1994
Haber Ne Diyor'dan alınmıştır.

1994 Krizinde Türkiye

Giriş

1990 yıllarında devlet, ağırlıklı olarak harcamaları için kamu bankalarından borç kullanmaya başladı ve zaman içerisinde çok ciddi bir borç yükünün altına girdi. Bu dönemde, özel bankalar da yüksek faiz vererek mevduat topladı ve kamuya da yüksek faizle krediler verdi. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın hayatını kaybetmesinin ardından yerine Süleyman Demirel’in seçilmesiyle Tansu Çiller de 1993 yılında başbakanlık koltuğuna oturdu. Çiller, ekonomi yönetiminde söz sahibi olan tüm kamu kurumlarını kendine bağladı. 1993 yılı sonlarında ve 1994 başında hem bütçe hem de cari açık çok ciddi düzeylere yükselmişti. Hükümet, kamunun borç yükünü azaltmak için faizleri indirmeyi hedefleyen bir dizi adım attı. Bunlar arasında Hazine’nin borçlanma ihalelerinin iptali ve tahvil ile bonodan elde edilen faiz gelirleri üzerindeki vergi oranlarının artırılması da yer alıyordu.

Borçlanma ihalelerinin iptaliyle yaşanan gelir kaybını engellemek için hükümet “PTT’nin T’sini satmaya” karar verdi. Telefon hizmetlerinin özelleştirilmesi için ihale süreci başlatıldı. O dönemde Türkiye’nin toplam borcu 40 milyar dolar civarında bulunuyordu. Özelleştirmeden beklenen gelir için de 35-40 milyar dolar gibi sayılar telaffuz ediliyordu. Ancak, bu özelleştirme süreci Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Bunun üzerine Türkiye’den çok ciddi sermaye çıkışı görülürken, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da not düşürdü. Sermaye çıkışıyla birlikte Ocak 1994’te dolar bir günde yüzde 14 değer kazandı. Ekonomik bir dizi önlemin alındığı Nisan ayında lira, dolar karşısında yüzde 160’ın üzerinde değer kaybetti. Çiller başbakanlığındaki hükümet, 5 Nisan 1994 tarihinde bir ekonomik önlem paketi açıkladı.

Bu kararlar kapsamında lirada devalüasyona gidilirken, başta TEKEL ürünleri ve akaryakıt olmak üzere vergi oranlarında çok ciddi artışlar yapıldı. Türkiye, Mayıs 1994’te Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 14 aylık bir stand-by anlaşması imzalandı.[1]

Bu yazımızda 1994 krizinin etkilerini, makroekonomik ve ekonomik yönlerini, kriz etkisi ile alınan 5 Nisan Kararlarını ve bu kararların sonuçlarını ve etkilenen ülkeleri inceleyeceğiz.

 

1. 1994 Krizinin Hikayesi

Türkiye’nin 1980’li yıllar öncesinde yüksek enflasyon, işsizlik, yüklü miktarda dış borç ve ödemeler dengesi açığı gibi temel ekonomik sorunları vardı. 24 Ocak 1980’de IMF ile yapılan anlaşma ile tasarruf tedbirleri yürürlüğe koyulmuş, ihracatta büyük artış sağlanarak ödemeler dengesi açıkları azaltılmıştır. Ücretlerin düşük tutulması, kurun değerlenmesine izin verilmemesi gibi önlemlerle ihracat ve büyüme artmış ancak 1988 yılından itibaren kurun değerlenme sürecine girmesi ile ithalatta sıçrama yaşanmıştır. 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbest bırakılması ile TL reel olarak değerlenmeye başlamış ve faiz oranları yükselmiştir. Yüksek faiz oranları bir yandan sıcak paraya cazip bir ortam yaratırken bir yandan da dış borçları ödeyebilmek için yoğun iç borçlanma yapılmasına imkân sağlamıştır. 1994 yılındaki finansal krizin ana nedeninin kamu finans dengesizliklerinden kaynaklandığı kamuoyunda genel kabul gören bir gerçektir.[2] Nitekim kamu borçlanma gereği ve kamu yatırım tasarruf dengesizliği incelendiğinde, kamu kesimi dengelerinin 1987’den başlayarak sürdürülemez bir boyutta sarsıldığı ve böylesi bir finansal krizin kaçınılmaz olduğu görülmektedir. 1988-1993 arasında kamu sektörü borçlanma gereği (KSBG) sürekli artmıştır. 1990’da KSBG’nin GSMH’ya oranı %8 iken 1993’de %12’ye çıkmıştır. İç borç stokunun GSMH’ya oranı da 1990’da %6.2 iken 1993’de %13.3’e ulaşmıştır. Aynı durum dış borç stoku için de geçerlidir. Dış borç/GSMH oranı 1985’de %14.7 iken 1993’de %18.7’dir. 1994 krizi, yurtiçinde makro değişkenlerin birbirini olumsuz etkilemesi ve gelişmiş ekonomilerde durgunluk oluşturmuştu.

1990-1994 döneminde, Körfez Krizi’nin ardından hükümet genişletici maliye politikaları ile efektif talebi canlandırma yoluna gitmiştir.[3] Talep artışının sürdürülebilmesi için döviz kuru baskılanmış, KİT açıkları, ücret artışları, terörle mücadele harcamaları kamu açıklarını arttırmıştır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları, yüksek kamu açıkları ve enflasyon düzeyinin yarattığı belirsizlik ortamı ve siyasi risk nedeniyle ülkeye gelmekte tereddüt ederken faiz-kur arbitrajından yararlanan sıcak para girişleri artmıştır. Yeterli kurumsal hazırlığın yapılmadığı ve denetim sisteminin kurulmadığı sığ bir piyasada mali serbestleşmenin gerçekleşmesi ile ülkeye akın eden kısa vadeli sermaye ekonomide canlanma sağlamakla birlikte, daha sonra gelen sermaye çıkışları 1994 krizine zemin hazırlamıştır.[4]

1993 yılının sonlarında spekülatif sıcak paranın IMKB’ ye kayması beklentisiyle, kamudaki faiz yükünü azaltmak için piyasaya likidite sürülmüştür. Ancak döviz talebi, yüksek likidite, düşmesi beklenen faiz oranları ve devalüasyon beklentisi sonucu giderek artmış, kurlar yükselmeye başlamış, cari işlemler bilançosu rekor düzeyde açık vermiştir.[5] Bu durum karşısında 26 Ocak 1994 tarihinde %13.6 oranında devalüasyon yapılmış ancak piyasa düzelmediğinden Mart ayında iki devalüasyon daha izlenmiştir.

1994 yılı boyunca oluşan kur değişimleri grafiği

1994 krizi
Kaynak: Erkin Şahinöz, https://twitter.com/ErkinSahinoz/status/1028180964890107904 , (E.T.08.09.20)

 

Yerli paranın döviz karşısındaki değer kaybının sürmesi, bankaların da yüksek açık pozisyonları nedeniyle dövize yönelmeleri, Merkez Bankası rezervlerini hızla eritmiştir. Ocak 1994’te döviz kuru 19.000 TL/$, Merkez Bankası rezervleri 7 milyar dolar iken, 5 Nisan 1994 kararları noktasında döviz kuru 38.000 TL/$, rezervler ise yaklaşık 3 milyar dolara kadar düşmüştür. Enflasyon oranı (TÜFE) %106’ya fırlamış, toplam net sermaye çıkışı 4 milyar doları aşmış, hazine bonosu faizleri %400’lere ulaşmıştır.

Uluslararası rating kurumlarının Türkiye’yi yatırımlarda riskli ülke olarak ilan etmesi ile borçlanma maliyetleri yükselmiş, buna rağmen borç bulmak son derece güçleşmiştir. 5 Nisan kararlarıyla döviz serbest dalgalanmaya bırakılmıştır. Devalüasyon sonucunda cari işlemler dengesi düzelmiş, artıya geçilmiştir. Kararların amacı enflasyonu düşürmek, dış ticaret dengesini düzeltmek, dış borçlanmayı azaltmak, tarım sektöründe düzenlemeler, sosyal güvenlik alanında reformlar yapmak, KİT’lerin bütçedeki yükünü özelleştirmeler yoluyla hafifletmek, kamu harcamalarını azaltmak olarak belirlenmiştir.[6]      

 

2. 1994 Krizinin Türkiye Ekonomisine Etkileri

1994 krizinin devlete ve ekonomiye getirdiği yüklere ayrıca değinmek gerekir. Bu krizde başlayan süreçlerin daha sonra da etkilerini sürdürmesi krizin başlıca özelliğidir. Etkilerin başında, kredi veren yabancı bankalara “devlet garantisi” verilmesi, ödenemeyen özel kredileri devletin ödemeyi üstlenmesi gelmektedir. İkincisi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yoluyla devletin (belirgin sınırlamalarla da olsa) banka paniklerini önlemek için banka mevduatlarının garantörlüğünü yapmasıdır. İktisat kuramında “moral hazard(sözleşmenin taraflarından birisinin, diğer taraf aleyhine sözleşmeden yararlanacak biçimde, davranışını değiştirmesi durumunda ortaya çıkan sorun.) ” olarak bilinen bu olgu, 1990’lı yıllarda katlanarak artan banka sayısı kadar, krizde batan bankaların getirdikleri yüklerin de başlıca nedenidir. 2002’nin ilk yarısına kadar olan sürede batan banka sayısı 21, devlete getirdiği yük ise 25¬ 30 milyar dolardır; buna krizde işsiz kalan 1 milyon ile birlikte toplam 2 milyon kişinin ve batan 120-130 bin işyerinin vergisinden devletin yoksun kalması da eklenmelidir. Devletin yükünü artırırken gelirini azaltan kriz süreci, buna çözüm üretmeyi de güçleştirmiştir.[7]

1994 yılında gazetelerde çıkan bazı başlıklar şu şekildedir:

Kaynak: Borsadaki büyük tecrübe, https://www.borsagundem.com/yazarlar/borsadaki-buyuk-tecrube-yazisi/1181950 , (E.T. 8.09.2020)

 

1994 Ekonomik Krizi temel makroekonomik ölçüleri tersine çevirmiştir. Ekonomik liberalleşmenin programlarla uygulanmaya başladığı 1987 yılından itibaren 1993 yılına kadar ortalama %5,3 artan büyüme oranı 1994 yılında %-6,1’e kadar düşmüştür. Büyümeyi etkilediğini düşünülen faktörlerden de cari açık bu yılda diğer yılların aksine %-0,22 ortalamadan %1,3’e çıkmış, doğrudan yabancı sermaye girişi %0,9 dolaylarından %-2,15’e düşmüş ve yatırım tasarruf dengesi açığı ortalama %-0,65’lerden %0,33’e çıkmıştır.[8]

 

2.1. 1980-1994 Yılları Arası Türkiye İçin Temel Makroekonomik Göstergeler

Kaynak: Hakan KÜÇÜK,1994 ve 2001 Ekonomik Krizlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi ve Büyüme İle İlişkisi İçin Bir Deneme, https://www.academia.edu/33526469/_1994_ve_2001_Ekonomik_Krizlerinin_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmal%C4%B1_%C4%B0ncelemesi_ve_B%C3%BCy%C3%BCme_%C4%B0le_%C4%B0li%C5%9Fkisi_%C4%B0%C3%A7in_Bir_Deneme_ ,sy.6,  (E.T.08.09.20)

 

Tablodaki verilerden hareketle piyasanın güvenirliliği hem iç hem de dış ekonomik faktörler tarafından kalmamıştır yorumu yapılabilir. Hem mevcut tablodaki bu radikal dönüşümleri tersine çevirebilmek hem de ekonomik liberalleşmenin sağlıklı yürütülüp ekonomik büyümeyi yeniden pozitif yönlü kılabilmek için ekonomiye bir düzenleme getirmek zaruri olmuştur. Tüm bu verilerin ışığında 1994 krizinin yönetimi için “5 Nisan Kararları” diye bilinen kamu gelir-giderlerini dengelemeyi, Döviz kuru politikalarını, Merkez Bankası ile ilgili düzenlemeleri, dış ticareti ve istihdamı arttırmayı hedefleyen bir dizi karar alınmıştır. Kamu gelirini arttırıcı tedbirler ile beraber kamu harcamaları kısılmıştır.[9] Devlet harcamalarını etkin ve verimli kılmak amacı güdülmüştür. Bütçe açıklarının kapatılması için borç almak ve sonrasında biriken faiz borçlarını ödeyerek borç anaparasının eritilememesi sorunu ortadan kaldırılmaya çalışmıştır. Programda Nisan-Haziran döneminde 16,3 Trilyon TL ek gelir sağlamak ve bütçe harcamalarında 22 Trilyon TL tutarında kısıntıya gidilmesi hedeflenmiştir. Bu şekilde 3 aylık periyodda 38 trilyon TL iyileşme beklenmiştir. Döviz kuru ile ilgili de uluslararası piyasalarda güven sağlanması esas hedef olarak belirlenmiştir. Rezervlerin güçlenmesi ve ödemeler dengesinin iyileştirilmesi, döviz kurunun enflasyon ile uyumlu bir seviyede belirlenmesi, spekülatif hareketlere izin verilmemesi, KİT ürünleri fiyatlarının 6 ay boyunca arttırılmaması sağlanmaya çalışılmıştır. Merkez Bankasının özerkleştirilmesi de bu dönemde sağlanmıştır. Merkez Bankasının Hazine ve diğer bankalara verdiği kredilerin meblağlarına sınırlanma getirilmiştir. Bankalardaki tasarruf mevduatlarının tümü de devlet güvencesine bağlanmıştır.[10] Program neticesinde enflasyonist beklentiler ortadan kalkmış ve 3 aylık mevduat faiz oranları %100 civarından %68’lere inmiştir. Dış ticarette ise temel politika ithalatın kısılıp ihracatın arttırılarak ülkeye döviz girişinin arttırılması hedeflenmiştir. Türk Eximbank Kredi ve Sigorta Programlarını 1994 yılında da kapsamını geliştirerek 1 Milyar Dolar kaynak tahsis etmesi hedeflenmiştir. Yatırımların arttırılması ile de yabancı sermaye girişinin artmasına uygun ortam yaratılacaktır.

