Size daha iyi hizmet verebilmek adına sitemizde çerezler bulundurmaktayız. Gizlilik Politikamızı öğrenmek için tıklayınız. Ayrıca kişisel verilerin koruması kanunu kapsamında TESAD ile iletişime geçen her birey, iletişim verilerinin paylaşılmasını ve ilgili TESAD birimlerince kullanılmasını kabul beyan ve taahhüt eder.
Güney Çin Denizi
Kaynak: Kaila V. Peters / U.S. Navy

2020’de Güney Çin Denizi: Neler Göreceğiz?

Koronavirüs salgını manşetlerin en üst sırasını işgal ederken, Güney Çin Denizi’ndeki sıcak noktalar da içten içe kaynamaya devam ediyor. Çin-Vietnam gerginliklerini de içeren son gelişmelerden de anlaşılacağı üzere Güney Çin Denizi’nin de bir ayrıcalığı bulunmuyor. Bu gelişmeler ve daha fazlasını görüşmek için The Diplomat’tan Prashanth Parameswaran, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nde Asya Denizcilik Şeffaflığı Girişimi Direktörü olarak görev yapan Greg Poling ile bir araya geldi.

P.P.: Geçen yıl sonu itibariyle, Vietnam’ın ASEAN’ın dönemsel başkanlığına gelmesi ve ABD-Çin arasındaki gerilimi devam etmesi de dahil olmak üzere, 2020 yılında Güney Çin Denizi ile ilgili dikkat edilmesi gereken bazı önemli gelişmeler netlik kazandı. Küresel koronavirüs salgınının patlak vermesi de dâhil olmak üzere 2020 yılında şimdiye kadar olan gelişmeler, bu yıl Güney Çin Denizi için beklentilerinizi hem süreklilik hem de değişim açısından nasıl etkiledi?

G.P.: Çin’in pandemi sırasında Güney Çin Denizi’ndeki girişkenliğini artırmak için küresel boyutlara ulaşan dikkat dağınıklığından yararlandığını iddia eden bir hikâye ortaya atıldı. Son zamanlarda yaşanan olaylar dizisi göz önüne alındığında bu gayet anlaşılabilir bir varsayım, özellikle de Vietnamlı bir balıkçı teknesinin Paraceller’de bir Çin Sahil Güvenlik gemisi tarafından batırılmasını da sayarsak. Ama bence bir şey gözden kaçıyor. Çin, pandemiye karşı tutumunu hiç değiştirmedi. Şu anda Vietnam balıkçılığı, Malezya petrol & operasyonları ve aradaki her şeye karşı gösterilen saldırganlık bundan altı ay önce de sergilendi ve muhtemelen altı ay sonra da değişmeden sergilenmeye devam edecek. Diğer değişen bir şey varsa o da şudur ki, salgının ortasında Güneydoğu Asya ülkelerini alaşağı etmeye çalışmaya devam etmek, gözlemcileri normalde olduklarından çok daha fazla utanılacak hale getiriyor.

P.P.: Çin ve Vietnam arasındaki 2 Nisan olayları, diğer mağdur devletler Çin menşeili koronavirüsün etkileri ile uğraşmaya devam etmesine rağmen, Pekin’in Güney Çin Denizi’ndeki girişimlerini ilerletmeye kararlı olduğu gerçeğinin en son ve beklenen göstergesiydi. Şu anda karşı karşıya olduğu kapsamlı iç ve dış politika ortamında Çin’in Güney Çin Denizi üzerindeki hesaplamaları hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

G.P.: Pekin, Dokuz Çizgi Hattı boyunca ve potansiyel olarak bunun da ötesindeki bazı bölgelerde, Güney Çin Denizi’nde tüm barış süreci faaliyetleri üzerinde bir kontrol sağlamaya kararlı. Spratly Adaları’ndaki üslerin tamamlanması, Çin’in son bir kaç yıldır Dokuz Çizgi Hattı’nın her noktasında sahil güvenlik ve milis baskısını korumasını sağladı. Ve bu operasyonlar günlük olarak Paraceller’de, Güney Deniz Filosu’nda, Hainan Eyalet Hükümeti’nde veya CNOOC (China National Offshore Oil Corporation) gibi KİT’lerde (Kamu İktisadi Teşebbüsü) yerel aktörler tarafından yürütülmektedir. Pekin’in rolü iki yönlü: Xi’nin önderliğinde, bu alt kademe aktörleri dışarı çıkmaya, komşuları taciz etmeye ve Çin haklarını birçok farklı şekilde uygulamaya teşvik eden bir politik ortam yarattı. Bunlardan biri kaçınılmaz olarak yanlış hesaplama yapıp herhangi bir kriz çıkardığında (CCG’nin Nisan ayı başlarında Paracel Adaları’nda, Aralık-Ocak aylarında Endonezya sularında yaptığı gibi) Pekin hasar kontrol moduna geçer. Denizcilikteki bu kararlılık özerkleştirilmiştir çünkü küresel bir salgın söz konusu olduğu halde Pekin’in dikkatinin dağılarak Çin’in gidişatını değiştirmesi beklenmemelidir.

P.P.: Dört Güneydoğu Asya müştekisine dönersek; Malezya’daki ani hükümet değişikliği olsun, ABD-Filipinler Ziyaret Kuvvetleri Anlaşması’nın belirsiz geleceği olsun, siyaset ve güvenlik açısından da bir dizi gelişmeler olduğunu gördük. 2020 yılında Güney Çin Denizi meselesinin yönetimini etkileyebilecek Güneydoğu Asya müşteki devletleri ile ilgili izlediğiniz önemli dinamikler nelerdir?

G.P.: Bunu koronavirüs salgınından önce sorsaydınız cevabım, ASEAN Başkanlığı ve BM Güvenlik Konseyi’nde yer alan Vietnam’ın çok yönlü diplomasisi olurdu. Ancak salgın, bu liderlik vasfını kullanma yeteneğini istediği gibi kullanamayacağı şekilde kısıtladı. Yine de Hanoi, Güneydoğu Asya’da bugünlerde Güney Çin Denizi’nde bu siyasi cesaret bulabilecek tek yer gibi gözüküyor, bu yüzden izlemeye değer. Diğer en önemli dinamik, Filipinler’deki savunma bürokrasisinin ve silahlı kuvvetlerin, Başkan Duterte’nin en kötü dürtülerini yatıştırma mücadelesini kaybetmeleridir.

VFA’nın Ağustos ortasında lağvedilmesi planı hem Filipin ulusal güvenliğine hem de ABD’nin Güney Çin Denizi’ndeki caydırıcı gücüne büyük ölçüde zarar verecektir. (Terörle mücadele ve afet yardımı çabalarından bahsetmiyorum) Bunu önleme şansı zaten oldukça zayıftı; çok fazla üst düzey etkileşim ve koronavirüs meşgalesi göz önüne alındığında, artık daha da zayıflıyor. Artık önceliğimiz, bu krizi geçici düzenlemelerle 2022 yılına kadar mümkün olduğunca az hasarla atlamak olmalı. Bu esnada Duterte görevden ayrıldığında ve etkili bir ittifak ile gerçek bir Güney Çin Denizi stratejisi tekrar mümkün olabilir.

P.P.: Güney Çin Denizi’ndeki diplomatik yollarla ilgili olarak; enerji çalışmaları, zor da olsa bir ASEAN-Çin anlaşmasının sağlanması için Çin-Filipinler görüşmeleri gibi müzakerelerin yapıldığını gördük. İzlenen bu yolların 2020’deki gelişimini nasıl görüyorsunuz ve sizce özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var mı?

G.P.: Dikkat edilmesi gereken muhtemelen üç diplomatik yol vardır.

İlk olarak, herhangi bir düzgün ilerleme olmadan ölü toprağı serpilmiş gibi devam eden ASEAN-Çin müzakereleri. Müzakereciler, son birkaç oturumda başta Çin olmak üzere herkesin daha nazik ve üretken olduğunu söyleyecektir. (Vietnam’ın hayal kırıklıklarının neden olduğu bazı olayların ardından) Ancak, yirmi yıl önce ortaya atılan ilk ve en özgün COC girişimini engelleyen faktörlerin hiçbirini hala çözemediler. COC, Pekin’in komşularına hadlerini bildirmesi ve hak sahiplerinin reel bir gelişim pahasına ASEAN merkeziyetine biat etmesi için güzel bir araç görevi üstleniyor.

İkinci yol, özellikle Manila ve Pekin arasındaki ikili istişare mekanizmalarıdır. Ekim 2018’de Xi ve Duterte tarafından petrol & gaz keşfi için imzalanan keşif anlaşması, nihai bir mutabakat için bir yıllık bir hedef belirledi. Bu gerçekleşmedi çünkü o zamanlar da gayet açık şekilde belli olmuştu ki iki farklı modelden bahsediyorlardı. COC’de olduğu gibi, “ilerleme” iddiası uğruna tüm zorlu tartışmaları ertelemek, sonunda bir çıkmaza yol açacaktır. Şimdi Duterte uzaklaşmak için çok uğraşıyor, ancak Manila’nın Filipinler’e göre yasal ve politik olarak kabul edilemez talepleri karşılamadan müzakereleri nasıl hareketlendirebileceğini görebilmek çok zor.

Üçüncüsü ise tam anlamıyla kapalı kutu: Vietnam, Çin’in zorbalığının artmasıyla birlikte COC sürecindeki başarısızlıklar yüzünden havlu atacak mı ve gerek müştekilerle gerekse UNCLOS uzlaşma veya tahkim prosedürleri gibi harici bir mekanizma yönüyle paralel bir diplomatik seçeneği değerlendiriyor mu? Pek olası değil, ama geçen yılki petrol & gaz durgunluğunun tekrarlanması (ki şu anda yine olacakmış gibi görünüyor) ya da başka bir çarpışma nedeniyle yaşanacak bir can kaybı, karar verenlerin planlarını değiştirebilir.

P.P.: 2020’nin geri kalanına bakacak olursak, Güney Çin Denizi’ndeki gelişmeleri değerlendirmek için izlenmesi gereken önemli işaretler ve göstergeler nelerdir?

G.P.: Sarsıntıları ve Güneydoğu Asya ülkelerinin nasıl tepki vereceğini izleyeceğim. Çin şimdiye kadar birçok oyuncuyu sahaya sürdü ve agresif davranmaları için onlara açık çek verdi. Böyle bir durumda da Vietnamlı balıkçı teknesi (2 Nisan Olayı) ya da geçen Haziran’da Reed Bank’ta Gem-Ver’in batması gibi olaylar kaçınılmaz olur. Er ya da geç söz konusu Güneydoğu Asya hükümetinin önemli bir hamle yapmasını gerektirecek bir kayıpla sonuçlanacaktır.

İzlenmesi gereken bir diğer şey ise, Malezya ve Vietnam’ın bölgedeki petrol & gaz operasyonlarının nasıl sekteye uğrayacağıdır. Çin’in devam eden tacizleri, Hanoi ve Kuala Lumpur’un bu operasyonları sürdürmesini her geçen gün daha riskli ve dudak uçuklatacak şekilde pahalı hale getiriyor. Peki ya Petronas (Malezya hükümetinin en büyük gelir kaynağı), Sarawak haricindeki önemli projelerden elini eteğini çekerse ne olur? Exxon Mavi Balina projesinden çekilirse veya Rosneft Nam Con Son projesini bırakmaya çalışırsa Hanoi nasıl tepki verir? Bunlar, seçkin siyasetçilerin –en azından Vietnam dışında- çok fazla dikkat etmedikleri somut ve önemli maliyetlerdir.

Yazar: Prashanth Parameswaran

Kaynak: The Diplomat