Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Andrés Malamud
Kaynak: Andrés Malamud

Andrés Malamud ile Röportaj

Andrés Malamud hem Avrupa hem de Latin Amerika bağlamında bölgesel bütünleşme konusunda ve siyasi kurumların rollerinde uzmanlaşmış bir isim. Lizbon Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisi ve Arjantin, Brezilya, İtalya, Meksika, Portekiz ve İspanya’daki üniversitelerde misafir profesörlük yapıyor. Görev aldığı yerler arasında, Latin Amerika Siyaset Bilimi Birliği’nde (Latin American Political Science Association) icra komitesi üyeliği ve Avrupa Siyasal Çalışmalar Konsorsiyumu’nda ( European Consortium for Political Research) temsilcilik var. Andrés, Latin American Politics and Society, Journal of European Integration (Latin Amerika Siyaset ve Toplumu, Avrupa Entegrasyonu Dergisi) ve Journal of Iberian and Latin American Research (İber ve Latin Amerika Araştırmaları Dergisi) gibi çeşitli dergilere katkı sağladı. Son yazısı “Latin Amerika ve Dünya: Bağımlılık, Ayrışma, Dağılım” Inter-American Dialogue tarafından basıldı. Malamud televizyon medyasına sık sık siyasi analizler sunuyor. European University Institute’dan (Avrupa Üniversitesi Enstitüsü) doktorası bulunuyor.

Alanınızda en ilgi çekici araştırmaları ve tartışmaları nerede görüyorsunuz?

Alanımın karşılaştırmalı bölgesel bütünleşme olduğunu varsayarsak, en sıcak gündemin farklılaştırılmış çözülme ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Brexit kördüğümü ve UNASUR (Güney Amerika Ulusları Birliği) gibi Latin Amerika organizasyonlarının dağılması tuhaflık değil, bölgesel çözülme adını verdiğimiz daha geniş çaplı bir kavramın örneğidir. Kilit araştırma sorusunu şöyle dile getireyim: çözülme tersine bütünleşme midir yoksa iki farklı olgu mudur? Nasıl olursa olsun, bundan sonra şu soru ortaya çıkar: otorite seviyesi, politika odağı ve bir organizasyon üyeliği ters yönlerde gelişim gösterebilir mi? Bir başka deyişle, bütünleşmeyi ve çözülmeyi çelişkili ve karşıt değil de birbirlerine bağlı ve beraber var olan bir ikili olarak düşünebilir miyiz? Bir diğer soru olarak bütünleşme ve çözülme, değişen küresel yönetime nasıl bağlantılı? Bütünleşmeyi tersine çevirme konusunda ilgimi çeken ilk bilim insanı, yeni işlevselciliğin öncüsü Philippe Schmitter olmuştu. Geçtiğimiz yıllarda mesele gelişmiş olsa da hala olgunluğa ermedi.

Dünyayı kavrayış şekliniz zaman içinde nasıl bir değişim gösterdi? Düşünce sisteminizdeki en önemli değişiklikler ne (veya kim) sayesinde oldu?

Bir ara dünyanın bölgeselleştiğini düşünmüştüm. Uluslarüstülüğün Avrupa dışında kök salamaması, Avrupa Birliği’ndeki üç kriz (Brexit, göç ve Eurozone) ile birleşince boyut ve politika kavramlarını yeniden düşünmemi sağladı. Bu gayret esnasında bana yardımcı olan yazarlar (isteksiz de olsalar) başta Robert Dahl olmak üzere Alberto Alesina, Enrico Spolaore ve Josep Colomer idi. Çalışmalarındaki en önemli çıkarım büyük ve küçüğün simetrik olmadığıydı: büyümeyi hızlandıran faktörler (bütünleşme), daralmayı getirenlerle (kırılma veya çözülme) aynı değillerdi. Böylece sadece bölgesel bütünleşmenin kaçınılmazlığını değil, aynı zamanda dünyayı anlamlandırabilmek için simetrinin uygunluğunu da sorguladım.

Latin Amerika’yı tanımlarken, “devletler bir mahalleyi paylaştıklarını kabul ediyorlar, bir evi değil. Ön bahçenin çimlerini biçmek için birlikte çalışabilirler ancak aynı kirayı paylaşmayacaklardır.” analojisini kullanmıştınız. Latin Amerika’da olmayan bölgeciliğe eğilimi işaret eden ön koşullar nelerdir?

Ortak bir kimlik olarak tanımlanan bölgecilik fikri, Latin Amerika tarihi boyunca mevcuttu, ancak paylaşılan egemenlik fikri olan görülen bütünleşme değildi. Devlet büyükleri bir araya gelme, başkanlıklar arası dayanışma ilişkilerini güçlendirme ve bölgesel kaynakları iç çıkara yönlendirme fırsatlarını aradılar. Fakat, kongreler ve kabineler gibi yerel kurumlarla yetkinliklerini paylaşmak konusunda isteksiz kaldıkları gibi, akranları ile egemenliği paylaşma konusunda da isteksiz kaldılar. Liberaller ve yeni işlevselciler için, bütünleşmede başarısızlığın temel sebebi bölgesel karşılıklı bağımlılık seviyesinin düşük olmasıydı, bu da bölgesel koordinasyonu önemsiz kıldı. Realistler için bütünleşmedeki başarısızlık bir açıklama gerektirmiyor. Yapısalcılar için ise, parçalanma, kimlik kazandıran aktivizm ile çözülebilir. Denemeye devam edebilirler.

Latin Amerika ülkelerinin bireysel istikrarının Çin’in ve ABD’nin eylemleriyle belirlenen emtia fiyatları ve faiz oranlarına bağlı olduğunu iddia etmiştiniz. Latin Amerika’yı bu dış etkenlerden koruyacak bir önlem olarak bölgesel bütünlükte bir yükseliş bekliyor musunuz?

Başkanlık için yeniden seçime gidilmesi ihtimali emtia fiyatları ve faiz oranlarına bağlı fakat bu tüm Latin Amerika bölgesinden çok, Güney Amerika için geçerli. Bu önermeyi geliştiren siyaset bilimciler Daniela Campello ve Cesar Zucco’dur. Tartışmaya açık, ancak, siyasi istikrar da aynı zamanda aynı iki değişken tarafından etkilenmektedir. Bu etkenlerin bölgesel bütünlüğü teşvik etmesini beklemiyorum. Aksine, bölgesel karşılıklı bağımlığa zarar veren ayrılıkçı bir etki uyguluyor. Bu nedenle de bütünleşme için teşvikleri azaltmaktadır. Çoğu Latin Amerika ülkesi karakteristik olarak komşularına olduğundan çok bölge dışı güçlere daha bağımlı ve Çin’in yükselişi de bu modeli değiştirecek gibi durmuyor.

Büyük bir askeri güç olma niyeti olmayan ve bölgeyi ne önemli bir tehdit olarak ne de bir kazanç kapısı olarak gören Brezilya’nın, bölgesel güvenlik yönetimine yatırımda bulunmayacağını savunmuştunuz. Başkan Bolsonaro’nun iktidarında sizce bu değerlendirme hâlâ geçerli olacak mı?

Bolsonaro yönetimindeki Brezilya ordusu ve askeri personel dış kaygılardan çok iç kaygılarla mücadele ediyor. Brezilya herhangi bir stratejik tehditle karşılaşırsa, bu tehditler dışarıdan gelmeyecek. Kentsel suç, zayıf altyapı ve yetersiz devlet fonlaması gibi iç zayıflıklardan kaynaklanacak. Uluslararası arenadaki statü iddiaları, Başkan Lula’nın görevden 2011 yılında ayrılmasından bu yana yavaş yavaş sıfır seviyesine indi. Brezilya haricinde bölgeye önemli bir ölçekte kamu malı sağlayan tek ülke Meksika. Meksika’nın diğer Latin Amerika ülkelerine olan coğrafi uzaklığı ve ABD’ye olan yakınlığı sebebiyle, Meksika askeri bir güç veya güvenlik sağlayıcısı değildir ve olmayacaktır da.  Bölgedeki güçler ne varlıklı ne de komşularına karşı çekinceleri var. Bölgesel güvenliğe yatırım teşvikleri, geleneksel tehditlerden ziyade yasadışı insan ticareti veya gerilla hareketleri gibi bölgeselleşmiş tehditlerin ortaya çıkmasıyla körüklenebilir.

Narkotiklere güvenlik meselesinden ziyade bir kamu sağlığı endişesi ile yaklaşan Latin Amerika, bu çerçevede ABD’den çok AB ile uyuşuyor. Narkotik politikası hususunda Latin Amerika’nın küresel gündem belirleyicisi olma düşüncesi ne kadar gerçekçi?

Bu düşüncenin ne kadar gerçekçi olduğuna dair yorum yapamam çünkü bu konu siyasi yeterliliğe ve politikada yeniliğe bağlı ki bu iki olgu da bölgede eksik. Ancak Latin Amerika’nın uyuşturucu meselesinde küresel gündem belirleyicisi olma ihtimali var çünkü aynı zamanda dünyanın en büyük uyuşturucu üreticisi de. Kısaca, altyapı uygun fakat daha fazla kuruluş gerekli. 2011 yılında kurulan ve ilk başkanlığını Brezilyalı Fernando Henrique Cardoso’nun yapmış olduğu Uyuşturucu Politikası Küresel Komisyonu (Global Commission on Drug Policy), şu ana kadar verimsiz olsa da ümit vaat eden bir adımdı. Birçok ABD eyaleti esrar tüketimini ve üretimini yasallaştırdığı için, politika değişikliğine gidilmeden küçük adımlar atılabilir. Büyük çaptaki değişikliklerde, muhtemelen, ABD’den yaptırım tehdidiyle karşılaşılacaktır.

Güney Ortak Pazarı (MERCOSUR) ve Güney Amerika Ulusları Birliği (UNASUR) gibi Güney Amerika’daki hükümetlerarası organizasyonlar kısıtlı bütçeye sahipler. Genel merkezlerin para kaynağı ev sahibi ülke tarafından karşılanıyor ve üye ülkeler de kendi seyahat masraflarını kendileri karşılıyor. Avrupa’nın derin bütünleşmesine kuşkuyla yaklaşanlar, bu bahsedilen bölgesel iş birliğinin sığ biçimlerine olumlu örnek olarak bakıyorlar mı?

UNASUR’un görevi bölgeye bütünleşme getirmek değil, hükümetlerarası iş birliğini sağlamaktı ki çoğu üye de organizasyonu bıraktı. Tersine, MERCOSUR ise vaat ve antlaşmalardan yoksun kalsa da isminden anlaşılabileceği üzere bütünleşme ile ilgilidir. Avrupa Birliği ile henüz imzalanmamış ve onay garantisi de olmayan 2019 anlaşması, iç gelişmeleri kolaylaştırabilir fakat daha derin bir bütünleşmenin veya uluslarüstü yönetimin yakın zamanlarda oluşması beklenmiyor. Avrupa Birliğini eleştirenler tarafından derin AB bütünleşmesi için alternatif bir model olarak Latin Amerika’nın sığ bölgecilik biçimlerini öne sürenler hakkında ise bir kanıtım yok. Dahası, Matteo Salvini ve Jair Bolsonaro’da olduğu gibi, milliyetçi liderlerin arasındaki yakın ilişki bütünleşme meseleleri ile ilgili değildi.

Uluslararası ilişkiler veya bölgesel bütünleşmeye ilgi duyanlar için hangi tavsiyeleri verebilirsiniz?

Juan Linz ve Guillermo O’Donnell gibi demokratik dönüşüm alanını oluşturan en değerli bilginlerin birçoğu, demokrasinin tam tersi, yani otoriterizm konusunda uzman olmuşlardı. Umutlu kalsalar da istekleri veya normatif tercihleri ​​tarafından kör edilmediler. Benzer bir şekilde, bütünleşmeyi anlamak ve hatta desteklemek için, bilginler hem kuramsal hem tarihsel açıdan çözülmeyi ve kırılmayı araştırmalı. Kısaca, siyasetin zıt eksenlere yönelebileceğinin ve tersinirliğin her zaman gelişimi yansıtmayacağının, gelişimin aynı zamanda farklı kaynaklardan ve asimetrik yollardan da elde edilebileceğin farkında olmamız lazım.

Kaynak: E-International Relations

*Eğer çevirimizi beğendiysen ve “Ben de böyle çeviriler yapmak istiyorum!” diyorsan seni buraya alalım.