döviz
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Donald Trump, G20 Osaka Zirvesi'nde ikili görüşme yapmıştı. (Kaynak: Brendan Smialowski / AFP)

Amerika-Çin Döviz Savaşı Tehlikesi

Yazar: John Plender

Pekin Hazine varlıklarını satarsa piyasa oynaklığı devam edecek.

Ticaret savaşından döviz savaşına geçiş sıkıntılara sebep olabilecek önemli bir aşamadır. Çin ve Amerika arasındaki gümrük vergisi tarifelendirmelerinden dolayı dolar karşısında değer kaybeden yuan ticaret savaşlarını daha da kızıştırırken, Başkan Donald Trump’ın alabileceği riskin büyümesine yol açıyor. Piyasalardaki en belirgin endişe, Amerikan yönetiminin doları zayıflatmak için doğrudan müdahalede bulunabilmesidir. Yuan, euro ve sterlin tamamen potansiyel hedefler olsa da küresel finans istikrarsızlığı için en büyük ölçek Amerika ve Çin ile ilgilidir.

Eski FED Başkanı Paul Volcker, hafızalarda güçlü bir şekilde yer eden ifadesinde Amerika ve Çin arasındaki yakın finansal ilişkileri potansiyel “ölümcül kucaklaşma” olarak değerlendirdi. Bu ilişkiler arasında Çin’in 1 trilyon dolardan fazla Amerikan hazinesi varlıklarını elinde tutması da yer almaktadır. İki ülke arasında artan ticari anlaşmazlığın geçmişine karşın açık bir gece yarısı senaryosu, Çin’in Amerika karşısındaki resmi yabancı döviz rezervlerinin silah haline gelmesine neden oldu.

Mayıs ayının sonuna kadar geçen üç ayda, Çin’in ABD’de bulunan mülkiyeti 20,7 milyar dolar azalarak 1,1 trilyon dolara düştü. Geçen senenin Haziran ayından bu yana yaşanan 81 milyar dolarlık daralmaya rağmen, bu hala Amerikan Hazine varlıkları arasındaki en büyük paydır. Fakat Çinlilerin Amerikan Hazinesinde sahip olduğu mülkler 2011’deki son hesaplamalarda %11’den %7’ye düştü. Açıkçası, Pekin’in Amerika’nın hızla büyüyen mali açığını finanse etmeye hazırlıklı olma durumu giderek etkinliğini yitirmektedir. Buradaki problem, dünyanın en büyük borç piyasasından çıkan bu finansal tahliyenin nasıl yorumlandığı ve insanların silah haline getirilen döviz tehdidine karşılık hoşnut olup olmadıklarıdır.

Çin’in ABD politikasını etkilemek için finansal kaldıracı kullanması korkusu tamamen temelsiz değildir. People’s Daily gazetesinde kıdemli editör olan Ding Gang, 2011 yılında Amerika’nın Tayvan’a askeri mühimmat satışlarına karşılık Çin’in finansal tokat ile cevap vermesi gerektiğini savunmuştur. Amerikan Savunma Bakanlığı bu tehdide karşı kayıtsız kaldı. 2012’de tartışılan bir raporda “tehdidin inandırıcı olmadığı, çünkü baskı yaparak Amerikan varlıklarını kullanmanın sınırlı etki yaratacağı ve bu durumun sonucunda Çin’in Amerika’dan daha fazla zarar göreceği” ifadeleri yer almıştır.

Pentagon’a göre Çin, kazanç sağlamadan varlıklarını azaltamaz çünkü bu varlıklarında büyük bir kayba neden olur. Eğer planlandığı gibi varlıklarını ülkesine götürseydi, bu kayıplar yuanın dalgalanması ve doların düşüşü ile gerçekleşirdi.

Şu anda Pekin satış yaparken hazine gelirleri düşüyor. Dünyanın en güvenilir yerli ve yabancı kaynakları destekleyen tasarruf havuzu olan bir alandan Çinlilerin yatırımlarını çekmesi, kırılganlıktan öteye gidebilecek bir durum değildir.

Aynı şekilde Çin’in resmi rezervleri için alternatif güvenli yerler daha güçsüzdür. Bağımsız Avrupa borç piyasası parçalanmış ve likidite bakımından sıkıntılı durumdayken, altın piyasasını limitli bir şekilde zapt edebilir. Buna ek olarak, Avrupa bölgesi hükümetinin artan borçları, Amerika’nın aksine negatif bir kazanç durumu ortaya koymaktadır.

Yine de herhangi bir Çinli sermaye akışının analizinde önemli bir ikaz vardır. Amerikan hazinesinin uluslararası sermaye verisi, Çin’in resmi rezerv portföyündeki tüm değişiklikleri yakalamıyor. İşletmeler, Lüksemburg veya Belçika’daki emanet hesaba taşınabilir. Pekin’in geri dönüşü sağlamak amacıyla yüksek getirisi olan diğer dolar varlıklarına dönüştürmesiyle getiriyi arttırması mümkündür.

Buradaki asıl mesele, Pekin’in Komünist Parti liderliğinde, özellikle Trump’la yapılan ticaret görüşmelerinin kırılgan olduğu bu aşamada faizleri nasıl algıladığıdır. Net olan şey şu ki, Çin’in beklenmedik bir şekilde hazine varlıklarını satma kararı küresel piyasalarda olağanüstü dalgalanmalara yol açacaktır. Çinli liderlerin yukarıda bahsedilen tüm istikrarsız koşullara karşı bir korku taşıdığını not etmekte fayda var.

Son olarak, Volcker’ın ölümcül bir kucaklamaya atıfta bulunmasının gerçek gücü, karşılıklı bağımlılığın beklenmedik bir sonucu olarak ortaya çıktı. Küresel finansal kriz öncesinde, resmi rezervlerin artmasından etkilenen Çin’in genişleyen birikimi, Amerika’da 1930 ekonomik buhranı tarzında, 2007-2008 yılında patlayan kredi balonlarına önemli bir katkıda bulunmuştur. Çinlilerin hakkını teslim etmek gerekirse, 2009-2010 yılında yaptıkları mali ve parasal teşvikler, tamamen kendi çıkarlarına uygun olsa da küresel ekonomik göstergenin yoluna girmesini sağladı. Bu hikâyeden ortaya çıkan sonuç, ekonomik karşılıklı bağımlılık hakkındaki her şey iki taraflıdır.

 


https://www.ft.com/content/93dc9bca-b385-11e9-bec9-fdcab53d6959