1994 yılı ilk çeyreğinde %76 olan kapasite kullanımı yılın ikinci çeyreğinde kriz etkisi ile %67’ye düşmüştür. İstikrar programı sonucunda talep ve üretimdeki düşüş görülmüş, işsizlik %8,4’e dayanmıştır. Program bu anlamda kapasite kullanımı ve istihdamı arttırmakla ilgili çeşitli politikalar geliştirmiştir. Programın sonunda ise yapılmaya çalışılan temel uygulamalar başarılı olmuş sayılabilir. Nitekim kamu giderlerini azaltıp kamu gelirlerini arttırmak amacında olan bu program sonunda Kamu 6 gelirlerinde %113 artış Kamu giderlerinde ise %98,9 artış gözlenmiştir. Bu da kamu gelirlerinin kamu giderlerini aştığının bir göstergesi olarak kabul edilebilir.[11]

 

3. Ekonomik Önlem Paketi: 5 Nisan 1994 Kararları

1994 krizinden çıkış yolu olarak yeni bir istikrar programı açıklanmıştır. 5 Nisan istikrar programı olarak anılan bu programın temel amacı, kısa vadede bozulan dış dengeyi ve döviz piyasalarını yeniden istikrara kavuşturmaktır.[12] Programın temel hedefi, orta vadede mali piyasalardaki istikrarsızlığın temel nedeni olan kamu açıklarını azaltmak ve enflasyonu düşürmek, uzun vadede ise sürdürülebilir bir büyüme sağlamak olmuştur.

1994 krizi ile birlikte bankacılık sektöründe ortaya çıkan güven bunalımını ve mevduat kaçışını aşmaya yönelik tasarruf mevduatı sigortası uygulanmaya başlamıştır. Uygulamanın temel amacı finansal piyasalar ve bankaların mali yapıları hakkında yeterli bilgi sahibi olmayan küçük tasarruf sahipleri başta olmak üzere, mudileri korumak ve sistemde banka iflaslarının yayılmasını ve krize dönüşmesini engelleyerek, finansal güvenlik ağı kurmaktır. Bu düzenleme kısa vadede 1994 krizinin çözülmesinde önemli bir işlev yüklemiştir. Ancak uzun vadede bankacılık sektöründe yaşanılan sorunların başlıca kaynağı haline dönüşmüştür. Özellikle tam mevduat garantisi, piyasa disiplininin ortadan kalkması ile çarpıklıklara neden olmakta ve ahlaki riziko problemini ortaya çıkararak, finansal piyasalarda daha fazla risk alma güdüsünü artırmaktadır.[13]

Türkiye 1994 krizinin etkilerini alınan istikrar programları ile birlikte kısa sürede atlatmıştır. Yabancı sermaye girişleri 1995-1997 döneminde ivmeli bir artış kaydetmiş ve bu artış 1998 de patlak veren Rusya krizinden sonra yerini inişe bırakmıştır.[14]

Mahfi Eğilmez, “Küresel Finans Krizi Piyasa Sisteminin Eleştirisi” adlı eserinde 5 Nisan 1994 tarihli ekonomik istikrar programının başlıca hedefleri söyle belirtmiştir:

  1. Ek vergi alınarak kamu gelirlerinin artırılması,
  2. Kamı giderlerinin; ücret artışlarının enflasyonun altında tutulması da dâhil olmak üzere, çeşitli bütçe kısıntıları yoluyla düşürülmesi,
  3. (1) ve (2)’de konu edilen önlemler sonucu konsolide bütçe açığının ve dolayısıyla kamu kesimi harcama gereğinin ( KKBG) düşürülmesi,
  4. TL’nin dolar karşısında değer kazanmasının önlenmesi,
  5. Hazine borçlanmasını çekici hale getirebilmek için başlangıçta enflasyonun çok üstünde bir faizle kâğıt satılması ve zaman içinde bu faizin düşürülmesi. Bütün bu önlemler sonucunda enflasyonun makul düzeylere indirilmesi temel amaç edinilmiştir.[15]
Kaynak: Ali Alper Alemdar, (E.T. 8.09.20), https://www.academia.edu/1639943/F%C4%B0NANSAL_L%C4%B0BERAL%C4%B0ZASYON_VE_1994_T%C3%9CRK%C4%B0YE_KR%C4%B0Z%C4%B0

 

İhracat artışına ithalat daralmasının eşlik etmesi sonucu dış ticaret açığı küçülmüş ve bunu izleyerek cari işlemler dengesi pozitif bir dengeye dönüşmüştür. Faizler yeniden serbest bırakılmış ve hatta çok yüksek faiz artışları başlangıçta teşvik edilmiştir. Bu tür maliye politikası ağırlıklı bir ekonomi politikasından beklendiği üzere reel GSMH 1994 yılının ikinci 3 aylık bölümünde %10,5 oranında azalma göstermiş, yılsonu gerçekleşmesi %6 dolayında bir küçülmeyle sonuçlanmıştır.[16] Mahfi Eğilmez’e göre programın başarısız olma nedenleri şunlardır:

  1. Maliye politikası önlemleri tek başına uygulanmış, piyasadaki aşırı likiditeyi düşürmeye yönelik para politikası araçları uygulanmamıştır. Hazine, Merkez Bankasından doğrudan para kullanmaya devam etmiş, Merkez Bankası, bankalara yönelik kredilerini artırmış, sonuçta bankalar bu kredilerle kısa vadeli yüksek faizli Hazine kâğıtlarını alarak Hazine’ye borç vermişlerdir. Böylece geçmişte tek başına uygulandığı için sınırlı sonuç vermiş olan para politikası terk edilerek yerine maliye politikasının uygulamaya konulması yoluyla bu iki politikasının birlikte uygulanmaması hatasında ısrar edilmiştir.
  2. Siyasal iktidara duyulan güvensizlik, ekonomik istikrar programının yürürlüğe konmasından sonra da devam etmiş, mevcut iktidarın ve dolayısıyla uygulanan istikrar programının uzun ömürlü olmayacağını düşünen ekonomik aktörler beklentilerini olumlu bir çerçeveye dönüştürmemişlerdir. Böyle olunca da yeni klasik iktisatçıların “beklenti ne yöndeyse gerçekleşme de o yönde olur” tezine uygun sonuçlar alınmıştır.
  3. İstikrar önlemleri uygulaması sırasında kurumsal yapılanmaya ilişkin önlemler alınamamıştır.
  4. Türkiye için hazırlanan bir istikrar programının temel öğelerinden biri olan sübvansiyonların daraltılması politikasından önemli sapma gösterilmiştir.
  5. Bütün bu belirsizlikler içinde Hazine, kısa vadeli borçlanmayı sürdürmeye mecbur kalmış ve bu gelişme, ortamın belirsizliğini artırmaya katkıda bulunmuştur. Artan belirsizlik faizlerin yüksek düzeyde kalmaya devam etmesine yol açmış, Hazine borçlanması gitgide daha pahalılaşmaya başlamıştır.
  6. 1994 yılı sonlarına doğru Türkiye önce ara seçim, sonra da erken genel seçim havasına girmiş, bu gelişme siyasal iktidarın ömrünü tamamlamak üzere olduğu ve dolayısıyla uygulanmaya çalışılan istikrar programının terk edileceği inancının yerleşmesine yol açmıştır.[17]

 

3.1. 5 Nisan 1994 Kararları Sonrası

1994 kriz yılında -6.1 olarak gerçekleşen büyüme oranı 1995- 1997 döneminde 7.8 olarak hesaplanmıştır. 1998 yılına gelindiğinde Asya ve Rusya krizlerinin etkisiyle iç talebi kontrol altına alıcı politikalar izlenmiş ve özel tüketici harcamaları azalmıştır. Kriz sonrası ortaya çıkan ekonomik belirsizlik de tüketim harcamalarının daha da çok kısılarak ekonomik büyümenin gerilemesine neden olmuştur ve 1998 yılında ekonomik büyüme 3.9 olarak gerçekleşmiştir. Tüm bu gelişmeler 1999’da ekonomik kriz yaşanabileceği yönündeki endişeleri arttırmıştır.

Ağustos 1999’da Marmara depreminin yaşanması karamsar ekonomik havanın daha da kötüleşmesine neden olmuştur. Bu olumsuz gelişmeler sonucunda Türkiye ekonomisi 6.4’lük bir küçülme yaşamıştır. Aynı yıl bankalardaki mevduat oranı 97.6 artarken, bu bankaların verdiği kredilerin artış oranı ise 44.8’de kalmıştır. Bunun nedeni devletin borçlanma ihtiyacının artmasının yanı sıra bankaların kriz korkusu nedeniyle risk almak istememeleridir. Bunun yanı sıra 1999 yılında iç borç stoku bir önceki yıla oranla yüzde 97.4 artarak 22.9 katrilyon TL ye ulaşmıştır. Dış borç stoku ise önceki yıla göre yüzde 5.3 artarak 102.1 milyar dolara çıkmıştır.[18]

1999 yılı içerisinde Sermaye Piyasası Kurulundan sonra ikinci regülasyon kurumu olan Bankacılık Düzenleme Kurulu 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile kurulmuştur. İdari ve mali özerkliğe sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun ana misyonu, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak, bankaların ve özel finans kurumlarının piyasa disiplini içerisinde sağlıklı, etkin ve dünya ölçeğinde rekabet edebilir bir yapıda işleyişi için uygun ortamı yaratmak ve bu sayede ülkenin uzun vadeli ekonomik büyümesine ve istikrarına katkıda bulunmaktır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kurulmasıyla birlikte bankacılık sektöründeki düzenlemeler tek merkezden yürütülmeye başlamıştır.[19]

 

4. 1994 Krizinden En Çok Etkilenen Diğer Ülkeler: Brezilya ve Meksika

4.1. Brezilya

Cari açık sorununda piyasanın olumsuz beklentisi ile birlikte devam etmesi ve sonucunda finansal krizin patlak vermesi 1994 krizini aslında Brezilya krizi ile benzeştiren ilk faktördür. Aynı zamanda kriz döneminde iki ülkenin de sabit kur rejiminden geri adım atmaması da bu krizleri birbirine türdeş yapmaktadır.[20]

Doğu ve Güneydoğu Asya Ülkeleri 1970’li yıllardan itibaren gösterdiği büyüme trendi pek çok gelişmekte olan ülkeye örnek olarak sunulmuştur. Ancak 1997 yılında Tayland’da başlayan kriz bölgenin başta Malezya, Endonezya, Güney Kore, Filipinler, Hong Kong ve Singapur olmak üzere pek çok bölge ekonomisine sıçramıştır. Bölge ülkelerinin paralarının Dolar karşısında büyük bir ölçüde değer kaybetmesiyle beraber borsaları da çökmüştür. Bu kriz sebebiyle Dünya küresel bir krizin eşiğine gelmiş, pek çok ülke ekonomik göstergeler açısından yıllar önceki verilerine geri dönmüştür.[21]

Asya krizinden sonra Brezilya için de riskli bir dönem başlamıştır. Ülke 1994’de yürürlüğe konan Real’in dolar karşısında devalüe edilmesini öngören Real Plan sayesinde hızlı bir büyüme trendi göstermiştir ancak Asya Krizi etkisi ile Brezilya Brady Tahvillerinin değeri ile borsa endeksinde büyük düşüşler gözlemlenmiştir. Ayrıca yabancı fonlar ülkeye girerken GDP içerisindeki cari açık oranı %0,3’ten 1997’de %4,2’ye yükselmiştir. Güneydoğu Asya krizinden sonra yatırımcıların da daha ihtiyatlı davranmaları sonucu cari açığın büyümesinin ve Real Plan’ın etkisiyle ekonomik beklentiler iyice olumsuz gözükmeye başlamıştır. Bu sıkıntılara rağmen Brezilya sabit kur sisteminden vazgeçmemiş ve IMF’den alınan borçlar ile birlikte krizin öncül etkileri tam olarak hissedilmemiştir. Ancak Brezilya’da esas problem 1998 yılının ilk çeyreğinde ortaya çıkmıştır. Minas Gerais eyaletinin borçlarını ödeyecek kadar parasının kalmadığını açıklaması ve borçları ödemeyi reddetmesi Brezilya Merkezi Hükümeti’ni zora sokmuştur ve zorla döndürdükleri borç yükünün artık altından kalamaz hale düşmüşlerdir. Brezilya Krizinin asıl sebebi sabit kur politikası olarak gözükse de esasen cari açığın eritilememesi krizi kaçınılmaz kılmıştır. Sonrasında IMF’den tekrar yardım istenmiş ve uzun vadeli planlarla borçlar ödenmeye başlanmıştır ki ancak 2002 yılında ülke gelir-gider dengesinde %3 civarı bir artış gösterebilmiştir.[22]

4.2. Meksika

1994 yılında olumsuz bir beklentiye yol açan bir dizi gelişme yaşanan Meksika ekonomisi, dünya faiz oranlarının da hızla artmasıyla ülkeye giren yabancı sermayenin kesilmesine karşı herhangi bir çözüm bulamamıştır. Ülke içerisindeki huzursuzluk, yüksek suç oranları ekonomiye dair beklentilerin siyasi bir krizde birleşip büyümesine sebep olmuştur ve ekonomik istikrarsızlık iyice görünür olmuştur. Rezervlerin erimesi ile mevcut durum sürdürülememiş ve Pezo’nun devalüe edilerek dalgalı kur rejimine geçilmesi zorunlu olmuştur. Dış sermaye girişleri tamamen durmuş, cari açık büyümüş ve de nominal ve reel faiz oranları olabildiğince artmıştır. Tüm bu gelişmelerdeki temel odak sermaye girişlerinin durması hatta sermaye yatırımlarının ülkeden çıkması idi. Sonuç olarak da büyüme negatif değerlere düşmüş ve finansal sistem üzerindeki ağır baskıyı taşıyamaz hale dönüşmüş ve bir yıldan kısa bir süre içerisinde düşen gelirler neticesinde bankacılık sistemi çökmüştür ve bankacılık krizi kaçınılmaz olmuştur.[23]

 

Sonuç

Türkiye’de bugün ekonomistler tarafından kötü ekonomi yönetimi ve popülist politikaların yol açtığı krizlerin en önde gelen örnekleri arasında gösteriliyor.[24]

Ülkemiz finans sektörünün içinde önemli bir paya sahip olan bankacılık sistemi 1980’lerle başlayan serbestleşmeden en çok etkilenen kesim haline gelmiştir. Küresel finansal krizlerin etkileri de sektördeki entegrasyonla birlikte yansımalarını ülkemiz ekonomisinde de göstermiştir. İhracat artışına ithalat daralmasının eşlik etmesi sonucu dış ticaret açığı küçülmüş ve bunu izleyerek cari işlemler dengesi pozitif bir dengeye dönüşmüştür. Faizler yeniden serbest bırakılmış ve hatta çok yüksek faiz artışları başlangıçta teşvik edilmiştir.

Tüm bu gelişmeler beraberinde ülkemize finansal krizleri getirmiştir. Ülkemizde 1994 krizi finans sektörü ağırlıklı başlayıp, diğer sektörlere yayılma eğilimi göstermiş bir krizdir. Kriz sonrası çeşitli regülasyon uygulamalarına gidilmiştir. Krizin atlatılmasında ilk etapta bu politikalar başarılı olsa da uzun vadede istenilen hedeflere ulaşmada etkin bir rol oynayamadığı görülmektedir. Bu tür maliye politikası ağırlıklı bir ekonomi politikasından beklendiği üzere reel GSMH 1994 yılının ikinci 3 aylık bölümünde %10,5 oranında azalma göstermiş, yılsonu gerçekleşmesi %6 dolayında bir küçülmeyle sonuçlanmıştır.

 

 


Kaynakça

ALEMDAR Ali Alper, Finansal Liberizasyon ve Türkiye 1994 Krizi, (E.T.08.09.20), https://www.academia.edu/1639943/F%C4%B0NANSAL_L%C4%B0BERAL%C4%B0ZASYON_VE_1994_T%C3%9CRK%C4%B0YE_KR%C4%B0Z%C4%B0

ARDIÇ Hülya, 1994 ve 2001 Yılı Ekonomik Krizlerinin, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Bilançosunda Yarattığı Hareketlerin İncelenmesi, (E.T. 06.09.20), https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/c0717122-30f9-4331-b243-39ee39810322/hulyaardic.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-c0717122-30f9-4331-b243-39ee39810322-m3fB9V3

BAHAR Ozan ve ERDOĞAN Ebru, 1994 ve 2000 Krizleri Sonrasında Türkiye’de Uygulanan Finansal Regülasyon Politikaları, (E.T.08.09.20),  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/217236

BBC News, Türkiye’deki ekonomik krizler: 1994, 2001 ve 2007’de neler yaşandı?, (E.T. 08.09.20), https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45226072

BorsaGündem, Borsadaki Büyük Tecrübehttps://www.borsagundem.com/yazarlar/borsadaki-buyuk-tecrube-yazisi/1181950 , (E.T. 08.09.20)

DANIŞOĞLU Ayşe Çelikel, Para Krizleri: Türkiye’de Yaşanmış Krizlerin Değerlendirilmesi, (E.T.08.09.20),  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/100819

KÜÇÜK Hakan, 1994 ve 2001 Ekonomik Krizlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi ve Büyüme İle İlişkisi İçin Bir Deneme,  (E.T.08.09.20) https://www.academia.edu/33526469/_1994_ve_2001_Ekonomik_Krizlerinin_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmal%C4%B1_%C4%B0ncelemesi_ve_B%C3%BCy%C3%BCme_%C4%B0le_%C4%B0li%C5%9Fkisi_%C4%B0%C3%A7in_Bir_Deneme_

SARIGEDİK İlknur, 1994 – 2001 Krizlerine Genel Bakış ve Kriz Yönetimi, (E.T. 06.09.20), https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/29479/4407.pdf?sequence=1

Dipnotlar

[1] BBC News, Türkiye’deki ekonomik krizler: 1994, 2001 ve 2007’de neler yaşandı?, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45226072 , (E.T. 08.09.20)

[2] Yard. Doç. Dr. Ayşe Çelikel DANIŞOĞLU, Para Krizleri: Türkiye’de Yaşanmış Krizlerin Değerlendirilmesi ,s.6, (E.T.08.09.20),  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/100819

[3] A.g.e., DANIŞOĞLU , s.6

[4] A.g.e., DANIŞOĞLU , s.6

[5]A.g.e., s.6

[6] A.g.e, s.7

[7] A.g.e, s.7

[8] Hakan KÜÇÜK, 1994 ve 2001 Ekonomik Krizlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi ve Büyüme İle İlişkisi İçin Bir Deneme, s.5  (E.T.08.09.20) https://www.academia.edu/33526469/_1994_ve_2001_Ekonomik_Krizlerinin_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmal%C4%B1_%C4%B0ncelemesi_ve_B%C3%BCy%C3%BCme_%C4%B0le_%C4%B0li%C5%9Fkisi_%C4%B0%C3%A7in_Bir_Deneme_

[9]  A.g.e., Hakan KÜÇÜK, s.6

[10] A.g.e. ,s.6

[11] A.g.e., s. 7

[12] Ozan BAHAR ve Ebru ERDOĞAN, 1994 ve 2000 Krizleri Sonrasında Türkiye’de Uygulanan  Finansal Regülasyon PolitikalarıI,s.10 , (E.T.08.09.20),  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/217236

[13] A.g.e., Ozan BAHAR ve Ebru ERDOĞAN , s.10

[14] A.g.e., s.10

[15]  Ali Alper ALEMDAR, Finansal Liberizasyon ve Türkiye Krizi 1994İ, s.9 , (E.T.08.09.20), https://www.academia.edu/1639943/F%C4%B0NANSAL_L%C4%B0BERAL%C4%B0ZASYON_VE_1994_T%C3%9CRK%C4%B0YE_KR%C4%B0Z%C4%B0

[16] A.g.e., Ali Alper ALEMDAR, s.10

[17] A.g.e., s.11

[18]Ozan BAHAR ve Ebru ERDOĞAN,1994 ve 2000 Krizleri Sonrasında Türkiye’de Uygulanan Finansal Regülasyon Politikaları, s.11 , (E.T.08.09.20),  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/217236

[19] A.g.e., Ozan BAHAR ve Ebru ERDOĞAN , s.11

[20]Hakan KÜÇÜK,1994 ve 2001 Ekonomik Krizlerinin Karşılaştırmalı İncelemesi ve Büyüme İle İlişkisi İçin Bir Deneme, s.17, (E.T.08.09.20) https://www.academia.edu/33526469/_1994_ve_2001_Ekonomik_Krizlerinin_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmal%C4%B1_%C4%B0ncelemesi_ve_B%C3%BCy%C3%BCme_%C4%B0le_%C4%B0li%C5%9Fkisi_%C4%B0%C3%A7in_Bir_Deneme_

[21] A.g.e, Hakan KÜÇÜK, s.15

[22] A.g.e. ,s.16

[23] A.g.e., s.15

[24] BBC News, Türkiye’deki Ekonomik Krizler: 1994, 2001 ve 2007’de neler yaşandı?, https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45226072 , (E.T. 08.09.20)