Habertürk.com'dan alınmıştır.

AK PARTİ DÖNEMİNDE TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ

Özet

İsrail Devleti 1948 yılında kurulmuş, Türkiye 1949 yılında İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştur.  İlişkiler 1949 yılında gelişmeye başlamış ve iki ülkenin ilişkilerini günümüze dek Filistin meselesi, güvenlik ve ekonomik beklentiler şekillendirmiştir. Siyasi ilişkilerdetarih boyunca genellikle gergin dönemler yaşanmış ve diplomatik temsilcilikler en alt seviyelere indirilmiştir. Fakat siyasi olarak çalkantılı dönemler yaşansa dahi, Türkiye ve İsrail birbirleri için vazgeçilmez ticari ortaklar olmuşlardır. Bu sebeple en kötü durumda dahi ekonomik ilişkiler devam etmiştir. 2000’li yıllara kadar Türkiye’de darbeler yaşanmış ve istikrarlı hükumetlerin kurulamamış olması da ilişkilerin istikrarını etkileyen farklı bir boyut olmuştur. 2002’den günümüze dek iktidarda kalan Ak Parti hükumeti süresince Davos, Alçak Koltuk, Mavi Marmara gibi pek çok kriz yaşanmış, İsrail devletinin aralıklı dönemlerde Filistin’e müdahale etmesi de yine ilişkilerikaosa sokmuştur.  Buna rağmen iki devlet arasında ticaret hacmi büyümeye devam etmiş fakat 2016 yılında ABD Başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı ve son bir yıldır İsrail-Filistin arasındaki sancılı süreç ilişkileri tekrar büyük bir çıkmazın içine sokmuştur.

Anahtar Kelimeler: İsrail, Türkiye, Ekonomi, Güvenlik

  1. 1948 İSRAİL KURULUŞU VE İLİŞKİLERİN 2000’LERE KADAR OLAN SEYRİ

Soğuk Savaş döneminin henüz başlarında İsrail devleti İngiltere’nin desteğiyle 1948 yılında resmen kurulmuştur ve hemen akabinde Birleşmiş Milletler üyesi olmuştur. İsrail, kuruluşuyla birlikte Arap Devletleri ile savaşa girmiş olup Türkiye savaş süresince tarafsız kalmıştır. Türkiye, Arap Devletlerinin tepkilerine rağmen kuruluşundan bir yıl sonra 1949 yılında İsrail’i tanımıştır ve İsrail’in BM üyesi olmasını tanıma sebebi ilan etmiştir.

 Resmi tanıma sonrasında sorunlar kendini göstermekte geç kalmamıştır. 1955 yılında Ortadoğu devletlerinin oluşturduğu Bağdat Paktı’na Irak öncülüğünde İsrail’in kabul edilmemiş olmasına İsrail büyük tepki göstermiş, ardından 1956 yılında Süveyş Krizi ile ilişkiler maslahatgüzarlık seviyesine indirilmiştir. Dengelerin sürekli oynadığı bu süreçte 1967 Arap-İsrail Savaşları’nda Türkiye İsrail’i kınamış, 1973 Yom Kippur Savaşı’nda ise dönemin Başbakanı Bülent Ecevit öncülüğünde Türkiye eşit mesafeli politika izlemiştir. Bunlar büyük sebepler olacak ki, diplomatik ilişkiler 1980 yılına dek maslahatgüzarlık seviyesinde kalmıştır. Savaşların yanı sıra İsrail ile büyük husumet ve savaş içerisinde olan FKÖ’yü (Filistin Kurtuluş Örgütü) Türkiye’nin tanıması ve akabinde FKÖ lideri Yaser Arafat ile Bülent Ecevit’in görüşmesi ilişkileri derin bir krize sokmuştur. Türkiye 1970’li yıllarda Arap yanlısı politikalar izlemişse de,  İsrail ileilişkileri kesmeyi gündemine bilealmamış hattabelli ölçülerde Araplarla İsrail arasında denge politikasını sürdürmüştür. [1]

İsrail’in, Kudüs’ü işgalinden sonra başkent ilan etmesi 1980’li yıllarda ilişkilerin tansiyonunu yükseltmiş, Türkiye diplomatlarının çoğunu geri çağırmış ve ilişkileri maslahatgüzarlık seviyesinde bırakmıştır.

 İsrail’in, Lübnan’ı işgal ettiği 1982 yılında, İsrail’inASALA’nın (Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) kamplarına girmesi ve elde ettiği verileri Türkiye ile paylaşması ilişkileri yumuşatmıştır.

1980-1990’lı yıllar arasındaki dönem Ortadoğu’da suların durulmadığı, tansiyonun düşmediği yıllar olmuştur. Bu süreçte 1982 Hama Katliamı, 1980-1988 Irak-İran Savaşı ve 1990 Kuveyt’in ilhakı tüm dünyanın gözünü Ortadoğu’ya çevirmesine neden olmuştur. Hal böyleyken Ortadoğu’da devletlerin dış güvenliği birincil hedefleri haline gelmiş ve güvenliklerini temin edebilmek adına İsrail ve Türkiye ilişkileri yumuşama dönemine girmiştir. Bu süreçte Ortadoğu’daki karmaşaya ek olarak Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanının Turgut Özal olmasının da şüphesiz büyük tesiri olmuştur. Özal, ekonomi de liberal politikalar izlemiş ve siyasi ilişkiler için de ılıman politikalar sürdürmüştür. Bu sebeple dönem içerisinde Filistin-İsrail meselesinde denge politikası sürdürmüştür.

1990’lı yıllar Türkiye-İsrail ilişkileri için altın yıllar diye tabir edilen dönem başlamıştır.O yıllarda gerçekleşen Ortadoğu Barış Sürecine paralel olarak, Türkiye 1991 yılında İsrail ile diplomatik ilişkilerini “büyükelçilik” seviyesine çıkarmıştır.[2] Bu dönem içerisinde birçok işbirliği gerçekleştirilmiş, 1996 yılında teknolojik, ekonomik ve askeri birçok anlaşma imzalanmıştır. İlişkilerin yumuşamasında,Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle askeri ve teknolojik işbirliği kuramaması, silah alamaması ve bunun sonucu olarak yönünü Ortadoğu’nun en güçlü devletlerinden biri olan İsrail’e çevirmesi de büyük bir etken olmuştur.

2002 yılında seçilen Ak Parti hükümeti ile birlikte ilişkiler yeni bir boyuta geçmiş, 17 yıllık Ak Parti iktidarında ilişkileri etkileyen birçok önemli olay vuku bulmuş ve bu meselelerin birçoğu tarihe geçmiştir.

AK PARTİ’NİN İLK YILLARINDA TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ

2000’li yıllara gelindiğinde ilişkilerin gelişmesini etkileyen birçok faktörden bahsetmek mümkündür. ABD’nin Ortadoğu’da ki nüfuzu, ekonomik ve psikolojik nedenler, ABD başkanlığının Obama’dan Trump’a geçmesi, 2010 yılında başlayan Arap Baharı süreci, 2011’den bu yana devam eden Suriye İç Savaşı ve savaşa dahil olan İran, İsrail, Rusya, ABD, Türkiye devletleri ve ayrıca diğer aktörlerin bu savaşa katılması, savaş ile birlikte İsrail-İran geriliminin artması ilişkilerin gelişimini etkileyen örnekler olarak gösterilebilir.

Ak Parti’nin iktidar olduğu yılların henüz başında, dış politikası ‘’komşularla sıfır sorun’’ üzerine şekillenmiştir. Bu politikanın temelinde 1980’lerden beri devam eden liberal söylemler ve karşılıklı bağımlılık ilişkisi yatmaktadır. Bu liberal söylemler bağlamında Ak Parti ordunun dış politika üzerindeki etkisini azaltmış ve bu iradeyi Dışişleri Bakanlığı’na yöneltmiştir. Bu yönelim sonrasında iktidarın ilk yıllarında Türkiye ve İsrail arasında pek çok ziyaret gerçekleştirilmiştir. AncakAk Parti iktidarının ikinci yılında ilişkiler de siyasi gerilimler ortaya çıkmış, İsrail’in Gazze’de ki Refah kampına yaptığı saldırı sonrasında Başbakan Erdoğan’ın İsrail’i bir “terör devlet” olarak nitelenmiştir.[3] İlişkileri düzenlemek adına artarda pek çok ziyaret gerçekleştirilmiş fakat 2006 yılına gelindiğinde Gazze’deki seçimleri kazanan Hamas’ın sürgündeki lideri HalidMeşal’in Türkiye’ye gelmesi iki ülke arasındaki ilişkileri iyice gerginleştirmiştir. İsrail basınında bu ziyaret çok ağır ifadelerle eleştirilmiş hatta ‘Türkiye teröristlerle yatıp kalkıyor’ gibi açıklamalar yapılmıştır.[4] Ardından İsrail’in Lübnan ile savaşa girmesi ve Gazze şeridine yaptığı saldırılar Türkiye tarafından İsrail’e tekrar ağır eleştiri yapmasına sebep olmuştur. Artık ilişkiler ekonomik olarak da etkilenmeye başlamıştır. İki ülke arasında imzalanmış olan araştırma projeleri askıya alınmış, Manavgat Suyu projesi durmuş, GAP bölgesine yapılan yatırım planları sonlandırılmış, askeri alandaki büyük modernizasyon projeleri gündemden kalkmaya başlamıştır. [5] 2006 olaylarının ardından çok geçmeden 2008 yılında İsrail, Filistin’e yönelik ‘’Dökme Kurşun Operasyonu’nu’’ başlatmış ve 80 uçakla hava saldırıları düzenlemiştir. Bu saldırıda pek çok Filistinli hayatını kaybetmiş, olay bölge de büyük yankı uyandırmış ayrıca İsrail’e yönelik ağır tepkilere neden olmuştur.

2006 Lübnan Savaşı ve Dökme Kurşun Operasyonu, Ortadoğu’nun istikrarını bozan hususlar olmuşlar ve Türkiye’nin Ortadoğu barış politikası büyük bir yara almıştır. Bu yaşananlar ile birlikteTürkiye, İsrail’e yönelik bakış açısını değiştirmiş ve İsrail’i artık barışı tehdit eden bir ülke olarak algılamasına neden olmuştur.

  • İLİŞKİLERİ KRİZE SOKAN OLAYLAR: ALÇAK KOLTUK, DAVOS KRİZLERİ

29 Ocak 2009 yılında İsviçre’nin Davos kentinde gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu toplantıları esnasında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı ŞimonPerez arasında diyaloğa dayalı bir kriz meydana gelmiştir. “Gazze: Ortadoğu’da Barış” başlıklı panel esnasında ŞimonPerez’in konuşmasından sonra Erdoğan söz istemiş ve şunları söylemişti: “Sesin çok yüksek çıkıyor. Benden yaşlısın biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.” Demiş, panel yöneticisinin Erdoğan’ın süresiyle ilgili uyarı vermesi üzerine Erdoğan panel yöneticisine dönerek:”Sana da çok teşekkür ediyorum. Benim için de bundan böyle Davos bitmiştir. Daha da Davos’a gelmem. Siz  konuşturmuyorsunuz. O 25 dakika konuştu, ben 12 dakika konuştum. Olmaz.” demiş ve paneli terk etmiştir. [6]

Erdoğan’ın ‘’One Minute’’ çıkışı Türk ve Dünya basınında kendine büyük bir yer bulmuş ve dolayısıyla bu olayın bölgesel ve ulusal yansımaları olmuştur. Türk halkının İsrail’e yönelik algısı değişmiş, değişen algıların Türkiye- İsrail ilişkilerine olumsuz etkilerinin olmasıyla birlikte Erdoğan’ın Türkiye ve Ortadoğu halklarına göreprestiji artmıştır.

İlişkileri karşılıklı olarak derinlemesine etkileyen ve zaman zaman kriz noktasına getiren etmenlerden biri de medya olmuştur. Türk televizyonlarında yayınlanan Ayrılık dizisinde ve Kurtlar Vadisi Filistin filminde İsrail’e yönelik oluşturulan sahneler ve algılamalar sonucunda İsrail Türkiye’yi açık şekilde eleştirmiş ve ardından yapılan büyükelçi görüşmesinde dönemin İsrail büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un alçak koltuğa oturtulması ve İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayolon’un kameralara dönerek İbranice, “Bizim yüksek, onun daha alçak bir koltukta oturduğuna, masada yalnızca İsrail bayrağı bulunduğuna ve bizim gülümsemediğimize dikkatinizi çekerim” demiştir. [7] Bu olayın kameralar önünde gerçekleşmesi tansiyonu yükseltmiştir. [8]

Yaşanan bu iki siyasal krizin ardından ilişkiler de sorunlu zamanlar yaşanmıştır. 2009 yılında İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı AviMizrahi’nin, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Gazze’deki tepsine karşılık söylediği “Erdoğan önce aynaya baksın” sözleri için Türkiye-İsrail nota vermiştir.[9]

  • DERİN KRİZ: 2010 MAVİ MARMARA BASKINI

2000’li yılların ortalarından itibaren yaşanan kriz süreci 2010 Mavi Marmara Krizi ile şüphesiz ilişkileri çıkmaza sokmuştur. Sadece bölgesel değil, evrensel olarak da büyük yankı uyandıran bu olay sonrasında İsrail’e yönelik algılamalarda derin kırılmalar yaşanmıştır.

19 Eylül 2007 yılında İsrail,Gazze şeridini “düşman bölge” ilan etmiş, Gazze kaynaklı saldırıların devam etmesini gerekçe göstererek silâh ve mühimmat girişini engellemek üzere Gazze şeridini denizden abluka altına alacağını açıklamış ve 3 Ocak 2009 itibarıyla ablukayı uygulamaya koymuştur.[10] Abluka sonrasında dünyadan tepkiler gelmiş ve Gazze’ye yardım ulaştırmak amacıyla dünyadan çeşitli sivil toplum kuruluşları bir araya gelmiştir.37 ülkeden 600’ü aşkın gönüllü ve 7 gemiden oluşan filo Türkiye öncülüğünde İstanbul’dan yola çıkmıştır. Gemilerin yardım ulaştırmasına izin vermeyeceğini açıklayan İsrail, silahlı kuvvetleri aracılığıyla 31 Mayıs 2010 tarihinde, konvoya saldırmış ve bu saldırı sonucunda Mavi Marmara adlı gemide bulunan 1’i ABD, 8’i Türk vatandaşı olmak üzere toplam 9 kişi öldürülmüş, onlarcası da yaralanmıştır.[11]Olay bununla da kalmamış yardım konvoyunda bulunan gemiler askeri müdahale sonrası İsrail limanlarına götürülmüştür. Mürettebatları gözaltına alınmıştır. Gözaltında kalınan bu süre zarfında yaşananlar gözaltında bulunanların ifadelerine kaynakla Türk kamuoyu tarafından insanlık dışı muameleler olarak adlandırılmıştır.[12]

Yaşanan bu kriz açık denizlerde meydana geldiğinden ötürü ve ayrıca İsrail’in müdahale metodu sebebiyle İsrail’i kınamış ve ilişkilerin düzelmesi için İsrail’in vefat eden kişilerin ailelerine tazminat ödemesi ve hem ailelerden hem de Türkiye’den özür dilemesi gerektiğini ve Gazze ablukasının kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. Mavi Marmara olayı Türkiye- İsrail arasında gerçekleşmiş olsa dahi, uluslararası hukukun ihlal edilmesi dolayısıyla evrensel tepkiler almıştır. Türkiye’nin girişimleriyle Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi İsrail’i kınayan ablukanın yasa dışılığına atıf yapan bildiriler yayınlanmış, NATO da dâhil olmak üzere İsrail’den alıkoyduğu gemileri serbest bırakmasını istemiştir. Öte yandan Türkiye, saldırı sonrasında İsrail’le gündem de olan üç askeri tatbikatın iptal edildiğini ve İsrail Büyükelçisi’nin merkeze çağrıldığını açıklanmıştır.[13]İsrail BaşkanıNetanyahu, 22 Mart 2013 tarihinde İsrail adına Türk halkından özür dilemiştir. Erdoğan bu özrü Türk halkı adına kabul etmiştir. İsrail, hayatını kaybeden vatandaşların ailelerine tazminat ödemeyi de kabul etmiştir.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi sürecine döndürülmesi amacıyla müzakereler yapılmış, 26Haziran 2016 tarihinde mutabakata varılmıştır. Bu mutabakat doğrultusunda iki taraf arasında yapılan “Tazminata İlişkin Usul Anlaşması” 28 Haziran 2016 tarihinde imzalanmıştır.[14]

Başbakan BinyaminNetenyahu’nun özrünün ardından ilişkiler de normalleşme dönemine girilmiştir.İsrail-Türkiye ilişkilerinin yakınlaşmasında bazı gelişmeler yaşanmış fakather iki devletin de bazı politikaları nedeniyle bu yönde fazla ilerleme sağlanamamıştır. Türkiye’de Mavi Marmara davasında İsrailli komutanlara cezalar verilmesi ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı gibi gelişmelerin etkisiyle ilişkiler yeniden gerginleşmiştir.  2019’a kadar olan süreçte ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 2017 yılında Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiş ve bunun alınmakta geç bir karar olduğunu dile getirmişti. Kararın ardından İsrail başkanı Netenyahu “İsrail halkı sonsuza kadar minnettar olacak” açıklamasını yapmıştır. Trump’ın, Kudüs’ü başkent ilan etmesi ve ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasının ardından Filistin halkı direnişe geçmiş ve şu anda halen bölgede direniş hareketi devam etmektedir. ABD’nin kararına Türkiye’den ilk tepki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan gelmiştir. Çavuşoğlu, kararı “uluslararası hukukun açık ihlali” olarak nitelemiştir. Erdoğan ise yaptığı konuşmada “Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir” demiş, “ABD’yi bölgedeki sorunu daha da derinleştirecek böyle bir adım atmaması için bir kez daha ikaz ediyorum. İsrail ile diplomatik bağları koparırız” ifadelerini kullanmıştı.[15] Yaşanan siyasi krizin sonrasında Filistin halkı, 2017 yılında ‘’Büyük Dönüş Yürüyüşü hareketini başlatmış olup şu anda halen devam ettirmektedir. Son iki yıldır Filistin-İsrail hattında sular durulmamış, birçok Filistinli hayatını kaybetmiştir. Ortadoğu’daki süreç, Türkiye-İsrail ilişkilerini olumsuz yönde etkilemiş  ve son zamanlarda siyasi problemlerin yaşanmasına neden olmuştur. 2019’un Ağustos ayında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsrail’de 17 Eylül’de yapılacak erken seçim öncesi “yine kirli bir oyun oynandığını” belirterek, “İşgal altındaki Filistin’in başkenti Doğu Kudüs’te Filistinli kardeşlerimize yardım etmekten ve Filistin davasını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.” demiştir.[16]

TÜRKİYE-İSRAİL EKONOMİK İLİŞKİLERİ

Çalışmanın henüz başında Türkiye ve İsrail arasında siyasi ve diplomatik krizler yaşansa dahi iki ülkenin birbirleri için önemli ticaret partnerleri olduğundan ve ekonomik ilişkilerin devam ettiğinden bahsedilmişti. İki ülke Ortadoğu coğrafyasının Batılılaşma modelini benimseyen, ticaret hacmi yüksek ve ekonomik olarak önde gelen aktörlerinden olmuştur. Elbette iki ülkenin birbirleri için ticaret ortağı olmalarının bazı sebepleri vardır. İsrail’in sebeplerini incelersek: bölgede yükselişe geçmek isteyen İsrail’in teknolojik ilerlemesinin ivme kazanması, silahlanma da büyük adımlar atması ve iki ülkenin de Soğuk Savaş süresince aynı blokta olması gösterilebilir. Türkiye içinse bu sebepler yine iki devletin aynı blokta yer alması,  iç politika da yaşanan hükumet değişimlerinin dış politikayı etkilemesi sonucu istikrarlı bir dış politika çizilememesi ve bunun doğrultusunda ABD ve SSCB arasında çalkantılı dönemler yaşayan Türkiye’nin bölgesel olarak iyi bir ortağa ihtiyaç duyması gösterilebilir.

İsrail’in kuruluş aşamasında zorlu dönemler yaşaması ve nüfus artışı İsrail’i bölgede güçlü aktörlerle işbirliğine itmiştir. 1950 yılında iki ülke arasında “Ticaret ve Ödeme Antlaşması” imzalanmıştır.  1958 yılında Suriye ve Mısır’ın Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurması İsrail’i bölgedeki bir diğer güçlü olan devlete, yani Türkiye’ye yöneltmiştir. Ardından 1960 yılında Türkiye’nin iç politik karışıklığının ülke de ekonomik bir kaos oluşturması, Türkiye’yi güçlü aktörler ile işbirliğine itmiş ve 1960 yılında İsrail ile Ticaret Anlaşması imzalanmıştır.  İmzalanan anlaşma ticaret hacmini arttırmayı hedeflemiştir. 1967’de yaşanan 6 Gün Savaşları’nın ardından İsrail’e uygulanan silah ambargoları sonrası, İsrail silahlanma alanında büyük teknolojik gelişmeler kaydetmiştir. 1970’lerden 1980’lere uzanan süreç Ortadoğu için karışık geçen bir dönem olmuş ve bu süreç sebebiyle İsrail ekonomi politikalarına odaklanamamıştır.

1990’lı yıllarda iki ülke için büyük işbirlikleri gerçekleştirilmiştir. İsrail-Filistin arasında başlayan barış süreci ilişkileri olumlu etkilemiş, 1996 yılında Türkiye ile İsrail arasında Serbest Ticaret Alanı Anlaşması imzalanmıştır. Varolan ticaret hacmi, bir önceki yıla göre %47’lik bir artış göstermiştir. Yine 1996 yılında imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması ile modernizasyon çalışmaları kapsamında iki ülke arası yüksek teknolojili ürünlerin ticareti gerçekleşmiştir.  2002 yılında İsrail ve Türkiye arasında ticaret hacmi 1,4 milyar dolarken, Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle ticaret hacmi artış trendine geçmiştir. 2005 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’e yaptığı resmi ziyarette yüksek teknolojili sanayi ürünlerinin ithalatı ve ihracatı adına bir anlaşma imzalamıştır.

Türkiye Ekonomi Bakanlığı’nın 2009 – 2016 yılları arasındaki ticaret verilerine göre, 2009 sonrası ticaret hacmi artmıştır. Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nı takiben, İsrail ile 2000 yılında 1 Milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2014 yılı itibarıyla 5,8 milyar doları ile en yüksek düzeyine ulaşmıştır.

2017 yılı itibariyle de ihracatımız 3,4 milyar dolar, ithalatımız ise 1,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş dış ticaret hacmimiz ise 4,9 milyar dolar olmuştur.İsrail’e ihracatımızda ki en önemli ürünler; binek otomobilleri, demir çelik ürünleri, izole edilmiş kablo ve teller, mücevherci eşyası ve aksamı, plastik eşyalar, konfeksiyon ürünleri, beyaz eşya, seramik ürünleri ve çimentodur.[17]

SONUÇ

Kuruluşu büyük ses getiren, dünyanın teknolojik ve silahlanma alanında en güçlü devletlerinden olan İsrail’in, Türkiye ile 1949 yılında siyasi, 1950 yılında ise ekonomik ilişkileri başlamıştır. O yıllardan bugünlere dek ilişkilerin seyrini etkileyen pek çok olay vuku bulmuş, bazı dönemler diplomatik temsilcilikler en alt seviyelere inmiştir.  Ortadoğu’nun ekonomik ve askeri önemli bu iki gücü siyasi krizlere rağmen ekonomik ilişkilerini devam ettirmiştir.  Ekonomik ilişkilerin devam etmesinde Soğuk Savaş süresince iki devletin aynı blokta yer alması, gelişen ekonomilerinin bölgesel olarak birbirine ihtiyaç duyması ve her iki ülkenin de güçlü devletler olmak istemelerinde görülebilir. 2002 döneminde iktidara gelen Ak Parti hükümeti İsrail ile ekonomik ilişkileri maksimum düzeye çıkarmış fakat yaşanan son Filistin gelişmeleriyle ilişkiler tekrar kriz dönemine girmiştir.

Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerinin geçmişine bakmak, geleceğini yorumlamakla büyük bir bağlantı içerisindedir. Çünkü İsrail’in Ortadoğu politikaları istikrarlı olarak devam etmekte ve Türkiye ise siyasi olarak Filistin’e destek vermektedir.  Fakat iki ülke de şu an için dünyanın gelişmekte olan en iyi ekonomilerindendir. Bu sebeple siyasi anlaşmazlıklar zaman zaman zuhur etse de, iki ülkenin birbirleri için vazgeçilmez ekonomi ortakları olmaya devam edileceği düşünülmektedir.

 


Kaynakça

Ahmet Hamdi TOPAL, ‘’ ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNİN MAVİ MARMARA KARARI VE KARARIN ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ’’, Marmara Üniversitesi, Hukuk Araştırmaları Dergisi,2015, Cilt Sayı:21, Sayı:2.

Ayça EMİNOĞLU, ‘’TARİHSEL SÜREÇTE TÜRKİYE İSRAİL İLİŞKİLERİNİN DEĞİŞEN YAPISI’’, Gümüşhane Üniversitesi, Cilt 7 Sayı 15, 2016.

Bulut GÜRPINAR, ‘’DIŞ POLİTİKA VE KAMUOYU: MAVİ MARMARA KRİZİ’’, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi,Cilt: 10 Sayı: 53.

Cemalettin KARADAŞ, ‘’ Uluslararası Deniz Hukukunda Açık Denizlerin Serbestliği İlkesi Mavi Marmara Olayı’’, ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU (USAK) Yayınları: 62.

Fatma SARIASLAN, ‘’ TÜRKİYE-İSRAİLİLİŞKİLERİNDE DEĞİŞMEYEN DİNAMİK: EKONOMİ’’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi Erken Görünüm.

Göktürk TÜYSÜZOĞLU, ‘’ Değişen Bölgesel Denklemler Işığında Türkiye-İsrail İlişkilerinde İşbirliğini Tetikleyen Unsurlar’’ , İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ Cilt: 3, Sayı: 3, 2014.

Türel YILMAZ, ‘’Türkiye- İsrail İlişkileri: Tarihten Günümüze’’, Akademik ORTA DOĞU, Cilt 5, Sayı 1, 2010.

Tahsin ABDULLAH, ‘’ Ak Parti Döneminde Türkiye- İsrail İlişkileri (2002- 2016)’’, Gazi Üniversitesi, Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bölümü.

İnternet Kaynakları

http://www.tuicakademi.org/yeni-donem-turkiye-israil-iliskileri/#_ftn7, TUİÇ Akademi, ‘’Yeni Dönem Türkiye-İsrail İlişkileri’’, TUİÇ AKADEMİ. (Erişim Tarihi: 01.09.2019)

http://www.bilgesam.org/incele/1152/-turkiye-israil-iliskileri-dibe-vurdu/#.XW0POzYzbDc, ‘’ Türkiye- İsrail İlişkileri Dibe Vurdu’’, BİLGESAM. ( Erişim Tarihi: 28.08.2019)

https://www.cnnturk.com/2009/dunya/01/29/davosta.kriz/511241.0/index.html, DAVOS’TA KRİZ, CNN Türk. ( Erişim Tarihi: 03.09.2019)

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42258773, ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, BBC NEWS. ( Erişim Tarihi: 05.09.2019).

https://www.cnnturk.com/dunya/disisleri-bakani-cavusoglu-israilde-yine-kirli-bir-oyun-oynaniyor, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: İsrail’de yine kirli bir oyun oynanıyor, CNN TÜRK.  (Erişim Tarihi: 05.09.2019)

T.C Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye-İsrail Siyasi İlişkileri”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi iliskileri.tr.mfa, DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI.(Erişim Tarihi: 05.09.2019)

https://t24.com.tr/haber/son-bir-yilda-turkiye-israil-arasindaki-ticaret-hacmi-yuzde-14-artti,513934, Son bir yılda Türkiye-İsrail arasındaki ticaret hacmi yüzde 14 arttı, T24. (Erişim Tarihi: 09.09.2019)

http://www.cobalt.co.il/tr/turkiye-israil-ticari-ve-ekonomik-iliskileri/, Türkiye İsrail ticari ve ekonomik ilişkileri, COBAL TRADE. (Erişim Tarihi: 06.09.2019)

http://www.aljazeera.com.tr/makale/turkiye-israil-ekonomik-iliskileri,Türkiye İsrail ekonomik ilişkileri, ALJAZEERA TURK. (Erişim Tarihi: 05.09.2019)

 

 Dipnotlar

[1]Ayça EMİNOĞLU, ‘’TARİHSEL SÜREÇTE TÜRKİYE İSRAİL İLİŞKİLERİNİN DEĞİŞEN YAPISI’’, Gümüşhane Üniversitesi, Cilt 7 Sayı 15, 2016, ss.93.

[2] Türel Yılmaz, ‘’Türkiye- İsrail İlişkileri: Tarihten Günümüze’’, Akademik ORTA DOĞU, Cilt 5, Sayı 1, 2010, ss.17.

[3] Tahsin Abdullah, ‘’ Ak Parti Döneminde Türkiye- İsrail İlişkileri (2002- 2016)’’, Gazi Üniversitesi, Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bölümü, ss.8.

[4] TUİÇ Akademi, ‘’Yeni Dönem Türkiye-İsrail İlişkileri’’http://www.tuicakademi.org/yeni-donem-turkiye-israil-iliskileri/#_ftn7 ( Erişim Tarihi: 29. 08.2019 )

[5] ‘’ Türkiye- İsrail İlişkileri Dibe Vurdu’’, BİLGESAM.http://www.bilgesam.org/incele/1152/-turkiye-israil-iliskileri-dibe-vurdu/#.XW0POzYzbDc,  ( Erişim Tarihi: 28.08.2019)

[6], Davos’ta Kriz, CNN Türk.https://www.cnnturk.com/2009/dunya/01/29/davosta.kriz/511241.0/index.html ( Erişim Tarihi: 03.09.2019)

[7]Fatma Sarıaslan, ‘’ TÜRKİYE-İSRAİLİLİŞKİLERİNDE DEĞİŞMEYEN DİNAMİK: EKONOMİ’’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi Erken Görünüm, ss.12.

[8]Göktürk TÜYSÜZOĞLU, ‘’ Değişen Bölgesel Denklemler Işığında Türkiye-İsrail İlişkilerinde İşbirliğini Tetikleyen Unsurlar’’ , İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ Cilt: 3, Sayı: 3, 2014, ss.593.

[9]Tahsin ABDULLAH, ‘’AK PARTİ DÖNEMİ’NDE TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ (2002-2016), ss14.

[10] Ahmet Hamdi TOPAL, ‘’ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNİN MAVİ MARMARA KARARI VE KARARIN ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ’’, DergiPark, ss.1.

[11]Bulut GÜRPINAR, ‘’DIŞ POLİTİKA VE KAMUOYU: MAVİ MARMARA KRİZİ’’, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi,Cilt: 10 ,Sayı: 53, ss.244.

[12] Cemalettin Karadaş, ‘’ Uluslararası Deniz Hukukunda  Açık Denizlerin Serbestliği İlkesi Mavi Marmara Olayı’’, ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU (USAK)Yayınları: 62, ss.17.

[13] Tahsin ABDULLAH, ‘’ AK PARTİ DÖNEMİ’NDE TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ (2002-2016), ss14.

[13] Ahmet Hamdi TOPAL, ‘’ ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNİN MAVİ MARMARA KARARI VE KARARIN ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ’’, DergiPark, ss.20.

[14]T.C Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye-İsrail Siyasi İlişkileri”, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasiiliskileri.tr.mfa. (Erişim Tarihi: 05.09.2019)

[15]ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42258773 ( Erişim Tarihi: 05.09.2019)

[16]Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: İsrail’de yine kirli bir oyun oynanıyor,https://www.cnnturk.com/dunya/disisleri-bakani-cavusoglu-israilde-yine-kirli-bir-oyun-oynaniyor(Erişim Tarihi: 05.09.2019)

[17] ‘’Son bir yılda Türkiye-İsrail arasındaki ticaret hacmi yüzde 14 arttı’’, T24.https://t24.com.tr/haber/son-bir-yilda-turkiye-israil-arasindaki-ticaret-hacmi-yuzde-14-artti,513934 (Erişim Tarihi: 09.09.2019)