Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Pergamon Antik Kenti, Athena Tapınağı Propylonu (Hürriyet'ten alınmıştır.)

Anadolu’dan Avrupa’ya Kaçırılan 9 Tarihi Eser

Anadolu toprakları, dünya tarihinde karşımıza çıkan birçok medeniyete ev sahipliği yapmış tarihsel anlamda dünyanın en zengin topraklarından bir tanesidir. Böylesine zengin bir bölge üzerine hakimiyet kuran Osmanlı Devleti ve ardılı Türkiye Cumhuriyeti dünya mirası olarak nitelendirilebilecek bu eserlere ne ölçüde sahip çıkmış-çıkmaktadır?

İşte bu sorunun cevabı son derece üzücüdür, gerek Osmanlı gerek Cumhuriyet döneminde yapılan uygulamalar ve tarihi eserlere bakış açısı son derece ‘ilkel’ ve çağ dışı nitelikler taşımaktadır. Aslına bakılırsa Osmanlı Devleti’nin son dönemi (Osman Hamdi Bey’in çabaları) ve Cumhuriyetin ilk döneminden itibaren belli bir bilinçlenme söz konusu olsa da, toplumumuzun ne ölçüde bilinç sahibi olduğu ciddi bir tartışma konusudur.

Bu şartlar altında aşağıda sıralanacak olan eserlerin ülkemizden padişah izni ile veya kaçak bir şekilde çıkarılması üzücü olduğu kadar acaba kaçırılmasaydı tahrip edilip yok edilir miydi sorusunu da düşündürmekte.

Listemiz Anadolu’dan kaçırılan eserlerden oluşmaktadır. (Bir tanesi hariç İştar Kapısı, Irak)  İştar Kapısı her ne kadar Mezopotamya’da yer alsa da tarihsel ve coğrafi olarak düşünüldüğü zaman birbirinden ayrılmalarının imkansız olması gerekçesiyle listede kendisine yer bulmuştur.

1- Bergama (Pergamon) Antik Kenti, Zeus Sunağı, Berlin Bergama Müzesi  (Almanya)

(Wikipedia'dan alınmıştır.)
Bergama Zeus Sunağı (Wikipedia’dan alınmıştır.)

Günümüzde İzmir’in Bergama ilçesinde yer alan Pergamon Antik Kenti, MÖ 7, 6 ve 5. yüzyıla işaret etmektedir.[1] Kentin daha sonraları Pergamon Krallığı’na başkentlik yaptığını biliyoruz. MÖ 283 yılında Philetairos’un krallığı kurması ile 150 yıllık istikrarlı bir süreç yaşayan kent, MÖ 133 tarihinde III. Attalos’un tartışmalı vasiyeti üzerine Roma hakimiyetine girer. MS 8. yüzyıldan itibaren Arap akınlarına maruz kalan kent 14. yüzyıl başlarında Menteşe Beyliği hakimiyetine sonrasında 1345 yılında Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına dâhil olur böylelikle kentte Türk hakimiyeti başlamış olur.

Oldukça zengin bir mimariye sahip kentin kütüphanesinde yer alan 200 bin ciltlik eser, Pergamon Kütüphanesini antik dünyanın en önemli kütüphanelerinden bir tanesi yapmaktaydı.

Eski kentin kalıntıları 1870’li yıllarda Alman mühendis Carl Humann tarafından bulunur ve Pergamon’da ilk resmi kazı çalışmaları 1878 tarihinde yapılmaya başlanır. (Kaçak kazıların 1865-1871 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.) 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesine alınan kent, 2014 yılında Dünya Mirası olarak tescil edilmiştir.

Bergama Zeus Sunağı, 12 metre yüksekliğe ve 35 metre genişliğe sahip görkemli bir yapıdır. Sunağın temelleri hala ana vatanı olan Bergama’da yer almakta geri kalan tüm üst yapı Carl Humann tarafından kaçırıldığı Berlin Pergamon Müzesi’nde sergilenmektedir. Her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilen bu eşsiz eserin o dönem kaçırıldığı zaman hiçbir şekilde önemsenmemesi son derece üzücü bir durumdur.

Asıl mesleği mühendislik olan Carl Humann, Anadolu’da yer alan uygarlıklar hakkında fazlasıyla bilgi sahibidir ve Bergama bölgesinde büyük bir tapınak olduğunun bilincindedir. Akropol alanında yaptığı kazılar sonucu bulduğu tarihi eserleri 1865-1871 yılında gizlice Berlin’e gönderen Humann, Prusya Müzeler Müdürü ile kazıların başlangıcından itibaren iletişim halindedir. Müdürün önerisi ile hiçbir resmi kurum ve görevliden izin almadan Zeus Sunağı’nın olduğu düşünülen bölgede kazılarına devam eder ve Zeus Sunağı’nı ortaya çıkarır.

Humann'ın mezarı
Humann’ın Mezarı (sahindogan.com’dan alınmıştır.)

Devamında ise bu eşsiz eseri kağnılar vasıtasıyla Dikili Sahiline taşıyarak oradan gemi vasıtasıyla Almanya’ya göndermeye girişir. Ancak bölge halkı tarafından normal karşılanmayan bu girişim İstanbul’a haber gönderilmesine neden olur. İstanbul yönetimi olayın incelenmesi adına bölgeye bir Paşa beraberinde heyet gönderilir. Söz konusu heyet, halkı yatıştırmak adına taşınanların hazine değil taş olduğu ifade eder. Bu şartlar altında belki de köylülerin sandıkları hazineden çok daha değerli olan bu yapı Almanya’ya kaçırılmış olur.

 

Zeus Sunağı’nı anavatanından kaçıran Carl Human, yasadışı yaptığı bu işin ortaya çıkmasından korktuğu için 1878’de Osmanlı yetkililerine kazı izni için başvuruda bulunur. Osmanlı Devleti ile içeriği bilinmeyen bir anlaşma yapılır. Bugün Almanlar, bu anlaşmaya dayanarak Zeus Sunağı’nı geri vermeye yanaşmamaktadırlar. Ancak yapılan anlaşmayı da göstermemektedirler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu anlaşma yapılmadan önce Zeus Sunağı, Almanya’ya götürülmüştür. İlginç bir not ise Zeus Sunağı’nı anavatanından koparan Carl Human’ın mezarı Bergama’da Zeus Sunağı’nın gerçek yerinin eteklerindedir.

1896 yılında İzmir’de hayatını kaybeden Carl Humann, Konak’ta yer alan Katolik mezarlığına defnedilmiş. İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın ilk başbakanı olan Konrad Adenauer, 18 Mart 1954 yılında Ankara’yı ziyaret ettiğinde Başbakan Adnan Menderes’ten Humann’ın kemiklerinin Bergama Sunağı yanına gömülmesini rica eder ve 21 Mart 1954 tarihinde bu rica yerine getirilir. Böylelikle ortaya ilginç bir tezat çıkmış oldu. Zeus Sunağı’nı anavatanından kopararak kaçıran Humann, kaçırdığı eserin bulunduğu yerde yatmaktadır.

 2- Pergamon Antik Kenti, Athena Tapınağı Propylonu, Berlin Bergama Müzesi (Almanya)

Bergama Antik Kentinden kaçırılan bir başka eser ise II. Eumenes dönemine ait olan (M.Ö 197-159) Pergamon Athena Tapınağı Propylon girişidir. Yine bu eser de Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir.

Pergamon Antik Kenti, Athena Tapınağı Propylonu (Hürriyet’ten alınmıştır.)

Pergamon’daki Akropolis’te yer alan Athena Tapınağı’nın propylon yapısı iki kattan oluşmakta ve zemininde 4 adet Dor sütunu bulundurmaktadır. Eserin Eumenes tarafından Athena Nikephoros’a ithaf edildiğine dair bir yazıt ve üst katında ise yine 4 adet İon sütünu yer almaktadır.

Bergama Athena Tapınağı Propylonu Girişi Kartpostal (SALT Araştırma’dan alınmıştır.)

3- Milet Antik Kenti, Agora Kapısı, Berlin Bergama Müzesi (Almanya)

Günümüzde Aydın’ın Didim ilçesi sınırları içerinde yer alan Milet Antik Kenti, antik dönemde deniz kenarında bir kent iken günümüzde Büyük Menderes tarafından taşınan alüvyonlar nedeniyle denizden 10 km içeride yer almaktadır.

Miletos Agora Kapısı,Bergama Müzesi, Berlin (Wikipedia’dan alınmıştır.)

Milet Antik Kentinin kurulduğu bölge üzerinde en erken yerleşimler MÖ 3500-3000 yıllarına (Cilalı Taş Devri) dayanmaktadır. Miletos’ta Bronz Çağına ait kalıntılar ise Girit’te yer alan Minos uygarlığına ait MÖ 1900’lı yıllara dayanan eserler yer almakta. Antik Miletos şehrinin keşfine dair efsane incelendiği zaman şehrin ilk yaşayanların Girit üzerinden geldiği ifade edilmektedir.

Milet Antik Tiyatro (Muze.gov.tr’den alınmıştır.)

Strabon, Geographika isimli eserinde Miletos hakkında şu ifadeleri kullanır: ”Miletos önce Kretalılar tarafından denizden içerde, eski zamanların Miletos’unun bulunduğu yerde kurulmuş ve tahkim edilmiştir… Bu kentin başarıları sayısızdır; fakat en büyüğü kurmuş olduğu kolonilerin çokluğudur.”[2]

Milet Antik Tiyatro (muze.gov.tr’den alınmıştır.)Milet Antik Kenti aynı zamanda yetiştirdiği ünlü simalar ile de tanınmaktadır. Thales’in öğrencisi olan Anaksimandros ve Anaksimandros’un öğrencileri Anaksimenes ile Hekataios Miletlidir.

Yirminci yüzyıl başlarında, Alman arkeolog Theodor Wiegand yönetimindeki Alman arkeolojik araştırmaları ve kazıları sonrası Milet Güney Agorası içerisinde yer alan Pazar Kapısı taş taş parçalara ayrılarak numaralandırılmış ve Almanya’ya taşınmıştır. Sonrasında orada bir araya getirilen parçalar, günümüzde Berlin Bergama Müzesinde sergilenen yapı olarak ortaya çıkmıştır.

Alman arkeolog Theodor Wiegand, 1903 yılında yapıyı tespit ederek dönemin Alman Kralı II. Wilhelm’e sunuyor. 1907-1908 yıllarında ise yukarıda bahsi geçen yöntemle 750 tonluk yapı, Almanya’ya taşınıyor.

 

4- İştar Kapısı, Yeni Babil İmparatorluğu, Bergama Müzesi (Almanya)

Berlin’de Müzeler Adası olarak adlandırılan ve beş müzenin içerisinde bulunan Bergama Müzesi’nde sergilenen bir başka Mezopotamya’dan kaçırılan eser İştar Kapısıdır. Yeni Babil İmparatoru Nebukadnezar tarafından savaş ve aşk tanrısı İştar (İnanna) adına yaptırılan kapı kentin giriş kapısı olarak karşımıza çıkmakta. Günümüzde Irak sınırları içerisinde yer almakta olan Babil şehrinin surlarında bölgeden kaçırılan eser şehrin ve krallığın en önemli simgelerinden bir tanesiydi.

İştar Kapısı (Wikipedia’dan alınmıştır.)

Bölgedeki ilk kazılar 1899 yılında Alman arkeologlar tarafından başlamıştı. Kazıların başladığı yıl göz önüne alındığı zaman kentin ve İştar Kapısının durumu fiziken oldukça iyi durumdaydı. Kapının bulunduğu yıl ise kazıların başladığı tarihten 3 yıl sonrasına denk gelmektedir, 1902 yılında İştar Kapısı bulunmuş oldu. I. Dünya Savaşı’nın başlaması sonrasında kazılara ara verilmesi gerekti. I. Dünya Savaşı’nın bitmesi sonrası Osmanlı Devleti’nin fiili olarak yıkılma sürecinde olmasından dolayı bölgeye hakim olan İngilizlerle anlaşma yapan Almanlar kapının kalıntılarının bir kısmını bu anlaşma vasıtasıyla Berlin’e taşıdılar.

5-Ksanthos (Xanthos) Antik Kenti, Payava Lahdi, Nereidler Anıtı ve Harpy Anıtı Rölyefleri, Londra British Museum (İngiltere)

Nereidler Anıtı (British Museum’dan alınmıştır.)

Antik dönemde Likya’ya başkentlik yapmış olan Ksantos kentine ait en eski kalıntılar MÖ 8. yüzyıla kadar tarihlenmektedir. Günümüze ulaşan eserler arasında kaya mezarları, lahit mezarları ve Likya kültürüne özgü dikili mezar taşları da bulunmaktadır.

 

Harpy ve Likya Lahidi (Pinterest’en alınmıştır.)

1840’lı yıllarda bölgede kazılar yapan İngiliz arkeolog Charles Fellows bu kentten üç önemli eseri ve beraberinde pek çok eseri British Museum’a götürdü. Bu eserler: Nereidler Anıtı, Harpy Anıtı Rölyefleri ve Payava Lahdi’dir.

Harpy Anıtı Rölyefleri (Wikipedia’dan alınmıştır.)

 

 

Nereidler Anıtı, Harpy Anıtı Rölyefleri ve Payava Lahdi, 1841 yılında Charles Fellows tarafından İngiltere’ye kaçırılmıştır.

Payava Lahdi (British Museum’dan alınmıştır.)

6- Truva Antik Kenti,  Priamos Hazinesi, Puşkin Müzesi (Rusya)

Priamos Hazinesinin Bir Bölümü (Hürriyet’ten alınmıştır.)

Truva Antik Kenti dendiği zaman ilk akla gelen Homeros’un İlyada destanına konu olan Truva Savaşı’dır. Antik dönemde Kaz Dağı (İda) eteklerinde kurulduğu bilinen kent,  günümüzde Çanakkale il sınırları içerisinde yer almaktadır. Yer aldığı bölge Hisarcık olarak adlandırılmaktadır.

Homeros’un destanına konu olmasından dolayı kentin yerini tespit etmek için ilk çalışmalar 1822 yılında, İskoç Charles Maclaren tarafından yapılmıştır. Sonrasında bölgede bir höyüğün olabileceğini tespit eden İngiliz Frank Calvert tarafından 1863-1865 yılları arasında kazılar yapılmıştır.

 

Büyük Diadem (Wikipedia’dan alınmıştır.)

Sonrasında ise gerçek mesleği tüccarlık olan Heinrich Schliemann tarafından Hisarcık bölgesinde ilk geniş kazılar yapılmıştır. Osmanlı Devleti’nden alınan kazı izni ile 1870 yılında başlayan sondaj çalışmalarının tamamlanması sonucunda 1871-1874 yılları arasında ilk grup kazı çalışmaları yapılmış ve belli aralıklarla 1890 yılına kadar bu kazılar devam etmiştir. Kazıların devam ettiği süreçte Schliemann tarafından bulunan Priamos Hazineleri yine kendisi tarafından yurtdışına kaçırılmıştır. Priamos Hazinesi’nin bulunduğu tarih 1873’tür.

Üzerinde durulması gereken bir başka nokta arkeolojik bir geçmişi olmayan Schliemann’ın yaptığı kazıları maddi beklentiler amacıyla yaptığı için tarihi eserlere verdiği tahribattır.

Schliemann’ın yurtdışına kaçırdığı Priamos Hazinesi ölümünden önce Berlin Ulusal Müzesine bağışlandı. II. Dünya Savaşı sonrası Berlin yağması sırasında Ruslar tarafından ele geçirilerek Moskova’da bulunan Puşkin Müzesinde sergilenmeye başladı.

Tüccar olmasına rağmen Schliemann, Priamos Hazinesi’nden sonra 1876 yılında Mikonoslular dönemine tarihlenen Kral Agamemnon’un maskesini Miken Antik Kentinde yaptığı kazılar sonrasında bulmuştur. Kral Agememnon, Truva Savaşı’nın kahramanları arasında yer almaktadır. Maske, kralı tasvir etmektedir ve altından yapılmıştır.

Schliemann’ın antik döneme ait kentleri zorlanmadan tespit etmesi, hazine veya değerli eşyalarına ulaşmasının arkasında kuşkusuz dil öğrenme becerisi yatmaktadır. Zira bilmediği bir dili altı haftada konuşacak ve yazacak seviyede öğrenebilen Schliemann’ın bildiği dilleri sıralamak gerekirse: Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, İngilizce, Felemenkçe, Lehçe, İsveççe ve Rusça sayılabilir. 1856 yılında ölü dillerle ilgilenmeye başlayan Schliemann eski ve yeni Yunancayı çok kısa sürede öğrenir. Sonrasında Latince’yi öğrenip 1858’de çıktığı bir Akdeniz yolculuğu sonrası Mısır’da kalarak burada Arapça’yı öğrendiği diller arasına dâhil eder.

7-Knidos Antik Kenti, Knidos Aslanı, Londra Bristish Museum (İngiltere)

Günümüzde Muğla’nın Datça ilçesinde bulunan Knidos Antik Kenti, antik dönemde bilim, mimarlık ve sanatta fazlasıyla ilerleme kaydetmiş bir kentti. Dünyanın yedi harikasından bir tanesi olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, Knidos’ta hayatını sürdürmüştür. Aynı zamanda döneminin ikinci en büyük tıp okulu da Knidos’ta kurulmuştur.

Strabon, Knidos kentinin çifte limana sahip olduğundan ve mendirekler ile bağlantılı bir adadan söz eder. Bu nedenle şehrin çifte kent olarak ifade edilebileceğini belirtir.[3]

Knidos hakkında söylenebilecek bir başka şey ise tarihin ilk çıplak kadın heykelinin burada yapılmış olmasıdır. Zira o zamana kadar Tanrı heykelleri çıplak yapılırken, Tanrıça heykelleri sadece gerdan ve bir göğüs açık olurdu, bu nedenle dünya üzerindeki ilk çıplak Tanrıça heykeli Knidos Afroditi’dir. Söz konusu bu heykel bulunamamıştır ancak kaidesi yerinde durmaktadır.

Kentin kuşkusuz en önemli eseri, İngiltere’ye kaçırılan Knidos Aslanı’dır. Kentin sembolü olan bu aslan günümüzde British Museum’da sergilenmektedir. 1858-1859 yıllarında

İngiliz arkeolog Sir Charles Thomas Newton tarafından bulunan ve İngiltere’ye kaçırılan Knidos Aslanı hakkında iadesi konusunda çalışmalar yapılmış olsa da başarı sağlanamamıştır.

Knidos Aslanı’nın yer aldığı mezar ise günümüzde yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

eser

8-Aphrodisias Antik Kenti, İhtiyar Balıkçı Heykeli Gövdesi, Berlin Bergama Müzesi  (Almanya)

İsmi Tanrıça Afrodit’e adanmasından dolayı Afrodisias olan kent günümüzde Aydın ilimizin Karacasu ilçesinin sınırları içinde yer almaktadır. Afrodisias Kenti MÖ 5. yüzyılda kurulmuştur.

Şehrin bulunuş hikâyesi oldukça ilginçtir. Ara Güler tarafından 1958 yılında tesadüfen bulunmuştur.

Aydın’ın Geyre beldesinde bir baraj açılışı için bölgeye gazeteci olarak giden ve dönüşte yolunu kaybeden Ara Güler, bir köyden geçerken köylülerin tarihle iç içe yaşadığını görür. Köyde yaşayan insanlar tarafından Roma sütunları ve mimari parçalar hala kullanılmaktadır. Köyde yer alan her türlü mimari yapı, Roma dönemi eserlerini de barındırmaktadır. Tarihi lahitler bile üzüm şırası süzmek için kullanılmaktadır ve köyün her yeri tarihi eserlerle doludur.

Ara Güler, şaşkınlık içinde bu güzelliklere baktıktan sonra köyün çeşitli yerlerinden onlarca fotoğraf çeker ve İstanbul’a döndükten sonra bu bölgeyi araştırmaya başlar. Fakat hiçbir bilgiye ulaşamaz. Kimsenin buradan haberi olmadığını fark eden Güler, çektiği fotoğrafları çeşitli kuruluşlara gönderir fakat beklediği ilgiyi bulamaz. En sonunda fotoğrafları Times’a gönderir. Times fotoğrafların renkli olanlarını çekmesini ister ve Ara Güler tekrar aynı köye giderek renkli fotoğraflar çeker. Bu yolla dünya basınına dağıtılan fotoğraflar bir anda büyük yankı uyandırır. Amerika’dan gelen arkeologlar Geyre’de araştırma yapmaya başladıklarında burasının Roma İmparatorluğu’na ait, tarihi MÖ. 500’li yıllara dayanan ve ismini tanrıça Afrodit’ten alan Aphrodisias Antik Kenti olduğunu anlarlar. Prof. Dr. Kenan T. Erim Aphrodisias’a gelip hayran olduktan sonra, 1961’de Aphrodisias’ı kazmaya başlar.

Ancak Ara Güler tarafından keşfedilme tarihinden yaklaşık yarım asır önce yani 1904 yılında Paul Gaudin adlı arkeolog tarafından bölgede yapılan kaçak kazılar esnasında Hadrian Hamamı’nın olduğu yerde bulunan İhtiyar Balıkçı Heykeli’nin gövdesi yurt dışına kaçırılarak satılmıştır. Heykelin geriye kalan kısmı 1989 yılında Afrodisias Antik Kenti kazılarını yöneten Prof. Dr. Kenan Erim tarafından Güney Agora Havuzu’nda bulunarak koruma altına alınmıştır. 1991 yılından itibaren İhtiyar Balıkçı Heykeli’nin halen sergilendiği Almanya’dan geri getirilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Tüm bu çalışmalara rağmen İhtiyar Balıkçı Heykelinin gövdesi hala anavatanında değildir. 20. yüzyılın başlarında kaçırılan eser halen Berlin Bergama Müzesinde sergilenmektedir.

9- Milet Antik Kenti, Traianus Tapınağı Ön Cephesi, Berlin Bergama (Pergamon) Müzesi (Almanya)

Milet Antik Kenti hakkında yazımızın başlarında detaylı bilgi verildiği için sadece kaçırılan eser üzerinde duracağım.

Oldukça görkemli bir yapı olan Traianus Tapınağı’nın ön cephesi, 1903 yılında Milet’te kazı çalışmaları yapan Alman T. Wiegand ve H. Knackfuss tarafından parçalara ayrılarak Almanya’ya taşınmıştır. Tabi sadece bununla kalınmamış ve aynı dönemde devam eden kazılar esnasında Milet Antik Kenti meclis binası önünde yer almakta olan üç yüze sahip mermer anıt da bu eserler ile birlikte kaçırılmıştır. Söz konusu bu eserler halen Berlin Bergama Müzesinde sergilenmektedir.

 

 


Kaynakça

Dipnotlar

[1] Bergama Akrapol Örenyeri, ”Pergamon Akropolü” https://muze.gov.tr/muze-detay?DistId=AKR&SectionId=AKR01 (E.T. 09.05.2020)

[2] Strabon, Geographika, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 8. baskı, 2015, s.187

[3] Strabon, Geographika, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 8. baskı, 2015, s.228-229