Ana Sayfa / Yazılarımız / Tarih / Avrupa Tarihi / Alman İmparatorluğunun Doğuşu
Anton von werner

Alman İmparatorluğunun Doğuşu

Yazan: Uğur PAMUKEL

Almanya’nın siyasi birliğini sağlaması, 19. yüzyılın en büyük olaylarından birisidir. Denebilir ki, dünyada hiçbir devletin kuruluşu, Almanya’nınki kadar, başlangıçtan itibaren milletlerarası politikaya bu denli büyük ölçüde etki yapmamıştır[1]. 19. yüzyıla gelindiğinde 1815’de son bulan Napolyon Savaşları’nın sonucunda Avrupa, büyük bir yıkıma ve tahribata uğramıştır. Bu ölçekte bir savaşın bir daha olmaması için Avusturya, Prusya, Rusya ve Britanya arasında Viyana Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma sonucunda, Avrupa’da mevcut statükoyu korumak için yeni bir sistem doğmuştur. Bu sisteme adını veren Avusturya Başbakanı Metternich, statükonun silah yoluyla korunmasını savunuyordu. Ona göre ulusçuluk hareketlerinin acımasızca bastırılması ve ulus-devletlerin dağıtılması gerekiyordu. Aynı zamanda Viyana Antlaşması, Alman coğrafyasının yönetimi 38 devletli (Bund) Germen Konfederasyonu’na bıraktı ve konfederasyonun başına Avusturya getirildi. İlerleyen zamanlarda Metternich sistemine tepki olarak 1830 ve 1848 İhtilallerinin[2] çıkması ve bunların, Avusturya’da Metternich’in istifası ile sonuçlanması, Kuzey ve Doğu Alman devletlerinin Prusya’ya olan güvenlerinin artması, Frankfurt Diet’inde[3] Avusturya’nın gücünü kıran unsurlar arasında olmuştur. Bu ihtilallerden önce 1830 yılında Prusya’nın diğer Alman devletleri ile yaptığı gümrük birliği (Zollverein) Prusya’yı ekonomik olarak zenginleştirmiş ve Prusya’nın diğer devletler ile olan ilişkilerini olumlu etkilemiştir.

Demir Şansölye Otto Von Bismarck

Alman Birliği’nin mimarı ve kurucusu kabul edilen Almanya’nın ilk şansölyesi Otto Von Bismarck, 1815 yılında Brandenburg’un küçük bir kasabasında dünyaya gelmiştir. Brandenburg’un askerliği seven, büyük topraklara sahip, eski ailelerinden birine mensuptu[4]. Bismarck’ın politika hayatı 1847’de Prusya Meclisi’ne üye seçilmekle başlar. 1851 yılına kadar süren bu dönemde, özellikle liberallere karşı beslediği düşmanlıkla göze çarpmıştır. 1851-1859 yılları arasında, Frankfurt’taki Germen Konfederasyonu Diet’inde Prusya temsilcisi olarak bulundu. 1859’da Petersburg’a elçi olarak atandı ve orada üç yıl kaldı. Bu süre zarfında Rus Çarı 2. Aleksandır’ı yakından tanıdı ve Rusya ile Prusya arasında güçlü bir dostluğun kurulması için çalıştı. Bismarck, Alman Birliği’nin kurulabilmesi için Avusturya’nın Germen Konfederasyonu’ndan atılması gerektiğini savunmuştur. Bismarck Alman Birliği’ni hayatının en büyük ideali haline getirmişti ve bu birliğin ancak ‘Kan ve Demir’[5] ile olacağını savunmuştur. Bismarck 1860 yılında Prusya’nın başbakanı olmuştur. Başbakan olduktan dört yıl sonra bu kan ve demir politikasını Danimarka’ya savaş açarak başlattı. Bu savaşa gerekçe olarak Schleswing, Holstein ve Lauenburg Dükalıklarının teşkil ettiği, Elbe Dükalıklarının Danimarka’ya bağlı olup halkının çoğunluğunun Alman olmasını ileri sürerek Danimarka’ya bir nevi ordunun gücünü test etmek için savaş açtı ve savaşı kazandı. Bu savaş sonrasında Gastein Antlaşması imzalandı. Antlaşma esnasında Avusturya ile Prusya arasında büyük tartışmalar çıktı. Bu antlaşma aslında ileride gerçekleşecek olan Prusya-Avusturya Savaşı’nın da tohumlarını ekmiştir. Antlaşmaya göre Schleswig Prusya’ya, Holstein Avusturya’ya verildi; Lauenburg’u ise Prusya, Avusturya’dan satın aldı.  Prusya Alman Birliği’nin kendi etrafında kurulması gerektiğini düşünüyordu. Bunun için en büyük engel Frankfurt Diet’inde geniş yetkilerle bulunan Avusturya’ydı. Gastein Antlaşması’nda yaşanan kriz sırasında Bismarck, Avusturya ile bir savaşın kaçınılmaz olduğunu anlamıştı. Bismarck hemen bu savaşın diplomatik hazırlığına girişti, öncelikle Fransa’nın tarafsızlığını aldı, daha sonra İtalya ile bir ittifak kurdu. Bu ittifaka göre Avusturya’ya karşı beraber savaşılacak ve İtalya Venedik’i geri alacaktı. Tüm diplomatik ortamı hazırlayan Bismarck için artık sadece savaşı çıkartmak kalıyordu. Avusturya yönetimindeki Holstein’da yaşanan bazı karışıklıkların Prusya’yı tehdit ettiğini öne sürerek 14 Haziran 1864’de Avusturya’ya savaş ilan etti. Savaş başlayınca Germen Konfederasyonu’nun güney devletleri Avusturya’yı tuttular. Savaşa Prusya 350.000, Avusturya ise 850.000 asker ile girdi. Bütün Avrupa Avusturya’nın kazanacağını düşünüyordu ama Prusya’nın orduları iyi eğitimli, otomatik silahlar ile donanımlı ve hızlı hareket eden birliklerdi. Avusturya ordusu ise bunun tam tersiydi. Yorgun, hantal, moralsiz ve eski silahlar ile donatılmıştı. Savaşın sonucunda Prusya orduları Viyana’nın önüne kadar gelmiştir. Bu durumda Bismarck Prusya Kralı ile çok şiddetli tartışmalara girmiştir. Krala orduların Viyana’ya girmemesi ve Avusturya’nın onurunu Viyana’yı yağmalayarak kırmaması gerektiğini savunmuştur. Bismarck Krala aynen şu sözleri söylemiştir: “Avusturya’yı fazla rencide etmekten, bu memlekette gereksiz yere sürekli kin ve intikam arzusu bırakmaktan kaçınmalıyız.”.[6] Bismarck’ın en önemli argümanı ileride Alman Birliği’ni tamamlamak için yapacağı büyük Fransa savaşında Avusturya’nın tarafsızlığının şart olması ve bunu ancak bu devletin gururunu kırmadan yapılacağını savunmuştur. Bu konuda kral ile o derece tartıştı ki, fikrini kabul ettiremeyince toplantının yapıldığı binanın dördüncü katından atlayıp intihar etmeyi düşündüğü sırada, veliahtın araya girmesi ve Kral’a şehri işgal etmemeyi kabul ettirmesi üzerine gerginlik bitti. Savaştan sonra Avusturya ve Prusya arasında 1866’da Prag’da mütareke imzalandı. Bu mütarekeye göre; Avusturya, Konfederasyondan çekiliyor ve Konfederasyon ortadan kalkıyordu ve Main Nehri’nin batısında bulunan devletler Prusya’nın başkanlığında yeni bir konfederasyon altında toplanacak, Main Nehri’nin güneyinde kalan devletler ise ayrı bir konfederasyon kuracaktı. Bu gelişme ile Alman Birliği yarı yolu geçmişti fakat önünde daha zorlu bir rakibi vardı.

Fransa ile Savaş

Prusya’nın son Avusturya zaferi ile bu denli büyümesi, Fransız kamuoyunda büyük tepkiler doğurdu. İmparatora karşı muhalefet git gide artıyordu ve Prusya’nın Fransa’nın yanı başında kuvvetlenip büyümesine seyirci kaldığı için, 3. Napolyon ağır eleştirilere uğruyordu. Fransa siyasetinde büyük bir kargaşa vardı, bu sırada Bismarck Alman Birliği için Katolik olan güney devletlerinin de katılması gerektiğini biliyordu. Bu devletler Protestan olan Prusya’dan çok korkuyordu ve Katolik olan Fransa’ya güveniyorlardı. Bu faktör yüzünden Fransa faktörünün ortadan kalkması gerekmekteydi. Ayrıca Fransa Alman Birliği’ni her zaman tehlikeli bulup bunun sonuna kadar karşısında durmuştur. İki taraf da savaşın kaçınılmaz olduğunu anlamıştı ve ordularını güçlendirmeye başladılar. 1868 Ocak ayında, Berlin’deki Fransız ataşesi Paris’e: “Savaşın çıkması sadece tek bir olaya bağlıdır.” diye yazıyordu[7]. Bu olay İspanya tahtı olacaktı. İspanya kralı Ferdinand 1832 de ölmüştü ve otorite boşluğunda bir iç savaş çıkmıştı. Britanya’nın müdahalesi ile bu savaş sona ermişti ancak taht hala boştu. Bunun üzerine taht için Prusya’nın Junker[8] ailelerinden gelen prens Leopold aday gösterildi. Fransa buna şiddetle karşı çıktı. Sonuç olarak Leopold adaylıktan çekildi. Bu olay Fransız meclisinde ve kamuoyunda büyük bir coşkuyla karşılandı, basın tahrik edici manşetler atmaya başladı. Bismarck, Almanya’nın boyun eğmesini bir ‘zillet’ olarak kabul etmiştir. Bu lekeyi ancak üzerimizden bir savaş temizler diyordu, ancak savaş çıkaracak sebep yoktu bu şekilde savaş çıkarırsa kavga etmeye yer arıyormuş gibi gözükecekti. Bismarck bu olaydan sonra istifa etmeyi düşündü. Ancak Bismarck’ın istifasına gerek kalmadı. Ertesi gün ortaya çıkan ‘Ems Telgrafı’ olayı, Bismarck’ın istediği savaşı kaçınılmaz hale soktu. Fransız elçisi, Ems kaplıcalarında bulunan Kral 1. Wilhelm’i ziyaret ederek, gelecekte de bir Prusya prensinin İspanya tahtına geçemeyeceği hakkında garanti verilmesini, hükümeti adına isteyince, Kral ne kendisinin ne de başkasının gelecek hakkında garanti vermek imkânının olmadığını belirtti. Fransız elçi öğleden sonra tekrar kral ile görüşüp güven toplamak istese de Kral onunla görüşmeyi reddetti. Kral bütün bu olup bitenleri Bismarck’a bildirdi. Bu olaya Ems Telgrafı denir.200 kelime kadar olan bu telgrafı Bismarck, kendi değimi ile hiçbir kelimeyi değiştirmeden sadece bazı kısımları çıkararak’ 20 kelimelik bir özet haline getirdi. Ertesi günü de bunu basına verdi. Yeni metine göre elçi krala hakaret etmiş kral ise onu kovmuş. Bu metin Fransa’da bomba etkisi yarattı herkes öfkeyle savaş istiyordu. Aynı gün Prusya elçisinin ülkeyi terk etmesi istendi. Üç gün sonra Fransa 17 Temmuz’da Prusya’ya savaş ilan etti. Paris’te ‘Marseillaise’’ söylenirken, Berlin’de de ‘’ Wacht am Rhein’’ söyleniyordu[9].Fransa savaşa büyük bir güvenle girdi herkes zaferden emindi. Halbuki seferberlik tam bir kaos ortamında yapıldı. Prusya’nın 430.000 kişilik ordusuna karşılık Fransa ancak 220.000 asker sağlamıştı. Seferberlik sırasında birçok Fransız subay birliğini kaybetmişti, orduların donanımı da eksik ve zayıftı. Fransızlar savaşın sadece ilk günleri kazandı ve sadece Saarbrücken’e kadar gelebildiler. Sonrasında Prusya ordusunun üst üste zaferleri, Prusya ordusunu Paris önlerine kadar taşıdı. Bu durumda Fransa barış istedi. Ancak Fransa mütarekeyi Prusya ile değil Alman İmparatorluğu ile imzalayacaktı. Mütarekeden on gün önce, 18 Ocak 1871 günü Versailles Sarayı’nın büyük görkemli Aynalı Salonu’nda Alman İmparatorluğu’nun kurulduğu ilan edildi. Güney Alman Devletleri de artık imparatorluğa dahil olmuştu. Bu suretle Alman milli birliği tamamlanmıştı. Kral 1. Wilhelm, Almanya İmparatoru ve Otto Von Bismarck da Şansölye (Kanzler) unvanını alıyordu. Almanya da tarihteki yerini alıyordu.

Sonuç

Almanya’nın Avrupa’nın ortasında, bu şekilde diplomatik ve askeri başarılara dayanarak kurulması, Avrupa dengelerini tepetaklak eden bir olay olmuştur. Büyük bir ordu, insan gücü ve sanayi ile kurulan bu muhafazakâr devlet, kurulduktan itibaren Bismarck’ın barış politikası ile dış politikada adeta bir barış elçisi görevi üstlenmişti. Bismarck öldükten hemen sonra kontrolü tamamen eline alan 2. Wilhelm ise Bismarck’ın tam tersi bir dış politika izlemiştir ve Almanya’yı saldırgan ve savaş meraklısı bir devlete dönüştürmüştür. Bu gelişmeler şüphesiz 20. Yüzyılın kaderini belirlemiştir. 20. Yüzyılın bu kaderi ise yıkıcı iki dünya savaşı olacaktır.

DİPNOTLAR;

[1] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları, 2010 s. 438.

[2] 1830-1848 yıllarında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ortaya çıkan ayaklanma, devrim ve özgürlük hareketleridir. Özellikle İtalya, Almanya, Fransa, Avusturya, Polonya, Romanya ve Macaristan bu dönemde büyük sarsıntılar geçirmiş

[3] 1815 Viyana antlaşması sonrası kurulan Germen konfederasyonu

[4] Prusya’nın muhafazakar ve militarist kesimine Juncker denirdi. Bismarck is Juncker kültürü ile büyümüştü ve bir Juncker’di.

[5] Bismarck’ın Prusya meclisinde yaptığı konuşmadır. (Blut und Eisen Rede)

[6] Armaoğlu 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları, 2010 s.456.

[7] Armaoğlu 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları, 2010 s.467.

[8] Prusya’nın militarist muhafazakar elit kesimine verilen genel ad.

[9] Armaoğlu 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları, 2010 s. 472.

Kaynakça;

Armaoğlu 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları, 2010

Fulbrook Mary Almanya’nın Kısa Tarihi, Çeviren; Sabri Gürses. İstanbul: BÜTEK, 2008

Ateş Toktamış Siyasal Tarih İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2017

Encyclopedia Brıtannıca https://www.britannica.com/event/Congress-of-Vienna 23.08.2018 tarihinde erişildi

German Culture http://germanculture.com.ua/germany-history/german-confederation-1815-66/ 23.08.2018 tarihinde erişildi

ZDFmediathek (yapımcı) 2008: Die Deutschen (belgesel)

Deutsches Historisches Museum; Unter den Linden 2, 10117 Berlin

Yazar Hakkında 

Uğur Pamukel / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir