Ana Sayfa / Yazılarımız / Ekonomi / ABD’nin Çelik ve Alüminyum Çıkışının Perde Arkası

ABD’nin Çelik ve Alüminyum Çıkışının Perde Arkası

Yazan: Özcan KUZULU

Son günlerde özellikler ABD – AB ilişkilerini geren, akabinde Çin, AB ve bazı ülkelerin karşı hamlelerde bulunacağını bildirdiği ABD Başkanı Donald Trump’ın çelik ve alüminyum ithalatında vergileri artırması hususunun arka planını araştırmaya çalıştık.

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin ithal ettiği çelik ve alüminyum ürünlerine “milli güvenlik” gerekçesiyle ek gümrük vergisi getirme planlarını devreye almak isterken, “gerçek dostlara” esnek davranacaklarını belirtip sonrasında Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomisi Almanya’yı hedef alıyor. Bilindiği üzere Trump’ın Almanya’ya karşı bir gıcığı var. Almanya ziyaretinde Merkel’in elini sıkmaktan özellikle kaçınması kameralara yansımış, neredeyse yüz yüze gelmemek için özel çaba sarfetmişti.

08.03.2018 günü Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında çelik ve alüminyuma yönelik tarifelerle ilgili karar açıklandı. Bu karara göre Kanada ve Meksika dışındaki ülkelere yüzde 25 çeliğe, yüzde 10 da alüminyuma olmak üzere gümrük vergisi uygulaması yapılacak. Yeni uygulamanın 15 gün içerisinde yürürlüğe gireceği açıklandı.

Biraz geriye gidecek olursak, 8 Nisan 2016 tarihli bir haberde, ABD’de 8 Kasım’da gerçekleşecek başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti’nin adayı olmak için yarışan Clinton ve Sanders ABD’nin NATO için gerçekleştirdiği harcamaları masaya yatırmıştı. İki aday NATO üyelerinin daha fazla askeri harcama yaparak katkıda bulunmaları gerektiğini söylemişti. Cumhuriyetçi aday Trump ise işi daha ileriye götürerek çok fazla masrafı olduğu için ABD’nin NATO üyeliğini tekrar gözden geçirmesi gerektiğini ifade etmişti.

İlaveten, NATO üye ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarının en az yüzde 2’sini savunmaya harcamalarını daha ciddiye almaları için kampanya yürüten ve kendileri bütçelerinin 4,2’sini verirken, Almanya’nın sadece %1 ayırdığını ve bunun adil olmadığını belirten Trump, ABD’den “istifade eden” devletlere karşı önlemler alınacağının işaretini daha önce vermişti.

Biraz açalım; NATO’ya katkılar iki şekilde oluyor. Birincisi dolaylı gönüllü katkılar. Bunlar asker gönderme, zırhlı araç, askeri gemi, helikopter ve tıbbi malzeme sağlanması gibi katkılar.  NATO Antlaşması’nın 5. maddesi geçerli olmadığı sürece her ülke istediği ölçüde buna katkıda bulunuyor. Madde 5, NATO ülkelerinden birine saldırı olursa, bütün üyelere saldırı düzenlendiğini, savunma ve cevap toplu halde olacağını belirtmektedir.

2006 yılında üye ülkeler gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) milli savunmaya harcanacak yüzdesi olarak % 2’lik bir kural üzerinde anlaştılar.  ABD’yi bir kenara bırakırsak, 27 NATO üyesi ülkenin toplam savunma bütçeleri Washington’un yarısını bulmuyor. Bir yandan ABD, 11 Eylül sonrası savunma bütçelerini sürekli artırırken, diğer yandan Avrupa’da süregelen ekonomik kriz savunma bütçelerini aşağıya çekiyor.

Yine 2014’te yapılan NATO Zirvesi’nde üye ülkelerin 2024’e kadar savunma harcamalarını milli gelirlerinin en az yüzde 2’sine çıkartılması kabul edilmiş.

NATO’nun kurulduğu 1949 yılından bu yana ABD askeri harcamalarıyla diğer üyeleri her zaman geride bıraktı. Fakat ABD ile diğer üyelerin savunma harcamaları arasındaki uçurum giderek büyüyor. Bunda 11 Eylül saldırıları sonrası ABD’nin harcamalarını yükseltmesinin de etkileri bulunuyor.

NATO’nun resmi kurallarına göre üye devletler gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYH) en az yüzde 2’sini savunma harcamak zorunda olmasına rağmen NATO’nun son verileri devletlerin çoğunun bu kuralı pek ciddiye almadığını gözler önüne seriyor.

Rakamları yakından incelediğimizde geçtiğimiz yıl NATO’nun 900,5 milyar dolarlık bütçeye sahip bulunduğu görülüyor. Bu bütçenin 650 milyar doları ABD’den sağlanırken İngiltere 60 milyar, Fransa 44 milyar, Almanya ise 40 milyar dolarlık katkıda bulunmuş.

NATO’da 28 üye devlet arasından sadece 5’i gerektiği oranda savunma harcamalarına katkıda bulunmuş. Bu ülkeler ABD, Yunanistan, Polonya, Estonya ve İngiltere.

GSYH’sinin yüzde 3,62’sini harcayarak zirvede yer alan ABD’yi Yunanistan yüzde 2,46 ile izlemiş. Türkiye  ise gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 1,69’unu savunmaya harcayarak yüzde 1,8’ini harcayan Fransa’nın hemen altında yer almış. Türkiye’yi GSYH’sinin yüzde 1,18’ini askeri harcamalara aktaran Almanya takip etmiş. Almanya, milli gelirinin sadece yüzde 1,20’sini savunma harcamalarına ayırmış. Bu oran yine Avrupa’nın önemli ekonomilerinden İtalya için yüzde 1,11’de kalmış.

Neden çelik ve alüminyum peki ? Bu ili metal aslında ağır sanayinin baz malzemesi. Otomotivden, inşaata, beyaz eşyaya, makine imalatına kadar her şeyin malzemesi bunlar. Dünyada şu anda sanayisi güçlü ülkelere baktığınızda çelik üretiminde öncü olan ülkeleri görürsünüz. İlaveten ABD’nde bu sektördeki seçmenlerine vaatlerde bulunmuş bir Trump’ta söz konusu. Çin’e yüklenen Trump, ABD’nin bir yılda ürettiği çeliği Çin’in sadece bir ayda ürettiğini söyledi ve ülkesinde yıllar içinde kapatılan ve atıl duruma düşen çelik fabrikalarının bir an önce tekrar açılacağının sözünü vermişti.

Burada önemli olduğunu düşündüğümüz bir hususu da aktarmamız yerinde olacaktır; Avrupa Birliği’nin (AB) 23 üyesi savunma alanında daha sıkı işbirliği ve koordinasyon için kısaca PESCO olarak adlandırılan Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşması’na imza attı. AB için ortak savunma politikası özellikle Almanya ve Fransa tarafından destekleniyor. Anlaşma kapsamında bir AB ordusu oluşturulması öngörülmüyor fakat anlaşmaya imza atan her ülkeden, AB’nin ortak savunmasına nasıl katkı yapabileceği konusunda ulusal planlarını hazırlamaları isteniyor. Bunun karşılığında AB de 2020’den itibaren oluşturacağı 5 milyar euroluk bütçeyle Pesco’ya destek vermeyi taahhüt ediyor. 28 üyeli AB’nin 23 üye ülkesi savunma politikalarının uyumlu hale getirilmesi için uzlaşıya varmış durumda.

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Donald Trump’ın başkanlık döneminde ABD’nin Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO)’ya giderek daha fazla mesafeli durduğunu anımsatarak Pesco’nun Avrupa için bir alternatif olacağını ifade etmiş. Bu projeye, Donald Trump’tan gelen “Avrupa ülkeleri NATO bütçesinde üzerine düşeni yapmalı” söyleminin ardından hız verildiğini ifade ediliyor.

Anlaşmaya taraf olmayı reddeden beş AB ülkesi var; İngiltere, Danimarka, Malta, İrlanda ve Portekiz.

İmzacı ülkelerin savunma bütçelerini kademeli olarak artırmaları isteniyor ve ortak projelere katkıları bekleniyor. PESCO’nun şartlarını yerine getirmeyen ülkelerin ortak savunma politikasının dışında bırakılması da olası olacak. Her ne kadar Almanya Savunma Bakanı, PESCO’nun NATO için bir alternatif olabileceğini ifade etse de, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, yeni oluşumun ittifakı güçlendireceğini, anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını söylemiş.

Olaylara bakış açısı bir iş adamın kar/zarar düşüncesi etrafında dönen Trump’ın 3-5 adım ötesini hesaplayarak bu tür hamlelerde bulunduğunu zannetmiyorum. Hem dünyanın jandarması rolünü üstlenip, demokrasi, özgürlük getirme bahanesiyle küresel sermayeye hizmet için onca insanın kanına savunma sanayine ayırdığın onca trilyon dolar sayesinde gireceksin, bir yandan da siz benim müttefikimsiniz, e hadi siz de birşeyler koyun diyeceksiniz. Bilmem kaç yüzlü dünyanın bilmem kaç yüzlü halleri bu olsa gerek….

Yazar Hakkında

Özcan KUZULU/TESAD Ekonomi Masası Direktörü

Finans, Finansal Analiz ve Ticari Krediler Uzmanı

Finans Doktorant, Çukurova Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir