Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Güncel Analizler / 2019 Seçimleri Genel Değerlendirme

2019 Seçimleri Genel Değerlendirme

Yazan: Batuhan YAŞAR

1. EN YAKIN SEÇİM: REFERANDUM’DAN BUGÜNE

Türk Siyasetindeki önemli değişikliklerden biriside şüphesiz 16 Nisan 2017’de gerçekleşen referandumdur. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, referandumu Türk Siyasetindeki üçüncü büyük değişim olarak tanımlamıştır. Bu üç değişimden ilkinin Cumhuriyetin ilanı olduğu, ikincisinin çok partili sisteme geçilmesi, üçüncüsünün ise geçtiğimiz Nisan ayının 16’sında referandumu gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Sisteminin kabul edilmesi olarak tanımlamıştır.

Siyasal sistem bağlamında alışılanın dışına çıkmak, sosyolojik olarak bütün toplumlarda tepkiye yol açabilir. Çünkü çok üst düzey zararlar ve kayıplar yoksa toplum var olan düzenin devamlılığını isteyebilir. Bizim toplumumuzda da referanduma yaklaşım ilk olarak bu yönde gelişmiştir. Fakat toplumun bütün kesimlerinde aynı yansımanın görüldüğünü söylemek son derece yanlış olacaktır. Türkiye siyasetinin ve karar organlarının bu sistemle rahatlayacağını, daha hızlı hareket edebileceğini, dolayısıyla bu sisteme geçilmesinin zorunlu olduğunu düşünenlerde bulunmaktaydı. Bu farklı iki yaklaşım toplumu ‘’EVETÇİLER’’ ve ‘’HAYIRCILAR’’ olarak iki ayrı kutba yöneltmiştir. Fakat bu sisteme karşı çıkanların hepsini mevcut düzenin bozulmasını istemeyen ve yeniliği sakıncalı bulanlar olarak adlandırmak son derece yanlıştır. Mevcut düzenin makul gelmesi ve yeniliğe mesafeli durulması toplumda meydana gelen ilk tabii reflekstir. İlerleyen süreçte yeni sisteme dair konuların açıklığa kavuşması ve sistemin halka açıklanmasıyla toplumda fikirsel değişimler meydana gelmiştir. ‘’HAYIRCILAR’’ mevcut sistemin yeterli olduğunu, yeni sistemin Cumhurbaşkanına çok fazla yetkiler verdiğini ve böylelikle Türkiye’nin ‘’Tek Adam’’ yönetimine doğru sürüklendiği savını öne sürüyorlardı. ‘’ EVETÇİLER’’ ise parlamenter sistemin hantal olduğu, karar organlarını yavaşlattığı ve ciddi istikrar problemlerine sebebiyet verdiği görüşündeydiler. Her iki tarafında görüşlerini benimsek için izlediği sert politika ve keskin söylemler seçmende ve partiler içerisinde bir takımhayal kırıklıklarına hatta kopmalara sebebiyet verdi.

Evet’ i destekleyen siyasi partilerin ve siyasilerin tenkitten daha çok tahkire yakın olan söylemleri ve hayırcılarında buna karşılık olarak geliştirdikleri sakıncalı söylemler gerilimi artırmaktaydı. Yeni Sistem taraftarlarının ‘’ Dünya HAYIR diyor, ne kadar Türkiye düşmanı devlet varsa Hayır taraftarı, düşmanın attığı okları takip edin o sizi doğruya götürecektir!’’ gibi söylemleri halk bazında bir hayal kırıklığı ve kırgınlık yaratmıştır. Çünkü bu söylemler doğrultusunda, onlar ile aynı görüşü savunmayan vatandaşlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kötülüğünü isteyenlerle aynı fikri savunuyorlar anlamına geliyordu. Parlamenter Sistem taraftarları ise kendi gibi düşünmeyenlere Tek Adam rejimini istiyorlar, fikirlerini bir kişinin bünyesine esir ediyorlar gibi eleştirilerde bulunuyorlardı. Bu tavır bütün siyasilere ve partilere sirayet etmiştir demek doğru olmasa da genel anlamda durum bundan ibaretti.

Referandumun yapılması ve oyların sayılmasının ardından %51,4 EVET, %48,6 HAYIR oyu ile Cumhurbaşkanlığı Sistemi kabul edildi. Fakat bu EVET kanadında büyük bir sevince yol açmadı ve bu seçimin ardından balkon konuşmasına da yansıdı. Beklenenin altında bir oy oranı olduğunu düşünen EVET kanadı buruk bir sevinç içerisindeydi. Bu süreç içerisinde küstürülen siyasilere, ihraç edilenlere ve hayal kırıklığına uğrayan seçmenlere referandum gazileri denilebilir.

Referandum sonrası değişen siyaset ve algılar, bunun akabinde yeni kurulan bir parti tabii olarak2019 seçimlerini etkileyecektir. Bu süreçte her kesim ve partiden yara almış olanlar, hayal kırıklığına uğramış olanlar birtakım arayışlar içerisine girmişlerdir. Daha fazla sağ kesimde yaşanan bu kırgınlık ve kopmalar Türkiye Siyasetinde sağlam ve oturaklı bir Merkez Sağ parti gerekliliği düşüncesine sebep olmuştur. Bu süreç doğrultusunda Meral Akşener öncülüğünde her kesime hitap etme iddiasıyla kurulan İYİ Parti’nin bu merkez sağ parti rolünü üstlenip üstlenemeyeceği ise şu an için bir soru işaretidir.

2. SİYASET’TE ÜSLUP VE MUHALEFET ETME PROBLEMLERİ

Türkiye siyasetindeki tahammülsüzlüğü ve üslup sorununu fark etmemek hatta bu durumdan mustarip olmamak neredeyse olanaksız hale gelmiş durumda. Siyasilerin ses tonlarını artırarak haklılık düzeylerini de çoğaltabileceğini düşünmesi hiç şüphesiz toplumda bir antipati oluşturmaktadır. Birbirlerini anlamak için değil, cevap vermek için dinleyen siyasilerin uzlaşması ve bunun doğrultusunda bir çözüme ulaşmaları olanaksız durumdadır. Savunma anlayışı kendisini eleştirene saldırmaktan ibaret olan bir düşünce sisteminin oluşturduğu gergin hava sadece seçmeni değil bu anlayışa tabi olmayan siyasileri de endişelendirmektedir.

Fakat siyasete yerleştirilmeye çalışılan ve hatta topluma empoze edilmek istenen bir biat fikri olduğu açıktır. Bir seçmen gönül bağı kurduğu partisi ile veyahut ta onun genel başkanı ile her zaman, her olay karşısında aynı tepkileri verip aynı kanıları taşıma zorunluluğunda değildir. Her vatandaş bir ferttir dolayısıyla kendisine ait fikirleri,duruşu ve karakteri vardır. Standart olaylara, ortalama tepkiler veren bir toplum inşa etmeye çalışmak sosyolojik anlamda bir cinayettir. Michael Foucault’ un “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada kimse yok demektir.” sözü bu anlamda özet niteliği taşımaktır. Bu hassasiyeti idrak etmesi gereken öncelikli kurum ve bu anlayışın hakim olmasını sağlayacak ilk organ hiç şüphesiz siyasi partilerdir. Fakat seçmenini her zaman, her koşulda yanında olmasını isteyen siyasi partiler bu anlayışı hâkim kılmak yerine, biat kültürünü etkin hale getirmeyi tercih ederler. Bu arzular ister istemez bir benlik duygusunu da beraberinde getirmektedir.

Seçmen açısından olumsuz yansımalara sebebiyet verecek olan bu durum kısa sürede etkin olarak fark edilmese de uzayan süreçte belirginleşerek rahatsızlıklara yol açacaktır. Bu doğrultuda siyasi partiler ile liderleri ne zaman benlik duygularını perçinler ne zaman ki görev ve yetkilerini kut inancından almışçasına kullanmaktan vazgeçerlerse seçmende o zaman geleceğe dair daha ümitvar olacaktır.

Muhalefet etme sorunu da seçmene yansıyan olumsuzluklardan birisidir. Bu sorunla kast edilen hükümet dışında kalan partiler değildir. Karşılıklı uzlaşmanın olmadığı bir konuda her iki tarafta birbirine muhalefet konumundadır.

Siyasiler birbirlerini eleştirme konusunda üstün bir gayret içerisinde olsalar da eleştirdikleri konu veyahut ta düşüncenin yerine gelebilecek ikame bir sistemin tavsiye edilmesinde eksik kalmaktadırlar. Bir yanlışlık görülüyor ve dile getiriliyorsa yerine getirilecek bir uygulamada beraberinde dile getirilmelidir. Bu şekilde gelişmeyen bir tenkit seçmen bazında dayanaksız ve havada kalmaktadır. Eleştirmiş olmak için eleştirmek şeklinde anlaşılması bir ciddiyet kaybına yol açacağı gibi karşılaşılması hoş olmayan bir duruma dönüşecektir. Tenkit üslubunun yıkıcı ve saldırgan olmak yerine yapıcı ve iyileştirici olması seçmen tarafından daha çok istenen bir durumdur. Tenkit adı altında tahkir edilmediği sürece tavsiye çerçevesinde olan her eleştiri ve iyileştirme çabaları memleket menfaatine hizmet ettiği düşüncesiyle seçmenin zihninde yer etmektedir. Gerekli hassasiyetler gözetildiği sürece seçmende yansıması olumlu olan bu durum gerekli özen ve titizlik gösterilmediği takdirde seçmende olumsuz bir şekilde tezahür edebilir. Bu iki sonucunda sandığa yansıyacağı hiç şüphesizdir. Bu sebepten bu ince çizginin gözetilmesi ciddi bir önem taşımaktadır.

3.TÜRKİYE’DEKİ SEÇMENİN DÜŞÜNÜŞ BİÇİMLERİNİN SANDIĞA YANSIMASI

Dünya üzerinde ülkeler bazında oy kullanma oranlarına bakıldığı takdirde Türkiye’deki seçmenin, seçimler üzerindeki hassasiyet ve katılım arzusunu göz ardı etmek olanaksız durumdadır. Örnekler üzerinden gidersek ABD’de yapılan son seçimlerde seçmenin sandığa gitme oranı yaklaşık olarak %50 seviyesindedir(Caner, 2016). Türkiye’ye gelecek olursak 16 Nisan 2017’de yapılan referanduma katılım oranı %85,10’dur(NTV, 2015). Genel seçim bazında bakıldığında 1 Kasım 2015 genel seçimine katılım %85,18 gibi bir orana tekabül etmektedir(CNNTURK, 2017)Türkiye’deki seçmenin, seçimlere olan ilgi ve yüksek katılım oranına farklı kaynaklardan doğan birçok neden sunulabileceği gibi bu nedenlerin üzerine inşa edildiği ‘’iki temel taşını’’ da gözden kaçırmamak gerekmektedir. Bu iki temel taşından birincisi Türk Toplumunda ‘’ oy verme’’ fiilini bir vatandaşlık görevi olarak görmek ve bunun yanı sıra vatandaşın ülkesine karşı bir sorumluluğu olduğu inancıdır. Bu iki inanç Türk toplumunun oy verme işlemine bakış açısını belirlemekte ve bu fiile kutsiyet kazandırmaktadır. Hiç şüphesizdir ki toplumun bireylere benimsettiği, bazen de dayattığı birtakım normlar kişilerin düşünüş ve fikir dünyasına etki etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her birey küçüklük yıllarından beri ülkesine karşı sorumlulukları olduğunun idrakinde ve bilincindedir. Toplumun bireylerine çeşitli yollarla aktardığı bu sorumluluk bilinci dört madde üzerinde şekillendirilmiştir. Her vatandaşın yasalara uymak, vergi ödemek, askere gitmek ve oy vermek gibi ülkesine karşı sorumlulukları bulunmaktadır. Bu dört madde içerisinde oy verme görevinin de bulunması vatandaş bazında seçmen olmaya farklı bir anlam ve boyut kazandırmaktadır.

İkinci temel taşına değinecek olursak; vatandaş devlet yönetme kabiliyet ve yönteminin belirli bir sisteme oturmamış olduğunun farkında olmasıdır. Örneğin hükümet bir kabine revizyonuna gittiği takdirde bakanlar aynı siyasal zeminden gelmesine rağmen tamamen birbirlerinden farklı yöntemler izleyerek eski sistemi imha etmeyi adeta bir görev olarak görmektedirler.  Fayda maksimizasyonu gözetilmeksizin ben yaptım oldu anlayışının hâkim olduğunu söylemenin pekte yanlış olmadığı kanısındayım. Adeta bir yap-boza dönüştürülen Türk Eğitim Sistemi bu yapısal oturmamış lığın temsili niteliğini taşımaktadır.

Bir milletin gelecek inşasının şüphesiz en büyük mimarı olan eğitim sistemi adeta siyasi manevralara kurban edilmektedir. Gömleğin ilk düğmesi olan eğitim sistemi doğru iliklenirse geriye kalanlarda doğru ilerler.

Bu yapı kolektif bir şekilde ilerlemektedir. Vejetatif olarak fayda sağlaması imkansızdır. Devlet idaresini bir ağaç olarak düşünürsek eğitim bu ağacın en önemli dallarından biri olmasına karşılık, bu ağaç birçok dalı daha bünyesinde bulundurmaktadır. Bu dallardan bir veya birkaçına özen gösterilerek yeni bir ağaç inşa etmek tamamı ile olanaksızdır. Bunun farkında olan halk kendi dünya görüşü ve fikriyatına uygun olarak devleti en iyi idare edebileceğini düşündüğü kişiye oy vermeyi kendisine bir düstur haline getirmiştir.

4.SEÇMEN PROFİLİ VE PARTİZANLIK DERECELERİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

Türkiye’de hali hazırda bulunan seçmeni ve seçmenin partiler üzerindeki eğilimini sınıflandırarak ilerlemenin daha anlaşılır olduğu kanaatindeyim. Bu tasnifi seçmenin partizanlık seviyesini baz alarak yorumlayacağım. Partilerin isimleri ve logoları değişse de seçmen hemen hemen aynı paydalar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Seçmeni üç bölüme ayırdığım bu yapının ilk bölümünü oluşturan seçmen tipi ‘’sabit seçmen’’dir. Bu seçmen tipi partisine ve genel başkanına tam biat, sonsuz itaat halinde bulunmakla beraber bünyesinde derin bir aidiyet duygusunu da taşımaktadır. İnandığı ve güvendiği bu yapıyı pek sorgulayıp, eleştirmediği gibi başkaları tarafından tenkit edilmesini de pek hoş karşılamaz. Partisinin seçmeni olmanın ötesinde duygusal bağlarla bağlı olan bu seçmen tipinin partizanlık derecesi paternalizm çerçevesinde şekillenmektedir.Genel Başkan’ına bir baba rolü atfetmiş olan bu seçmen tipinin geçmişte ve günümüzde örnekleri pek çoktur. Örneğin Süleyman Demirel ve bir bayan olmasına rağmen Tansu Çillerbu rolün kendilerine atfedildiği politikacılar olarak gösterilebilir.  Günümüz siyasi hayatında da bu örneklerle karşılaşmak olağandır ve varlığı tartışılmaya gerek kalmaksızın ortadadır.

İkinci seçmen tipi ise ‘’mecburum, başka seçenek göremiyorum’’ düşüncesinde olan seçmendir. Bu seçmen tipinin ilkine göre farkındalık ve tepkisellik oranı daha yüksektir. Partisinin veyahut ta genel başkanının yaptığı bir yanlış karşısında her şeye rağmen üzerini kapatıp dışardan gelen eleştirileri savuşturmaya kalkışmak yerine duruma anlam vermeye çalışıp sebebini sorgulamaya meyillidir. Karşılaştığı yanlışlıklar ve uygunsuzluklardan rahatsızlık duyup bunu dile getirmekten çekinmemesine karşılık ikame bir seçeneğin olmadığı düşüncesindedir. Yani partisinin yüzde yüz verimliliğini iddia etmemekle beraber amiyane bir tabirle özetleyecek olursak ‘kötünün iyisi’ olarak tanımlamaktadır.

Üçüncü ve son seçmen tipine gelecek olursak bu ‘’objektif ve fayda bazlı’’ seçmendir. Bu seçmen tipi olaylar ve durumlar karşısında tamamen tarafsız yorumlar yapabilmekle birlikte gerektiğinde kendi desteklediği partiyi de diğerlerinden ayrı bir imtiyaza tabi, tutmadan gereğince eleştirebilmektedir. Partizanlığı kabul etmeyen ve gerektiği takdirde memleket menfaatine olmak koşuluyla oy verdiği partiden başka bir partiye oy vermeyi bir yanlış veya bir sapma olarak görmez. Parti değiştirmenin kısmen din değiştirmek gibi köklü bir revizyon olarak görüldüğü bir ortamda bu hamaseti göstermek ancak; kişiler, partiler, semboller üzeri aşkın değerlerle açıklanabilir.

5.TÜRKİYE BEŞTEN BÜYÜKTÜR!

Gerek miting meydanlarında gerekse basın yayın organları aracılığıyla olsun, sürekli karşılaştığımız siyasi partiler; AKP, MHP, CHP, HDP ve siyasi hayata yeni dahil olmasına rağmen aktörlerinin popülaritesinden kaynaklanan bir atılımla İYİ PARTİ olsa da Türkiye Siyasetinin dolayısıyla seçmen tercihinin bu skaladan ibaret olduğunu söylemek olanaksızdır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.02.2018 tarihinde yayınladığı rapora göre şu an Türkiye’de faaliyette olan 87 Siyasi Parti bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da her ne kadar faal olarak tanımlansalar da birçoğu temsil kabiliyeti taşımayan siyasi partiler olduklarından dolayı Türkiye tabiri caizse siyasi partiler çöplüğü niteliği de taşımaktadır. Fakat bir genelleme yapmak son derece yanlış olacaktır.

Bir zamanlar büyük oylarla mecliste yer bulmuş, büyük ses getirmiş partiler şuan için faal gözükseler de etkinlikleri geçmişlerine göre çok dar bir kitleye dönüşmüştür. Bunlardan bazılarının ömürleri genel başkanlarının ömrü ile doğru orantılı olurken, bazıları ise ani düşüşlerle siyaset merdivenindeki basamakları birer birer inmişlerdir. Türk Siyasi tarihine bakıldığı zaman hiç zorlanılmadan bunun birçok örneği ile karşılaşmak mümkündür. Buna karşın bu tarihsel elekten geçerek günümüze kadar gelen siyasi kökleri sağlam zeminde bulunan birçok partide mevcuttur.

Her ne kadar siyaset bu 5 parti üzerinden yürütülmek istense de bu doğal olarak mümkün olmayacaktır. Çünkü genel anlamda bütün seçmene bu 5 partiyi dayatmanın olanaksız olduğu gibi bu 5 partinin de mevcut sistemleriyle böylesine ağır bir temsil rolünü üstlenmesi imkansızdır.

İYİ Parti kurulana kadar 4 parti üzerinden yürütülen bu çalışma Meral Akşener’in önderliğinde popülaritesi yüksek yeni bir partinin kurulmasıyla 5’e yükselmiştir. Fakat oy oranı yüksek olan partiler kendi hakimiyetlerini sekteye uğratacak güçlü rakipleri kendi gelecekleri için tehdit olarak algıladıklarından dolayıdır ki seçmen pastasının daha fazla dilimlere bölünmesini istememektedirler. Buna delalettir ki; mevcut dönemde önümüzdeki seçimlerde iki veyahut en fazla üç adaylı bir seçim arzu edilmektedir. İlk ve kesin aday Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere diğer iki adayın üzerinde tahminler yapılabilmekle beraber bir netlik söz konusu değildir. Bu az adaylı seçim arzusu pastada payı olan partilerin hemen hemen hepsinin ortak düşüncesidir diyebiliriz.

Abdullah Gül’ün adaylığının konuşulması üzerine Cumhur İttifakı’nın iki kanadı olan MHP ve AKP’den Gül’e yoğun eleştiriler yapılmıştı. Yine Cumhur İttifak’ı kanadından Meral Akşener’in adaylığı üzerinden şahsına ve partisi adına birtakım eleştiriler yapılarak kendi birliktelikleri dışındaki bir yapının gerekli ve uygun olmadığına dair görüşlerini dile getirmişlerdi.

Bu doğrultuda aynı eleştiriler İYİ Parti, CHP ve SP kanadından Cumhur İttifakı’na yapılıyor ve benzer tenkitlerle karşı savunmaya geçiliyor. Fakat Cumhur İttifakı’na karşılık diğer partilerden bir ittifak meydana gelir mi? Sorusu hala cevabı alınmamış üzere akıllardaki yerini korumaktadır. Bu ittifaka karşılık diğer partilerinde oy bazında güçlü bir şekilde karşı durabilmesi için bir uzlaşmaya vararak tek aday çıkarmaları gerektiği ve bu arzuda oldukları ortadadır. İlk turda tek aday çıkarma konusunda uzlaşamadıkları taktirde olur da seçim ikinci tura kalırsa, hangisinin adayı ikinci turda yer alıyorsa onu kendi aralarında desteklemeleri gerektiğinin idrakine ne kadar erken varırlarsa kendileri için o denli faydalı olacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkarması olası olan partiler İYİ Parti, Saadet Partisi ve PKK’nın siyasi uzantısı olan Halkların Demokratik Partisi’ sidir. Meral Akşener’in aday olacağını açıklamasının yanı sıra Saadet Partisi’ de kendilerine ait bir aday olacağını yakın zamanda belirtmişti. Cumhur İttifakı’na karşılık oluşacak olası bir ittifakta HDP’ nin bulunması olası gözükmediğinden dolayı onlarında bir aday çıkarmaları mümkün düzeydedir. Son olarak da Hak ve Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin de 2019 seçimlerinde ittifak yapacaklarını açıklayarak kendilerinin de bu yarışta var olduğunu, yok sayılmamaları gerektiğini vurgulamışlardır.

6. SİYASİ PARTİLER VE SEÇİME GİDEN SÜREÇTEKİ FAALİYETLERİ

6.1. ADALET VE KALKINMA PARTİSİ

2019 Seçiminin doğal adayı, daha referandum sonuçlanmadan yeni sistemde adaylığını açıklayan ilk siyasi lider herkesin bildiği üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Genel başkanı ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Böylelikle seçim çalışmalarına en erken başlayan parti de Adalet ve Kalkınma Partisi olmuştur.Hızlı ve erken bir karar alarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin de 2019 seçimlerinde bir aday çıkarmayarak Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklaması ile de çalışmaları ivme kazanan Adalet ve Kalkınma Partisi böylelikle seçime giden süreçte Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Milli İttifak adı verdikleri bir cephe oluşturmuşlardır. Büyük Birlik Partisi’nin de bu birliktelikte yer almak istemesiyle ittifakın ‘yerli ve milli’ olduğuna dair söylemler ittifak mensupları tarafından kürsülerden yükselmeye başlamıştır.

Yerli ve milli söylemlerini seçim ortamına ve seçmene tam olarak benimsetmek için geriye tek iş kalıyor, Saadet Partisi’ni ikna etmek. Çünkü sağ kesimin ağır taşlarını ittifak çevresinde toplayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu birlikteliğe Saadet Partisini dahil edememesi ve Saadet kanadının eleştirilerinin bu birleşime zarar verdiği düşünülüyor. Bu ittifaka Saadet Partisi’nin de dahli sağlandığı vakit seçmenin aklındaki soru işaretlerinigönül rahatlığına dönüştüreceğini düşünen Adalet ve Kalkınma Partisi, Saadet Partisi ile yapılan ilk görüşmelerde olumsuz yanıt alınca, bilindiği üzere TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop’u arabulucu olarak Saadet Partisi ile görüşmeye göndermişti. Saadet Partisi Genel Merkezi’nde yapılan görüşme sonrasında Genel Başkan Karamollaoğlu’nun gündemlerinde böyle bir ittifak çalışmasının olmadığını açıklamasıyla Cumhur İttifakı’na karşı kapılarının kapalı olduğunu bir kez daha dile getirmişlerdir.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu karşılıklı temas ve çalışmalarıyla iki çıkarım meydana gelmektedir.

İlk çıkarım Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim ittifakındaki temel gayesinin oy oranını artırmak olmadığıdır. Dolaylı yoldan oya yansıyacak bir çalışma sistemiyle ilerlenmektedir. AKP; MHP, BBP ve SP temelde oylarına değil fikriyatına taliptir. Geçmişten gelen köklü yapısıyla, milli ve manevi anlayışları sağlam temeller üzerine oturmuş olan bu üç parti tarihsel elekten başarıyla geçmiştir. Bir inanç ve erek uğrunda meydana gelmiş, kuruluş amacındaki bu dinamiklerin halen daha toplumda yansıması ve itibarı olan bu üç parti asıl gücünü oy çoğunluğundan değil taşıdığı inanç değerlerinden almaktadır. Bu gücün ve seçmene yansımanın farkında olan AKP, oy kaygısını ikinci plana atarak bu milli ve manevi ruhu seçmene hissettirmek yoluyla üç partinin toplam seçmeninden daha fazla vatandaşı etkisi altına alacağının farkındadır. 2015 Darbe Girişimi sonrasında ve hala devam eden Afrin Operasyonu dahilinde gelişen süreç vatandaşı milli ve manevi doğrultuda birleştirmiştir. Bu birleşmeyi olumlu yönde etkileyecek siyasi ittifaklarda seçmen bazında pozitif tepkilere ve eğilimlere neden olacaktır.

İkinci çıkarım daha çok kanıt niteliği taşımaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın genel seçim stratejisi sağ kesim ağırlıklıdır. Türkiye’de %65 ila %68 arasında bir sağ partilere eğilim olduğu seçim sonuçlarında görülmektedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu stratejisinin bir kanıtı da ittifaka dahil partilerin sağ kesimin temsilcileri olmasıdır. AKP’nin, oy oranı neredeyse MHP, BBP ve SP’ nin toplam oylarının iki katı olan CHP ile görüşme ve uzlaşmaya sıcak bakmaması, karşılıklı olarak sürekli bir fikir harbi yaşanması bu iki çıkarıma örnek niteliği taşımaktadır. Böylelikle hedef kesimini teke düşüren AKP bu kesimi etkileme yolunu da ikinci kesimi tenkitte buluyor.

6.2. MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ

2015 Referandumuyla meydana gelen parti içi görüş ayrılıklarının daha sonraları da nüksetmesiyle partiden kopmaların ve ayrılmaların meydana gelmesi bilindiği üzere Türkiye gündemini ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni bir hayli meşgul etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrılan siyasilerin Meral Akşener önderliğinde kurulan İYİ Parti etrafında birleşmeleri ister istemez MHP seçmenini de etkilemiştir. Parti içi görüş ayrılıklarının üslubunun sertleşmesi ve genel başkanlık seçimlerinin arka arkaya ertelenmesi durumu daha da netameli bir hale getirmiş, olumsuz yankının büyümesine sebebiyet vermiştir. Buna karşılık kopmalar doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2019 seçimlerinde baraj kaygısı taşımadıklarını açıklamışlardır.

Seçime uzun bir süre varken Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başkanlık seçimlerinde aday çıkarmayacaklarını ve devletin bekası sebebiyle seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceklerini açıklaması seçmenin kafasında bir takım soru işaretleri oluşturmuştur. Bu sorular başlıca:

-Milliyetçi Hareket Partisi neden aday çıkarmamaktadır?

-Milliyetçi Hareket Partisi’nin aday çıkarması ne gibi bir beka problemi yaratmaktadır?

-Seçime yaklaşık iki yıl varken neden bu denli hızlı bir ittifak kararı verildi?

– Seçime yaklaşık iki yıl gibi bir süre varken erken ittifak kararları acaba bir erken seçim habercisi mi?

-Seçime uzun bir süre varken ittifak dahilinde bulunan partilerin olası yanlış karar ve uygulamaları Milliyetçi Hareket Partisini zora sokmaz mı? Bu yanlış karar ve uygulamaların tarafı görünen Milliyetçi Hareket Partisi, seçmen bazında hayal kırıklıklarına sebep olmaz mı? şeklindedir.

Sürecin ilerlemesine rağmen seçmenin kafasında oluşan bu soru işaretlerinin taraflarca cevaplanmaması durumu anlaşılması zor bir hale dönüştürmektedir. Bu soru işaretleri ortadan kalkmadığı sürece MHP seçmenin de ayrılıkların sürmesi olası gözükmektedir. İYİ Parti’nin kurulmasıyla Milliyetçi Hareket Partisi’nden o kısma belli bir akış olduğu gözükmektedir ve bu akış olağandır. Bu soru işaretlerinin ve ayrılıkların oluşturduğu netameli hava, oy bazında bir düşüşe sebep olacak gibi gözükse de bir taraftan da Milliyetçi Hareket Partisi’nin AKP’yi destekleyen kararları ve milli mevzularda ki hamasi tavırları vatandaşta MHP’ye karşı eskiye nazaran daha farklı bir sempati oluşmasına sebep olmuştur. Cumhurbaşkanlığında ortak adayı desteklemesi sebebiyle Adalet ve Kalkınma Partisi’nden de yoğun bir sempati toplayan Milliyetçi Hareket Partisi’nin, milletvekili seçimlerinde AKP seçmeni tarafından destek görmesi mümkün olmakla beraber ihtimal dahilinde gözükmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2019 seçimlerinden önce bu soru işaretlerini ortadan kaldırması ve faaliyetlerinin gerekçelerini daha uzlaşmacı bir dille seçmene aktarması hem oy bazında hem de siyasi itibar anlamında olumlu dönüşleri beraberinde getirecektir.

6.3. İYİ PARTİ

Kuruculuğunu Meral Akşener’in üstlendiği İYİ Parti’nin, Türkiye Siyasetine dinamizm kazandıracağı kuruluşunun akabindeki eylem ve söylemlerinden sezilmektedir. Uzun süredir aynı siyasi partiler ve siyasetçiler arasında ilerleyen siyasi hayata hem yeni bir parti olarak katılmasından hem de kadın genel başkan olmasının beraberinde getirdiği sempatinin yansıttığı olumlu, hava şüphesiz seçmeni de etkileyecektir.

Kuruluşun da yer alan siyasilerin geçmişlerindeki popülaritelerinin doğal olarak partiye de yansıması sebebiyle yeni kurulan bir partiye nazaran siyasete birkaç adım önde başlamışlardır. Kurucu Genel Başkan Meral Akşener’in yanı sıra Milliyetçi Hareket Partisi’nintanınan ve sevilen simalarından; Ümit Özdağ, Yusuf Halaçoğlu ve Nuri Oktan’ın da mevcut partilerinden istifa ederek İYİ Parti saflarına katılmaları milliyetçi-muhafazakâr seçmeni, oranı bilinmeksizin kat’i surette etkilemiştir. Fakat tamamen milliyetçi-muhafazakâr kesimin temsilcilerinden oluştuğunu söylemek olanaksızdır. CHP’li Aytun Çıray’ında partisinden istifa ederek İYİ Parti saflarına dahil olması ve daha birçok, farklı partililerden oluşan siyasi kadrosu buna örnek olarak gösterilebilir. Bünyesinde farklı partilerden eski siyasetçileri de barındırması seçmende oluşan, yeni kurulmuş olmanın yarattığı acemilik düşüncesini ortadan kaldırarak, uzman ve deneyimli bir kadronun varlığını seçmene hissettirmek arzusu olarak düşünülebilir. İYİ Parti’nin bünyesinde; eski askerler, emniyet müdürleri, akademisyenler,bilim insanları, siyasetçiler, iş adamları gibi toplumun farklı kesimlerinden ve farklı statülerden birçok insanı bir araya getirmesi hem kadrosunu elit bir düzeyde geliştirmek hem de temsil kudretini her alana yaymak isteğinin göstergesidir. İYİ Parti’nin her kesime hitap etmek gayesiyle yola çıkması ve kadrosunu bu yönde oluşturması seçmende olumlu karşılanabileceği gibi birtakım olumsuzluklara da sebebiyet verebilmektedir. Öncelikli sorun her kesimi temsil gayesi, samimi olarak vatandaşa hizmeti mi içeriyor? yoksa oy kaygısıyla meydana gelmiş siyasi bir manevra mı?

Partinin kuruluş amacına uygun bulunmayan ve müdahillerin kendi aralarında çelişkiye uğradığı durumlar söz konusudur. Milliyetçi-muhafazakâr kesimin ağabeyi olan milliyetçi kesim arasında Doğu’nun Başbuğ’u olarak bilinen Yılma Durak’ın İYİ Parti Merkez Danışma Kurulu Üyesi olarak atanmasına karşın yine milliyetçi kesimin en sevilen ve güçlü isimlerinden olanMuhsin Yazıcıoğlu’nun, suikast sonucu helikopterinin düşürülmesi sonrası arama çalışmalarında yüzlerce kilometrelik alanı gereksiz yere arattığı suçuyla ifadesi alınan Ali Lapanta’nın kurucu üyeler arasında yer alması kafaları karıştırmaktadır. Davanın sonuçlanmamış olmamasına karşılık neden böyle bir tercih yapıldığı seçmeni düşündürmektedir. Temsil kudretini her alana yaymayı amaçlayarak kurulmuş olan bir siyasi partinin temsil ettiği her kesime nezaket göstererek ilerlemesi gerekmektedir.

Meral Akşener son yaptığı açıklamalarda diğer partilerden kendilerine gelecek oy oranlarında en fazla paya AKP’nin sahip olacağını dile getirmiştir. AKP’nin %15 düzeylerinde oyunun askıda olduğunu söyleyen Akşener bu oranın %10’luk kısmının İYİ Parti’yi destekleyeceği düşüncesindedir.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sağ seçmene hitabına karşılık makul seviyelerde bütün diğer partilerle görüşen Akşener, İYİ Parti’nin adayı olarak kendisini açıklarken ittifak kapısını da açık bırakmıştır.

6.4. CUMHURİYET HALK PARTİSİ

İYİ Parti kurulana kadar etkin olarak muhalefet eden tek siyasi parti konumunda olan Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarla karşılıklı atışmaları sonucu sürekli gündeme gelmektedir. Afrin operasyonu hakkında yaptığı toplum bazında olumsuz karşılanan sıkıntılı açıklamaları partinin seçmen bazında itibarının zedelenmesine sebep olmuştur. Bunun yanı sıra CHP’li bir İl Başkanı’nın sözde Ermeni Soykırımını kabul ettiğini açıklayan bir tweet atması milli duyguların etkin olarak öne çıktığı bu dönemde halkta tepkiye sebep olmuştur. Akabinde aynı İl Başkanı’nın Mustafa Kemal’in askerleriyiz söyleminin militarist olduğunu tanımlayarakuygun bulmadığını açıklaması da Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni dahil olmak üzere genel anlamda tepkilere yol açmıştır.

Aynı zamanda hükümetle CHP arasındaki tartışmalarınhoroz dövüşü düzeyine gelmesinin iki tarafa da antipatik bir bakış oluşturduğu söylenebilir. Ülkemizde siyasi akış ve seçmenin bakış açısı hızlı değiştiğinden dolayı ne olursa olsun kesin konuşmak yanlış olacaktır.Fakat geçmiş seçimlerde de tecrübe edildiği üzere Cumhuriyet Halk Partisi’nin sabit seçmen oranı diğer partilere nazaran daha yüksek olduğundan ani düşüşlerle karşılaşma oranı da o denli düşüktür.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin de net olmamakla beraber ittifaka açık olduğu mevcut durumda öngörülebilmekle beraber hiçbir CHP’linin hayır diyemeyeceği bir aday göstereceklerini belirtmişlerdir. Fakat bu aday kendi çıkardıkları bir aday mı olacak yoksa bir ittifak sonucu mu oluşacak sorusunun cevabı daha netleşmemiştir.

6.5. HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ

PKK Terör Örgütü’nün siyasi yapılanması olarak gösterilen Halkların Demokratik Partisi’nin eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve beraberinde birçok partilinin de tutuklu bulunmasından dolayı HDP, uzun süredir etkin olarak gündeme gelmemektedir. Etkinliği kırılmış olan HDP, şu ana kadar herhangi bir ittifak çalışmasına gitmemekle beraber kendi adayını çıkaracak olması kuvvetle muhtemeldir. 2 seçim öncesi Milliyetçi Hareket Partisi’nin nerdeyse 40 milletvekili gerisinde olup bir sonraki seçimde MHP’nin 30 milletvekili önüne geçmesi ise MHP’nin seçim politikalarını da değiştirmeye itmiştir.

Türkiye’de bulunan Kürt halkını temsil etme üzerinden siyasetini geliştiren HDP’nin kesinlikle bu gayede olmadığı defalarca kez tecrübe edilmiştir. Türkiye’de yaşayan Kürt halkın hakkını ne kadar savundukları hep gündem ve tartışma konusu olmuştur. Bazı siyasi partileri Kürtleri dışlamak ve ötekileştirmekle suçlayan HDP aslında böyle bir rolü görev edinerek Kürt milletini kendisi ötekileştirmektedir. Mevcut siyasi partiler toplumun her kesimini temsil etmek için vardır, var olacaktır. Bir kesimi ayırarak sadece oranın temsil rolünü üstlenmek o kesime yapılacak en büyük ötekileştirme ve verilecek en büyük zarar olacaktır. Toplumdan belli bir kısmı koparıp ayırmaya çalışmak ötekileştirme iddialarını partinin kendisine yöneltmektedir. Ötekileştirmenin siyasi bir propaganda olarak kullanılması terkedilmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin son dönemde geçirdiği netameli dönemleri kararlılıkla ve dirayetli bir şekilde aşması HDP’nin etkinliğinin kırılmasına yol açarak, destekçilerini de oturup tekrar düşünmeye sürüklemiştir.

6.6. SAADET PARTİSİ

Eski Genel Başkan Mustafa Kamalak’la istediği ivmeyi yakalayamayan Saadet Partisi Temel Karamollaoğlu’nun Genel Başkanlığıyla amaçladığı gündemi hemen hemen oluşturmuş durumdadır. Bunun seçimlere ne denli yansıyacağı net olmamakla beraber Saadet Kanadı; Sosyal Demokratlardan, Ülkücülerden, HDP’nin tabanından ve mevcut iktidarın içerisinden rahatsız olan ancak sesini çıkaramayan yüzde 15’lik kesiminden de oy alacağını öne sürdü.Millet vekilliği seçimlerinde ittifaka yeşil ışık yakan SP, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kendi adaylarıyla çıkacağını açıklamıştır. AKP’nin ittifak istemlerine kapıları kapatan SP bu tavrını diğer partilere karşıda sürdürerek erken bir karar vermek istemediğini böylece yansıtmaktadır. Kendi aday olmayacağını ve parti genel başkanlarının adaylığını açıklamasını etik bulmadığını her fırsatta dile getiren Karamollaoğlu Saadet Partisi’nin bir adayı olacağını da sık sık söylemelerinde belirtmektedir. Saadet Partisi adayını seçerken parti tabanın isteğinin kamuoyuna yansımasına bakılarak tercih edileceğini açıklamıştır.

Abdullah Gül’ün SP’nden aday olabileceği söylemlerinin geçmesine karşılık, Saadet Partisi birkaç aday üzerinden eleme usulüyle seçime gidileceğini açıklayarak bu kararın alınması için erken olduğu düşüncesini dile getirmişlerdir.  Hem parti tabanının istediği hem de kamuoyunda karşılığı olan bir adayın kendileri adına daha faydalı olacağını düşünmekte ve bu doğrultuda ilerlemektedirler.

6.7. BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ

Yerlilik ve millilik temasıyla kurulan bir ittifakta yer almasının gerekli ve zorunlu olduğunu düşünen BBP, bu düşünce sonucunda ittifaka müdahil olmuştur. AKP-MHP arasındaki ittifaka müdahil olarak üç partinin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın %60’lık bir oy oranıyla ilk turda seçimi kazanacağını düşündüğünü dile getiren BBP Genel Başkanı Mustafa Destici partililerin ve seçmenin bu birleşmeden memnuniyet duyduğunu açıklamıştı(Ajansı, 2018). Referandumda da AKP ve MHP’nin duruşuna destek veren BBP, devletin ve milletin faydasına olacak her ittifakın içinde olacağına teminat vermiştir. Seçim barajının ağır olduğunu ve kaldırılması gerektiğini her fırsatta dile getiren BBP, ittifaka müdahil olmasıyla bu sorunu da aşmıştır. Fakat seçime kadar uzun bir süreç bulunması bu konuda net öngörüler yapmayı engellemektedir.

7. ESKİ SİSTEMİN 4 BÜYÜKLER AİLESİNE MENSUP ÜÇ PARTİSİNİN (MHP-CHP-HDP) YENİ SİSTEMDEKİ DURUMUNA DAİR ÖNGÖRÜLER

7 Haziran 2015 Seçimlerinde AKP %40,87’lik oy oranıyla 258, CHP %24,95’lik oy oranıyla 132, MHP %16,29’luk oy oranıyla 80 ve HDP’de %13,12’lik oy oranıyla 80 milletvekili çıkarmasına karşın oy oranları partilerin tek başlarına hükümet kurmasına yeterli gelmemişti(NTV, 2015). Sonrasında partiler koalisyon çalışmaları için birbirleriyle yoğun bir şekilde görüşmelerine rağmen bir mutabakata varılamaması sonucunda 1 Kasım’da yeniden sandığa gidildi. Fakat bu sefer sonuçlar önceki seçimle aynı doğrultuda ilerlememişti. 7 Haziran seçimi sonucunda partilerin koalisyon görüşmelerindekibirbirlerine karşı tutum ve söylemleri, buna karşılık hükümet kurulamaması durumu halkta kaygıya yol açtığından bu etkenlerin toplamının seçmene farklı şekillerde yansıması 1 Kasım seçimlerindeki tercihleri de doğrudan etkilemiştir. İki seçim arası süreçte bazı partiler oy oranlarını ve meclisteki koltuk sayılarını artırırken bazı partiler ise ciddi oy ve koltuk kayıplarıyla karşı karşıya gelmişlerdir.AKP ile CHP oy ve koltuk sayılarını artırırken, MHP ve HDP’nin önceki seçimdeki oyları göz önüne alındığında ciddi bir düşüş yaşamışlardır.

AKP 7 Haziran’da 40,9 olan oyunu 1 Kasım’da %9 artırarak, önceki seçimde 258 olan milletvekili sayısını da 316’ya çıkarması sonucunda hükümet kurma yeterliliğine ulaşmıştır. CHP’de 7 Haziran’da %25 oy oranına ulaşarak 132 vekil çıkarmasına karşın, 1 Kasım seçimlerinde %0,40’lık bir artışla meclisteki vekil sayısına +2 ekleyerek, 134 milletvekiline sahip olmuştur. (NTV, 2015)

7 Haziran seçimlerinde 13,2 ile 80 vekil çıkaran HDP, 1 Kasım’da %3 gerileyerek milletvekili sayısını 59’a düşürmüştür.(NTV, 2015)

Seçimin en fazla düşüş yaşayan partisi hiç şüphesiz Milliyetçi Hareket Partisi’dir. 7 Haziran’da %16,29’luk oy oranıyla 80 milletvekiline sahip olan MHP, 1 Kasım’daki seçimde %11,90 oy alması sonucu ancak 40 milletvekili çıkarabilmiştir.(NTV, 2015) Koltuk sayısında yarı yarıya bir düşüş görülen Milliyetçi Hareket Partisi, 7 Haziran seçimlerinde kazandığı tek il olan Osmaniye’yi 1 Kasım seçimlerinde kaybederek hiçbir ilde üstünlük kuramamıştır. Gerilemesine karşılık HDP’nin MHP’den daha fazla vekil çıkarması üzerine uzunca düşünülmesi gereken bir konudur. Fakat genel bazda bakılacak olursa 7 Haziran Seçimlerinde hükümet kurulamaması üzerineseçmende derin bir kaygı oluştuğu bunun akabinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bunu etkin bir siyasi enstrüman olarak kullanması sebebiyle vatandaş eğilimi istikrar yönünde gelişmiştir. İktidara en büyük aday olan iki partinin oylarında yükseliş görülmesi buna örnek niteliği taşımaktadır.

Bu seçim tecrübelerinden yararlanarak 2019 Seçimlerinde muhalefet cephesinin, güçlü müttefiklerinden olan Milletçi Hareket Partisi’ni kaybetmesi muhalefetin düşüşe geçmesini muhtemel kılmaktadır. HDP’ninpasifize edilmesi ve hükümetin terör konusundaki kararlı adımları HDP seçmenini düşündürmekte, partiyi ise kaygılandırmaktadır. Hiç şüphesizdir ki HDP’nin bu hazırlıksız ve oturmamış yapısı seçimlerde kendisini olumsuz yönde gösterecektir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin oy oranı yüzdesel oranda ciddi bir sayıya tekabül etse de mevcut sistemde tek başına yeterli olamayacağı apaçık ortadadır. İttifaka yeşil ışık yakan ve ılımlı yönde görüşmelerine devam eden CHP hem kendi seçmeniyle uyuşacak hem de kamuoyunda karşılık görebilecek bir aday çıkarırsa veyahut ittifak yoluyla, geçerli ortak bir aday çıkarabilmesi sonucunda elini güçlendirebilecektir.

Saadet Partisi’ne gelecek olursak 2015 seçimlerine nazaran oy oranlarında bir artış olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Temel Karamollaoğlu’nun SP efsane Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a yakın siyasi çizgi izlemesi seçmende ve parti içinde bir sempati ve güven ortamı oluşmasına sebebiyet vermiştir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Saadet Partisi ile ittifak yapma konusunda ısrarcı tavrı da Saadet Partisi’ni gündemde tutarak elini güçlendirmektedir.

Kaynakça

Ajansı, D. H. (2018, Ocak 24). Milliyet Gazetesi. http://www.milliyet.com.tr/destici-2019-kasim-secimleri-ak-siyaset-2596929/ adresinden alındı

Caner, E. (2016, Kasım 22). Sunsavunma. https://sunsavunma.net/abd-baskanlik-secimine-katilim-orani-50ye-kadar-dustu-halk-oy-kullanmiyor/ adresinden alındı

CNNTURK. (2017, Nisan 16). CNNTURK: https://www.cnnturk.com/turkiye/referandum-sonuclari-belli-oldu-iste-katilim-oranlari adresinden alındı

NTV. (2015, Kasım 1). NTV: http://referandum.ntv.com.tr/ adresinden alındı

Yazar Hakkında

Batuhan Yaşar / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Sakarya Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir