Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Warhol
Kaynak: Medium

Andy Warhol’un Yükselişi

Andy Warhol kendini hiç ilginç bulmuyordu. 1967’de Warhol, kendi yerine bir dublör göndermek koşuluyla ülke boyunca kolej konferans turuna katılmayı kabul etti. Warhol’un yerine seyahat eden Allen Midgette adlı genç bir oyuncu, gümüş saç spreyi sıkarak ve Andy’nin yaptığı gibi sık sık sakız çiğneyerek onun gibi davrandı. Bu oyun ortaya çıktıktan sonra Warhol, “Söyleyecek pek bir şeyim yok… Onu benden daha çok sevdiler.” diyerek kendini savundu.

Bundan iki yıl önce Warhol, Merv Griffin programına katıldığında, neredeyse tüm süre boyunca sessiz kalmıştı. Bir soruya tek kelimelik bir yanıt verdiğinde stüdyoda alkış tufanı kopmuştu. 1980’lerin başında bir röportajcı Warhol’un Londra’daki galerisini ziyaret ederken o zamanlar çizdiği otoportre serisini yapmayı nereden düşündüğünü sorduğunda Warhol, “Fikirlerim tükenmişti.” yanıtını verdi. İfadesi şaşkındı, neredeyse inandırıcı değildi ve böyle bir soru gelmesini beklemiyordu.

Andy Warhol, her zaman doğrudan ifadeye karşı yapaylığı tercih etti. Warhol’un atılım yılı sayılabilecek 1962’den önceWarhol, zamanının çoğunu, yüzeysel çekicilik yaratma sanatını öğrendiği ticari reklamcılıkla geçirdi. Moda reklamcılığı en iyi, ürünlere anlaşılması zor bir soyutluk verildiğinde kendini gösterir. Warhol, 1928’de Pittsburgh’da doğdu. Pittsburgh’u “şimdiye kadar bulunduğum en kötü yer” olarak nitelendirirdi. Ebeveynleri, günümüzün kuzeydoğu Slovakya’sında bulunan Avusturya-Macaristan’ın Mikó kentinden ABD’ye yerleşmişlerdi.

Warhol, sekiz yaşındayken, romatizmal ateşe yakalanmıştı. Bu hastalık daha sonra Saint Vitüs’ün Dansı[1] olarak da bilinen korrea alevlenmesine dönüşmüştü. Hastalıktaki bu “dans” kelimesi, durumla bağlantılı olan ve Warhol’un çektiği istemsiz, öngörülemeyen vücut hareketlerini ifade eder. Bu yıllar boyunca Warhol, birkaç ay boyunca sık sık yatalak kalmıştı. Annesinin teşvikiyle çizim yapmaya başlayınca kısa sürede çizmek, en sevdiği eğlence haline geldi. Yatağının etrafı film yıldızlarının resimleriyle doluydu ve zamanını radyo dinleyerek geçirirdi. Ayrıca fotoğrafçılıkla da uğraşıyordu ve ailesinin bodrumunda derme çatma bir karanlık odası vardı.

Warhol liseden sonra, ticari sanat okumak için Pittsburgh’daki Carnegie Teknoloji Enstitüsü’ne gitti. İlk başta kurşun kalem ya da siyah mürekkep kullanıyordu, genellikle çizgilerin içini boş bıraksa da bazen renklendiriyordu. Çizimlerinin ana hatları basit ama zarifti. Resimlerinde gölgelendirme de yoktu; hacmi, boyutu belirtme çabası da bulunmuyordu. Warhol, çizimlerine “peri stili” adını verdi. Egon Schiele gibi düşünün, ama nevrotik yanı olmadan.

Asla doğal bir tasarımcı olmasa da sanat okulu Warhol’un daha sonra reklam alanında komisyonlar kazanmasını sağlayacak bir resim stili geliştirmesine olanak sağladı. Kısa süre sonra New York’a taşındı ve portfolyosunu moda dergilerindeki editörlere gösterdi.

1940’ların sonuydu ve savaş sonrası reklamcılık, daha deneysel bir anlayışı yakalayan bir tarza doğru gelişiyordu. Warhol’un değişik düşünce şekli ona pek çok ticari iş kazandırdı ve kısa süre sonra Glamour dergisi ve Harper’s Bazaariçin ayakkabı çizimleri ve daha sonra New York’un önde gelen büyük mağazaları için vitrinler tasarlamasıyla ünlü oldu.

1950’ler Warhol için en başarılı yıllardı. Reklamcılık işlerinden elde ettiği gelir yıldan yıla arttı: 1959’da bugünün şartlarında kabaca yarım milyon dolara eşdeğer olan 53.000 dolar kazanmıştı. 1960’ta Lexington Caddesi 89.Sokakta 60.000 dolara dört katlı bir ev satın aldı.

Warhol, Amerikan sanatının öncülüğünde ciddi bir sanatçı olarak tanınmak istiyordu ama bu hayali, kendi kişisel sanat eseri, bu yıllarda ticari başarısının bir kısmını elde etmesine rağmen o seneler içinde tam olarak gerçekleşmedi.  Ancak on yılın sonunda, New York’ta sanatsal tercihler değişiyordu ve Warhol’un pop-kültür stiliyle örtüşmeye başlamıştı.

1940’ların ve 1950’lerin sonlarında Amerikan sanatına Jackson Pollock, Mark Rothko ve Willem de Kooning gibi soyut dışavurumcular egemendi ancak 1960’ların başında ilgi, Jasper Johns ve Robert Rauschenberg gibi daha farklı sanatçılara doğru evrilmişti. Bu sanatçılar günlük nesneleri eserlerine dâhil etmeye başlamışlar ve bunu yaparken resim ile heykel, yüksek sanat ile düşük sanat[2] arasındaki ayrımları bulanıklaştırdılar. Gazetelerden fotoğraflar, buluntu nesneler, haritalar, harfler ve sayılar kullanarak popüler kültüre göndermeler yaptılar. Örneğin Jasper Johns, bir sanat konusuna dönüşen ikonik motifler şeklinde Amerikan bayrağının tekrarlanan resimlerini yaptı.

Bu zevk değişikliği Warhol’un lehine oldu ve ticari çalışmalarının sanat dünyasında popüler olmasını sağladı. Karakterinde bilerek daha bir saf ruh halini benimsedi ve malzeme olarak popüler kültürün en geleneksel stillerini kullandı. Resimlerin serigrafi baskılara[3] dönüşmesi dergisini yeniden çıkartmasını sağladı.

Warhol’un ilk imgelem koleksiyonu bu teknikten ortaya çıktı. 1962 yılına kadar aşağı yukarı gözlerden uzak çalıştı. Bu noktadan sonra sanatı daha geniş bir kitleye ulaşmaya başlamıştı. Los Angeles’ta ve daha sonra New York’ta açtığı kişisel sergilerle hızla önemli müşteriler kazandı, mimar Philip Johnson ve MoMA’dan Alfred H Barr, Warhol’un resimlerini satın aldı.

Warhol, ünlü Campbell’s Çorba Konserveleri serisini bu sıralarda gösterdi. Her biri Campbell’s Çorba konservesi resminin bulunduğu otuz iki özdeş tuvalden oluşan eser Warhol’un adını taşıyordu. Serigrafi serisine Marilyn Monroe, Elvis Presley, Elizabeth Taylor gibi film yıldızlarını ve gazete kupürlerinden alınan elektrikli sandalye ve araba kazalarının görüntülerini ekledi.

Resimleri etkiliydi çünkü insanların banal anlayışlarıyla oynuyordu. Dizideki her baskı, bir öncekiyle aşağı yukarı aynı olmasına rağmen yine de bir farklılık bulmak için insanı resimleri incelemeye itiyor. Örneğin Marilyn Monroe’nun yüzünü tekrar tekrar çizmek, kitlesel reklamcılığın tüketen halk üzerinde uyguladığı küçük bir görüntü seçiminin tekelini güçlendiriyor.

Marilyn Diptych (1962), Andy Warhol. Tate Galerisi, Londra.

Yukarıdaki resimde, Marilyn Monroe’nun yüzü onlarca kez gösteriliyor. Her yüz bir şekilde kusurlu; bazıları çok koyu baskılanmıştır, diğerleri sanki mürekkep azalmış gibi soluktur. Görüntü daha tanıdık hale geldikçe yüz ifadesi değişmeye başlar; bazen somurtkan bir yüz ifadesi görülürken boyanın inceldiği yerlerde neredeyse yüzünü buruşturuyor gibi görünür. Zihnimiz, portrenin bazı geleneksel özelliklerini ayırt etmek için bu farklılıkları kısmen kendi uydurur ancak bu teknik varyasyonlar, sadece portrelerin ardındaki mekanik süreci vurgular.

Warhol, tekrarlanan görüntünün anlamsızlığını ve izleyiciyi desenin ritmik vuruşlarına çekme gücünü kavradığı için tarzını bu yöne geliştirmişti. Yavaş yavaş önümüzden geçen bir film makarası gibi, teknik çağımızın baş döndürücü çoğalma, kopya üstüne kopya, ürün üstüne ürün, baskı üstüne baskı yeteneğiyle hipnotize olduğumuz için Warhol’un eserleri hâlâ dikkat çekiyor.

Yazar: Christopher P Jones

Kaynak: Medium


Dipnotlar

[1] Saint Vitus’un Dansı, Sydenham’ın koresi (koreo minör) hareket bozukluğu için alternatif bir isimdir. Saint Vitus’un Dansı sarsıntılı, yüzün, ayakların ve ellerin koordine olmayan hareketlerini belirtir.

[2] Yüksek sanat, estetik açıdan en hoş ve zorlu (üretim açısından) sanatları tanımlamak için kullanılan bir terim iken, düşük sanat, zorlayıcı olmayan, estetik açıdan hoş olanı tanımlamak için kullanılır.

[3] Geçmişi çok eskilere uzanan bu sanat dalı, bir seri baskı yapma şeklidir.