Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Kitap Analizi / Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya / Kitap Analizi

Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya / Kitap Analizi

Kitabın Künyesi

Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley

İthaki Yayınları

12.07.2018 / 25. Baskı

Çeviren: Ümit Tosun

Giriş

Cesur Yeni Dünya, İngiliz yazar Aldous Huxley’nin 1932 yılında yayımladığı distopik eseridir. Huxley, I. ve II. Dünya Savaşları arasındaki dönemde ABD’nin geleceğin yükselen gücü olacağını öngörmüş ve her ne kadar romanın başladığı, ana kurgusunun gerçekleştiği alan Londra olsa da yazar distopyasında gerçekleştirilen davranış biçimlerini Amerikan yaşam tarzını hedefe alarak betimlemiştir.

Roman F.S 632 yılında, yani Ford’dan sonra 632 yılında gerçekleşiyor. Huxley’nin kurduğu evrende “Ford” olarak bahsedilen kişi, Amerikan Otomobil Devleri’nden olan Ford’un sahibi Henry Ford. Henry Ford’un 1908-1927 yılları arasında ürettiği T Modeli otomobilden de her şeyin başlangıcı olarak sıkça bahsedilmekte. T Modeli, taşıma bandı ve uzmanlaşmış emek gibi salt toplu üretim modelleri ile üretilmiş ilk modeldi. Fordizm[1] aynı zamanda gerçek hayatta da Henry Ford’un geliştirdiği işletmelerde kullanılan bir üretim tipinin de adıdır.

Huxley’nin gelecek tasavvuru, sloganları “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” olan “Tek Dünya Devleti” üzerine inşa edilmiş. Teknolojik gelişmelerin çok ilerlediği, uygarlığın muazzam seviyeye erdiği, insanların ve sistemin iyiliği için her şeyin devlet tarafından kontrol altında tutulduğu, “mutluluk, zevk, tüketim” odaklı şartlandırılmış bireylerin oluşturduğu bir gelecek tasavvuru bu.

Kitap Özeti ve Analizi

F.S. 632 yılında insan ırkı artık eskiden olduğu gibi bir anne ve babanın varlığı ile yani ilkel yöntemler ile oluşmuyor. Bireylerin çoğu kendilerine verilen ikramiyeler karşılığında yumurtalıklarını ve spermlerini devlete bağışlıyorlar. Artık bireyleri “Kuluçka ve Şartlandırma Merkezleri”nde devlet, tabiri caizse imal ediyor. Çiftleştirilmiş hücreler üretim bantları üzerinde aşamalarına göre oda oda geziyorlar ve ışınlar, aşılar vb. bazı uygulamalara maruz kalıyorlar. “Bokanovski” adı verilen işlem ile döllenen hücrenin minimum 8, maksimum 96 hücreye bölünerek çoğalması, böylelikle bir bireyden birden fazla oluşması sağlanıyor. Bu işlem devletin sloganlarından olan istikrar kavramı açısından oldukça önemli. Mesela küçük fabrikalardaki işçiler tamamen tek bir hücrenin Bokanovskileri olabilir, hepsi aynı olacağı için de fabrikada tam bir istikrar sağlanmış olacaktır.

Bireyler dünyaya gözlerini açtıklarında sınıfsal ayrımlar ve bu ayrımları belli eden birtakım fiziksel farklılıklarla dünyaya geliyorlar. Toplumun en üst tabakasından en alt tabakasına doğru saydığımızda “Alfalar, Betalar, Gamalar, Deltalar ve Epsilonlar” şeklinde beş farklı sınıftan oluşan bir toplum yapısını bu merkezlerde oluşturuyorlar. Ölen insanların yerine hemen yenilerinin üretilebildiği bir sistemle düzen sağlanıyor. Anne rahminin yerine kişilerin, şişelerin içinde gelişimi sağlanıyor ve bireyler dünyaya gelmeden önce bütün özellikleri belirlenmiş oluyor. Mesela birey ne kadar alt sınıftan olursa o kadar az oksijen veriliyor. Bu durumdan önce beynin sonra iskeletin etkilenmesi sağlanıyor.

Nüfusun stabilizasyonu kolay bir yönetim için oldukça önemli. Haddinden fazla artışın olması da azalışın artıştan fazla olması da bir problem. Cesur Yeni Dünya’da bu sorunu dişi embriyolarının sadece %30’unun normal gelişimine izin vererek çözmüşler. Bireylerin en verimli dönemi yetişkinlik dönemleri olarak belirlenmiş, yaşlılar ve çocuklar bu sistemde istenmeyen bireyler olarak öne çıkmakta.

Çocuk yuvalarına “Pavlov’un Şartlandırma Odaları” ismi verilmiş. Hipnopedya adı verilen “uykuda öğreti” yöntemi ile bireyler dünyaya geldikleri andan itibaren uykularında Cesur Yeni Dünya’nın gereklilikleriyle uyumlu bireyler olmaları için şartlandırılıyorlar. Çocukların kitap okumaları, özgür düşünebilmeleri, sorgulamaları sistem içerisinde küçüklükten verilen şartlandırmalarla engelleniyor. Çoğu kitap yasaklanmış olduğu için bireyler kendilerinden önce nasıl bir dünya olduğunu bilmiyorlar ve karşılaştırma yapamıyorlar. Onlara tarih hakkında devlet tarafından bilgi verildiğinde ise geçmişteki insanların ne denli ilkel oldukları ve kendilerinin şu anki yaşamlarının ne kadar kusursuz olduğu aşılanıyor. Ayrıca “oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz.”.

Cesur Yeni Dünya’nın en önemli kavramlarından bir tanesi ise tüketim. Bireyler sistemin ideal şekilde işlemesi ve tüketimin sürekli olarak devam edebilmesi için önemli ve gerekliler. Mesela Tasarruf kavramı Yeni Cesur Dünya’da en istenmeyen şeylerden birisi, zira sistem tüketim üzerine kurulu. Bir hipnopedik atasözü der ki: “Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir. Yama artarsa refah düşer, yama artarsa..”.

İnanç kavramı da bu düzende hiçlik olarak tezahür ediyor. Din kavramı ilkel bir kavram. Yeni Cesur Dünya’da yaşayan hiç kimsenin dine ihtiyacı yok. Geçmişten gelen, Hristiyanlığa atfı olan her şey Fordist sisteme entegre edilmiş. İngiltere’deki Charing Cross bölgesi Charing T olmuş, Haçların üstü kesilerek T modeline atfedilmişler, insanlar “Aman Tanrım!” kalıbı yerine “Aman Fordum!” der olmuşlar. Tarihi eserler “Dokuz Yıl Savaşları”nda tamamen yok edilmiş. Big Ben, BigHenry’e dönüşmüş. Kiliselerde yapılan ayinler yeni düzende Ford ayinlerine dönüşmüş.

İnsanların sistemden şikayet etmemeleri için tamamen zevk odaklı bir dünya düzeni kurulmuş. Çocuklara erotik oyunlar oynamaları gerektiği öğretilmiş, “Herkes herkese aittir” hipnopedik öğretisi ile bireylerin birbirleri ile duygusal bağlar kurmaları engellenmiş bu sayede herkesin en sadık olduğu yapının kendilerine bütün bu zevkleri bahşeden devlet olarak ortaya çıkması sağlanmış. Eskinin ilkel alkol ve uyuşturucuları yerine bireylere zarar vermeyen, sıkıntılı hissettiklerinde dertlerinden uzaklaşmalarını ve keyif veren halüsinasyonlar görmelerini sağlayan “Soma” adındaki maddeler üretilmiş ve bireylere bu maddeyi sıkça kullanmaları için hipnopedik telkinler verilir olmuş. “Artık herkes mutlu” gibi telkinler.

Yapılan Ford ayinlerinde şarap yerine Soma içilerek ve ilahiler aşağıdaki örnek gibi revize edilerek uygulanır hale gelmiş:

“Toplu seks-poplu seks, Fordla neşelen,

 Öp kızları birleşsinler.

 Oğlan seksle huzur bulur;

 Toplu seks-poplu seks uçurur.”

Ana hatları bu şekilde çizilmiş olan Cesur Yeni Dünya’nın kurucuları dünyanın her yerini irdeleyerek Kızılderili bölgeleri gibi verimsiz olan yerleri medeniyete (!) layık görmemişler ve “Ayrı Bölge” adında denetimsiz, izinsiz girilemeyen, ayrı bölgedekilerin ise uygar dünyaya giriş yapamayacağı ayrıştırıcı bir düzen oluşturmuşlar.

Huxley, eserinde iki karakterin izin alarak ayrı bölgeye seyahat etmesini ve orada uygar alandan gelmiş ancak öldüğü düşünülerek orada unutulmuş ve yanlışlıkla hamile kalmış bir kadın ve çocuğu ile bu iki hafta sonu partnerinin karşılaşmasını ve bu iki karakterin uygar dünyaya geri dönüşünü işlemiş.

Ayrı Bölge’de mahsur kalan, toplumdaki herkesin aksine anne olmuş kadın karakter, Linda, geri döndüğünde uygar bölgedeki yaşıtlarının aksine yaşlanmış, çirkinleşmiş, kilo almış, dişleri dökülmüş, hayatını keyif ve güzellik odaklı yaşayan uygar dünyanın insanları tarafından dışlanmış olarak kurguda kendine yer buluyor. “Ölüm hastanesi” diyebileceğimiz, artık topluma faydası olmayan insanların ilaçla günden güne huzur içinde (!) ölmelerini sağlayan bir hastaneye yatırılıyor. Cesur Yeni Dünya’da sadece ne zaman doğacağınıza ve nasıl bir insan olacağınıza değil aynı zamanda ne zaman öleceğinize de devlet karar veriyor. İnsanların ölümden korkmamaları için çocuklar küçükken bu ölüm hastanelerine getiriliyorlar ve burada iyi anılar biriktirecek şekilde koşullanmaları sağlanıyor. Yapılan bu koşullamalar sayesinde çocuklar yaşlandıkları zaman ölümün güzel bir şey olduğu fikrini kanıksamış bir şekilde gönüllü olarak bu hastanelere yatacak ve nüfusun sabitlenmesinde, toplumun kolay yönetilmesinde, sisteme göre istikrarın sağlanmasında önemli bir rol oynamış oluyorlar.

Sonuç

Eserin içerisindeki olay örgüsü içerisine girdiğinizde “doğru” ve “yanlış” olanı seçme özgürlüğünün “istikrar”uğruna insanların elinden nasıl alındığını, insanların tabiatına aykırı işlerin “onların iyiliği adına, onlardan daha akıllı olanlar” tarafından nasıl yaptırıldığını ve daha sayabileceğimiz çok şeyi, aslında manipüle edilebileceğimiz belirgin konuları distopik bir anlayışla bize fark ettiren bir eser. Normal algısının değişebilirliği de dikkat çekmesi gereken bir kısım romanda. Cesur Yeni Dünya’nın ve Ayrı Bölge’nin normallerinin farklılık düzeyi “normal” dediğimiz kavramın tamamen toplumsal algılar tarafından oluşturulmuş olduğunu gösteren bir örnektir mesela.

Toparlayacak olursak Huxley, “Amerikan Rüyası” anlayışını, teknolojinin insanları tek düze hale getirebilme ihtimalini kitaba ayrı bölgeden gelen, uygarların vahşi diye tanımladığı, geçmişi bilen, dini inanışı olan, edebiyatı ve tarihi seven, gurur onur gibi kavramlara son derece değer veren ve modern dünyada neredeyse uzaylı muamelesi gören John/Vahşi karakteri ile dünyanın nereye doğru gidiyor ya da gidiyor olabileceğini düşündüren, sorgulatan bir eser olarak kaleme almış Cesur Yeni Dünya’yı. Edebi yönü çok yüksek olmayan ancak okunmaya değer bir distopya olarak Cesur Yeni Dünya bugün bile özgünlüğünü korumakta olan bir eser olarak karşımızda.

Dipnotlar

[1]Bkz. http://ses.org.tr/wp-content/uploads/fordizmpostfordizm.pdf

Yazar Hakkında

Hatice Büşra Türk / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı / İngilizce Çevirmeni 

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir