Ana Sayfa / Çeviriler / Makale Çevirileri / Amerika Yumuşak Gücünde Düşüş

Amerika Yumuşak Gücünde Düşüş

Çeviren: Özen Ayşe Özbasa

Washington neden endişelenmeli?

Amerikan karşıtlığı (Anti-Amerikanizm) son yıllarda yükselişte ve Amerika’nındiğerlerini politikalarıyla meşrulaştırma kabiliyetive bunları temel alan değerler, bunun sonucu olarak düşüşte. GallupUluslararası Anketlerine [1]göre 29 ülkedeki çoğunluk Washington politikalarının ABD’nin görüntüsünü olumsuz yönde etkilediğini söylüyor. Bir Eurobarometer anketi ise Avrupalıların büyük çoğunluğunun Washington’ın küresel yoksullukla, çevreyi korumakla ve barışı sağlamakla sürdürdüğü savaşında çabalarının yetersiz olduğunu düşünüyor. Yumuşak gücü azaltan bu gibi tutumlar, Amerika’nın baskıyaya da harcamalara başvurmadan hedeflerine ulaşma gücünü azalttı.

Yumuşak gücün şüphecileri, (hatta Savunma Bakanı Donald Rumsfeld[2] bu terimi hiçbir şekilde anlamadığı konusunda ısrarcı) popülariteningelip geçici olduğunu ve dış politikayı yönlendirmemesi gerektiğini iddia ediyorlar. Amerika, dünyanın geri kalanının onayı olsun olmasınistediğini yapabilecek kadar güçlü olduğunu ve diğerlerinin bunun karşılığında elbette Amerika’yı kıskanıp buna imreneceklerinikabul etmeleri gerektiğini savunuyorlar.Dünyanın tek süper gücünün daimimütteffiklere ihtiyacı yok; Rumsfeld’e göre meseleler koalisyonları belirlemelidir, tam tersi gerçekleşmemelidir.

Ancak Amerika’nın cazibesinde meydana gelen son düşüş, kolayca göz ardı edilmemelidir. Vietnam Savaşı’nda yaşananlar gibi, geçmişte ABD’nin rağbet görmeyen politikalarından sıyrıldığı doğrudur, ancak bu, diğer ülkelerinSovyetleridaha büyük bir kötülük olarak gördükleri Soğuk Savaş döneminde daha sık yaşanıyordu. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri’nin hacmi ve yıkıcı modernite ile ilişkisinin günümüzde bazı kırgınlıkları kaçınılmaz kıldığı da doğrudur. Ancak akılcı politikalar, bu gerçeklerin ortaya çıkardığı karşıtlıkları azaltabilir. Elbette II. Dünya Savaşı sonrası Washington’ın yaptığı da tam olarak buydu: 60 yıl süren ittifaklar ve kurumlar sistemine diğerlerini çekmek için yumuşak güç kaynaklarını kullandı. Soğuk Savaş, sert gücün yanında yumuşak gücü de içeren bir stratejiyle kazanıldı.

Birleşik Devletler, diğer ülkelerin işbirliği olmadan yeni terör tehdidiyle başa çıkamaz. Tabii ki, diğer hükümetler çoğunlukla kendi menfaatleri doğrultusunda işbirliği yapacaklardır. Ancak işbirliğinin boyutları sıklıkla Birleşik Devletler’in cazibesine bağlıdır.

Bu nedenle yumuşak güç, yalnızca kısa ömürlü bir popularizm değil, Birleşik Devletler’in istediği sonuçları elde etmede kullandığı bir araçtır. Washington, yurtdışındaki cazibesinin önemini hesaba katmadığında bunun bedelini ağır bir şekilde öder. Amerika’nın gözden düşmesi, popularitesini kaybetmesi Amerikan yanlısı ülkelerin dış politikalarında hapı yutması anlamına gelir ve yabancı siyasi liderler faydalı tavizler vermeyecek hale gelir (2003’te Şili, Meksika ve Türkiye’nin bu şekilde karşı koymasına tanıklık edildi) ve Amerika’nın politikaları diğerlerinin gözünde meşruluğunu yitirdiğinde, güvensiz bir ortam yaratarak uluslararası ilişkilerde Amerika’nın koz fırsatını azaltıyor.

Bazı aşırı şüpheciler esasında ne olursa olsun, yumuşak gücün şu an terörizme karşı olan savaşta etkisinin neredeyse hiç olmadığı fikrini savunabilir. Buna rağmen,Osama bin Laden ve destekçileri Amerikan kültürü ve değerlerindenpüskürtüldü, bu değerler cazip hale getirilmedi.Ancak bu iddia, Rumsfeld’in 2003 Şubatında sızdırılan ünlü notunda ifade edilen mevcut savaştaki gerçek başarı ölçütünü yok sayıyor: “Asker alıp eğiten ve onları konuşlandıran medreselerden ve radikal din adamlarından her gün daha fazla terörist yakalayıp öldürmeye cesaret edip caydırıp ikna etmeye çalışıyor muyuz?”

İslami terör örgütlere karşı şu anki engel medeniyetlerin çatışması değil, ılımlılar ve aşırılar arasında İslam medeniyetinde yaşanan iç savaşla bağlantılı bir yarışmadır. Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri yalnızca, ılımlılara hitap eden politikalar benimserse ve kamu diplomasisini bu hitabıyla etkin bir şekilde kullanırsa kazanabilir. Ancak nasıl oluyorsa,kamu diplomasisinde Fransa veya Birleşik Krallık kadar az masraf harcayan dünyanın tek süper gücü ve bilgi devriminin lideri, mağaralarda saklanan aşırı tutucular tarafından yapılan propaganda savaşında yeniliyor.

Kayıp Kazançlar

Soğuk Savaş’ın bitimiyle, yumuşak güç gözden çıkarılabilir sayıldı ve Amerikalılar tasarruf etmeyi, yumuşak güce para yatırmaya tercih ettiler. 1989-1999 yılları arasında arasında United States Information Agency[3]nin bütçesi yüzde on azaldı ve dünyanın en büyük Müslüman ülkesi olan Endonezya’daki görevinin kaynakları yarı yarıya kesildi. On senenin sonunda, Dışişleri tarafından devralındığında USIA’nın yalnızca 6.715 çalışanı vardıve bu da, 1960’ların ortasındaki en üst seviyede 12.000 çalışan haliyle karşılaştırıldığında oldukça düşük bir sayı. Soğuk Savaş sırasında Washington tarafından finanse edilen radyo yayınları, Sovyet nüfusunun yarısına ve her hafta Doğu Avrupa’daki nüfusun yüzde 70 ila 80’ine ulaştı; 11 Eylül saldırılarının arifesinde, Arapların yalnızca yüzde ikisi The Voice of America (VOA)’yı[4] dinledi. Bu arada, yıllık akademik ve kültürel değişim sayısı1995’te 45 binken, 2001’de 29 bine geriledi. Yumuşak güç, Soğuk Savaşla mücadele ile o kadar özdeşleşti ki, az sayıda Amerikalı, bilgi devriminin ortaya çıkmasıyla birlikte, yumuşak gücün daha az değil, aksine daha önemli hale geldiğini fark etti.

Amerika’nın bu gerçeği kanıksaması, 11 Eylül saldırılarıyla mümkün oldu. Ancak Washington, kamu diplomasisine ihtiyacı tekrardan keşfetmesine rağmen, bilgi çağında yumuşak güce sahip olmanın zorluğunun üstesinden gelemedi. Hükümette yer alan birkaç yetkili isim, şimdilerde USAI’nin kaldırılmasının bir hata olduğunu kabul etti. Clinton yönetimi SenatorJesseHelms’in taleplerine (R-N.C.) boyun eğdiği için, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde dağıtılan ajansın yeniden oluşturulup düzenlenmeye çalışılacağına dair bir görüş birliği şu an için bulunmuyor.İşinde uzmanlaşmış birçok radyo istasyonuyla birlikteThe Voice of America’yı denetleyen kurullar,Arapça yayın yapması için RadioSawa, Frasça yayın yapması için RadioFarda ve Arapça televizyon yayını yapması için Al Hurra’yı kurması gibi birçok faydalı girişimde bulundu. Beyaz Saray kendi Office of Global Communications[5]’ınıkurdu ama daha çok gereksinimi duyulan, özellikleOrta Doğu sınırları içinde bunun işlevsel olması.

Orta Doğu’daki dikta rejimleri, liberal muhalefetleri yok etti ve radikal İslamcılar çoğu durumda geriye kalan tek muhalifler hâline geldi.Bu muhalifler, bozulmuş rejimlere, ABD politikalarına modernleşmeye karşı öfke besliyorlar. Tasvir ettikleri şekilde, liberal demokrasi yozlaşmışlıkla, seksle, ve şiddetle dolu. Bu, Amerikan filmleri ve televizyonuyla güçlendirilmiş bir izlenim ve Birleşik Devletler’deki bazı tehlikeli Hıristiyan vaizlerin aşırıya kaçan ifadeleri de bu durumu sıklıkla kötüye gitmesine sebep oluyor.

Buna rağmen, içinde bulunulan durum o kadar da ümitsiz değil. Modernleşme ve Amerikan değerleri zaman zaman rahatsız edici olsa da, eğitimi, istihdamı, daha iyi sağlık hizmetlerini ve çeşitli fırsatları da beraberinde getiriyor. Yapılan anketler, Orta Doğu’daki çoğu insanın ticaretin, küreselleşmenin ve gelişmiş iletişimin faydalarını istediğini gösteriyor. Amerikan teknolojisi yaygın olarak takdir ediliyor ve Amerikan kültürü sıklıkla Amerikan politikalarından daha çekici bir konumda. Bu kadar yaygın (göze karışık gelmesine rağmen) ılımlı görüşler göz önüne alındığında, aşırılık yanlılarını soyutlama şansı hala mevcut.

Ancak yine de, demokrasi zorla aşılanamaz. Irak’taki sonuç çok önemli olacak, ancak başarı aynı zamanda bölgesel ekonomileri açan, bürokratik kontrolleri azaltan, ekonomik büyümeyi hızlandıran, eğitim sistemlerini geliştiren ve Bahreyn, Oman, Kuveyt ve Fas gibi küçük ülkelerde yerini alan kademeli politik değişikliklere bağlı.Aydınların, sosyal grupların ve ülkelerin gelişimi, liberal demokrasinin İslam ile uyumlu olmadığını söyleyenlere karşı olumlu bir etkisi olacaktır. Örneğin yerli Asya değerleriyle var olan Japonya ve Güney Kore bu olumlu etkiyle şu an bulunduğu konumdalar.  Ancak Amerika’nın diğer ülkelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve Birleşmiş Milletlerle uyum içinde yumuşak güç kaynaklarınıusta bir şekilde yayması zaman alacak gibi görünüyor.

İlk müdahale edenler

11 Eylül’ün ardından, Amerikalılar: “Neden bizden nefret ediyorlar?” Sorusuyla afalladı. Ancak Orta Doğu’da birçok insan sanılanın aksine,Amerika’dan nefret etmiyor. Anketlerin sıklıkla gösterdiği üzere, birçoğu Amerika politikalarından korkuyor, onları yanlış anlıyor ve onlara karşı çıkıyor. Yine de bazı Amerikan değerlerini ve zaman zaman Amerikan kültürünü takdir ettikleri de göz ardı edilmemeli. Amerika iletişimde dünya lideri olsa da, bu tür fırsatları tanımada ve bunlardan istifade etmede beceriksiz sayılır.

2003’te iki partili bir danışma grubu Müslümanlar ve Arap dünyası için kamu diplomasisinde Amerika’nın,çoğunluğu Müslüman ülkelere, 25 milyon doları sosyal yardım olan, yalnızca 150 milyon dolar harcadığını öğrendi. Danışma grubu: “Mali kaynakların yetersiz olduğunu söylemek, görevi büyük ölçüde eksik göstermektedir.” Dedi ve kamu diplomasisi, kütüphane ve bilgi merkezleri inşa etmekve Batının daha çok kitabını Arapçaya çevirmek, konuk araştırmacıları ve burs sayısını arttırmak, Arapça konuşan ve halkla ilişkilerde uzman daha çok bireyin yetiştirilmek gibi fiillerisağlayacak bir Bakan atamasının gerçekleşmesini önerdiler.

Etkili kamu diplomasisi gelişimi kısa, orta ve uzun dönemler için stratejiler içermelidir. Örneğin kısa vadede, Amerika güncel olayları açıklamada ve bunları yanıtlamada daha atik olmalı. Haberlerin arasına popüler şarkılar serpiştiren Radyo Sawa gibi yeni yayın birimlerinin doğru yolda olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Amerikalılar, Al-Jazeera gibi Arap medya kuruluşlarıyla daha etkin bir şekilde çalışmayı daöğrenmelidir.

Orta vadede, Amerika’da siyasete yön verenler politikaları daha iyi açıklamak ve Amerika’yı “demokratik millet” olarak tanımlamak için birkaç kilit strateji belirlemeliler. Örneğin Amerika politikaları, Müslüman hayatlarının mahvolmasına kayıtsız kalması ile suçlanıyor. Bu suçlamalara, Bosna ve Kosova’da Müslüman hayatlarını kurtaran ABD müdahalelerine ve Müslüman ülkelere kalkınma ve AIDS ile mücadele eden politikalarla yanıt verilebilir. Dışişleri’nde, Yakın Doğu İlişkileri’nde yardımcı William Burns, Başkanın iki devletli İsrail ve Filistin vizyonuna ulaşması ve Arap ekonomilerinin modernize edilmesiyle Irak’ın yeniden inşasının önemini belirtti. Ek olarak,bölge için demokratik bir değişikliğin daha geniş bir gündeme iliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Bunların en önemlisi, Ortadoğu ülkelerini daha zengin, açık bir toplum ve geliştirmek içinkültürel ve eğitsel değişimler etrafına inşa edilmiş uzun vadeli strateji olacaktır. Bu amaçla, en etkili sözcüler Amerikalı değil, Amerikan erdemlerini ve hatalarını bilen yerli sözcülerdir. Hükümetlerin yanısıra, şirketler, vakıflar, üniversiteler ve diğer sivil toplum kuruluşlarının hepsi açık sivil toplumun gelişimine katkıda bulunabilir. Şirketler, eğitim sistemlerini modernleştirmek için gelişen teknolojiyi sağlayabilir; üniversiteler, öğrenciler ve fakülteler için daha fazla değişim programı fırsatı yaratabilir ve vakıflar, gazetecilerin profesyonelliklerini geliştirmeye yönelik Amerikan çalışmaları ve program kurumlarını destekleyebilir. Hükümetler de İngilizce eğitimini destekleyip değişim programlarını daha çok finanse edebilir.

Kısacası, yumuşak güç kaynakları yaratmak ve demokrasinin koşullarını oluşturmak için uzun vadeli stratejinin etkili birçok yolu var. Elbette bazen en iyi reklam bile revaçta olmayan bir ürünü satamayabilir: Eğer bir eylem, planına karşı hareket ederse onu yeni bir iletişim stratejisi de kurtaramaz. Yani ABD siyasetinin tarzı ve özü daha kapsayıcı bir demokratik mesaj ile tutarlı olmadıkça, kamu diplomasisi etkili olmayacaktır.

Ortaya Para Koymamak

ABD’nin en göze çarpan başarısızlığı, yumuşak güç üretmeye ayırdığı düşük öncelikli ve miktarı az kaynaktır. Dışişleri’nin kamu diplomasisi ve radyo televizyon yayıncılığına yaptığı%4’ü uluslararası ilişkiler bütçesine ait olan toplam maliyet, bir milyar doları geçti. Bu toplam, ABD’nin istihbarat harcamalarının %3’ü ve askeri bütçesinin de yüzde birinin çeyreğine tekabül ediyor. Eğer Washington askeri bütçesinin yalnızca %1’ini kamu diplomasisine harcamış olsaydı bu şekilde olmazdı.Federal Communications Commission[6]’ın eski başkanı Newton Minow da kendi sözleriyle olayı bu şekilde değerlendirmiştir: “Bomba fırlatmak için yatırım yaptığımız her 100 dolara karşı birfikir başlatmak yalnızca 1 dolar.” Bu da cari bütçeyi neredeyse dörde katlamak demekti.

Kamu diplomasisinin boyutları arasında daha fazla tutarlılık oluşturmak ve onları diğer konularla ilişkilendirmek de önemlidir. TheAssociationof International Educators[7], uluslararası öğrenciler için pazardaki pay azalmasına rağmen,“ABD hükümeti, değişimin neden önemli olduğu konusunda genel stratejik anlamda yoksun gibi görünüyor. Bu stratejik boşlukta, öğrencilerin buraya gelmeye çalışırken karşılaştıkları günlük engelleri gidermek zordur.” Değerlendirmesini yapıyor. Örneğin değişim ve vize politikaları pek de düzenli değil. Eğitimci Victor Johnson’ın da belirttiği gibi: “Kesinlikle daha dikkatli olmak gerekirken bu geniş ağ, tehlike taşımayan her türlü insanı yakalamaktadır.” Bu ve bunun gibi politikalar,insanların Amerika’ya gelme hevesini gereksiz yere kırarak Amerika’nın yumuşak gücünü azalttı.

Kamu diplomasisinin Beyaz Saray’dan daha fazla destek görmesi lazım. Council on ForeignRelations[8]çalışma kolu, yönetimdekilerden birinin başında olacağı “Beyaz Saray Kamu Diplomasisi Koordinasyon Yapısı” ve özel sektörü harekete geçirmeye yardımcı olacak kâr amacı gütmeyen bir “Kamu Diplomasisi Şirketi” kurulmasını önerdi. Sonuç olarak, başarılı bir strateji yalnızca Amerikan mesajları yayınlamakla kalmayıp aynı zamanda sadece hükümeti değil de toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren iki yönlü iletişim üzerine odaklanmalıdır.

Her İki Yönde de Gidedbilir

Her şeyden önce, Amerikalılar kültürel değişiklik hakkında daha bilinçli olmalı. Daha etkili bir yaklaşım da daha geniş düşünmeyi ve yurtdışındaki algılara daha fazla duyarlı olmayı gerektiriyor.

O nedenle, atılacak ilk adım, evdeki tutumları değiştirmektir. Amerikalıların, Amerika politikalarının diğerlerine nasıl göründüğünü daha iyi anlamaları gerekmektedir. Soğuk Savaş’ın bitiminden beri, ABD medyası tarafından dünyanın geri kalan kısmının kapsamı önemli ölçüde azaldı. Yabancı dillerde eğitim durakladı, daha az sayıda akademisyen Fulbrightmisafir öğretim üyesi olmaya başladı. Tarihçi Richard Pells bu konudaki üzüntüsünü : “Amerikalı tarihçilerin hem yüksek okullar hem de ABD ötesinde bir dünya merakı ile hareket ettikleri ve hepimizi etkilemeye devam eden, milli ve uluslararası konular hakkında iletişim kurabildikleri o zamanlardan ne kadar da uzağız!” sözleriyle dile getirdi.

Sert gücü kullanmak, yumuşak gücü kullanmaktan daha tek taraflıdır ve bu Amerika’nın henüz tanıyamadığı bir olgudur.

Daha etkili iletişim kurabilmek için, Amerikalılar önce dinlemelidir.

 

 

[1]Gallup International Polls

[2] Donald Rumsfeld Dışişleri Sekreteri 2001-2006

[3] Birleşik Devletler Bilgi Alma Ajansı: Uluslarararası menfaatleri koruma amacıyla kurulmuş, çoğunlukla radyo ve televizyondan sorumlu bağımsız ajans.

[4] Amerika’nın Sesi: Daha çok Amerika’nın çıkarları uğruna yayın yapan radyo istasyonu.

[5] Küresel İletişim Ofisi

[6] Federal İletişim Komisyonu

[7] Uluslararası Eğitimciler Derneği

[8] Dış İlişkiler Konseyi

 

Kaynak: http://staff.maxwell.syr.edu/cgerard/Fundamentals%20of%20Conflict%20Resolution/The%20Decline%20of%20America’s%20Soft%20Power.pdf

 

Çevirmen Hakkında

Özen Ayşe Özbasa
Bilkent Üniversitesi
Mütercim Tercümanlık

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir