Richard Ford
Kaynak: Matt Rourke / AP

“Amerika’da Para, Hayattan Daha Önemli”

76 yaşındaki Richard Ford, ABD’nin önemli yazarlarından biridir. Kendisiyle Maine’deki evinden telefonla güzel bir röportaj gerçekleştirdik.

Die Zeit: Minneapolis’teki ayaklanmalar başlarken Başkan Trump şu meşhur cümleyi tweetledi: “Yağmalar başladığında, çatışma başlar.” Bu konuda ne diyorsunuz?

Ford: Bu cümlede Amerika’daki yaşam hakkında önemli bir gerçek var. Eğer bir kasırga, büyük bir yangın ve bir doğal afet varsa Amerika’da ilk önce yağmalamalar başlar. “Yağmacılar vurulacak” ne demek? Basitçe söylemek gerekirse, bu cümle özel mülkiyetin insan hayatından daha önemli olduğu anlamına geliyor. Bu cümlede Trump’ın bütün karakteristik özellikleri saklıdır. Salgının ortasında işçileri -örneğin mezbaha işçilerini- çalışmaya zorladıklarını görüyoruz. Para, hayattan daha önemlidir. Bu tutum muhafazakâr Amerikan siyasetinde çok kökleşmiştir.

Die Zeit: Trump, valilerin ve belediye başkanlarının protestoyu durdurmak için “zayıf” kaldıkları yerlerde orduyu kullanmakla tehdit ediyor.

Ford: Bu durumda böyle bir müdahale tamamen uygun değildir. Gerekli olan empati, zekâ, sabır ve kişinin kendi çıkarlarının ötesinde bir plan geliştirebilme yeteneğidir. Bunlar Başkan’ın çok az sahip olduğu özellikler.

Die Zeit: Minneapolis ve St. Paul yaşanabilir, örnek, ilerici ve model şehirler olarak kabul ediliyor. George Floyd’un ölümüyle ilgili son polis şiddetinin burada gerçekleşmesine şaşırdınız mı?

Ford: Üzülerek söylemeliyim ki hiç şaşırmadım. Bu iki şehrin sahip olduğu iyi imaj, siyahi toplumu görmezden gelerek ve baskı altına alarak oluşturuldu. Beyaz çoğunluğun bu cehaleti ve olayları görmezden gelmesi Amerikan hayatının altyapısını oluşturdu. Orada şu an meydana gelenler aslında yıllar boyu süren bir birikmişliğin sonucudur. Minneapolis artık her yerdedir.

Die Zeit: Minneapolis’ten siyahi bir avukat, CNN’de annesinin kendisini 50 yıl önce şehrin kolluk kuvvetleri (özellikle polis) hakkında uyardığını ve hiçbir şeyin değişmediğini söyledi.

Ford: Siyahi Amerikalılar polisi böyle görüyor ve haklılar. Birkaç yıl önce New York Belediye Başkanı Bill de Blasio oğluna, kendisini polise karşı dikkatli olması gerektiğini söylediğini anlattı. Çünkü oğlunun annesi bir siyahi. Beyaz olmayan her insan bu deneyimi yaşadı: Polis her şeyden önce kendini kurtarır. Bu davranış eski bir ‘nefsi müdafaa’ kültürüne dayanıyor. Bu kültür her zaman muhafazakâr siyaset ve Amerikan adalet sistemi tarafından tercih edilmiştir.

Die Zeit: Adalet sisteminden bahsetmişken, bazen Trump’ın yeniden seçilmek için umutsuzca çabaladığı söyleniyor. Çünkü hem yargılanmaktan hem de muhtemel bir hapis cezasından kurtulması için tek şansı Başkan olmaktır. Dokunulmazlığından da feragat ederse hakkında birçok ceza davası açılacak.

Ford: Bunu hiç düşünmemiştim. Onu hapiste görmek gibi bir arzum yok. Sadece onun iyi bir Başkan olmasını istiyorum.

Die Zeit: Dört yıl önceki konuşmamızda Trump henüz başkan değildi ve onun seçilmeyeceğinden çok emindiniz. Şayet seçilirse onun kan dökülmeden gerçekleşecek bir darbeyle indirilmesini umut ediyordunuz. Amerikalıların Trump’ı etkisiz hale getireceğine inanıyordunuz.

Ford: “Bir askeri darbe olabilir mi?” diye bugün de bazen düşünüyorum. Ama dört yıl önce Trump’ın başkan olma konusuyla ilgili söylediklerim son derece yanlıştı. Vatanseverce ama öngürüsüzce yapılmış bir değerlendirmeydi. Onu başkan yapan ve bugün bile ona destek olan insanların sayısını hafife almışım. Asla başkan olmamalıydı ama şimdi ondan daha iyisini yapmalıyız. Aslında anayasamızın büyük bir kısmı, onun gücünü sınırlayan bir etkiye sahiptir: Şu ana kadar da zaten Trump’ın yapabileceği bir sürü kötü şeyi yapmasını engelledi ama tabii ki daha fazlasını da engelleyebilirdi.

Die Zeit: Kötülüğü engelleyen ve iyi güçlerin sembolü haline gelen doktorlar Deborah Bix ve Anthony Fauci, kendileri koronavirüs toplantılarında Trump’ın gölgesinde duran ve sık sık eşlik eden doktorlar. Onlar için ne düşünüyorsunuz?

Ford: Trump’ın Fauci’yi kovmamasına oldukça şaşırdım. Ancak o bile Fauci’nin Amerikan halkının güvenini kazandığını anladı.

Die Zeit: Dört yıl önce, utanç hakkında da konuşmuştuk. O zaman “Eğer Trump gerçekten başkan olursa, ülkemden çok utanırım.” demiştiniz.

Ford: Utanıyorum. Trump’tan ve kendimden de utanıyorum. Çünkü bu hükümetin yaptıklarını engellemek ya da onlarla mücadele etmek için daha fazlasını yapamadım.

Die Zeit: Bu utancın sonuçları ne olacak? Ulusal bir travmadan korkuyor musunuz?

Ford: Ne yazık ki biz Amerikalılar, utançla başa çıkmakta pek iyi değilizdir. Bu utanç duygusu bizi Kasım ayında seçim merkezlerine götürmeli. Ama ben her şeyin, ahlaki bir adalete, hatta kayıtsızlığa yol açacağına inanıyorum. İnsanlar bu utancı kabul etmemek için bile seçimlerde umut edilenden farklı davranabilir. Amerikalılar kendilerini çok erdemli görme eğilimindedirler ve bunu genellikle gerçeğin dışına çıkarak yaparlar. Biz hiçbir savaşı kaybetmeyiz, en azından resmi olarak. Tarihimizde güçlü bir kendini beğenmişlik hastalığı var. Bir hatayı kabul etmek zorunda olmaktan nefret ederiz. Ülkemden nefret etmiyorum, ülkemi seviyorum ama onu hatalarıyla sevmek zorundayım.

Die Zeit: Trump ve Twitter arasındaki bu anlaşmazlığın nedeni gerçekten nedir?

Ford: Hiçbir şey. Bu tamamen sembolik bir politika. Değiştiremeyeceği bir şey için uğraşıp duruyor. İmzaladığı bu emrin uygulamaya konabilmesi bile yıllar sürecek.

Die Zeit: Hiç siyasi bir konuyu yazarken kendinizi baskı altında hissettiniz mi?

Ford: Başkanımız hakkında yazarken mi? Hayır, aslında hiç onun hakkında bir şey yazma arzum olmadı. Onun adını kitabımın sayfalarında görmek bile istemiyorum. Üstelik onun hakkında bir şey yazmak da pek kolay değil. Bunun için bir ömürden daha fazla uzun bir zaman lazım. Ancak onun Başkanlık mantalitesinin, bu ülkenin ruhu için ağır sonuçları olacaktır. Trump hakkında edebi bir şey yazmak benim sahip olduğum bir kabiliyet değil.

Die Zeit: Onun hakkında ne yazardınız?

Ford: Onun profilini kalın bir fırçayla değil, ince bir kalemle çizmek zorundasın. Sadece bu onu ilginç bir edebi malzeme yapar. Eğer kötü adamın söyleyebilecek doğru bir şeyi varsa, bu iyi bir drama olur. Saf kötülük ilginç değildir. Bu sadece edebi bir tutum değil, aynı zamanda insancıl bir tutumdur.

Die Zeit: Bir post-korona edebiyatı olacak mı? Edebi eserlerinizde korona konusuna yer verecek misiniz?

Ford: Post-korona edebiyatı hakkında bir tahminde bulunmamaya çalışıyorum. Şu anda 76 yaşındayım ve daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Şu anda salgın patlak vermeden tam bir ay önce başladığım bir romanımı yazıyorum. Ama salgının edebiyat üzerinde muhakkak bir etkisi olacaktır. Genel olarak konuşursak, çok uzun sürecek zengin bir edebiyat kaynağı olacaktır.

Die Zeit: Korona Amerikalıların algısını nasıl değiştiriyor?

Ford: İkiz Kuleler’in yıkılmasında olduğu gibi. Ama bu salgının edebiyata, 11 Eylül’den daha hızlı yansıyacağına inanıyorum. 11 Eylül’de felaketi kendi gözleriyle gören insanların sayısı nispeten azdı. İkiz Kuleler’in çöktüğünü bile fark etmeyen New Yorklular vardı. Ama şu anda salgından etkilenmeden New York’ta yaşamak nerdeyse imkânsız. Herkes etkileniyor. Bunun edebiyat üzerindeki etkisi çok daha erken olacaktır.

Die Zeit: Neredeyse salgın patlak verdiği bir zamanda roman yazmak zor olmuyor mu?

Ford: Hayır, yazarken insanın kendisini farklı bir evrende olduğunu bilmesi aslında teselli edici bir duygu. Eğer o evren hoşunuza giderse, işler de yolunda gidiyorsa, orda kalmaktan memnuniyet dahi duyabilirsiniz.

Die Zeit: Neden ABD’de bu kadar çok koronavirüsten ölüm var? Olayı nüfus yoğunluğuna göre ele alırsak daha yoksul ülkelerden daha fazla can kaybı söz konusu.

Ford: Belki de bu durumda diğer ülkelerle karşılaştırmalar yapmanın bize çok bir faydası olmaz. Ama tabii ki ABD’de yüksek sayıdaki can kayıplarının nedenlerini açıklayacak faktörler var. Örneğin ülkede ciddi bir ekonomik eşitsizlik var ve bu nüfusun büyük bir bölümünü çok zor koşullarda yaşamaya zorluyor. Bir diğer nedeni, göçmenlerin ve Afro-Amerikalıların ikinci sınıf vatandaş pozisyonunda olmaları. Ayrıca insanların çok dar alanlarda yaşadığı, yeterli düzeyde emniyet ve hijyenin olmadığı büyük şehirler var. Kötü ekonomik durum- mezbahada çalışan pek çok işçiler gibi- insanların evde kalmasını imkânsız kılıyor. Ancak yine de bu felaketin boyutu hakkında yapabilecek gerçek bir açıklamam yok.

Die Zeit: Maine’de tenha bir köyde yaşıyorsunuz. Virüs tehdidiyle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Ford: Diğer insanlardan uzak duruyorum. Ellerimi günde 30 kez askeri bir ciddiyetle yıkıyorum. Aslında bu kadar sık yıkamak zorunda değilim, çünkü hiç dışarı çıkmıyorum. Ama geçenlerde uzun bir yolculuk yaptım. New Orleans’tan Maine’e gidip geldim.

Die Zeit: Neden?

Ford: Orda diş hekimim yaşıyor ve çok fena bir diş ağrım vardı.

DIE ZEIT: Maine’den New Orleans’a nasıl gittin? Bu hiç de kısa bir yolculuk değil.

Ford: Aşı bulunana kadar uçağa binmemeye karar verdim. Bugünlerde uçağa binmek beni Covid-19 hastalarının girdikleri kabine girmek gibi hissettiriyor. Onun yerine arabayla 1700 mil güneye gittim. Bir gece otelde geceledim. Odanın her santimetre karesini, tüm yüzeyleri, bütün kapı kollarını, televizyonu ve uzaktan kumandayı temizledim. Bunu için 45 dakikamı harcadım.

Die Zeit: Yolculuk ne kadar sürdü?

Ford: İlk gün ve ikinci gün on ikişer saat, üçüncü günde üç saat araba kullandım.

Die Zeit: Ve hep motellerde mi uyudunuz?

Ford: Sadece Hilton otellerinde kaldım. Çünkü çok temiz tutulduklarını biliyorum. Çalışanlar oteli sürekli dezenfekte ediyor. Yemeğimi ve şaraplarımı yanımda getirdim, hepsini tamamen kendim hazırladım.

Die Zeit: Diş hekiminizi görmek için bu kadar uzun bir yolculuk yapmaya değer miydi?

Ford: O sıradan bir diş hekimi değil, benim 30 yıllık doktorum ve ayrıca çok da yakın bir arkadaşım. Eğer hayatının erken dönemlerinde iyi bir dişçi bulduysan, kendini mutlu bir adam sayabilirsin.

Die Zeit: Trump’ın tekrardan seçilme şansı var mı?

Ford: Şalterlerin hepsini kapatır ve harika bir başkana dönüşürse evet. Çok muhteşem olurdu. Ancak bu sadece Tanrının lütfuyla olabilir.

Die Zeit: Charles Dickens’ın Noel Şarkısı‘ndaki korkunç Scrooge gibi mi?

Ford: Kesinlikle. Onun için ebedi, ilahi bir lanet dilemiyorum. Daha iyi bir insan olmasını istiyorum. Ama her şey bir yana, umarım onu bu Kasım’dan sonra bir daha görmek zorunda kalmam.

Die Zeit: En iyisini ümit ediyoruz.

Ford: Umut etmekten daha fazlasını yapmamız gerekiyor.

Die Zeit: Belki de biraz sizin darbe fikriniz üzerine düşünmemiz gerekiyor…

Ford: (Gülüyor) bu komik değil. (Ciddileşiyor) Bu arada, sağcı Amerikalılar parlamentoya silahlarla geliyorlar, Michigan’da gördük. Ülke değişti, dört yıl önceki gibi değil. Trump’ın yarattığı felaket uzun süre düzelmeyecek.

Die Zeit: Duyduğumuza göre, Trump Cuma günü, Vali’nin itirazlarına rağmen eyaletiniz Maine’i ziyaret edecek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ford: Onun yerinde olsaydım Maine ziyaretini gerçekleştirirdim. Kapınızda kızgın bir kalabalık toplanırken yapacağınız her şey, Beyaz Saray’daki sığınakta saklanmaktan daha iyidir. Ama kaçsa bile artık saklanamaz. Maine’de bile.

Röportaj: Peter Kümmel

Kaynak: Die Zeit