Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Güncel Analizler / ABD ve Türkiye Arası Siyasi Gerginliğin Analizi

ABD ve Türkiye Arası Siyasi Gerginliğin Analizi

Giriş

Dış politika analizi yaparken bakılması gereken en önemli dinamiklerden biri statejik ortaklık mevzusudur. Stratejik ortaklığı belirleyen çıkarlar zinciridir. Her iki ortakta yapılacak olan işbirliğinden ödül almaya bakarlar. Bunun en önemli sonucu olarakta karşımıza çıkarların nitelendiği ve ortaya çıktığı bölge ile kurulan ilişkiler yer almaktadır. Türkiye ve ABD’nin statejik ortaklığını bu bağlamda değerlendirmek yerinde olacaktır. 1945 sonrası Batı için Türkiye ve Yunanistan’ın anlamı Sovyet tehlikesinden korunması gereken stratejik ülkeler şeklinde olmuştur. Süreç boyu gelen siyasi hamleler ve yapılan işbirlikleri de bu politikaların bir sonucu olmuştur, zaman zaman yaşanan krizler dahi genel politikalara zarar vermemiştir. Haşhaş üretiminin serbest bırakılmasının ardından Türkiye’ye uygulanan ambargo, daha yeni dönemde yaşadığımız ABD ile Vize Krizi gibi siyasi çatışmalar Batı’nın uyguladığı ana müttefik mantığını bozmamıştır. Uygulamaya konulan yaptırımlar, konulan ambargolar sadece direnç kırmak ve sistemin süper gücünün istediğini yaptırmaya yönelik dönemsel tavırlarını yansıtmaktadır. Bu kısmın önemi ise ”Dönemsel” olmasında kaynaklanmaktadır. Ülkelerin arası herhangi bir dönemsel çatışmada kalıcı olarak bozulmamaktadır. Kalıcı olarak bozulabilecek bir çıkar ilişkisi genel bağlamda iki devlet tarafından da güdülmemektedir.

Gerginliğin Ortaya Çıkışı

Brunson davası 2016 yılında başlayan ve ABD vatandaşı rahibin FETÖ suçlamasıyla yargılandığı bir dava sürecini kapsamaktadır. 2018 yılında yapılan duruşmada ise Brunson’un FETÖ suçlamasıyla yargılandığı davanın sonucu ev hapsine çevrildi. Bu duruma ise ABD Hükümetinin tepkisi bir hayli sert oldu. Magnitsky Yasası’nın tanıdığı yaptırım kararlarına kadar gidecek bir olaylar zincirini sahne olacaktı bu siyasi gerginlik. Rusya’ya yapılan yaptırım modelinin benzeri ise Türkiye için hazırlanacaktı.

Türkiye ve ABD arasındaki gerginliği sadece Brunson’un durumuna bağlamak güncel bir analiz için doğru bir seçenek olmayacaktır. Türkiye’nin uzun bir süredir kendini tanımlama siyasetinde Batı medeniyetine özellikle de ABD’ye karşı bir tutumda olduğu gözlemlenmektedir. Gerginliğin Brunson ile patlamasının öncesine değinmek önemli olup, bunları açıklamaya çalışacağım.

1. Şangay İşbirliği Örgütü Enerji Kulübü Başkanlığı

Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü Enerji Kulübü başkanı olduğu yıl olan 2017 aslında bu kendini tanımlama siyasetinin olgunlaşmaya başladığı dönemdi. Türkiye tekrardan Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya başlamış ve Asya medeniyetlerine doğru bir  eksen kayması gözlemlenecekti. Bu siyasete sahip Türkiye’nin politikaları bundan sonrasında da pek farklı olmayacaktı.

Türkiye’nin dış politika eksenine bakıldığında açıkça görülen şeylerden biri artık denge politikasından yavaş yavaş vazgeçilmesi ve bunun yerini uluslararası alanda bir kimlik siyasetinin almasıdır. Türkiye kendini günümüz uluslararası sisteminde Batılılaşmaya çalışan bir ülke olarak tanımlamaktan büyük bir ölçüde kaçınmaktadır. Bunun tersine Türkiye kendini kültürel olarak yeniden tanımlama evresinde, ait gördüğü yere doğru götürmektedir. Bunun bir örneğini dinsel bağlamda da görmemiz mümkün. Türkiye’nin uluslararası siyasi krizlerde İslam İşbirliği Örgütü’nde daha fazla etkin olma ve görev alma isteği açıkça belli olmaktadır ki Kudüs Krizi’nde bu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır, fakat bunun yanında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’deki konumunu önemsemediği sonucu çıkarılmamalı, kendi kültürel tanımını yeniden yaparken uluslararası kültürel ve siyasi bütün gruplarda Türkiye kendini bir kaç adım öne çıkarma ve bölgesel söz sahibi olma güdüsünü sürdürmektedir. Türk Dış Politikası’na bakarken ideolojik kimliklerimizi bir kenara koyup değerlendirmek zorundayız. Türk Dış Politikası’nın şu anki durumunda bölgesel hegemonya iddiasından söz etmek bir hayli mümkündür. Hungtington’un dediği gibi Türkiye İslam ülkeleri arasında liderlik rolüs üstlenme kriterlerini sağlayan ama kendisini batılı olarak gören bir ülke ve bu da arada kalmış bir bölünmüşlüğü Türkiye için bizlere göstermektedir.

Türkiye’nin Şangay ve Asya tarafına kayışı da tam bu bağlamda değerlendirilebilecek bir ölçüttedir. Çin, Pakistan ve Rusya üçlüsüyle iyi ilişkiler kurmak Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi olarak lehine olacağı düşüncesi etrafında yapılmaktadır.

2. Rusya Türkiye İkili İlişkileri

Bu başlık aslında biraz daha derin bir açıklamayı gerektiriyor, Rusya ile yakınlaşmanın ve ikili ilişkilerin düzelmesi bağlamında Orta Doğu olmak üzere birçok konuda Rusya’nın hakimiyeti, desteği ve işbirliğine güvenilmiştir. Suriye çatışmasında Rusya-Türkiye-İran üçlüsünün asıl söz sahibi ülkeler olarak uluslararası alanda belirlemesi Astana’da yapılan görüşmeye ABD’nin kibarlıktan davet edilmesi bunun bir göstergesiydi. Uluslararası sistem evrilirken bizim baktığımız nokta ise dünyanın da artık ABD değerlerine, sistemine, kültürüne ve dinamiklerine tepki vermeye başladığıdır.

Rusya ile Türkiye sadece Suriye konusunda anlaşmış değildir. Afrin Harekatı sırasında Suriye’de Türkiye’nin bu harekatı yapmasına olanak ve destek veren bir Rusya, onun da tam karşısında ABD bulunmaktaydı hatta AB bile harekatı her seferinde kınamıştı. Orta Doğu bölgesi bu krizde ABD’nin Körfez Savaşı’nda yaptığı tek başına hamleyi şimdi Rusya tarafından görüyordu ve Rusya kendi politikasını güdüyordu. Aslında siyasi çatışma olarak çok kutuplu düzen kendini ciddi anlamda belli etmektedir.

Dünya düzeninin çok kutuplu ve bölgesel güçlerin de birer ciddi mekanizma haline gelmesiyle beraber ABD’nin bundan hegemon olarak rahatsızlık duyması doğal bir sonuçtur.

Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşasında Türk şirketlerini yanında Rus şirketlerinin de yer alması ve projenin beraber yürütülmesi de bu gerginliği arttıran sebeplerden biriydi. Türkiye Rusya ile nükleer santral inşaasına kadar varan bir işbirliği yapabilmekteydi.

Rusya ve Türkiye bu ilişkileri sadece bu anlamda bırakmamışlar ekonomik ve askeri olmak üzere birçok konuda adım atmışlardır. S-400 savunma füzelerinin anlaşması ise kritik öneme sahiptir. Bu anlaşmayla beraber NATO ve ABD rahatsızlığını direkt olarak dile getirmiştir. Bir NATO ülkesi olan Türkiye’nin NATO ülkesi olmayan bir ülkeye silah ve savunma harcaması yapması NATO’nun içselleştirdiği kutuplu politikaya ters düşmektedir.

4. ABD ve Dünya Gerilimi

Bizim için tehlikeli nokta ise ABD’nin bu politikasını sadece tek merkezden okumaktır. ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı vergi yaptırımları AB’ye de uygulanmaktadır. ABD ve uzun zamandır müttefiki olan AB’nin arası da ticaret savaşları yüzünden açılmış bulunmaktadır.

AB’ye getirilen %25’lik otomotiv vergisiyle Türkiye’den çeliğe gelen %50 oranındaki verginin amaçları belli noktalarda kesişmektedir. Hatta AB’ye getirilen alüminyum ve çelik vergisi de bu noktada bizim tartışma materyalimiz olabilecektir.

Hegemon devletlerin dünyanın sistemi kendi sisteminde uzaklaştığında bir baba edasıyla attığı bir tokat aslında bu yaptırımların bir diğer ismi. Bunu yaparken bakılması gereken en büyük nokta ise farklı medeniyetleri bir noktada buluşturan ortak çıkarın nasıl şekilleneceği üzerine olmalıdır. 7 Eylülde Türkiye – Rusya – Fransa – Almanya dörtlüsünün buluşacağı zirve bu konuda büyük önem taşımaktadır. Şu anki kaotik ortamda belli sonuçlar olacaktır demek kesinlikle yanlış olacaktır.

ABD dünya ile restleşmesini İran tarafında da sürdürmektedir. İran ile Obama döneminde yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesi Trump yönetiminin artacak gerilimin en büyük işaretiydi ve İran ile iş yapılmasının açıkça yasaklanması ise açık ve net bir şekilde ticaret savaşlarının dünyanın her yerine yayıldığının kanıtı olarak gözükmektedir ki biliyorsunuz ticaret savaşları Çin ve ABD arasında büyük bir gerilim olarak başlamıştı, dikkate değer nokta ise dünyanın birçok bölgesine bu gerginliklerin bir virüs gibi yayılmasıydı. Ticaret savaşlarının 1990’lı yıllarda Japonya’ya karşı ABD tarafından uygulandığını da unutmamak gerekir.

Neler Yapılmalı ?

Türkiye’nin en başta bu krizi çözmek adına yapması gerekenleri madde madde sıralamaktan kendimi alamayacağım;

  1. ABD ile krizin çözülmesine yönelik diplomatik adımlar arttırılmalı ama bir karşı politika olarak tavizin kar maksimizasyonuna göre verilmesi yerinde olacaktır.
  2. Uluslararası zirveler ve örgütler aracılığıyla yapılacak hamleler büyük önem taşımaktadır.
  3. Medeniyetlerin ortak çıkar noktası patlak verdiğinden ötürü bu çıkar bir dış politika avantajına dönüştürülebilecek durumdadır.
  4. Asya jeopolitiğine yöneliş boyunca Çin’in Türkiye’ye açıkladığı destek ve Katar’ın açıkladığı destek büyük önem arz etmektedir. Bu destek sadece ekonomik olmayıp ticaret savaşlarında bir yer belli etme durumudur. Katar ile imzalanan para takası anlaşması da bunun sadece bir parçasıdır.
  5. ABD yaptırımlarına karşı çevre ülkeler ve uluslararası örgütler bakımından da Türkiye konumunun etkisiyle yalnız bırakılmak istenmeyecektir ve bu denge siyasetinin dönüşümü olarak karşımıza çıkabilecektir.

Sonuç Yerine

Bu tarz güncel yazılara herhangi bir sonuç yazmaktan ziyade durumun belli noktalarını anlatmanın daha yararlı olacağını düşünüyorum. Krizlerde iç politikayı esas alarak baktığımızda resmin sadece köşesini okuyabiliyoruz, ama büyük resimde bu kriz sadece Türkiye’nin etrafında değil dünyanın etrafında dönen bir çember çiziyor. Avrupa Birliği, İran, Rusya, Çin bu krizle ve ekonomik güç mücadelesiyle karşı karşıya kalan örgütler/devletler arasında. Dış politika analizi yapmak her zaman çok zordur. Bir hamle birçok hamle şansı doğurabilirken, bir başka hamle bir daha size hamle şansı tanımayabilir.

 

Başvurular

 

Yazar Hakkında

Atilla Arda Beşen / TESA Siyaset Masası Direktörü / İngilizce – Almanca Çevirmeni

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

TESAD

Avatar
Tarih Ekonomi ve Siyaset Araştırmaları Derneği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir