Ankara
Kaynak: İletişim

Ankara Roman Analizi

Künye:

Kitap Adı: Ankara

Yazar: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Sayfa Sayısı: 252

Yayınevi: İletişim

Basım: 38. Basım, 2019

 

Yazar Hakkında

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889’da Kahire’de dünyaya geldi. Babası Abdülkadir Bey, annesi ise İkbal Hanım’dır. 6 yaşındayken ailesi ile birlikte babasının memleketi olan Manisa’ya yerleşmiştir. 1903 yılında İzmir İdadisi’nde okumaya başlayıp 1905’te ailesi ile tekrar Mısır’a dönerek İskenderiye’deki Fréres’ler Fransız okulunda eğitimine devam eder. Burada Flaubert, Guy de Maupassant, Alphonse Daudet gibi ünlü batılı yazarları okuma fırsatı bulur. Aile 1908 yılı başlarında, Meşrutiyet’in hemen öncesinde İstanbul’a döner bu arada Yakup Kadri de İstanbul’da Mekteb-i Hukuk’a başlamıştır. 1909 Mart ayında Faik Ali, Refik Halit, Celal Sahir, Ahmet Samim, Ali Canip ile birlikte Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. 1911 yılında üç yıl okuduğu Hukuk Fakültesi’nden diploma almadan ayrılmıştır. 1913’te ilk öykü kitabı Bir Serecam yayımlandı. Aynı yıl Peyam gazetesinde yazmaya başldı. Peyam Gazetesi’nde kadın sorunları, hayat, medeniyet ile ilgili birçok konuda makaleler yayımladı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’nda yaşananlar Yakup Kadri’nin edebiyat anlayışının değişmesine sebep oldu. Bu savaşlardan sonra ‘Toplum için Sanat’ anlayışını benimseyerek Milli Edebiyat akımının sade dil anlayışını benimsemiştir. 1921 yılında, Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu günlerinde Ankara’ya çağrılır. Kurtuluş hareketini görmek ve liderleriyle görüşmek fırsatını bulması onun sosyal gerçekçiliğe geçişinde önemli bir etkendir.[1] Yakup Kadri, 11 Ekim 1923 yılında Burhan Asaf Belge’nin kız kardeşi Leman Hanım ile evlenmiştir. Aynı yıl Mardin milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir. Yakup Kadri 1932 yılında Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir ile birlikte Kadro dergisini çıkarttı. İktisadi devletçilik ve sosyal siyaset ilkelerini savunan dergi 1934 yılında Yakup Kadri’nin Tiran’a elçi olarak atanması ile yayın hayatına son verdi. Tiran elçiliğini, Prag (1935), Lahey (1939), Bern (1942), Tahran (1949-1951) izlemiştir. 1951 yılında yeniden Bern’e gitmiş, burada 3 yıl daha çalıştıktan sonra emekli olan Yakup Kadri 1961 seçimlerinde memleketi Manisa’dan milletvekili seçilmiştir. Bu görevi 1965’e kadar süren Yakup Kadri 13 Aralık 1974’de Ankara’da hayata gözlerini kapatmıştır.

Giriş

Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan Türk ulus-devlet inşası sürecinde, Cumhuriyet’in getirdiği yenilikler ile hızlı bir değişime giren Ankara, Cumhuriyet ideolojisi için en önemli kent haline gelmiştir.

Mustafa Kemal’in 1919 yılında Ankara’ya gelmesi ile Ankara önce milli mücadelenin kumanda merkezi daha sonrasında ise yeni kurulacak Cumhuriyet’in başkenti olmuştur. 400 yıldan fazla, devletin başkenti olan İstanbul’un terk edilip, bu küçük Anadolu kasabasının yeni başkent ilan edilmesi pek çok tepkiyi de beraberinde doğurmuştur. Milli mücadele sürecinde bu harekete karşı duran İstanbul’un yerine, mücadelenin kazanılmasından sonra Ankara’nın başkent olarak kalması ile aydınlanmacı fikirlerle inşa edilen yeni Cumhuriyet’in sembol şehrine dönüştürülmesi amaçlanmıştır.

Mustafa Kemal için Ankara, bir başkentten fazlası, aydınlanmacı fikirlerle kurulan yeni ulus-devletin şekillendirdiği bir kenttir. Ankara’nın diğer Anadolu şehirlerine örnek olması ve Cumhuriyet fikirlerinin Ankara’dan tüm Türkiye’ye yayılması gereklidir. Ankara eski payitahtın karşısına harf inkılabı, şapka devrimi, üniversite reformu ve medeni kanun gibi kamusal alanı, birey-devlet ilişkilerini yeniden şekillendiren yeniliklerle çıkmıştır. Ankara’nın bu yenilikleri bünyesinde eritip modern bir kente dönüşmeye çalışmasını, Cumhuriyet ideolojisinin fiziksel görünüme bürünme çabası olarak değerlendirebiliriz.

Roman Analizi

Bu romanda Yakup Kadri, Cumhuriyet’in başkentinin geçirdiği bu hızlı değişimi, üç farklı zaman aralığında, Selma karakteri üzerinden anlatmaktadır. Selma’nın karakter yapısındaki değişimler: Ankara’nın geçirdiği değişimlere aslında daha geniş perspektifte Türkiye’nin geçirdiği değişimlere işaret etmektedir. Yakup Kadri bu değişimi üç erkek (Nazif Bey/ Binbaşı Hakkı Bey/ Neşet Sabit) ve üç mekan (Tacettin Mahallesi/ Yenişehir Mahallesi/ Cebeci Mahallesi) üzerinden anlatır. Selma Hanım’ın sırasıyla evlilik yaşadığı bu üç erkek, aslında üç farklı zaman dilimini anlatmaktadır. Bu zaman dilimleri Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemli dönüm noktalarını belirtmektedir. Romandaki mekânsal değişimin somut örneği Selma Hanım’dır. Roman Kemalist ideolojinin bakış açısından anlatılmaktadır.

Erkek karakterlerin ve mekanların özel bir konuma sahip olduğu Ankara romanında, kadınlar silikleştirilmiştir. Yıldız ve Selma istisnaları dışında hemen hepsi erkek egemen söylemin altında kalmışlardır. Selma Hanım ve Yıldız da Kemalist ideolojinin övdüğü karakterlerdir. Romanda genel olarak, Selma Hanım’ın yaşamına giren üç farklı erkek ve Selma Hanım’ın yaşadığı üç farklı mekan anlatılmaktadır. Birbirlerinden apayrı olarak gözüken bu üç erkek birbirine eklemlenince ideal erkeğe, üç mekan ise ideal bir ülkeye dönüşmektedir.[2]

1. Tacettin Mahallesi

Kitabın ilk kısmı Ankara’nın Sakarya Savaşı’ndan 1922’ye kadar olan kısmını anlatmaktadır. Şehre bankacı kocası Nazif ile beraber İstanbul’dan yeni gelmiş olan Selma Hanım’ın Tacettin Mahallesi’ndeki yeni taşındıkları evden, sokaktan gelen sesleri duyması ile başlamaktadır. Selma Hanım İstanbullu iyi bir ailenin kızıdır ve fena olmayan bir eğitim almıştır. Daha öncesinde İstanbul dışına babasının işi sebebiyle, bir kere Bursa’ya bir kere de Samsun’a olmak üzere iki kere çıkmıştır. İstanbul’un işgal edilmesi, şehrin içinde bulunduğu kargaşa ve kendisini İstanbul’da güvende hissetmemesi gibi sebeplerden eşi ile birlikte milli mücadelenin merkezi olan Ankara’ya gelirler. Eşi Nazif Bey bankacıdır ve Ankara’ya eşiyle birlikte gelmeden önce gelerek zar zor Tacettin Mahallesinde bir ev kiralamıştır. Romanın bu kısmında Ankara, olabildiğince kötü bir şekilde tanımlanır.

Ankara bir taşra şehridir, kasaba merkezli bir yerleşim yeridir. İnsanları ise kaba, görgüsüz ve eğitimsizdir. Kendisinden olmayana karşı her ne kadar sıcakkanlı davransa da asla kabul etmeyen, onların yaşamıyla arasına hep mesafe koyan Anadolulu karakteri gözümüze yansır. İstanbul’da ve Avrupa çevresinde yaşamış kişiler için Ankara, başlangıçta bir hayal kırıklığı olmuştur. Kafalarındaki Ankara tahayyülünün aksine Ankara, yokluğun yaşandığı, bozuk yolları olan ve yerli halkın bambaşka bir kültürde yaşadığı bir yerleşim yeridir. Roman boyunca bu iki tarafın yaşamları arasındaki uçurum devam etmiştir.

Romandaki Ankaralı karaktere örnek olarak, Nazif ile Selma’nın Tacettin Mahallesi’ndeki ev sahibi Ömer Efendi’yi gösterebiliriz. Erken Cumhuriyet döneminin muhafazakar tiplemesinin özelliklerini taşıyan Ömer Efendi, Ankara’nın en zenginlerinden olmasına rağmen kaba ve görgüsüzdür. Ömer Efendi’nin iki eşi vardır, sinirlendiği zaman onları döver.

Selma Hanım için ilk şok, geldikleri evin tahtakuruları içinde havasız ve pis kokan bir yer olmasıydı. Ev sahiplerinin konağının içinde kiraladıkları bu evin avlusu Ömer Efendi’nin evi ile ortak kullanım alanıdır. Selma Hanım birkaç kere, Ömer Efendi’nin bu avlu da eşlerini dövdüğüne şahit dahi olmuştur. Romanın ilk kısmında erkek, karısının efendisi olarak görülür. Üzerindeki yaptırım gücü yüksektir. Şiddet uygulasa da haklı nedenleri olduğu öne sürülür. Sokakta hatta ev içinde bile açık ve iddialı kıyafetler hoş karşılanmaz hatta toplum arasında kınanma nedeni haline gelir. Erkeklerin çoğunlukta olduğu bir toplulukta kadının varlığı hoş karşılanmamaktadır. Kadınlı erkekli toplantılar toplum içinde çok dikkat çeker, hakkında hikâyeler üretilir ve nihayetinde eleştirilir. Kadınlar erkeklerin yoğun olduğu ortamlardan çekinir.[3] Böyle bir atmosferde yalnızlaşan Selma iyice içine kapanır. Selma henüz Ankaralı olmadığı için olayların ve mekanın dışında kalmış ve ötekileşmiştir.  ‘Ah, bu yamru yumru boz duvar!.. Bu, insana, her dakika, fukaralığı, sefaleti, aczi söyleyen; kah bir uyuz deve sırtı insanın üstüne yürür gibi olan; kah, taş kesilmiş bir kabus gibi kafaya, en ağır, en feci, en sıkıntılı rüyaları yığan çamurdan perde… Selma Hanım, onu bir tekmede tuz buz edecek kadar kuvvetli bir mahluk olmadığı için kızıyordu ve bu hırsın teskin etmek için kendisini o minderden bu mindere atıyordu.’[4] Bu düşünceler İstanbullu bir Hanım’ın zihninden geçenlerdi. Ancak Selma Hanım’ın Ankara’yı bu kadar kötü bulmasının bir diğer sebebi de, Ankara’nın Milli Mücadele ve yokluk yaşıyor olmasıdır. Yakup Kadri bu durumu romanda, Selma Hanım’ın ev sahibinin hanımları ile gittiği alışverişteki izlenimleri ile anlatır. ‘Bir mendil bulamayarak döndü. Ne Samanpazarı, ne Çıkrıkçılar Yokuşu, ne Balıkpazarı, ne İstanbul Caddesi, ne Karaoğlan Çarşısı kaldı. Her taraf bir yangın ertesinin veya bir talan sonunun manzarasını gösteriyordu. Hangi dükkanda neye el atsalar karmakarışık bir hırdavat yığınından başka bir şey bulmanın imkanı yoktu’[5]

Böyle bir durum içinde giderek yalnızlaşan ve bunalıma giren Selma Hanım’ın Ankara’ya bakışını değiştirecek olay, kocası ile davet edildiği Etlik’teki davettir. Burada tanıştığı insanlar özellikle Binbaşı Hakkı Bey Selma Hanım’ın Anadolu’ya adaptasyonunda ve Selma’nın toplumsal bilinç kazanmasında önemli bir figürdür. O davette Hakkı Bey, Selma Hanım’ın gözünde alafranga aynı zamanda milliyetçi ve vatanperver bir imaj çizmiştir. Etlik’teki bu davetten sonra Hakkı Bey, Nazif ve Selma Hanım’la atla bir Ankara turu için sözleşirler. Bu geziler esnasında Selma Hanım, kadının savaştaki yerini ve kendisinin bu manzaradaki rolünü sorgulamaya başlar. Bu durum romanda şu şekilde bahsedilir. ‘Bir yol dönemecinde uzunca bir kağnı dizisine rasgeldiler. Bu kağnıların yüzü şehre yönelikti ve o kadar yavaş ilerliyorlardı ki, yürüyüp yürümedikleri ancak gıcırtılarından belli oluyordu. Selma Hanım, bunlardan ger birinin bir top mermisi taşıdığını gördü. Her birinde bir tek mermi… ve bazısının üstünde uykuya dalmış bir çocuk gibi yorgan örtülmüştü. Bunları çeken mandalar o kadar zayıftı ki, kalça kemikleri nerede ise derilerini bir burgu gibi delecekti’[6]

Romanın ilk bölümünde Selma’yı asıl etkileyen olay ise, Selma’nın, Mustafa Kemal’in yaşadığı evi görmesi olmuştur. Çankaya’nın sırtlarında abartıdan ve gösterişten uzak bir kulübede kiracı olarak kalmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk, sınırlı olanaklar ve yokluklarla bu mücadeleyi kazanmış ve büyük işleri gerçekleştirmiştir. Selma Hanım’ın bunu anladığı an Atatürk’ün Ankara’da kaldığı köşkü gördüğü andır. Romanda o an şu şekilde belirtilmiştir, ‘Bir müddet daha çıktılar. Şimdi Çankaya’nın yüksek bir noktasındaydılar. Biraz ötede bir küçük yarın ucunda, kocaman ağaçlar arasından, kayalara yaslanmış dört köşe bir taş bina gözüküyordu. Binbaşı Hakkı Bey atını durdurdu ve eliyle o görülen binayı işaret ederek:

– ‘İşte, Paşa’nın evi burası’…dedi.

…Selma Hanımın yüreği ağzına geldi. Gerçi, Millî Hareketin başının Ankara’da ne kadar sade yaşadığını biliyordu. Fakat bu sadeliğin derecesini kendi gözleriyle ölçerken bir mucize karşısında gibi hayret ve heyecana düşmüştü. Ne! Bütün dünyanın kendisinden bahsettiği Adam, bu kayaların dibindeki taştan kulübede mi oturuyor? Genç kadının gözleri önünde, Londra’da Westminster sarayının, Paris’te Elysée’nin, Washington’da Whitehouse’un resimlerinde gördüğü muazzam ve muhteşem siluetleri tecessüm etti. Bunların yaldızlı tavanları altında, belki şu dakikada, şu kulübede oturanın adı söyleniyordu. Bu kulübenin sahibi mi? Mustafa Kemal Paşa, şüphesiz o bile değildi.’[7] Bu alçakgönüllülüğün ve sadeliğin farkına vardığı andan itibaren Selma Hanım, Anadolu insanı gibi olmaya başlar ve Mustafa Kemal’i anlamaya çalışır.[8] Selma Hanım milli ruhu özümsemesinin ardından çevresini daha sorgulayan ve daha anlamaya yönelik gözlerle bakmaya başlamıştır.

Hakkı Bey’in tavsiyesi üzerine Eskişehir’de bir hastanede hastabakıcılık yapmaya başlaması ile fikirsel dönüşümü hızlanmıştır. Bu sırada Ankara’ya doğru yaklaşan savaş sonucunda, Ankara’dan göçler başlamıştır. Nazif Bey de bu durum karşısında şehirden ayrılmayı planlamıştır ancak Selma’nın Ankara da kalmak istemesi ve Nazif’in milli mücadeleye karşı pasif kalması, aralarındaki evlilik bağını zayıflatmış ve en sonunda da kopmasına neden olmuştur.

2. Yenişehir Mahallesi

Kitabın ikinci bölümünde 1922 ile 1926 arasındaki Ankara’nın durumu ve Milli mücadelede yer almış kişilerin hayatları anlatılmaktadır. Savaş bitmiş ve karışık bir barış dönemine girilmiştir. Selma Hanım’ın Yenişehir’deki apartman dairesinde uyanması ile başlar. Binbaşı Hakkı Bey ile evlidir. Sakarya Savaşı sürecinde eski eşi Nazif’ten soğuyan Selma Hanım, savaştan İstiklal madalyası ile dönen Hakkı Bey ile evlenmiştir. Selma Hanım’ı Hakkı Bey’e bağlayan en büyük unsur ikisinin de, Atatürk ülküsüne inanmaları olmuştur. Hakkı Bey, savaştan sonra askerlikten emekli olup bir şirketin yönetim kurulunda çalışmaya başlamıştır.

Romanın bu kısmında, ilk kısımda genişçe yapılan doğa tasvirleri yerine, Ankara’da yükselmeye başlayan yeni apartmanlar, alış-veriş cad deleri ve balo salonlarının tasvirlerine yer verilmiştir. Atatürk İnkılaplarının sosyal boyuttaki yansımaları ise Cumhuriyet baloları ve ev davetleridir. Bu bölümde insanların modernite algısı ve yaşanan hızlı değişimler sonucunda insanların ve Ankara’nın kendi kimlik arayışına odaklanılmıştır. Çok hızlı bir şekilde kasabadan şehre dönüşmeye başlayan Ankara bu süreç boyunca pek çok aşırılığa da tanık olmuştur. Yakup Kadri’nin bu aşırılıklara karşı eleştirel tutumunu da romanda görebiliriz. Değişim önce dış görünüşte yaşanmaktadır, eski tip evlerden apartmanlara geçilmiştir. Yenişehir’de dikilmeye başlayan ilk apartmanlar erken dönem kentleşmesine bir örnek teşkil etmektedir. Bütün bu değişimin arasında değişmeyen yer Tacettin Mahallesi’dir. Selma’nın bunalıp Tacettin Mahallesi’ne dönmesi ile Tacettin Mahallesi’ndeki her şeyin bıraktığı şekilde görmesi onu şoke etmiştir. Tacettin Mahallesi eskiyi ve eski yaşam tarzını temsil etmekte olup değişimlere kapalıdır ve geride kalmıştır.

Değişimin görüldüğü bir diğer alan ise, kadınların erkekler ile birlikte bulunduğu kamusal alanda yapılmıştır. Eskiden kadın ile erkeğin aynı ortamda bulunması dahi hoş karşılanmazken, artık kadınlı-erkekli baloların, ev davetlerinin ve dansların organize edilmesi bunun göstergesidir.

Bu şekilde aniden ve köklü biçimde değişen, insanlar, şehir ve tavırlar arasında Selma Hanım’ın geçmişe özlem duyduğu söylenebilir. Milli mücadele ruhunun coşkun havası yerine kendisini balo salonlarına sıkıştırmış, halktan kopuk fildişi kulede bulunan bir zümrenin içinde olmak ve hatta eşi Hakkı Bey’in de bu zümrenin bir parçası olması Selma Hanım’ın canını sıkmaktadır.

Hakkı Bey sivil hayata geçtikten sonra tamamen farklı bir insana dönüşmüştür. Selma’ya karşı olan tavırları tamamen değişmiştir.

‘Evlenmeden evvel, kadına karşı o kadar saygılı görünen Hakkı Bey’in evlendikten sonra bu hali, bu kendi keyfine göre hareketleri, karısının, adeta, bu, hiçe sayışı Selma Hanım’ı gücendirmiyor değildi. Hele, kocasının bu yeni yaşayış tarzı, bu yeni kıyafeti ona pek de hoş gelmiyordu. Gerçi bıyıklarını tıraş etmek ve saçlarını uzatmakla Hakkı Bey, olduğundan çok daha gençleşmişti. Lakin, bu gençlik hiç hususiyeti olmayan bir gençlik idi ve askerden o kadar vakarlı, karakterli, o kadar olgun ve amir görünen Hakkı Bey’i, nihayet, yakışıklı denilebilecek delikanlı haline sokmuştu. Selma Hanım, bu delikanlıya, kadınlıya tarafından, belki gittikçe daha ziyade bağlanıyordu. Fakat, bu bağlılık nisbetinde ona olan eski saygısı, eski hayranlığı ve kafadan, yürekten gelen o insanlık güveni azaldıkça azalıyordu. Hele, bu modern, bu alafranga eğlence gecelerinin ertesi, Selma Hanım, kendi içinin bu yeni ağaran manzarasını daha keskin bir vuzuh ile görebiliyordu’[9]

Selma Hanım ile benzer duyguları hisseden birisi daha vardır, Neşet Sabit. İstanbul’daki gazetenin görevlisi olarak Ankara’da bulunmaktadır Neşet Sabit. Zaferin rehavetine kapılıp, özünden kopan ve ruhunu kaybeden bu insanlara karşı, gerçek Cumhuriyet aydınını temsil etmektedir. İnkılapları doğru anlayıp halktan kopmamış bir bireydir Neşet Sabit. Neşet Sabit ile bir baloda tanışan Selma Hanım, en başlarda kendisinden yaşça biraz büyük olmasından dolayı ona karşı bir abla edası ile yaklaşmıştır. Vakit geçtikçe girdiği bunalım ve etrafındaki insanlardan sadece Neşet Sabit ile doğru düzgün anlaşabilmesi, Neşet Sabit ile arasındaki ilişkinin daha farklı bir yola gitmesine neden olmuştur.

Selma Hanım bu olaylar karşısında yeni bir yol arayışına girmiştir. Sakarya Savaşı zamanında yaşadığı işe yararlılık duygusunu yitirmesi ve Hakkı Bey’in yanında bir objeden farksız bir hale gelmesi. Hakkı Bey’i terk etmesine neden olmuştur.

Romanın bu kısmında, çizilen Ankara portresi üzerinden, yanlış batılılaşma, özünden uzaklaşma ve görgüsüzlük kavramları günlük yaşam pratikleri ile anlatılmıştır. Bir yandan devamlı gelişen ve büyüyen bir Ankara diğer yandan hiçbir ilerleme kaydetmeyen, eski halinde devam eden göz ardı edilmiş bir diğer Ankara portresi çizilmiştir.

3. Cebeci mahallesi

Romanın son kısmı 1937 ila 1942 yıllarını kapsamaktadır. Neşet Sabit ile Selma Hanım beş yıllık evlidir ve Cebeci’de oturmaktadırlar. Selma Hanım bir müessese de yöneticidir eşi Neşet Sabit ise gazeteci ve yazardır. Neşet Sabit ideal bir Cumhuriyet bireyini temsil etmektedir. İlerlemenin Batı temel alınarak gerçekleşmesi gerektiğini, aynı zamanda da Türk kültüründen uzaklaşılmaması gerektiğini savunmaktadır. Selma Hanım’ın burada Neşet Sabit ile evlilik yapması manidardır. Yakup Kadri, Kemalist ideoloji, inkılap ve yeniliklerin yürütücüsü olarak artık demokratik ve siyasal erk ile kültürel gelişmeleri aracı olarak görmektedir. Romanın diğer bölümünde yer alan Binbaşı Hakkı, sembolik olarak askeri güç ve arkasından da içi boş ekonomik gelişme ile birlikte verilmektedir. Selma Hanım’ın Binbaşı Hakkı Bey’den boşanması, kurmaca dünyadan uzaklaşıldığında, askeri güç ve temellendirilmemiş ekonomik erk ile bir şeyin kazanılamayacağı gerçekliğine vurgu yapılmasıdır.[10]

Bu bölümde yazarın anlattığı Ankara, 23 yıl içinde erişilmesi umulan, Atatürk ilke ve inkılapları etrafında gelişmiş bir ideal Ankara’dır. Bu kısımda anlatılan Ankara, Türkiye’nin cazibe merkezi haline gelmiştir. Spor müsabakalarına ev sahipliği yapan, stadyumları ve tiyatro salonları olan bir şehir olarak anlatılır. Yaşanan bu değişimleri Yakup Kadri şu şekilde belirtmiştir:

‘ Ankara’nın çehresi ve bütün yeni Türkiye’deki hayat tarzı, Selma Hanım’ın zannettiği gibi öyle birdenbire değişmemişti. Bu, bir taraftan 1928 harf inkılabıyla beliren ve tarih, dil hareketiyle kıvamını bulan bir fikir ve bir ilim uyanışının, öbür taraftan da milli kurtuluş prensiplerine dayanan bir iktisadi kalkınma savaşının alıp yürümesiyle başlamıştı. Gerçi, ilk zamanlar, bu hareket ve cereyanların Türk milletinde bu kadar tez ve feyizli neticeler vereceğini kestirmek müşküldü. Tarih Cemiyeti’nin nüfuz ve yayılış dairesi Maarif çevresinin dışına taşımıyordu. Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin bütün faaliyeti kendi üyeleri arasında birtakım nazariye münakaşalarına inhisar ediyordu ve bugünkü İçtimai Mükellefiyet Teşkilatı’na vücut veren İktisat ve Tasarruf Cemiyeti sadece bir propaganda müessesesi mahiyetini taşıyordu’[11]

Bu kısımda Ankara’nın dışında, Selma Hanım ve Neşet Sabit’in Anadolu’nun içlerine yaptığı seyahatler ile, Anadolu illerinde, köylerinde yaşanan değişimlerde aktarılmaktadır.

‘ Hele, Grabi Anadolu’nun köyleri, ovaları, bağları, bahçeleriyle herhangi bir iler Avrupa ülkesinden hiç farklı kalmamıştı. Çeşitli, seçme ve yüksek bir ziraat burayı beş on yıl içinde Fransa’nın Provansa’sına çevirmişti ve buranın mahsulleri artık eskisi gibi yalnız eskisi gibi dışarıdan gelecek muktedir, serseri tüccarın yolunu gözetlemiyordu. Türkiye’nin iç pazarları düzene gireli ve hassaten Orta Anadolu, bu mahsullere, geniş ölçüde müşteri olalı, Manisa’nın üzümü, Aydın’ın inciri, artık ikide bir çuvallarda kurtlanmak tehlikesinden kurtulmuştu’[12]

Üçüncü bölümde romana Yıldız karakteri girmiştir. Yıldız, Neşet Sabit’in sahnelemek için yazdığı tiyatro oyununu canlandıracak ekipten genç bir oyuncudur. Yakup Kadri’nin zihnindeki, ideal yeni Türk neslini temsil etmektedir. Yıldız, spor yapan, tiyatro ile ilgilenen ayakları üzerinde tek başına durabilen bir kadın olarak tasvir edilmiştir.

Roman 1942 yılında düzenlenen, Cumhuriyet’in 20. yıl şenlikleri ile biter. Uzun ve zorlu bir dönemin ardından Cumhuriyet 21. yılına girmiştir ve yoluna sağlam adımlarla ilerleyeceğinin mesajını vermektedir.

Sonuç

Üç mekan ve karakterler arasındaki bu değişim ile Yakup Kadri’nin Atatürk inkılaplarını bir roman formunda anlattığı söylenebilir. Yakup Kadri romanın yazıldığı yıllarda Atatürk ideolojisinin yerleşmesini sağlamak için önemli çalışmalar yapmaktaydı. Aylık politik bir dergi olan ‘Kadro’ dergisinin kurucularından Yakup Kadri bu dergide, Kemalist ideolojiyi ve inkılapları tartışmaya açmakta ve felsefi derinliği olan yazılar yazmaktaydı. Ankara’nın bir başkent olarak inşa sürecine tanıklık eden Yakup Kadri’nin gözlemlerini, duygularını ve düşüncelerini bu romanda görebiliriz. Kurgulanan karakterlerin farklı mekanlara ve zamanlara konulması, farklı düşünceleri ve idealleri temsil etmiştir. Olayların merkezinde bulunan Selma Hanım ise, her durumda kendini sorgulayan, değişime açık yeniliğe ayak Türk kadınını temsil etmektedir.


Kaynakça:

Buket, Örnek. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Bir Şehrin ve Toplumun Analizi.

Çimen, Günay-Erkol,. (2011). OSMANLI-TÜRK ROMANINDAN ÇAĞDAŞ TÜRK ROMANINA KADINLIK: DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM. Türkiyat Mecmuası, 21(2), 147-175.

Nazım, İrem. (2002). Cumhuriyetçi Muhafazakarlık, Seferber Edici Modernlik ve Diğer Batı Düşüncesi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 57(02).

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (2019). Ankara. İletişim yayınları

Yalçın. Çelik, & Dilek, S. (2014). Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası. Ankara Araştırmaları Dergisi, 2(1), 93-107


[1]
Karaosmanoğlu, Y. K. (2019). Ankara. İletişim yayınları. Syf, 238

[2] Çelik, Y., & Dilek, S. (2014). Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Kemalist İdeoloji ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Başkent İnşası. Ankara Araştırmaları Dergisi2(1), 93-107. Syf, 94-95.

[3] ÖRNEK, B. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara Romanı Bağlamında Bir Şehrin ve Toplumun Analizi.

[4] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 31-32

[5] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 33

[6] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 57-58

[7] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 64

[8] A.g.e Çelik, Y., & Dilek, S.. Syf.  99

[9] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 98

[10] A.g.e Çelik, Y., & Dilek, S.. Syf, 103

[11] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 179

[12] A.g.e. Karaosmanoğlu. Syf, 225