Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Avrupa Tarihi / AMERİKAN AYDINLANMASI

AMERİKAN AYDINLANMASI

GİRİŞ

On sekizinci yüzyılın hakim düşünce sistemi olarak aydınlanma felsefesi üzerine hazırlanmış pek çok yerli ve yabancı çalışmayı kolayca bulabilir; sebeplerini, sonuçlarını, kuramcılarını, eleştirilerini ve saire Batı’nın aydınlanma ruhunu pek ala tahlil edebilirsiniz. Göreceksiniz ki çalışmaların ekserisinde aydınlanma fenomenine Avrupa perspektifinden yaklaşılmış olup, odak nokta olarak bilhassa da dönemin Fransız siyasal ortamı seçilmiştir. Amerikan aydınlanması ise bilhassa ülkemizde göze batacak şekilde gölgede kalmıştır. Bu duruma sebebiyet veren birçok madde sunulabilir; ancak hiçbiri Amerikan aydınlanmasını önemsizleştirmemelidir. Zira aydınlanma düşüncesini belki eski dünya formüle etmiştir; ancak en başarılı şekilde pratiğe döküldüğü coğrafya yeni dünya olmuştur. (Commager;1977;xi)

Amerikan aydınlanması çalışmaya başlamadan önce Avrupa’daki aydınlanma felsefesini yeterince irdelemeli ve bu çalışmalardaki aydınlanmaya yaklaşım biçimini iyi analiz etmeliyiz. Daha sonra Avrupa aydınlanmasının öğretilerini 18. yy Amerikan toplumu üzerinde tetkik edebilir ve aydınlanmanın pratiğini gözlemleyebiliriz.  Okuyacağınız yazı Amerikan aydınlanmasını açıklamak adına başat olarak Tocqueville’nin Amerika’da Demokrasi eserinde tasvir edilen toplum yapısını baz almış ve 18. yüzyıla kadarki Amerikan tarihine ve meşhur siyasal metinlerine tıpkı Avrupa aydınlanmasını açıklayan çalışmalarda olduğu üzere din, siyaset, kültür ve bilim perspektifinden yaklaşmıştır. Bu metodoloji ile ulaşılan sonuçlar da yerli ve yabancı makalelerdeki önermelerle sınanmıştır. Umarım bir bütün halinde Aydınlanma başlığımız kaliteyi yakalar.

A)AYDINLANMA TOPLUMUNA GİDEN SÜREÇ

Sosyal bilimlere ait tüm olgularda olduğu gibi incelenen olgunun öncesine de bakılmalıdır. 18 yy. Amerikan aydınlanmasına başlamadan önce aydınlanma toplumuna giden tarihi süreci incelenmekte fayda var. Uzun uzadıya Amerikan tarihine girmek yerine ana konudan uzaklaşmadan toplumsal yapının oluşumunda etkili olan hadiselerden bahsetmekle yetineceğim. Yeni keşfedilmiş olan bu topraklara Avrupa’dan yaşanan göçlerle şekillenen Amerikan toplumu, Tocqueville’nin ifadesiyle tabii ve sakin büyüme seyrinin gözlemlenebildiği, ayrıca devletin geleceğinin menşei tarafından nasıl şekillendirildiğinin açıkça görülebildiği tek ülkedir.(1994;32) Zira görece olarak geçmişi o kadar yakındır ki hiçbir bilgi ve kaynak zamana yenik düşüp kaybolmamıştır.

Yeni kıtanın keşfi 1493 olarak bilinir. 16. yy boyunca kaşif denizciler tarafından koloniler kurulmaktaydı; ancak kayda değer ilk göç hareketleri 17. yy itibariye başlamıştır. Daha 16. yy.’da koloniler kuran Fransa ve İspanya’ya nazaran İngilizlerin yeni kıtaya olan ilgisi daha sonraları başlamış ise de Britanya’dan yapılan yoğun göçler sonucu demografik yapıda öncelik İngiliz nüfusa geçmiş ve 13 İngiliz kolonisi olarak Amerika’nın geleceğini de onlar tayin etmiştir. Bu sebeple İngiltere’den yapılan göç hareketlerine odaklanıyoruz. İlk kayda değer göç hareketi 1602 yılında Hampton Roads’a(*) gelen gemilerle başlamıştır. Sayıları çok olmamakla birlikte ilk göçmenler bekar, maceraperest, eğitimsiz servet avcılarıydı. 1620 yılına gelindiğinde ise meşhur Mayflower gemisi İngiliz asıllı Hollandalı Kalvinistleri yeni kıtaya taşıyordu. Bu seferki misafirler Massachusetts’e aileleriyle gelen, eğitimli ve idealist topluluktu. 1634 yılında yeni göçmenler tarafından Maryland kuruldu. Katolik asillerle beraber halkın geneli Protestanlardan oluşuyordu ve bu özelliği onu dini hoşgörünün merkezi yapıyordu. 17. yy Amerikan yerleşmelerinde W. Penn tarafından kurulan Pensylavania da önemlidir. Quekarların inançlarına göre yapılanan bu şehirde barışçı, eşitlikçi, paylaşımcı bir hava vardı. Önemli yerleşim bölgesi olarak New England eyaletlerinden söz edilmelidir. New England sakinleri diğer kolonilerdeki yerleşimcilerden üstün bir biçimde,  iyi eğitimli ve erdemli karakterleriyle öne çıkan Prütenlerden oluşuyordu. Prüten ahlaka göre hayatlarını dizayn eden bu topluluk mutlak anlamda demokrasi ve cumhuriyet taraftarıydı. Bu yapısıyla 18. yy düşünce yapısında önemli katkıları oldu.

Yeni dünya özellikle de İngiltere’de kral ve kilisenin baskıcı ortamından muzdarip, kendi kilisesini kurma arzusunda olan varlıklı, soylu Pürütenlerin tercihi olmuştu. Bu vaziyet  18. yy toplumsal inşa sürecine yansımış ve  liberal öğelerle bezenmiş Prüten ahlak sistemine dayalı bir toplum ve devlet şemasını doğurmuştur.(Çiğdem;2009;76)Avrupa’daki yaşamlarından farklı nedenlerle de olsa memnun olmayan bütün bu göçmenler yeni kıtaya Avrupa’nın eşitlikten uzak aristokrasisini, monarşisini ya da din anlayışını getirmek yerine birbirleri üzerinde üstünlük iddiasında bulunmadan yepyeni özgürlükçü arayışlara kalkıştı. Yine Tocqueville’nin ifadesiyle Amerika’da hiçbir toplumda olmadığı kadar fırsat eşitliği oluştu.(1994;17-163) Bu ortamın getirdiği fırsatlar ile 18. yüzyıla giren Amerika’da gerek siyasal gerekse de fikirsel gelişmeler cereyan ederek, dünya tarihinin gidişatına yön veren bir devlet inşa edildi.

B)AMERİKAN AYDINLANMASININ FELSEFİ KAYNAKLARI

İncelediğimiz 18. yüzyıl için Tocqueville ve ondan alıntı yapan Ahmet Çiğdem’in de ileri sürdüğü gibi Amerika’da kuramlar ileri süren, tartışmalara giren, ekoller kuran felsefeciler yoktu.(Çiğdem;2009;75) Olmaması da yadırganmamalıdır, zira kendine özgü yepyeni bir felsefi okul kurabilecek tarihi birikime de sahip değildir. Üstelik yeni keşfedilmiş bu geniş topraklarda o kadar çok uğraş alanı çıkmaktadır ki Amerikalılar aristokrasinin bir getirisi olarak Avrupa insanı kadar boş vakit bulamamış ve enerjisini felsefeden daha pratik sonuçlar veren alanlarda değerlendirmiştir. (Tocqueville;1994;128)Nitekim bu olgu sonraki yüzyıl Amerikan felsefesine de yansımış olacak ki kıtada pragmatizmin yıldızı parlamıştır.

Peki kanıtlarıyla öne süreceğimiz gibi aydınlanmayı Avrupa ile aynı yüzyılda yaşamasına rağmen kendi özgün felsefi okulu olmayan hatta Tocquevelli’nin ifadesiyle felsefeye karşı en kayıtsız kalan bu toplumun felsefi kaynakları nelerdir? Yani aydınlanma felsefesini nereden öğrenerek pratiğe dökme girişimlerinde bulundular? Zor bir soru değil elbette… Çağdaş Amerikan felsefecilerinden J. McDermott’un Santayana’dan aktardığı üzere:”Ülke yeni fakat ırk yaşlı, saf ve vakur hatıralarla doluydu.”. Toplum yeni bir şişedeki eski şarap gibiydi (*) ve Avrupa’nın miraslarını taşıyordu, bilhassa da çoğunluğun eski vatanı Britanya mirası. Bu mirası kullanarak aydınlanmanın kriterlerine uygun bir toplum var etmek görevi felsefeye kayıtsız bir halka ya da özgün felsefecilere değil, her biri son derece iyi eğitime sahip, Batı felsefesine hakim politik düşünürlere düştü.(*) Kısaca belirtmek gerekirse Amerikan aydınlanmasının kaynakları; başta Britanya olmak üzere bütün bir Avrupa felsefesi, Britanya siyasal, hukuki ve toplumsal düşünce sistemleri, Kalvinist mezhepler, Newtoncu bilim devrimi ve metodolojisi, Kartezyen düşünce ve elbette Antik Yunan eserleri. Tabi ismi özellikle anılması gereken isimler vardır: John Lock, Thomas Hobbes, Montesqıeu, J.J. Rousseou, Martin Luther, Newton, Descartes gibi… Başat olarak sayabileceğimiz bu kaynakların katkılarına yeri geldikçe değineceğiz.

C)AYDINLANMA ARGÜMANLARININ AMERİKA’DAKİ TEZAHÜRÜ

1)AYDINLANMANIN SİYASET ALANINDAKİ TEZAHÜRÜ

Amerikan siyasal yaşamındaki büyük gelişmelerin başlaması 18. Yüzyıl ile mümkün olmuştur ki bu da bilindiği üzere aydınlanmanın yüzyılıdır.  Peki 18. yüzyıl içerisinde Amerika’da neler olmuştu bir hatırlayacak olursak: Sömürgesi durumunda oldukları İngiliz kraliyet yönetimine karşı memnuniyetsizliklerin tartışılmaya başlanması, memnuniyetsizliğin bağımsızlık mücadelesine dönüşmesi ve kazanılması, self determinasyonun gerçekleşmesi, anayasanın hazırlanması, haklar bildirgesinin kabulü, konfederasyon yönetiminden federasyon modeline geçilmesi; kısacası Amerikan devlet modelinin kurumsallaşması… İşte tüm bu süreç 18. Yüzyıl boyunca Amerika’nın gündemini oluşturuyordu ve Amerikan politik düşünürleri tarafından ilmek ilmek örülüyordu. Lafı aydınlanmaya getirecek olursak; daha önce de değinildiği gibi Amerika’da Avrupa’dakine benzer felsefeciler, yerel öğretiler göremiyoruz. Ama Avrupa’daki felsefecilere ait öğretiler lazım oldukça Avrupa’dakinden çok daha etkili bir biçimde Amerikan politik düşünürleri tarafından bir siyasal program dahilinde Amerikalıların hizmetine sunuluyordu.(Lerner 1994;22) Hiç şüphe yok ki Amerikalılar tarafından aydınlanmanın kazanımları tek tek değerlendiriliyor ve yukarıda bahsi geçen politik dönüşümler aydınlanma ruhuyla şekilleniyordu. Ayrıca denilmelidir ki Amerikan devrim süreci bizatihi kendisi olarak aydınlanma düşüncesinin sonuçlarından biridir. Burada Amerika’da siyaset ile aydınlanma arasındaki ilişki Fransız aydınlanması çalışmalarında da karşılaştığımız gibi devrim süreci üzerinden ele alınacaktır. Şimdi bu tarihi süreci başlıklar halinde dönemin politik metinlerini de kullanarak biraz açalım:

Amerikan Bağımsızlık Savaşı

Amerikan Devrimi ile ifade edilen Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nı da içine alan hatta ondan da önce başlayan daha geniş bir süreçtir. Bu sürecin başlangıç tarihi olarak farklı görüşler olmakla birlikte 18. Yüzyıl dışına taşınanı yoktur. Şimdilik Amerikan Devrimi’nin bir parçası olarak merceğimizi bağımsızlık savaşı üzerinde tutalım.

18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere ile Fransa arasındaki mücadele Amerika’daki koloni topraklarına sıçramıştı ve ekonomik maliyeti yüksek Yedi Yıl Savaşları yaşanmıştı. İngiltere savaşı kazanmasına kazandı; ama maliyetleri yüzünden bozulan ekonomisini koloniler üzerine ağır vergiler yükleyerek karşılama çabası onun Amerikan halkı ile arasının açılmasına ve nitekim Amerika’daki tüm haklarını kaybetmesine yol açan sürecin başlamasına yol açtı: Amerikan Bağımsızlık Mücadelesi.

Amerikalıların bağımsızlık mücadelesi bizzat kendi içinden çıktıkları bir ulusa karşı gerçekleşecekti ve bu nedenle hassas bir denge gerektiriyordu. İşte bu dengeyi kuranlar ateşli konuşmaları ve yazılarıyla dönemin politik düşünürleri oldu. Ayrıca bu düşünürlerin kullandıkları argümanlar bir paradoks olarak bizzat savaş verdikleri İngiliz düşünce sisteminden alınmaydı. Zorbalığa dönüşen üstün otoriteye karşı direnmenin yasal olduğu görüşünden hareketle bağımsızlık mücadelesine yön veren Amerikalı düşünürler bu argümanı başta John Lock olmak üzere Britanya siyasal düşüncesinden almıştır. Bu önermemizi Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve bildirgeye giden süreçte halkı bilinçlendirme de oldukça etkili olan Commen Sense (Thomas Paine1976) vb. metinler üzerine bir okuma yaparak sınayabiliriz.

Bağımsızlık Bildirgesi

Amerikan siyasi tarihindeki büyük önemi düşünüldüğünde oldukça kısa sayılabilecek bu metin ile Amerikan halkı Britanya ile bağlarını tek taraflı olarak koparmıştır. John Adams, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, Robert Livinston ve Roger Sherman’dan oluşan komitenin çalışmaları sonucu Jefferson tarafından taslak hazırlanmış ve devrimin sebepleri ileri sürülmüştür. Jefferson’ın kaleminden bildirgenin en ünlü metnini paylaşalım:

“Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir ki biz bunun kendiliğinden aşikar bir gerçek olduğunu düşünüyoruz. Bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır.”

Yukarıdaki kısacık pasajda bile Britanya aydınlanmasında işlenen unsurlar göze çarpar: Doğrudan bildirge taslağına aktarılan kendiliğinden aşikar ifadesi İskoç Commen Sense ekolünden esinlenildiğine işaret eder. Bir sonraki cümlesiyle John Lock’un yaşama, özgürlük ve mutluluğu arama hakkına atıf vardır.

Bildirgeden başka bir pasajı paylaşalım:”…halkı mutlak bir despotizme sürüklemek niyeti açığa çıkmışsa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek o halkın hakkı ve görevidir.” Bu bölüm de incelendiğinde Hobbes’in Laviathan’ı ve Lockçu düşünce akla gelecek ve İngiliz siyasal aydınlanması hatırlanacaktır.

Bildirge ile yeni ve özgün bir devlet teorisi ileri sürülmemiş, İngilizlerin doğal-devredilemez haklar ile rızaya dayanan hükümet teorileri bu defa Amerikalıların çıkarları için ileri sürülmüştür. Yani Britanya aydınlanmasının argümanları bu defa Amerikalılar tarafından pratiğe dökülmüştür. Yoksa bu metinden özgün Amerikan felsefesi çıkarılamaz.

Çalışmanın mahiyeti açısından devrin tüm siyasal metinlerine değinmek mümkün olmasa da Amerikan Devrimi’nin halka indirgenmesinde oldukça etkili bir yeri olan Commen Sense(Thomas Paine)’e değinmekte yarar var. Thomas Paine bu eserinde halka dönük basit bir üslup kullanarak, bağımsızlık fikrinin önünü açmış bununla da yetinmeyip yerel bir monarşi ve aristokrasiye de karşı duruş beyan etmiştir. Britanya ekolünden etkilendiği bilinen Paine, hükümet teorisini zorunlu bir kötülük üzerinden ifade etmiştir.

Anayasa ve Federasyon-Konfederasyon Tartışmaları

Amerikan siyasal yaşamında en yoğun tartışmalar anayasal düzene geçilmesi ve on üç koloniye ait yönetiminin merkezileştirilmesi aşamalarında yaşanmıştır. Bu tartışmaların eksenlerinde Medison, Hamilton ve John Jay’in öncülüğündeki Federalistler ile Jefferson’un öncülüğündeki Anti-federalistler konumlanmıştı. Anayasa ve federal bir merkezi hükümet taraftarlarının galip geldiği bu tartışmaların odak noktasını ise bireysel özgürlükler ile istikrarlı bir devlet yapısı ikilemi üzerine duyulan kaygılar yer almaktaydı ki bunlar da aydınlanma felsefesinin sorunsalları arasında yer alıyordu.

Britanya siyasal sistemi ve yazılı olmayan anayasası epeyce bir süre Amerikalılar için de bir hayranlık uyandırıyordu. Anayasa karşıtları yazılı bir anayasanın değiştirilemez bağlayıcılığı ile gelecek nesiller üzerindeki tercih özgürlüğünü sınırlayacak olması nedeniyle Britanya geleneğinin devam ettirilmesinden yanaydı. Yine Anti-federalistlerin temel savı merkezi bir hükümetin birey özgürlüklerini kısıtlayacak olmasıydı. Ayrıca büyük coğrafi alanlarda cumhuriyet yönetimlerinin zorluğunu ifade eden Montesque’nin kaygılarını paylaşıyorlardı. Federalistlerin tam tersi savları ise birey haklarına zarar vermeden, bir yandan da siyasal istikrarı sağlayacakları gerekçesiyle ileri sürüyorlardı. Hume’den etkilendikleri görülen bu grup bireysel hakların korunması sorununa güçler ayrılığı ve denge-fren mekanizmasını öneriyorlardı. Farklı çıkar grupları birbirlerini dengeleyecek ve böylece bireysel haklar çiğnenmeden istikrar sağlanacaktı.

Aydınlanma düşüncesinin farklı perspektiflerinden bakan bu iki eksenin kazananı anayasacı Federalist grup oldu ve Amerika için onların hükümet modeli esas alındı. Ancak Anti-federalist ve anayasa karşıtlarının da kaygıları sonuçsuz kalmış sayılmaz; zira onların çabaları da birey haklarının anayasada daha kuvvetli bir şekilde vurgulanmasına yarar sağlamıştır.

Haklar Bildirgesi

Amerikan aydınlanmasının siyasete bakan yüzünde önemli bir konumu da haklar bildirgesine ayırıyorum. Zira aydınlanma felsefesi, üzerindeki baskıcı otoritelere karşı insanın hakları ve insanın değerli oluşu üzerine kuruludur. Bu bildirgeyi hazırlayanlar Britanya hukuk sisteminin doğal haklar tezini kullanır. Sık sık John Locke’un söylemleri ufak değişiklerle kullanılır.

Haklar Bildirgesi olarak bilinen meşhur metin 1791 yılı içerisinde anayasa taslağı üzerinde yapılan değişikliklerdir ve Amerikan vatandaşlarının haklarına atıf yapılan on maddeden ibarettir. Demokratik bir hukuk devletinin gereklilikleri arasında sayılabilecek bu maddeler o dönemdeki yazılı anayasa muhalifleri ve Jefferson’ın öncülüğündeki Anti-Federalistlerin ısrarları sonucu ortak bir mutabakat ile hayata geçirilmiştir. Anti-federalistler içerisinde yer alan Virgina cumhuriyetçileri de bu bildirgenin ısrarcılarındandı; nitekim kendi eyaletlerinde bu ulusal bildirgeden de önce henüz 1776 yılında Virginia İnsan Hakları Bildirgesi’yle tam on altı madde kaleme alınmıştı.

1791 yılındaki değişikliklerin ilki devlet dininin olamayacağı ve insanlara bu alanda özgürlük tanınmasıyla ilgili oldu. Bu maddeye göre devlet herhangi birine din ve inanç sistemini benimsetemez, dayatamaz ve de yasaklayamaz. Nitekim bu madde Amerikan toplum yapısına da uygun düşmekteydi ve aydınlanma toplumlarının bir özelliğiydi. Bu madde Amerika’da dinin ahlaki bir alan olarak sınırlı ve liberal bir hüviyet kazanmasında etkili olmuştur.

Aydınlanma felsefesi insanı özgürleştirme çabasıydı ve haklar bildirgesi de bunun peşindeydi. Haklar bildirgesinde yer alan diğer maddelerle insanlar, milis kuvvetlerin keyfi davranışlarından korunuyordu. Özel mülkiyet ve miras hakkı,  ifade özgürlüğü, toplanma ve dilekçe haklarına vurgu yapılıyordu. Haklar Bildirgesi, devlet gücü ve diğer vatandaşlara karşı haklarını koruyan yargısal maddelere yer verir.

2)AYDINLANMANIN BİLİMSEL ALANDAKİ TEZAHÜRÜ

Orta Çağ’a ‘karanlık çağ’ da denir; zira o iki aydınlık çağın arasında yer alır. Onu karanlık yapan insanın dünyayı yorumlamasında Hristiyanlık inancının ufku sınırlayan hegemonyası idi. Ve aydınlanma hareketinin en bilinen sonuçlarından biri dünya görüşü üzerindeki dinin-kilisenin tekelini parçalaması ve seküler yoruma kapı aralamasıydı. Bu da batı toplumlarında toplumsal ve bilimsel ilerlemeyi hızlandırmıştır. Bu ilerlemeci ortam Amerika’da da kendini göstermiştir.

Özellikle Newton bilimi, başta adını sıkça zikrettiğimiz politik düşünürler olmak üzere tüm Amerikan entelektüelleri üzerinde etkili olmuş ve onların çalışmalarında kendinden izler sergilemiştir. Newtoncu paradigmanın yorumlanması yalnızca bilimsel alanda kalmayıp Amerikan entelektüelleri ile politik düşünürleri aracılığıyla siyaset ve toplumun dizaynına etki etmiştir.

Amerikan aydınlanması çalışmalarında birbiri ardına açılan ve ya reforme edilen Amerikan üniversite ve kolejlerinden söz edilir. Açılan bu eğitim kurumları bilim ve felsefe alanında Aydınlanmanın ön plana çıkardığı deneysellik, ampirizm, sekülerizm gibi olguları kabullenmiş ve bu metotlara haiz müfredatları işlemiştir. Klasik teoloji ile eğitim veren Prüten kolejler bile modern bilim yönünde revizyona gittiler.

Avrupa aydınlanmasında ve bilhassa Fransız aydınlanmasında oldukça hacim kaplayan din-bilim mücadele alanına değinmekte fayda var. Amerika’da bu ikili Fransa’da olduğu gibi sıkıntılı bir çekişmeye girişmemiş, aralarında bilim lehine yumuşak bir görev paylaşımı yaşanmıştır. Bunun altında yatan sebep Fransa’daki oldukça baskıcı ve sınırlayıcı Katolik inancının Amerika’da olmayışıdır. Zira Amerika’daki hakim olan mezhepler de aydınlanma kadar Katolik kilisenin karşısındaydı ve ona karşı bir protesto hareketiydi. Amerika’daki reformist Kalvinist din anlayışı bilimle çatışmak şöyle dursun pek çok din adamı bizzat kendisi aydınlanma ruhuna hizmet etmiş, Kaztezyen felsefeyi, Newtoncu bilimi ve liberal öğeleri benimsemiştir.

3)AYDINLANMANIN DİN ALANINDAKİ TEZAHÜRÜ

Avrupa aydınlanma çağında ve bilhassa da Fransa deneyiminde üzerinde en yoğun tartışmanın yaşandığı alanlardan biri de hiç şüphesiz din alanıdır. Pek çok aydınlanma kuramcısına göre din, insan aklının önündeki en büyük set durumundaydı. Bu açıdan aydınlanma, ancak aklın önündeki bu engeli en kuvvetli şekilde yıkmak ile mümkündü. Sözün özü Fransız felsefeciler dini, aklın ve dolayısıyla ilerlemenin önündeki büyük bir engel olarak görüyor ve dine düşmanlık besliyordu. Dine düşman önermesini biraz açmakta fayda var; zira tamamen Tanrı tanımaz olmayanların sayısı da az değildi. Düşman oldukları şey din ve Tanrı’dan ziyade mevcut olan din ve Tanrı yorumu yani İncil’in katı ve dar bir yorumu üzerine kurulu Katolik inanç sistemi idi. Baskıcı karakterin varlığını aynı sertlik içerisinde değilse de bile Katolik kilisesinden ayrı bir kimlik kazanan İngiliz kilisesi için de iddia etmek mümkün. Sonuç olarak Avrupa aydınlanması akıl üzerinde baskıcı bir otorite olan din ile sert bir mücadeleye girişmiş, dünya görüşü üzerindeki kilisenin tekelini kırmış ve seküler bir dünya görüşünü kazandırmıştır.

Amerikan aydınlanmasının Avrupa’dakinden ayrılan en temel karakteristiksel özelliği din alanında karşımıza çıkmaktadır.(*) 1998 yılında ABD Kongresi tarafından çıkarılan Uluslar arası Din Özgürlüğü yasasının giriş bölümünde de ifade edildiği gibi Amerikan toplumunun kurucu unsurları Avrupa’daki dinsel baskı ve zulümlerden kaçarak din özgürlük ideali uğruna yeni kıtaya ayak basmışlardı. Dini hoşgörü ve çoğulculuk esastı. Benjamin Franklin ve Thomas Paine gibi Amerika’nın önde gelen politikacıları bir çeşit deisttiler; ama bu bir dışlama sebebi olmamıştı.

Ekseriyetle Protestan inanca sahip bu insanlarda aydınlanma düşünürleri kadar Katolik yorumun karşısındaydılar. Bu nedenledir ki Amerika’da dini yapı Avrupa’dakinden farklı bir hüviyet kazanıyordu. Her ne kadar koloniler döneminde farklı eyaletlerde dinsel yaptırımlar uygulanmış ise de zamanla bunlardan vazgeçilerek liberal bir din anlayışı etkisini artırmıştır. Zuckert’e göre(2004;22), pürütenizm içinde Amerika siyasetinin karakteristik özellikleri doğmuştur.(Köktaş’ın makalesinden alıntı)

Avrupa aydınlanmasında dine getirilen eleştirilerden biri aklın ve bilginin önünde bir engel oluşturduğu düşüncesiydi. Bu düşünceye Amerikan deneyiminde rastlamak mümkün değildir. Tocquevelli’nin ifadeleriyle Amerikan toplumu için din bilgiye giden yoldu ve katı dindarlar olmalarına rağmen politik hayatta kesinlikle önyargılarıyla hareket etmiyorlardı. Toplum gibi kilise de bu düzenden farklı değildi ve Katolik kilisesi gibi bir baskı aracı değildi. Amerika’da din bilimin ve felsefenin önünde bir engel olmak bir yana pek çok din adamı bizzat kendisi bilim ve felsefeyle ilgilenmiştir.(Bkz: Jonathan Edward, Samuel Johnson, Thomas Clap, Ezra Stiles, William Brattle, John Witherspoon, Cotton Mather). Dolayısıyla din insanlar ve akıl karşısında bir despotizme dönüşmüyordu. Dolayısıyla Fransız deneyiminde karşılaştığımız gibi dine ve kurumlarına bir tepki gelmiyordu.

Din ve ahlak ikilemine de değinmekte fayda var. Ahlak veya erdem olgularının din kaynaklı olduğuna yönelik aydınlanma öncesi düşünce Avrupa’da olduğu kadar keskin olmasa da Amerika için de bir tartışma alanı olmuştur. Ve nihayetinde ahlak ve ya erdeminin tek kaynağının din olmadığı görüşü ağır basmıştır.(*) Başta Medison olmak üzere düzgün bir toplumsal yapı için erdemin gerekliliği vurgulanmış ve erdemli yurttaş yetiştirme görevi dini kurumlar dahil sivil kuruluşlara yüklenmiştir. (*)

Din ile alakalı son tespitimizi laiklik tartışmalarıyla bitirelim. Amerika’da kilise-devlet birbirlerinden ayrılmış iki saygın alandır. Bu ayrım anayasal düzenlemelerde de kendine yer bulmuş ve devletin resmi bir dini olamayacağı haklar bildirisinin ilk maddesinde belirtilmiştir. Kongre üyelerinin herhangi bir din-mezhep lehine kanun hazırlamaları yasaklanmıştır. Ancak yine de bu düzenlemeler kongrede ve mahkemelerde dini kutsallar üzerine yemin edilmesine bir engel olarak görülmeyerek farklı bir laiklik modeli olarak karşımıza çıkmıştır.

Sonuç olarak Amerika’da din Avrupa’dakinden farklı bir hüviyete sahip olmuş ve aydınlanma ruhuyla ters düşmemiştir. Tocquevelli’den alıntı yaparsak başka yerlerde çatışan iki unsur(din ve hürriyet) Amerika’da hayranlık uyandıracak bir biçimde entegre olmuştu.(*) Dolayısıyla bir eleştiri ve düşmanlık alanı olmamıştır.

4)AYDINLANMANIN TOPLUMSAL HAYATTAKİ TEZAHÜRÜ

Yeni dünyanın Avrupa kökenli halkı, eski dünyada sefil, eşitlikten uzak, sıklıkla savaş durumunda, dini hoşgörüden uzak ve en temel özgürlüklerinden bile mahrum bir biçimde mutlakıyetçi monarşiler ve oligarşiler altında yaşamışlardı ve anıları hala taze sayılırdı. Akıl çağıyla beraber Avrupalı aydınlanmacıların her birinden bu olumsuz ortamın farklı noktalarına farklı açılardan hücum edilmeye başlanmıştı. Lakin bütün bu düşünsel hücumların toplumsal hayata en hızlı ve en başarılı şekilde yansıması Amerika’da mümkün oldu. Bu başarıyı özgürlüğe hevesli toplum ve aydınlanma taraftarı politikacıların varlığına bağlıyorum. Aydınlanma argümanlarının toplumsal düzene yansıması açısından diğer başlıklarımın altında değindiğim konuları tekrarlamayıp adı yeterince geçmeyen hususlara yer ayıracağım.

Aydınlanan Amerikan coğrafyasında cumhuriyetin ve demokrasinin erdemleri açıkça benimsendi ve buna binaen demokratik toplum yapısı inşa edildi. Genel olarak (Hudson’un güneybatısında durum biraz farklı)ne monarşi ne de aristokrasi Amerikan toplumunun vicdanında yer bulamıyordu. Locke’un anayasal monarşisi dahi bireyin özgürlüğü adına tehdit olarak görülüyordu. Tabi entelektüel kurucu babaların zihinlerindeki bu kabulün topluma aktarılması ve muhafazakar zihinlerdeki kraliyete bağlılığı silip atmak başarılı bir propaganda ile mümkün olmuştur. Bu alanda Paine’in Commen Sense’i oldukça etkili olmuş ve ülke çapında 100.000 gibi olağan üstü satış rakamı ile halkı demokrasi konusunda bilinçlendirmiştir. Demokratik toplum yapısı gereği olarak halk siyasi katılım hakkını elde etmiş ve kendini yönetmeye vakıf olmuştur.

Amerika macerasında Tocqueville’nin ilk dikkatini çeken husus fırsat eşitliği idi. Fırsat eşitliğini diğer bütün toplumsal özelliklerin kaynağı olarak nitelendirir. Fırsat eşitliği tabii olarak aristokrasisiz bir toplumdu. Aristokrasi olmadığına göre de üretim biçimi değişiyordu. Fırsat eşitliğiyle beraber herkes mülk sahibi oluyordu ve bu durum günümüz Amerikan toplumunun aksine gelir dağılımındaki makası küçük tutuyordu. Mutluluğu arama hakkı zengin fakir herkese aitti. Tüm insanlar doğuştan eşit ve bir takım haklarla yaratıldığına göre bunun toplum tarafından gerek birbirlerine gerekse de devlet otoritesine karşı kullanılması da gerekirdi ki Amerikan toplumu bu ayrıcalığı geri çevirmedi. Çoğunluğun diktasına karşı bir yazısında Madison: “Bir cumhuriyette önemli olan, toplumun yalnızca yöneticilerin baskı ve zulümlerine karşı korunması değil toplumun bir bölümünün diğer bir bölümüne karşı da korunmasıdır. …” beyanında bulunmuştur.

İskoç aydınlanmasında adı sıkça geçmiş olan Smith ve onun liberal öğretileri Amerikan toplumunda yer bulmuştur. Gerek siyasi gerekse de iktisadi liberalizm yeni dünyada kolaylıkla benimsendi. Bu argümanın Amerika’daki rolünde Prütenlerin payı büyüktür. Politik düşünürler arasından da Benjamin Franklin öne çıkar. Franklin’e göre vatana faydalı, erdemli ve hayırsever birey girişimciler arasından çıkar. Bu önermesi Amerikan kapitalizminin gelişimine etki etmiştir.  Liberalizmin etkisiyle başta mülkiyet hakkı olmak üzere pek çok özgürlük alanı açılmış ve toplum bundan istifade etmiştir. Biraz iddialı gelebilir; ama liberalizmin “Laise Faire” ilkesini Amerika’daki dinsel-mezhepsel çokluğun ve dinsel farklılıklara karşı hoşgörünün, imkan tanınmasının arkasında bir dayanak olarak sunabiliriz.

Amerika’da göze çarpan durumlardan bir tanesi ise Aydınlanma ruhuyla tezatlık içermektedir ki ona da burada değinmek istiyorum; Amerikan aydınlanmasındaki en büyük zaaf yerliler ile kölelik meseleleridir.(Köktaş). Britanyalı düşünürlerden ödünç alınan ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin omurgasını oluşturan tüm insanların eşit yaratıldığı düşüncesine rağmen köleler ve Amerika’nın asıl sahipleri olan yerliler bu eşitlikten paylarını alamadılar. Kölelik meselesine karşı onu günah sayan Quakerlar, Methodistler ve bazı mezhepsel gruplardan muhalefet gelse de bu tezat uzun yıllar sürmüş ve ülkeyi iç savaşa götürmüştür.

KAYNAKÇA

  • Tocqueville, A.,(çev. İhsan Sezal, Fatoş Dilber ), Amerika’da Demokrasi, Yetkin Yayınları, Ankara, 1994

  • Ferguson, R.A., The American Enlightenment 1750-1820,Cambridge, Harvard UniversityPress, 1997

  • Çiğdem, A., Aydınlanma Düşüncesi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2009

  • İmga, O., Amerika’da Din ve Devlet: tarihi ve felsefi temeller, Liberte Yayınları, Ankara, 2011

  • Alatlı, A., Batıya Yön Veren Metinler III:aydınlanma/burjuva yüzyılı/bilim çağının zaferi, Kapadokya MYO, Kapadokya, 2010

  • Nevins, A.,Commeger, H. S.,(çev. Halil İnalcık), ABD Tarihi, Cantekin Matbaası, Ankara, 2008

  • Spencer, L.,Krouze, A., Aydınlanma:aklını özgürce kullanmak için çizgi bilim, NTV Yayınları,2012

  • Kelly, P. (editör),Siyaset Kitabı, Alfa Yayınları, 2013

  • Commager, H. S.,The Empire of Reason How Europe Imaginedand America Realized the Enlightenment, Anchor Press, New York, 1977

  • Köktaş, M., Amerikan Aydınlanması: bir giriş denemesi, Liberal Düşünce Dergisi, Yıl 19, Sayı 73-74, s. 109-137, 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir