Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
hedonizm
Kaynak: Philosophy Now

Antik Hindistan ve Yunanistan’da Hedonizm

Nick Gutierrez haz arayışının bir erdem olarak görülüp görülmediğini sorguluyor.

Bu makalede, hiçbir zaman diğerleri kadar olumlu bakılmayan ahlak teorisini incelemek istiyorum: hedonizm (hazcılık). Bu hem Antik Yunan’da hem de Hindistan’da iyi belgelenmiş örnekleri olan eski bir teoridir. İlk amacım, hedonizmin öğretisini sunmak. Fred Feldman’ın duyusal hazlar ve davranışsal hazlar ayrımına dayanarak, hedonizmin ne olduğu ve neye benzediği konusunda genel bir açıklama yapacağım. İkinci amacım da Asya felsefesine yöneltilen mistisizm atıflarına yanıt vermek. Hedonizme genel bir bakış attıktan sonra açık bir şekilde natüralist ve anti-mistik bir hedonizm biçimi olan Antik Hint Çarvaka okulunu anlatacağım. Daha sonra, bu Antik Hint hedonizm biçimini Epikürcülük adı verilen Antik Yunan hedonizm biçimi ile karşılaştıracağım. Beklentim, Hint hedonistler ile Yunan çağdaşlarını karşılaştırıp gerçekte hedonizmin ne kadar iyi bir şekilde geliştirildiğini ve çeşitlendiğini gösterirken, hedonizmi geçerli bir ahlak teorisi olarak yeniden ele almak ve aynı zamanda da Batı’daki geleneksel Asya felsefesi reddinin ötesine geçebilmektir.

Hedonizm Nedir?

Hedonizm en temel haliyle insanın hazzın peşinden gitmesi ve insan davranışının temel amacının acıdan kaçınmak olması gerektiğini savunur.

Çağlar boyunca bu düşüncenin popülaritesi değişkendi. Örneğin, Epikür’ün Helenistik dönemde Akdeniz çevresindeki etkisine rağmen, Platon’un Akademi’si ve Aristo’nun Lykeion’u felsefe alanında en etkili okullardı. Bununla birlikte Aristo’nun erdem etiği yorumu, yaygın bir şekilde Antik Çağ’ın temeli olarak kabul ediliyordu. Bunun aksine, Bentham’ın 18. yüzyılın sonlarında faydacı ahlak anlayışını geliştirmesi o zamanlar skandal olarak değerlendiriliyordu çünkü haz kavramı en yüce iyi olarak yeniden ortaya çıkmıştı. Doğrusu hedonizm, çeşitli kültür çağları boyunca bir dereceye kadar kötülenmiş ve sık sık ahlak felsefesi tartışmalarının dışına itilmiş gibi görülebilir.

Bir dizi yaygın eleştiri ise hedonizmi bir kenarda tutmuştur. Epikür’ün şiddetli muhalifi Cicero (M.Ö. 106-43), “Doğanın bizi daha iyi şeyler için yarattığını ve bize biçim verdiğini” iddia ederek “insana oldukça yakışmaz bir tutum” olarak nitelendirdiği haz arayışına atıfta bulunur. (On Moral Ends)

Faydacı John Stuart Mill, “böylesi bir yaşam teorisinin birçok zihinde heyecan uyandırdığını…kronik bir hoşnutsuzluğu… hayatın (ifade ettikleri şekliyle) hazdan daha yüce bir sonu olmadığını varsaymak… tamamen kaba, aşağılık ve eşeklere layık bir öğreti” olarak bahsediyor (Faydacılık, Bölüm 2, 1863). Ayrıca, Principia Ethica (1903)’da G. E. Moore, bir şeyin yalnızca biri onu hoş bulduğu için değerli olduğu fikrini reddetti ve “pislik yığınından” başka bir şey içermeyen bir dünyanın her zaman canlı güzelliklerden daha az tercih edilebilir olacağını öne sürdü. Fakat bu, hedonizmin makul bir temsili midir? Hedonizm her zaman insanı hayvana indirger mi? Öyle olsa bile bir hedonist bunu sorun olarak görür müydü?

Hedonizmin takipçileri için bu durum, eleştirilerin bizi inanmaya sevk edeceği şeyden daha fazla ayrıntı barındırır. Çabalarımı ahlak felsefesi konusunda uzman Amerikalı Fred Feldman tarafından öne sürülen belli bir teoriye harcayacağım, ki bence bu bir hedoniste yukarıdaki eleştirilere ilk yanıtlardan birini veriyor ve ileri tartışmalar için bir başlangıç noktası oluşturuyor. Feldman’a göre, “duyusal hazlar” ve “davranışsal hazlar” arasında önemli bir ayrım yapılmalıdır. (John Stuart Mill de haz türleri arasında benzer bir ayrımı vurgulamıştır.) Duyusal hazlar fiziksel duyularla ilişkilendirilebilirken davranışsal hazlar, zevkin bir his değil bir davranış olduğu “zevk duyguları” ile daha iyi ilişkilendirilebilir. Zevk için yemek yemek duyusal hazza bir örnek teşkil edebilir. Davranışsal hazzın arayışında olanlar ise bedenin hazzından ziyade zihnin aldığı hazzı en yüksek seviyeye çıkarmayı amaçlar. Zor bir bulmacayı çözdükten sonra veya belirli bir felsefi kavrayış edindikten sonra alınan haz gibi.

Feldman’ın duyusal hazlar ve davranışsal hazlar arasındaki ayrımı birçok açıdan önemli. İlk olarak bize hedonist teorileri sınıflandırabileceğimiz bir çerçeve sağlar. Duyusal haz arayışında olanlar ile davranışsal haz arayışında olanlar arasında bir ayrım yapmamızı sağlar. Böyle bir sınıflandırmanın amacı da genellikle hedonistlere yöneltilen en yaygın eleştirilere sınıflandırmanın potansiyel yanıtlar sağlamasıdır. Örneğin, eğer bir hedonist duyusal hazlar yerine davranışsal hazları veya entelektüel düşüncenin hazzını savunuyorsa hedonizmin bir “domuz öğretisi” olduğunu iddia etmek bana oldukça uzaktır.

Feldman’ın teorisinin ikinci bir avantajı ise bize hazzın ne olduğunu anlamamız konusunda iyi bir yaklaşım sunmasıdır. Hedonizmin tartışılmasındaki tarihi sorunlardan biri de hedonistlerin genelde hazzın gerçekte ne olduğu konusunda ve haz arayışının ne gerektirdiği konusunda fikir birliğine varamamış olmalarıdır. Eski insanlar bile, ileride göreceğimiz gibi, hazzın doğası konusunda derin fikir ayrılığına düştü. Esasen Feldman’ın görüşü, bu sorunu, hazzı iki kategoriye ayırarak ele alır ve sonuç olarak iki farklı başlangıç noktası ortaya çıkar.

Bir hedonisti hem duyusal haz hem de davranışsal haz arayışından alıkoyan bir şey yoktur. Ancak, bazen birinin peşinden koşmak diğeriyle kesin bir şekilde çelişir. Örneğin, birinin hem gururlu bir ebeveyn hem de eroin bağımlısı olduğu bir durum hayal edebiliriz. Bu durumda eroine düşkünlüğün sağladığı duyusal hazzın, çocuğa iyi bir rol model olmanın davranışsal haz ile nasıl keskin bir şekilde çeliştiğini kolayca görebiliriz.

Çarvaka

Bir ahlak teorisi olarak hedonizmin doğuşuna Antik Yunan’da rastlanır. Bununla birlikte, Hindistan’da Yunan etkisinden bağımsız olarak gelişen bir hazcılık okuluna dair kanıtlar da mevcut. Klasik dönemde Hindistan’da felsefe ezici bir çoğunlukla Hinduizm tarafından yönlendiriliyordu. Hinduların eski kutsal yazıları olan Vedalar da M.Ö. 1700-1100 tarihleri arasında bir yerde derlenmiş bir şekilde eskimeye yüz tutmuştur.

Çarvaka zamanında, Buda dönemi (M.Ö. 5-6. yy.) içerisinde, Hinduizm’in altı ortodoks okulu halihazırda geçerli olan bilgi edinme araçlarını ve iyi yaşamı kapsamlı bir şekilde ele almıştı. Hint felsefesinin birçok heterodoks okulundan biri olan Çarvaka, neredeyse tüm standart Hindu bilgi edinme araçlarını reddetti. Ayrıca, sağlam bir şekilde materyalistlerdi ve hazzı iyi yaşamın amacı olarak görerek Hindular ve Budistler tarafından savunulan arzudan kurtuluş arayışını reddediyorlardı. Hint felsefesinin birçok okuluna göre öz veya ruh, birçok yaşam boyunca varlığını sürdürür ve sonraki yaşamlarda onun nasıl tezahür edeceği kişinin eylemlerine bağlıdır (Bu da karmadır.) ve bu yeniden doğuş döngüsünden kurtuluş, kişinin arzularını reddetmesi yoluyla ulaşacağı aydınlanma ile gerçekleşir. Ancak Çarvakalar, bu yeniden doğuş döngüsünü kırmak konusuyla pek meşgul görünmüyorlar. Kökleri daha çok şimdiye, buraya ve şu ana dayanıyor.

Ne yazık ki, Çarvakaların eski yazmaları tarihe karıştı. Radhakrishnan’ın da belirttiği gibi, “Sistem üzerine ana çalışma olan Barhaspatya sutraları şu an ortada yoktur ve biz materyalizmin öğretilerini bu konumdaki ifadelerden diğer çalışmalarda bulunan tartışmalı eleştirilere kadar yeniden inşa etmeliyiz” (A Sourcebook in Indian Philosophy, s.227, 1957). Özellikle bahsedeceğim iki bölüm var: Sarvadarsanasamgraha ve Sarvasiddhantasamgraha.

Sarvadarsanasamgraha, Çarvakalar’a “İnsanın tek gayesi şehvetli zevklerin meydana getirdiği hazdır.” sözünü atfeder. Metindeki kısa bir bölüm de “Hayat seninken keyif içinde yaşa.” diye bahsederken bir başka bölümde, “siyaset ve hazzın Sastra’sına uygun olarak, zenginlik ve arzunun insanın tek gayesi olduğunu düşünen ve gelecek dünyaya ait herhangi bir nesnenin varlığını reddeden insanların, yalnızca Çarvaka öğretisini izlediği” görülmüştür. Çarvaka, kişinin dünyayı yalnızca duyular yoluyla kavrayabileceğini savundu. Hindular tarafından öne sürülen diğer bilgi edinme araçlarının geçerliliğini reddettiler. Sarvadarsanasamgraha’da belirtildiği gibi, “Yüce, ancak varlığı tüm dünyanın görüşüyle kanıtlanmış fani hükümdardır.” Ölüm ile varılacak diğer dünyalar duyular tarafından kolayca algılanamayacağından Çarvakalar, bu tür gelecek dünyaların varlığını reddederler. Ayrıca bu gelecek dünyaları veya reenkarnasyonu reddederek, Hinduizm tarafından savunulan bir tür ahlakı da zayıflatırlar. Böylelikle, şimdiki eylemlerinizden etkilenecek bir gelecek kaderiniz yoksa eylemlerinize dikkat etmenize gerek de yoktur. Çarvakalar’dan geriye kalan şey ise haz arayışına adanmış bir yaşamdır.

Çarvaka’ya göre, haz dürtüsü insan doğasının bir kanıtıdır. Sarvadarsanasamgraha’da belirtildiği gibi, “Bu nedenle, doğamızın içgüdüsel olarak uyumlu kabul ettiği hazzı, acı korkusuyla reddetmek bize uygun değildir.”

Çarvaka’nın öğretilerinin nasıl eski bir hedonizm biçimi olarak yorumlanabileceğini görmeye başlıyoruz. Fakat, nasıl bir hedonizm türünü savundular? Çarvaka’yı Feldman’ın yaptığı ayrım penceresinden incelersek, bunlar duyusal ve davranışsal hazların sonuçları mı olur?

Sarvasiddhantasamgraha’ya göre Çarvaka, “Cennetin zevki, yemekler yemekte, genç kadınlarla arkadaşlık etmekte, güzel giysiler giyip parfümler sürmekte, süsler ve sandal ezmesi kullanmakta yatmaktadır.” Ayrıca, Sarvadarsanasamgraha’nın bir önceki görüşünde belirtildiği gibi, “Hayat devam ederken, bir insan borç altına girse bile onun ghee[1] ile beslenmesine izin verin.” Çarvakalar onları hayattan zevk almaktan alıkoyacak hiçbir şeyin varlığına izin vermedi. Bununla birlikte, Hindu çilecilerin tipik perhizlerini şiddetle kınadılar ve “namus ve bu tür diğer kuralların zeki ama güçsüz insanlar tarafından belirlendiğini” savunarak, bunun yerine tutkulu zevkleri tartışmayı tercih ettiler. Bu zevke adanmışlık Hindulara ait borç, adanmışlık veya karmaya inanç gibi toplumsal kurallar tarafından engellenmedi. Bu durum aynı zamanda onların bilgi konusundaki görüşleriyle de tutarlıdır. Eğer dünyayı deneyimlemenin tek yolu duyularsa ve en yüce iyilik hazsa Çarvakalar’ın hazzı duyulara ait bir olgu olarak görmesi mantıklıdır. Elbette, duyusal haz anlayışını savunan Çarvakalar, daha önce de bahsettiğim bazı eleştirilere karşı savunmasızdırlar. Cicero, şüphesiz, Çarvaka’nın tutumunu “insana oldukça yakışmaz” olarak kabul etmeyecektir ve Mill de eleştirmenlerin hedonizm tanımının “domuz öğretisi”ne ve buna çok benzediğini muhtemelen kabul edecektir.

Epikürcülük

Epikürcülük Antik Yunan felsefesinin tarih şeridinde geç bir yenilikti. Epikür M.Ö. 341 yılında Sisam Adası’nda doğdu. Bu, Aristo’nun hayatının ilerleyen dönemlerine ve M.Ö. 348’de Platon’un ölümünden sonraki zamana işaret eder. Aristo, Epikür felsefeyle ilgilenmeye yeni başladığında hali hazırda geniş bir eser külliyatı oluşturmuştu.

Epikür ve destekçileri en yüce iyinin haz olduğunu iddia eden tek Yunanlar değildi. Kireneli Aristippos’un (M.Ö. 435-356) Epikür’den önce de hazza ait bir yaşamı savunduğu kabul edilir. Ancak, Epikür hedonizmini Kirene okulundan ayıran şey Epikür ve destekçilerinin sunduğu türden zevktir. Feldman’ın ayrımını kullanan Epikürcüler, Kirene okulu ve Çarvakalar tarafından tercih edilen duyu ve bedene dair hazların aksine davranışsal hazların ve zihnin peşinden gitmekten yanaydılar.

Çarvaka’nın aksine, Epikür ve destekçilerine ait Antik dönemden kalma çok sayıda birincil kaynak vardır. Bunlardan ikisine odaklanacağım: Epikür’ün Menoikeus’a Mektup’u ve Cicero’nun On Moral Ends’i. Mektupta Epikür, “Haz yüce yaşamın başlangıç noktası ve amacıdır” ve “tüm yaptığımız ne acı ne korku içinde olmamak uğrunadır.” yazar. On Moral Ends’de genç Torquatus, Epikürcülüğü savunma görevini üstlenir ve şöyle yazar: “Her hayvan doğar doğmaz zevk arayışına girer ve bundan keyif alırken, en büyük kötü olan acıdan uzak durur ve ondan mümkün olduğunca kaçınır. Bu, doğanın kararlarının bütüncül ve katıksız olduğu durumlarda henüz bozulmamış bir davranıştır.” Bu görüş ile Sarvadarsanasamgraha’daki görüş arasından ilginç bir benzerlik gözlenebilir. Hem Epikürcüler hem de Çarvaka için haz arayışı insan doğasının bir parçasıdır. Çarvaka’nın da belirttiği gibi, “Bu nedenle, doğamızın içgüdüsel olarak uyumlu kabul ettiği hazzı, acı korkusuyla reddetmek bize uygun değildir.”

Ancak, benzerlikler hemen hemen burada son bulur ve Epikürcü hedonizm, Çarvakalar ve Kirene okulununkilerden keskin bir şekilde ayrılmaya başlar. Belki de Epikür, mektubunda şöyle yazarken ikincisini göz önünde bulundurmuştu: “Hazzın amaç olduğunu söylediğimizde, bazılarının inandığı gibi, zenginliğin veya tüketmenin hazzını kastetmiyoruz. Bunun yerine, bedendeki acı ve ruhtaki bozukluğun yokluğunu kastediyoruz. Torquatus bunu açıklarken, On Moral Ends‘de benzer bir his yankılanır. “Doğamızı tatlılığıyla hareketlendiren ve içimizde hoş hisler uyandıran bir tür zevk arayışında değiliz: Bundan ziyade, en yüce saydığımız haz, tüm acı giderildiğinde hissedilen hazdır.” Epikürcülere göre, hazzın yüksekliği acının yokluğuna bağlıdır.

Bazıları, tüm hazların en yücesinin bir şeye düşkünlük veya bir şeye ulaşma değil, bir şeyin yokluğu olduğunu söylemeyi garip bulabilir. Hedonistler arasında bile, böyle bir görüş aşırıdır. Ancak Epikürcüler, görüşlerinde şüpheye çok az yer bırakırlar. Epikür’ün kendisinin de Mektup’ta belirttiği gibi:

Çilingir sofraları kurmak, sürekli eğlenmek ve erkeklerin ya da kadınların tadını çıkarmak veya balıkla birlikte masadaki leziz şeyleri tüketmek zevkli bir yaşamı ortaya çıkarmak değil; her seçimin ve kaçınmanın nedenini araştıran ve insanların ruhlarındaki en büyük karmaşanın kaynağı olan fikirleri dışarı atan ölçülü bir hesaplaşmadır.

Bu kadar rafine bir zevk görüşüne rağmen Epikür, buna dayalı bir teori geliştirmeyi başardı. Epikür’ün Mektup’ta ana hatlarıyla belirtilen iyi yaşam reçetesi, “iyi şeylerin sınırına ulaşmak tamamen mümkündür ve bunun sağlanması kolaydır.” şeklindeki meşhur özünü içerir. Bir Epikürcü’nün iddia edeceği gibi, hazzı eğlence ve diğer duyusal hazlara bağlı gören hedonist, bu imkanlar kendi dahilinde olmadığında kendini hayal kırıklığına hazırlıyor. Ancak, en büyük hazzın acıdan kurtulmak olduğunu anlayan hedonist, sade ve mütevazı yaşamda memnuniyeti arar ve her zaman hayatın mücadeleleriyle baş etmeye hazır olacaktır. Böylece, Epikürcülerin duyusal hazlardan ziyade davranışsal hazların kesin savunucuları olduğu açıkça görünüyor. Daha önce belirttiğimiz hedonizm eleştirilerine kesinlikle duyarlı görünmüyorlar. Cicero’nun haz arayışının “İnsana oldukça yakışmaz bir tutum.” olduğu iddiasına rağmen, Epikürcülerin belirttiği “ölçülü hesaplaşma” ve “acının bedende yokluğu”nun nasıl olduğu tam olarak açık değildir. Epikürcülerin arayışları, örneğin Aristo’nun takipçileri tarafından savunulan erdemlerin herhangi birinden daha az değerli bir arayıştır.

Sonuç

Okuyucuların dikkatini çekebileceğini umduğum iki ana nokta var. Birincisi hedonizm, dizginlenmemiş bir ahlaksızlık için çağrı değil, daha popüler olan rakiplerinden herhangi biri kadar geçerli olacak kadar gelişmiş bir ahlaki teori olabilir. Feldman’ın belirttiği gibi, haz kavramının kendisi bile genellikle düşündüğümüzden daha karmaşıktır. Ayrıca, uygun bir haz anlayışına sahip olmak, hazcı teorilerin hem geliştirilmesinde hem de eleştirilmesinde oldukça önemlidir. Aslına bakılırsa duyusal ve davranışsal hazlar arasındaki ayrım, Çarvakalar ve Epikürcüler kadar eski hedonizm biçimleri arasındaki farkı görmemize yardımcı olurken aynı zamanda da hedonizme yöneltilen bazı popüler eleştirilere yanıt vermemizi de sağlar. Kabul etmek gerekirse, Feldman’ın ayrımını Çarvakalar ve Epikürcülere anakronik bir şekilde uyguladığım ve Antik teorileri bu şekilde modern bir kalıba sokmaya çalışarak, onlara Antik Çağ düşüncesine yabancı bir ayrım atfetmiş olacağım iddia edilebilir.

Modern kavramları Antik teorilere uygulamakta her zaman bir risk bulunduğunun farkındayım. Ancak bu durumda bunun hoşgörülebilir olduğunu düşünüyorum. Eğer bu kadar cesur olsam, Feldman’ın ilk başta bu ayrım yapma fikrinin tam da Kirene okulu ve Epikürcüler arasındaki haz anlayışı zıtlığına dayandığı bahsine girerim. Antik kaynaklar bile hatta Epikür de Epikür’ün hedonizm anlayışını Aristippos’un anlayışından uzaklaştırmaya dikkat ediyorlar. Menoikeus’a Mektup’ta açıkladığı gibi Epikür, “zenginliğin veya tüketimin hazzı” ile ilgilenmez.

İkinci çıkarımım, Antik Asya felsefesinin Avrupa felsefi geleneğinin sahip olduğu aynı derinlikteki kavram yetisini sağlayabileceğidir. Tipik Felsefe 101 dersinizde Batı felsefesinin savunucularından başka bir şeyden neredeyse hiç bahsedilmez ve Asya felsefesi genellikle mistik ya da aşırı dindar olduğu için göz ardı edilir. Ancak, Çarvakalar, bize Antik Hindistan’da bile bugün, Batılı ateistleri rahatsız eden mistisizm türlerine karşı çıkan muhaliflerin olduğunu gösterdi. Bu da elbette Antik Hint düşüncesinin bir ekolü. Asya felsefesi tarihinde, modern Batılı düşünürlerin daha fazla araştırmasını hak edecek başka yenilikler de var.

Yazar: Nick Gutierrez

Kaynak: Philosophy Now


Dipnotlar

[1] Eski Hindistan kökenli bir tereyağı yağıdır. Hint yarımadası, Orta Doğu mutfağı, Güneydoğu Asya mutfağı, geleneksel tıp ve dini ritüellerin mutfağında yaygın olarak kullanılır.