dünya ekonomisine

2008 Krizi ve Federal Rezerv Sistemi

Giriş

1990’lı yıllardan bu yana yaşanan çok sayıda finansal kriz dünya ekonomisine damgasını vurmuştur. Gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülke, 1980 sonrasında ortaya çıkan liberal düşünce doğrultusunda finansal sistemlerini değiştirmiştir. Bu değişimlerle birlikte 90’lı yıllarda, finansal piyasalarda küreselleşme artarken, yaşanan finansal krizlerin sayısı, etki alanı ve yıkımı artmıştır. Sermaye hareketlerinin serbest kalması sonrası rekabetin hızla artması ve piyasalara girişlerin kolaylaşması gelişmiş ülkelerde bankaların karlılığını düşürürken piyasa oyuncularını daha fazla risk almaya itmiştir.

Yeni liberal sistem ile 1997 Asya Krizi sonrasında başlayan ekonomik çıkış 2006 yılına kadar sürmüştür.[i]Bu dönemde, ABD ve Avrupa ülkelerinde bankacılık sektörünün sadece teminata güvenerek borçlunun yeterli düzeyde mali analizini yapmadan kredi kullandırmaları, gayrimenkul fiyatlarında aşırı fiyat artışları ile balonlar ortaya çıkarmıştır. FED Başkanı Ben Bernanke, Mayıs 2007’de yaptığı bir açıklamada, konut piyasasındaki sıkıntıların ekonominin geri kalanına ve finansal sisteme yayılacağını beklemediklerini dile getirmişti. Gerçekte ise tam tersi bir durum meydana gelmiştir. 2007 yazı başı itibarıyla, ABD’de emlak sektöründe finansal stres izleri görülmeye başlanmıştır.[ii]2.5 yıl içerisinde tüm finansal sistemi ve reel ekonomiyi etkisi altına almıştır. Zaman içinde kriz diğer ülkelere de yayılarak küresel bir hale gelmiştir.

Yazıda, önce finansal krize neden olan reel ve ekonomik gelişmeler, sonrasında ise krizin yönetiminde merkezde bulunan “The Federal Reserve” yani Amerika Birleşik Devletleri’nin merkez bankası FED tarafından yapılan temel müdahaleler ele alınmıştır.

2008 Küresel Finansal Krizi Nedenleri

21.yy başlarında, ABD’de 90’lara göre düşük faiz oranları gayrimenkul alımlarını hem kolaylaştırmış hem de cazip bir yatırım haline getirmiştir. 1996 ve 2005 yılları arasında ortalama ev fiyatları ikiye katlanmış ve bunun sonrasında da fiyat artışının devam edeceği düşünülmüştür.[iii]Fakat genel kanının aksine,2006 sonrasında ev fiyatları, kredilerdeki sorunların gün yüzüne çıkması ve beklentilerin değişmesi ile hızla düşmeye başlamış, 2012 yılına kadar düzelme gözlenmemiştir.

2008 yılında ABD’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen finansal krize temel olarak; o dönemde likiditenin bol olması, hızla yeni finansal araçların yaratılması (menkul kıymetleştirme), hem finansal kuruluşlarda hem de yatırım araçlarında şeffaflık olmaması, denetleyici ve düzenleyici kurumların basiretli davranmaması neden olmuştur. Dönemin FED Başkanı Ben Bernanke’ye göre krize, konut kredilerinin yanında finansal sistemin zayıflıkları da neden olmuştur[iv].

Faizlerin düşük olması, ülkenin ekonomik olarak iyi durumda olması, tüm dünyadan ABD piyasalarına para akışı olmasından dolayı likiditenin oldukça bol olduğu 2000’li yıllarda,devletin teşvikleri sayesinde alt gelir grubunun konut ediminde kredi kullanımı (eşik altı mortgage kredileri) artmıştır. 1994 yılında eşik altı mortgage’ların yeni konut kredileri içindeki payı yüzde 5’in altındayken, 2005 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 20’ye çıkmıştır.[v]Bol likidite, kazanç hırsı, denetim eksikliği gibi nedenlerle bankalar, gerekli şartları sağlamayan kişilere dahi kredi vermişlerdir. Bazı kredi veren kurumlar,alacak komisyonu için yarışan ve risk gözetmeyen aracıları kullanarak alışveriş merkezlerinde dahi kredi dağıtmaya başlamışlardır. Dahası, değişken faiz uygulaması gittikçe artmış, peşinatsız kredi verilmesine de başlanmıştır. Bunların sonucunda riski gözetilmeyen borçlular, faiz oranlarının artmasıyla birlikte borçlarının da artması nedeniyle kredi ödemelerinde sorunlar yaşamışlardır. Banka portföylerinde hacizli konut sayısının artmasına paralel olarak konut piyasasında arz sayısı artmış ve fiyatlar düşmüştür. Mortgage kullanıcıları evlerinin satılarak kredilerinin ödenmesi kabiliyetlerini kaybetmişlerdir.

Yüksek getiri iştahı, bankaların yasal sermaye yükümlülüklerini yerine getirmelerinde kolaylık sağlaması, likidite bolluğu gibi nedenler kredi kullanım oranını artırırken,menkul kıymetleştirmeyi de hızlandırmıştır.Kreditörler, mortgage kredilerinden oluşan yatırım araçlarını üçüncü kurumlara satmışlardır. Bunlardan yeni bir finansal enstrüman oluşturulması (CDO) ve yatırımcılara satılması sağlanmıştır. CDO, yani teminatlı borç senetleri demetler halinde yatırımcılara satılmış olan çeşitli borç türlerinden oluşan yatırım araçlarıdır. Yatırımcılar ise aldıkları bu finansal araçları tam olarak tanımadıkları için riskini de doğru ölçememişlerdir. Yeni üretilen menkul kıymetlerin riskinin hesaplanması ve takip edilmesi konusunda yasal eksikliklerin olması da buna katkı sağlamıştır. Ayrıca türev araçlar, çeşitli etkileşimler ile birçok kuruma ve ülkeye yayıldığı için riskinin hesaplanması ve takip edilmesi de çok zor olmuştur. Menkul kıymetleştirmenin krizin sebeplerinden birisi olarak değerlendirilmesinin ana sebebi riskin bu şekilde kurumlar arası aktarımının kolaylaşması ve takip edilememesi olmuştur.

Yasal eksikliklerin temel sebebi ise gelişmiş ülkelerde, özellikle ABD’de, neredeyse birbirinden ayrı her fonksiyon için ayrı bir mali kurum ve mali araç oluşturulmuş olmasıdır. Çok başlılık nedeniyle finansal sistemin bazı kısımlarının denetlemesinde zorluklar yaşanmıştır. Mortgage’a dayalı menkul kıymetlerde ilgili düzenleme ve gözetim yetkisi bile iki kurum arasında bölünüyordu.[vi] Bu parçalı yapı ve yeni finansal araçların yukarıda bahsedilen zorlukları finansal araçların anlaşılmasının zorluğu ile beraberinde finansal piyasada oluşan aksaklıkların gözlenememesini getirmiştir.

Derecelendirme ve denetleyici kuruluşları kredilerin ödenmemesi riskini ölçen kurumlardır. Finansal sistemde temel sorun bu kurumların denetledikleri şirketler tarafından finanse edilmesinden kaynaklanmıştır. Menkul kıymet ihraç eden ve derecelendirme talep eden kuruluşlar ile iş ilişkisini korumak isteyen derecelendirme kuruluşları notlarda objektifliklerini kaybetmişlerdir.[vii] Hal böyle olunca derecelendirme kuruluşlarının objektif değerlendirme yapma kabiliyetleri azalmaktadır. Buna ek olarak derecelendirme kuruluşlarının, firmaların finansal problemlerini her zaman tespit edebilmesi de mümkün değildir.

2008 Krizi ve FED’in Aldığı Önlemler

Kriz öncesi dönemde enflasyona karşı başarı kazanan Merkez Bankaları, diğer taraftan bankacılık sistemi denetiminde yetersiz kalmış, sorumsuz borçlanma ve risk iştahının artmasına neden olmuşlardır. Merkez Bankalarının teşvik ettiği bu dönem, analitik olarak kendilerinin bile anlama yeteneğini aşmıştır.[viii]

Eşik altı mortgage kredileri nedeniyle başlayan finansal dalgalanmada ABD hükümeti ve FED’in tutumu tüm dünya piyasaları tarafından yakından takip edilmiştir. Dalgalanmanın başında, FED’in para politikaları ile tedbir almaya çalışılmıştır. Fakat önlemlerin yetersiz kalması, piyasalarda tedirginliğin devam etmesi, durgunluk ihtimalinin ortaya çıkması sebebiyle maliye politikaları, yeniden yapılanmalar ve çeşitli düzenlemelerle dalgalanmanın negatif etkilerini ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Krize kadar olan dönemde fiyat istikrarına odaklanan FED, 2001 ve 2008 yılları arasında para politikasında üç kez değişikliğe gitmiştir. 2001-2003 durgunluk sürecinde faiz yüzde 6.5’den 1.75’e kadar düşürülerek ekonomi canlandırılmak istenmiştir. 2003 yılına kadar düşük faizlerle ekonomiyi canlandıran FED, bundan sonra şahin duruş ile enflasyona karşı daha tedbirli olmaya başlamıştır. Bu duruş doğrultusunda 2006 yılına kadar faizleri artırarak yüzde 5.25 düzeyine çıkarmıştır. Bu dönemdeki faiz artışı yukarıda bahsettiğimiz değişken faizli mortgage kredilerinde kullanıcı üzerindeki kredi maliyetini oldukça arttırmıştır.

2007 yılı ikinci yarısında konut sektörü ve eşik altı mortgage kredilerinde yaşanan sorunlar giderek gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Avrupa’da BNP Paribas, Amerikan kredilerindeki sorunlardan dolayı bazı fonlarından para çekimini yasaklamış, reytingi yüksek mortgage’larda bile zararların olması piyasada derin güvensizlik yaratmıştır. Yatırımcıların mortgage’a dayalı varlıklara olan güveni azalması ile piyasada likidite sıkıntısından dolayı FOMC (federal açık piyasa işlemleri komitesi) iskonto faiz oranlarında indirime gitmiştir. Başlangıçta politika faizi yerine iskonto faiz oranında indirim yapılması, reeskont penceresinin açık piyasa işlemlerine göre daha kolay likidite sunmasıdır. Yatırımcıların belirsizlik dolayısı ile güvenli yatırım araçlarına yönelmesi birçok fonun varlık fiyatların sert düşüşler ile yöneticilerini zor durumda bırakmıştır. İskonto faiz oranları indirilmesine rağmen, sistemin eski işleyişine dönmemesi, kuruluşların birbirine borç vermekte tereddüt etmeye devam etmesi, sistemik risk ve durgunluğa girme ihtimali de değerlendirilerek politika faiz oranlarında da indirime gidilmeye başlanmıştır. Faiz oranları, yüzde 5.25’ten 2’ye kadar düşürülmüştür.Dönemin devamında krizin derinleşmesine bağlı olarak faizler yüzde 0 ve 0.25 arasına kadar düşmüştür.

FED ekonomiye yönelen makroekonomik riskleri gidermek ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla bir dizi farklı para politikası aracı kullanmıştır. Bunlar; vadeli ihale kolaylığı (termauctionfacility), vadeli menkul kıymet borç verme kolaylığı (thetermsecuritieslendingfacility), piyasa yapıcılığı kredi kolaylığı (theprimarydealercreditfacility) olarak sıralanabilir.[i] Birden fazla araç kullanılma nedeni, finansal kuruluşlar arasındaki farklılıklar nedeniyle ayrı araçlarla hızlıca likidite desteği sağlamak olmuştur.

FED, ABD hükümeti ile birlikte faiz dışında bazı geleneksel olmayan araçlar da kullanmıştır. Hükümet “acil ekonomik istikrar yasası” kapsamında; 700 milyar dolarlık sorunlu varlıkları kurtarma programını (TARP) başlatmıştır.[ii] Böylelikle sistemik riski olan finansal kuruluşlara sermaye aktarımı yapılmasını kararlaştırmıştır. Dahası FED niceliksel genişleme programı (QE) ile uzun vadeli sorunlu borç enstrümanlarını almıştır. Bir nevi piyasadan sorunlu varlıkları alıp, piyasaya para enjekte etmiştir. FED en az bunlar kadar önemli olacak şekilde, kriz boyunca beklentileri çok başarılı yönetmiştir. Yatırım harcamalarının ve tüketimin artması için uzun vadede faiz oranlarının düşük kalacağına dair beklentilerin şekillenmesi sağlanmıştır. FED’in 2012 yılında yaptığı açıklamada, enflasyon yüzde 2’nin üstüne çıksa bile, işsizlik oranı yüzde 6.5’e gerileyinceye kadar faizleri 0-0.25 bandında tutulacağı belirtilmiştir. Evans Kuralı olarak bilenen bu tarz bir rehberlik, enflasyon istenenin üzerine çıksa bile faizin uzun süre artmayacağına güven vermek için yapılmıştır.

Krize yönelik, başta faiz politikası olmak üzere, geliştirilen tedbir paketlerinin temel amacı, özellikle güveni tekrar kazanmak ve kredi maliyetlerini ucuzlatarak ekonomide büyümeyi tekrar başlatmaktır. Finansal piyasalarda krizin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik genişletici parasal politikaları, bilanço yapısında bazı değişiklikleri beraberinde getirerek Federal Reserve’ün toplam bilanço miktarının önemli ölçüde artmasına neden olmuştur.

Sonuç

2008 finansal krizi, üzerinden on yıl geçmesine rağmen etkileri hala devam eden bir olgudur. FED’in yürüttüğü politikalarda göz önüne aldığı temel kıstaslar olan fiyat istikrarı ve işsizlik oranının geleneksel olmayan para politikaları aracılığı ile geçtiğimiz on yıl içinde temel amaçlarına ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 2018 Ekim ayı itibarıyla, en son açıklanan verilere göre işsizlik, yüzde 3.7 ile 1969 yılından bu yana en düşük seviyesinde gerçekleşirken, enflasyon oranı da yüzde 2’yi geçerek istenen seviyelere geri dönmüştür.Bu veriler, ABD’nin diğer ülkelere göre krizden çok daha hızlı çıktığını açıkça göstermektedir.

Krizin ekonomide dikkat çektiği en önemli husus, reel piyasalardaki istikrarın, finansal istikrar ile de desteklenmesi gerektiği olmuştur. Aşırı borçlanma, risk almada sorumsuzluk, kazanç hırsı, denetleyici ve düzenleyici kurumların görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri nedeniyle Lehman  Brothers gibi birçok köklü kurum batmış, krizin bedelini tüm toplum birlikte ödemiştir. Belirtmek gerekir ki ahlaki rizikonun oluşmaması için sadece kurtarılması gereken kurumlar (toobigto fail) kurtarılmıştır.

2008 yılından bu yana normalleşme çabalarına bağlı olarak her ne kadar niceliksel genişleme (QE) yerini niceliksel sıkılaşmaya bıraksa da (QT), FED’in bilançosundaki büyüklük bugün hala var olmaktadır. Azımsanmayacak çoğunlukta uzman, parasal genişleme politikalarının ileride tekrar bir krize neden olacağını ileri sürmektedir.

 


Dipnotlar

[i] Mahfi Eğilmez, Küresel Finans Krizi, Remzi Kitabevi, İstanbul, Mart 2016, On ikinci basım, s. 7

[ii] Paul B.Trescott, Financial Crisis of 2008, SalemPress Encyclopedia, 2013, s. 5

[iii]Age, s. 5

[iv] Ben Bernanke, Karar Alma Cesareti, Scala Yayıncılık, Haziran 2016, s. 109

[v]Age, s. 119

[vi]Age, s. 119

[vii] Hülya Kırcı, 2008 Küresel Krizinin Kökeninde Yatan Hatalar ve Dodd-Frank Kanunu Düzenlemeleri, Yönetim ve Ekonomi Dergisi,Cilt 23, Sayı 2, s. 475

[viii]Mohamed A. El-Erian, Şehirdeki Tek Oyun, Scala Yayıncılık, 2016, s. 62

[ix]Faruk Demir, Ayşegül Karabıyık, Emine Ermişoğlu, Ayhan Küçük, ABD Mortgage Krizi, BDDK Çalışma Tebliği, Sayı 3,  Ağustos 2008, s73

[x] Süreyya Bakkal, Murat Alkan, 2008 Finansal Krizi ve Bu Dönemde Bankacılık Sektörünün Kar Etme Nedenleri, Hiperlink Yayınları, İstanbul, Ekim 2011, Birinci basım, s. 98

Kaynakça

Bernanke, Ben. Karar Alma Cesareti. İstanbul: Scala Yayıncılık, 2016.

Eğilmez, Mahfi. Küresel Finans Krizi. İstanbul: Remzi Kitabevi, 2016.

El-Erian, Mohamed A. Şehirdeki Tek Oyun. Scala Yayıncılık, 2016.

Faruk Demir, Ayşegül Karabıyık, Emine Ermişoğlu, Ayhan Küçük. «ABD Mortgage Krizi.» BDDK Çalışma Tebliği, Ağustos 2008.

Kırcı, Hülya. «2008 Küresel Krizinin Kökeninde Yatan Hatalar ve Dodd-Frank Kanunu Düzenlemeleri.» Yönetim ve Ekonomi Dergisi, 1 8 2016.

Süreyya Bakkal, Murat Alkan. 2008 Finansal Krizi ve Bu Dönemde Bankacılık Sektörünün Kar Etme Nedenleri. İstanbul: Hiperlink Yayınları, 2011.

Trescott, Paul B. «Financial Crisis of 2008.» Salem Press Encyclopedia, 2013.

Yazar Hakkında

Emre Kaymak / TESA Ekonomi Masası Yazarı

Galatasaray Üniversitesi – İşletme