleşmeyi amaçlamış olsa da hedefine ulaşamamıştır. 2004 yılında tekrar harekete geçen AB, Komşuluk Politikası kapsamında yeniden ilişki kurmayı hedeflemiş ve ekonominin bölgeye demokrasiyi getireceğine inanaraktan ekonomik reformlara önem vermiştir. Kısa vadede hedef ekonomik liberalleşme olurken, uzun vadede demokratikleşmedir.

Aniden yaşanan bu halk ayaklanmaları, düşmanındost, dostun düşman olması AB’nin ne tepki vereceğini zorlaştırmıştır. Kısa süreli bir şaşkınlık geçiren AB hangi yöne yöneleceğinin kararsızlığını yaşarken, yine de ekonomide liberalleşmeyi ve demokratikleşmeyi hedef edinmiştir. Ancak şöyle bir sorun var ki; AB bünyesinde bulunan her ülke kendi çıkarı doğrultusunda hareket ettiği için ortak bir tepki vermekte zorlanmış ve ortak bir politik hamle atma engeliyle karşı karşıya kalmıştır.

Arap Baharı sonrası değişen liderler ve rejimler sonrası AB yeni ilişkiler geliştirmek yerine mevcut olan işbirliklerinden devam etmişlerdir. Demokratikleşme, halklarla güçlü ilişkiler, ve sürdürülebilir ekonomi adında 3 ana hedef edinen AB “moreformore”yaklaşımıyla bölgeye daha fazla destek vereceğini açıklamıştır.

AB’nin Arap Baharı sonrası bölgeye yönelik politikaların pek başarılı olduğu söylenemez. Yaptığı finansal destek yadsınamaz fakat yeterli olduğu da söylenemez. Bu denli destek vepolitik eylemlerin başarısızlıkla sonuçlanmasının elbette ki sebepleri var.

  • Arap halkı özgürlükleri için ayaklanırken Avrupa’nın da desteğini -yıllar boyunca sömürü altında kaldıklarından- istememiştir
  • AB demokrasinin gelmesi için uğraş verirken bir yandan da İslamcı rejimlerin insan haklarına yapılan ihlallerini kınamaması halkların AB inandırıcılığını yok etmiştir.
  • Uyguladıkları politikalardatutarsızlıklarınısürdürebilirliklerini kaybetmişlerdir. Ayrıca bekleneni karşılayamamışlardır.
  • Kendilerine yönelik realist çıkarlarının peşinden gitmişlerdir ve ortak bir politika oluşturmuşlardır.

Sonuç olarak, AB’nin tutarsızlıkları, güvensizlikleri, kendi çıkarları doğrultusunda ilerlemeleri ve tek ses olamamaları sağladıkları finansal desteğe rağmen bölge üzerinde başarılı olmalarını sağlayamamıştır.

AB’den farklı hareket eden İngiltere’nin birlikten farklı bir şekilde ilerlemesi kendi çıkarlarının esas almasından kaynaklanmaktadır. İngiltere’nin Arap Baharı politikası AB ve ulusal olmak üzere iki boyutta şekil almıştır. AB düzeyinde, ekonomik ve askeri yaptırım, askeri müdahale gibi politikalar gelişmesine öncülük etmiştir. Ulusal düzeyde ise tamamen kendi çıkarları doğrultusunda ilerleyip AB ile uyumlu hale getirme amaçlı politik çalışmalardır.

İngiltere, Tunus’un lideri Bin Ali’nin mal varlığını el konulmasında önemli rol oynamıştı, Mısır’da halkın yanında olduğunu belirtmiş, Libya’daKaddafi’yekarşılı bir politika yürütmüş olarak halkların hareketine destek vermiştir.

Kısacası, İngiltere AB ile aynı şeyi söyleyip ancak kendi çıkarları için “dışardaki” olmayı tercih etmiş ve AB’den farklı olarak uluslararası toplumla daha fazla ortak hareket etme çabasında olmuştur.

Türkiye ve AB Arap Baharı süresince halkların yanındayken Rusya başlarda olaylara kayıtsız kalsa da daha sonra eski rejimdendevam etmek isteyen ülke liderlerinin yanında yer almıştır. Siyasi ekonomik ve askeri çıkarlarını peşinde olan Rusya, hamlelerini hep bu adım üzerinde atmıştır.

Tunus, Mısır, Bahreyn ve Yemendeki olaylara tepki vermeyen Rusya, meselenin barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini dile getirip “bekle ve gör” politikasını uygulamayı tercih etmiştir. Daha sonra Libya ve Suriyegibi askeri ve ekonomik ilişkilerinin olduğu ülkelerde daha aktif rol oynamıştır.

Libya ile özellikle ekonomik alanda yakın olan Rusya’nın, 2008 yılında Sovyet Rusya’dan kalan borcu silmenin karşılığında Kaddafi yönetiminden petrol ve silah şirketlerinin lehine önemli kazanımlar elde ettiği görülmektedir. Suriye’yle ise güçlü siyasi askeri ve ticari ilişkilerin mevcut olduğu görülmektedir. Aynı zamanda Akdeniz limanında Rus ikmal ve bakım üssünün olması önemli bir nedendir.

Rusyasadece menfaatleri doğrultusunda hareket etmemiştir. 2003-2005 yıllarında meydana gelen Gürcistan Ukrayna ve Kırgızistan ayaklanmalarında Batının Rusya’ya karşı tavır takınması Rusya’yı rahatsız etmişti ve şimdi batıya karşı bir duruş sergilemek için bu hadise batını karşısında yer almayı tercih etmiştir.

Arap Baharı’nınilk yıllarında arka planda kalmayı tercih eden Rusya, olayların kendi çıkarlarını etkileyecek bölgelere ilerlemesiyle etkin rol oynamaya başlamıştır. 2013 yılında Rusya’nın kendini göstermesiyle Ortadoğu’dakiolayların daha da iç savaş, mezhep çekişmesi ve toplumsal kargaşalara dönüşmesi dikkat çekmektedir.

Rusya’yla aynı tarafta yer alan, dış politikasınıülkelerin iç işlerine karışmama prensibiyle inşa eden Çin, uluslararası arenada kendisini ekonomik alanda fayda sağlayan konularda ön planda olmayı tercih etmişti. Arap Baharıyla dünyayı yerinden sarsan halk ayaklanmalarında Çin yine kendisini ilgilendirmeyen siyasi konulara değinmeden ekonomik çıkarlarını sürdürme amacı gütmüştür.

Arap Baharı süresinceÇin’in bölgeye yönelik bir aşinalığınınolmaması ve Ortadoğu’nundemokratik rejime geçmesinin olumsuz etkilere yol açabileceği düşüncesi gibi arka planda kalmasına sebep olan ana etmenler vardır. Ancak Çintemkinli davranıp, müdahale olmazsa işlerini lehine ilerlemesini sanırken aksine aleyhine işlemiştir. Çünkü uluslararası arenada sorumsuz olarak itham edilmiştir. Ayrıca Libya yetkililerinin batıyla herhangi bir sorunu olmadığını, Çini kınadığını dile getirmiştir. Bu durum Çin’e pahalıya patlamıştır ve aynı zamanda Çin batı ülkelerine ihaleleri kaptırarak bir bedel ödemiştir. Libya’dan ders çıkartanÇin, Suriyeüzerinde arka plandan çıkıp aktif rol oynamaya başlamıştır.

Çin, bölge üzerinde ticaret ve yatırım faaliyetlerini sürdürmek için yatkın bir rol oynamaya başlar. Aynı zamanda kendisini Ortadoğu’da siyasi olarak kendini konumlamakta, aktif olmaya çalışmakta ve arabuluculuk yapıp çözüm önerileri getirerek varlığını belli etme çabası içerisindedir.

Amerikalı siyasetçiler, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki halk hareketlenmelerini birer tehdit olarak algılamış ve El Kaide’nin ideolojisine karşı bir hareket olarak düşünmüşlerdir.

Arap Baharının, tohumun düştüğü andan itibaren ABD destekli olacağı anlaşılmıştır. Reformları destekleyerek, Mali istikrarı sağlayıp dünya bankası ve IMF den de borçları silerek girişimcilik ve ekonominin yükselmesine destek vermiştir.

Zor süreçten geçen Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin halkları içerden ve dışardan gelen etkenlerle git gide karmaşıklığa ve çıkmaza sürükleniyor. Değerlendirmeye aldığım kitapta Bunun en büyük nedenlerinden biri olarak otoriter liderlik rejimlerini gösteren,çözüm olarak Atatürk’ün dönüşümcü liderlik başarısını ele alması ve önermesi hakkında kısacabahsetmek istiyorum.

 

Otoriter rejim, güç merkezli hükümetlerin tek bir adamdatoplanması halkların ve muhaliflerin düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıp sadece kendi varlığını empoze eden bir rejim türüdür. Demokratik rejim türü ise toplumun istek ve ihtiyaçları dâhilinde, ifade özgürlüğü, adaletleri bir yaşam türü olan yönetim biçimidir.Türkiye Cumhuriyeti’nin öncesinde son demlerini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamen çökmesiyle, Mustafa Kemal Atatürk’ün üstün liderlik vasfıylaülkenin kaderini değiştirecek hamleler yapıp demokratik rejimtürünü uygulaması, KAO ülkeleri için de bir ümit niteliğindedir.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin liderleri,halklarınınisteklerini, yaşam şartlarını adaletli ve sağlıklı düzeyde karşılayamaması Arap Baharı’nın en temel taşını oluşturur. Sistemin değişmesiyle her şeyin değişeceğini vurgulayan kitap, bununliderlerin elinde olduğunu ayrıca dile getirir. Liderlerin MustafaKemalAtatürk’ün stratejilerini günümüz şartlarına uyarlanmasıyla toplumlarını dinebileceğini açıklar.

Atatürk’ünortak birleştirici vizyonu, sosyal eşitlik, demokratikleşme, bağımsız ekonomi ve silahlar kuvvetler stratejileri toplulukları bir araya gelip tek ses olmalarını, devletçilik ilkesini benimsetip dış ülkelere bağlı kalmadan, sömürülmeden refah ve huzur ortamında eşit özgür ve hoşgörülü bir şekilde yaşam sürdürmelerinisağlamıştır. Aynı şekilde Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin sadece toplumla ya da liderle kalmayıp bütün olarak bu stratejileri benimseyip uygulaması ülkelerinin durumunu değiştirir ve topluma refah ve huzur ortamı sağlayabilir. Aksi halde bu arapsaçının kısır döngü halinde devam edeceği öngörü olarak söylenebilir.

Sonuç

Arap Baharı, 2010 yılının sonuna doğru Tunus’ta meydana gelen daha sonra domino etkisiyle diğer Kuzey Afrika ve Ortadoğuülkelerine sıçramıştır. Uğradığı topraklara kara kışın haberini veren bu yalancı bahar, halkların başta sistemi, yöneticiyi olmak üzere rüşvet, yolsuzluk, işsizlik,gelir düzeyindeki adaletsizlik, düşünce ve ifadeözgürlüğünün kısıtlanması gibi nedenlerle devasa nitelikte meydana gelen eylemlerin adıdır.

Tarih boyunca dış aktörler tarafında kandırılmaları, sömürülmeleridir midir onları harekete geçiren bilinmez ama Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri kendi kaderlerini belirlemede geri dönülemez bir adım attılar. Sonu iyi ya da kötü hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ancak bir gerçek varki bu noktadan sonra kendilerini tanımlayacak, tek ses olacak, yerel ve küresel anlamda ayakta durmaları gerekecektir.

 

Değerlendirilen Kitap: Arap Baharı Üzerine Değerlendirmeler

Editörler: Doç. Dr. Armağan Gözkaman / Yrd. Doç. Dr. Perihan Paksoy

 

Yazar Hakkında

Lale Cevheroğlu

Yeditepe Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir