1967 Arap-İsrail Savaşında Hava Gücünün Kullanımı

1967 Arap-İsrail Savaşında Hava Gücünün Kullanımı

Özet

Altı Gün Savaşı olarak bilinen Üçüncü Arap-İsrail Savaşı 1967 yılında meydana gelmiş ve İsrail ile komşu devletleri arasında günümüze dek devam eden, kronikleşen sorunlara sebep olmuştur. Soğuk Savaş Döneminin Batı bloğuna bir zafer kazandıran bu savaş, Orta Doğu coğrafyasında kalıcı değişiklikler meydana getirmiştir.

İsrail, bulunduğu coğrafi konumdan kaynaklı nedenlerle taarruz merkezli bir savaşı benimsemek zorunda kalmıştır. Özellikle İsrail Hava Kuvvetleri’nin başarılı baskın harekâtı Altı Gün Savaşı’nın gidişatına büyük etkide bulunmuştur. Yirminci yüzyılın en büyük hava muharebelerinden birine sahne olan bu savaşta İsrail, en büyük düşmanı olan Mısır ve ardından diğer Arap Devletleri’nin hava güçlerini saf dışı bırakmıştır. Bu başarıyı, günümüzde savaşlarda aranan en büyük avantajlardan biri olan hava hâkimiyeti ile elde etmiştir. Bu hava hakimiyeti sayesinde kara harekâtlarını da çok iyi destekleme imkânı (yakın hava desteği ve tecrit harekâtı) bulan İsrail Ordusu bu savaşta kolay bir zafer elde etmiştir.

Anahtar Kelimeler: İsrail Hava Kuvvetleri, Arap Devletleri, Baskın, Hava Hâkimiyeti, Soğuk Savaş.

 

Giriş

İsrail Devleti’nin 14 Mayıs 1948 yılında kurulmasından sonra bölgedeki Arap Devletleri ve İsrail Devleti arasında bir savaşlar süreci/dönemi başlamıştır. Gerilla harbi (gayrı nizami harp) şeklinde başlayan ve Birinci Arap-İsrail Savaşı adını alan ilk muharebe; Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Suudi Arabistan’ın da katılmasıyla büyümüş ve 7 Ocak 1949’da yaklaşık sekiz ay sürdükten sonra Rodos Adası’nda yapılan ateşkes antlaşması ile sona ermiştir.

İkinci Arap-İsrail Savaşı 29 Ekim 1956’da Süveyş Kanalı’nın Mısır tarafından millileştirilmesine tepki olarak Mısır ve İsrail arasında, İngiltere ve Fransa’nın İsrail tarafına ortak olduğu bir harekâtla başlamıştır. Bu harekatla beş gün içinde Sina Yarımadası’nın büyük bir bölümü işgal edilmişse de BM ve ABD’nin baskıları sonucu savaş 7 Kasımda sona ermiş ve İsrail, 6 Mart 1957’de savaş öncesi bölgeye geri çekilmiştir. Savaşın ardından Mısır ve İsrail sınırına Birleşmiş Milletler (BM) Seferi Kuvvetleri yerleştirilmiştir.1956 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından İsrail’in komşuları ile sınırlarında yaşanan çatışmalar devam etmiş ama  hiçbir çatışma 1962 yılına kadar büyük bir krize neden olmamıştır. 1962 yılı, özellikle Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) ortaya çıkışı ve Cezayir’in Fransa’ya karşı bağımsızlığını kazanması yüzünden krizlerin tırmandığı bir yıl olmuştur.[1]

Suriye-İsrail sınırı 1966 yılının Ocak ayından itibaren El-Fetih’in sabotaj faaliyetlerine sahne olmuştur ve bu saldırıların mayıs-temmuz aralığı boyunca artarak devam etmesi üzerine İsrail uçakları 14 Temmuz günü Suriye topraklarını bombalamıştır. Bu olayın devamında Suriye Mig’leri ile İsrail Mirage’leri arasında hava muharebesi olmuş, İsrailliler bir Suriye Mig’ini düşürmüştürler. Suriye bu olay dolayısıyla BM Güvenlik Konseyine şikâyette bulunmuş ve bu saldırıların Suriye’nin Filistin’i kurtarma kararlılığını engelleyemeyeceğini ilan etmiştir.[2] Aynı yıl, 13 Kasım tarihinde Ürdün-İsrail sınırında İsrail’in yaptığı Samu Saldırısı bütün Orta-Doğu’da birdenbire bir gerginliğin patlak vermesine sebep olmuştur. Saldırının nedeni; 12 Kasım günü bir İsrail zırhlı aracının mayına çarpması ve 3 askerin ölmesi üzerine İsrail; bu olayın sorumlusunun Ürdün topraklarındaki Samu Kasabası’nda bulunan El-Fetih olduğuna kanaat getirmiş ve 13 Kasım sabahı Ürdün’ün iddiasına göre havadan Mirage uçakları ve karadan 20 tank tarafından desteklenen bir tugaylık bir kuvvetle bu kasabaya saldırmıştır.[3]

7 Nisan 1967 günü meydana gelen İsrail-Suriye çatışması ise 1956 yılından beri vuku bulan çatışmaların en şiddetlisi olmuş, çatışma giderek sertleşerek hava muharebesine dönüşmüştür. İsrail ile Suriye arasındaki gayri askeri bölgede tarla sürmekte olan İsraillilere, Suriye topçu ve tankları tarafından ateş açılması üzerine İsrail kuvvetleri, Suriye topraklarına saldırmıştır. Bunun üzerine Suriye Mig’leri ardından da İsrail jetleri havalanmış, yapılan hava muharebesinde İsrail uçakları 6 Suriye Mig’ini düşürmüştür. Suriyeliler ise kendilerinin 4 Mig kaybına karşılık 4 İsrail Mirage uçağını düşürdüğünü iddia etmiştirler. Bu gelişmeler savaşı ateşleyen en büyük gelişme olmuş ve 13 Mayıstan itibaren taraflar tam bir gerginlik halinde büyük bir hızla savaşa doğru sürüklenmiştirler.[4]

Bu savaşa giden süreçte Suriye tarafını alevlendiren gücün Sovyetler Birliği olduğu iddia edilmiştir. Zira 13 Mayıs günü Kahire’ye gelen bir Sovyet parlamento heyeti, Mısır lideri Cemal Abdülnasır’a, İsrail’in Suriye sınırlarına 11-13 tugaylık bir kuvvet yığdığını söylemiştir. Aynı şekilde bu bilgiyi Suriyelilere de verdikleri tahmin edilmektedir.[5]

Bahsedilen gelişmeleri takiben, 16 Mayısta Mısır ve Suriye’de, 17 Mayısta Ürdün’de olağanüstü hal ilan edilmiştir. 18 Mayısta Mısır bir adım daha atarak BM Genel Sekreteri’ne gönderdiği telgrafta; Mısır-İsrail sınırında kendi isteği üzerine yerleştirilmiş olan BM Barış Gücü Kuvvetleri’nin derhal geri çekilmesini istemiştir. Şerm el-Şeyh’teki kuvvetler dâhil yaklaşık dört bin kişilik BM kuvveti 19 Mayısta geri çekilmiş ve yerine Mısır birlikleri konuşlandırılmıştır. İsrail’in karşı politik söylemlerine rağmen Mısır 22 Mayıs günü, İsrail’in Akabe Körfezi’nden Kızıldeniz’e çıkışını sağlayan Tiran Boğazı’nı kapattığını ilan etmiştir[6].

Tüm bu çalkantılı süreçte Arap ülkeleri ile Sovyetler Birliği arasında diplomatik görüşmeler hız kazanırken, İsrail ise başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin desteğini elde etme, hiç olmazsa karşıt bir tutumda bulunmamaları yönünde bir diplomasi trafiği yaşamıştır. Sonuç olarak İsrail, Batı’dan istediği desteği alarak Amerikan 6. Filosu’nun Girit yakınlarına gönderilmesini sağlamıştır. Buna karşılık iki Sovyet gemisi Akdeniz’e gönderilmiştir. Aynı zamanda Arap Devletleri arasındaki ittifak çabaları meyvesini vermiş ve 30 Mayısta Ürdün Kralı Hüseyin Kahire’ye gelerek Mısır ile askeri ittifak imzalamıştır.  Beş yıl olarak planan bu ittifaka Irak da katılmış, ayrıca Kahire radyosu Kral Hüseyin aleyhindeki yayınlarını aynı gün durdurmuştur[7].

İsrailde durum; ABD ile yapılan görüşmenin ardından 27 Mayısta toplanan kabineden bir karar çıkmaması üzerine eleştirilerin artması üzerine 31 Mayısta bir koalisyon hükümetinin kurulması şeklindeydi. Bu yeni kabine ile  Savunma Bakanlığına, 1956 Süveyş Savaşı’nın Genel Kurmay Başkanı olan Moshe Dayan getirilmiştir. Dayan, 3 Haziran günü yapılan kabine toplantısında askeri durumla ilgili açıklamalar yapmış ve kendisinin belirlediği tarih olan 5 Haziranda harekete geçme yetkisi almıştır[8].

Haziran ayının ilk günlerinde İsrail’in komşusu Arap ülkelerinde tam bir savaş havası esmekle beraber ilk saldırıyı İsrail’in yapması beklenmekteydi. Bu beklenti, İsrail’i saldırgan ve suçlu bir duruma düşürecek ve Arap Devletleri sonuç olarak dünya kamuoyunu kendi lehlerine etkilemiş olacaklardı. Gerçekten de ilk saldırıyı 5 Haziran 1967 sabahı İsrail yaptı. Fakat bu saldırı Arapların beklentilerinin dışında gelişmiş ve savaşın ilk günü Arapların hezimeti belli olmuştur[9].

Bahsedilen saldırıda, İsrail Hava Kuvvetleri yaklaşık yarısı Mirage, Mystere ve sesten hızlı Super Mystere (24 adet) olmak üzere toplam 300 uçaktan oluşmaktaydı. İsrail Hava Kuvvetleri’nde önden yapılan bir planlama ve bir stratejik tercih olarak; asıl hedefleri şehirler ve sanayi bölgeleri olan bombardıman uçakları yerine hem düşman hava kuvvetleriyle mücadeleye hem de kendi kara kuvvetlerini desteklemeye daha uygun av-bombardıman uçaklarına ağırlık verilmiştir[10]. Mısır Hava Kuvvetleri ise 100’ü avcı-bombardıman olmak üzere 360 kadar uçaktan oluşmaktaydı. Bunlar; 55 adet Sukhoi-7, 163 adet Mig-21, 40 adet de Mig-19’dan ibaret olup, tamamı sesten hızlı uçaklardı. Ürdün Hava Kuvvetleri ise 20 adet İngiliz Hawker-Hunter uçağından ibaretti. Suriye Hava Kuvvetleri, 26 tanesi Mig-21F ve 48 tanesi Mig-17 avcı uçağı olan 130 uçaktan oluşmaktaydı[11].

Bu dönemde Orta-Doğuda meydana gelecek savaşlar açısından stratejik önem taşıyan hedefler; kıtalararası kara, deniz ve hava ulaştırmasında rolü olan limanlara önemli kara yollarının düğümlendiği ulaştırma merkezleri ile petrol bölgeleridir. İsrail, Mısır, Ürdün ve Suriye için stratejik önem taşıyan yerler şunlardı: İsrail için; Hayfa Limanı, (ulaştırma ve sanayi merkezi), Tel-Aviv (ulaştırma merkezi), Kudüs (kutsal şehir, ulaştırma merkezi), Beersheba (endüstri, ulaştırma merkezi), Eliat (liman ve depolama merkezi) idi. Mısır için; El- Ariş (ulaştırma merkezi), Mitla Geçidi, Süveyş Kanalı, Kahire, Delta ve Nil Vadisi idi. Ürdün için; Amman, Kudüs, Şeria Vadisi, Mafrag idi. Suriye için ise; Halep (ulaştırma), Şam, Lazkiye Limanı, Palmir, Hama ve Humus (ulaştırma) idi.

Bu dönem İsrail’deki savunma hatları incelendiğınde; bu hatların sadece taktik alanda bir rol oynayabileceği görülebilir. Çünkü İsrail arazisinin dar ve derinliğinin az olması topoğrafik yapının savunmaya elverişsizliği, stratejik alanda bir değer ifade etmiyordu. Bu bakımdan İsrail’in savaşa taarruzî şekilde başlaması ve harekâtı düşman topraklarına intikal ettirmesi bir gereklilikti[12]. Sina Yarımadası’nda İsrail hudutlarından kanala kadar taktik alanda üç savunma mevzii bulunmaktaydı. Fakat bu hatlar bölgenin çöl ve susuz olması dolayısıyla sahra tahkimatı ve doğal gizleme imkânlarından yoksundu. Derinliği bulunmayan bu yalınkat mevziler stratejik bir değer taşımıyorlardı. Çöl şartları daima taarruz muharebesini gerektirdiğinden kesin sonucun alınmasında, çevik ve havadan taşınan birliklerin önemli olduğu özellikle II. Dünya Savaşı’nda tecrübe edinilerek öğrenilmiş bir bilgiydi. Zira çöl, mevzi savunmasından ziyade oynak savunmaya ve oyalama muharebelerine elverişlidir. Ayrıca çölde hava üstünlüğünün kaybedilmesi, kara harekâtını da büyük ölçüde tehlikeye atmaktaydı.

Yukarıda bahsedilen tecrübeler ve önlemlere ek olarak haziranın ilk haftasında İsrailliler iki önemli bilgiyi elde etmişlerdi. İlk bilgi; 1956’da olduğu gibi ABD Başkanı’nın sert tedbirlerine maruz kalmayacaklardı. İkincisi; Sovyet Rusya’yı işlerine karıştırmayacaklardı. Bunun İsrail istihbaratının yapmış olduğu isabetli bir durum muhakemesinden mi yoksa Johnson’un özel kanallardan ilettiği müsaadelerden mi olduğu bilinmemektedir.

Son olarak İsrail, Sina’daki 800’den fazla Mısır tankı ile başa çıkabileceğini hesaplamakla beraber, önemli merkezlere ve hava üslerine çok yakın olan bu tankların ihmal edilemeyecek bir tehlike oluşturduğunu bilmekteydi. Bu dikkat edilecek hususa ek olarak; Mısır uçakları son olarak Kızıldeniz ile El-Ariş arasında İsrail hava alanları ile zırhlı birliklerinin çoğunun yayıldığı bir alan üzerinden en az üç defa geçerek önden sınır tecavüzü uçuşu yapmışlardı[13].

 

1. Hava Harekâtının Başlaması

 

  • 5 Haziran

Arap Hava Kuvvetleri’ni ‘yerde’ yok etmek olan Focus (odak) Operasyonu, 5 Haziranda İsrail’in sürpriz hava saldırısı ile başlamıştır[14]. Kahire saati ile 8.45’te başlayan bu operasyon için özellikle bu saatin seçilme sebebi; Mısır radarlarının bu saatlerde artık bir baskın beklemeyerek işi gevşetmiş olduklarının İsrail istihbaratınca tespit edilmiş olmasıdır.

Mısır, İsrail’in hava saldırılarını daima ya doğudan (İsrail tarafından) ya da kuzeyden Akdeniz tarafından beklemiştir. Hâlbuki saldırı batı tarafından çöl üzerinden gerçekleştirilmiştir. Şöyle ki; uçaklar İsrail havaalanlarından kalktıktan sonra batıya Akdeniz istikametine yönelmişler ve sonra telsiz konuşmalarını tamamen keserek deniz üzerinde 150 fitlik bir yükseklikten uçmuşlardır. Bu şaşırtmacalı uçuşun sebebi: 16 tanesi Sina’da görev yapan 26 Mısır radarı, Ürdün’ün çok kuvvetli Marconi 247 radar istasyonu, Kıbrıs’taki İngiliz radarları ile Amerikan 6. Filosu’nun radarlarına yakalanmamaktı.

İsrail uçakları Mısır’ın batı sınırına yaklaşınca güneye dönmüşler ve yerleşimlerin bulunduğu yerlerden geçmeden çöl üzerinden ilerleyerek ve daha sonra gruplara ayrılarak, Mısırın 16 havaalanından en önemli 10 tanesine yönelmişlerdir. Bu havaalanlarına yapılan saldırılar yaklaşık her 10 dakikada bir tekrarlanmış ve uçaklar Mısır havaalanlarının üzerinde 8-9 dakika kalabilmişlerdir. Bu şekilde yapılan İsrail hava saldırıları 2 saat 50 dk. sürmüş ve bu sürenin sonunda Mısır’ın 280 uçağı yerde ve havalanmayı başarabilen 20’si ise havada tahrip edilmiştir.

Benzer şekilde Suriye ve Ürdün’e de yöneltilen saldırılarda 50 Suriye uçağı ile 20 Ürdün uçağı yerde tahrip edilmiştir. Bütün bu saldırılar esnasında İsrail’in kaybettiği uçak sayısı 19’dur. Böylece İsrail Başkomutanlığı hazırladığı planı başarı ile uygulamış ve başta Mısır olmak üzere savaşan Arap ülkelerinin hava gücü daha ilk günde sıfıra indirilmiş ve İsrail, hava hâkimiyetini[15] elde etmiştir. Bu durum kara muharebelerinde İsrail’e büyük bir avantaj sağlamıştır[16].

Birinci İsrail taarruz dalgası dörderli kollar halinde on muharebe grubuna bölünmüştü. İsrail taarruz kollarından birinci dalga, hedeflerini bombalarken ikinci dalga 10 dk. mesafede, üçüncü dalga ise tam kalkış halindeydi. Her bir kol hedef üzerinde 7 dk. bulunacaktı. Bu zaman diliminde, bir bombanın atılması ile iki ve üç dalışlık top tarama taarruzlarına müsaade ediliyordu. Geriye kalan üç dakikalık zaman ise kollar arasındaki herhangi bir seyrüsefer hatası veya hedefe fazla bir dalış için ayrılmıştı[17]. Ayrıca İsrail, taarruzlarının sekseninci dakikasında on dakikalık bir ara vererek diğer seksen dakikalık taarruz fasılasını başlatmıştır. İsrail, 2 saat 50 dakika içinde Mısır’ın hava gücünün %85’ini tahrip ederek Mısır’ın hava muharebe potansiyelini yok etmiştir.

Bu taarruzda İsrail Hava Kuvvetleri için öncelik hedefler; Mısır uçaklarının kalkışına mani olmak için pistler, daha sonra İsrail hava taarruzlarını önleyebilecek olan Mig 21’lerdi. İkincil hedefler ise İsrail şehirlerine tehdit teşkil eden bombardıman uçakları TU-16 (orta sınıf olup yaklaşık on ton bomba taşıyabiliyorlardı) ve İL-28 (hafif sınıf)’ler idi. Sonraki hedefler, İsrail satıh kuvvetlerini tahripten korumak için diğer av-bombardıman uçaklarıydı ve en son hedef olarak radarlar geliyordu.

Pilotlar, uçaksavar ateşini önlemek için hiçbir teşebbüste bulunmayacaktı. Çünkü bu hareket yerde bulunan uçaklara taarruz etmek için gerekli olan mühimmatın başka gayelere sarf edilmesine sebep olacak aynı zamanda yer ateşleriyle uçakların düşürülme şanslarını arttıracaktı. Bu yüzden üs tesis ve kolaylıklarına saldırılmadı (Nokta atışları yapıldı)[18].  Hava-hava muharebesine ise, meydanlara taarruza giderken rota üzerinde kalacak şekilde yalnız önleme/savunma amacıyla müsaade edildi. Bu maksatla pilotlar toplarında bir kısım yedek mermileri saklama yoluna gittiler. Bu şekilde geriye cephane saklamak çok yararlı bir taktik oldu[19].

Savaşın ilk günü, Mısır taarruzundan dört saat sonrasında Suriye Hava Kuvvetleri, İsrail’in Hayfa’daki petrol rafinerisi ve Megidda meydanına saldırdı. Bu saldırılar sınırlı idi. Nitekim İsrail bu saatlerde Mısır Hava Kuvvetlerini tahrip etmiş daha sonra da Şam meydanına yönelmişti.

Bu esnada Ürdün Hava Kuvvetleri’nin, İsrail’in Kefer Sirkin Meydanı’na yaptığı saldırıya misilleme olarak, İsrail tarafından Amman ve Mafrag meydanlarına taarruz edildi. Bu hareket Mısır’ın Fayid Meydanı’na taarruz yapması planlanan dört Mystere uçağı tarafından gerçekleştirildi. Fayid’deki bütün hedeflerin tahribinden sonra İsrail hava kontrol sistemi tarafından bu uçaklar Amman Meydanı’na yönlendirildi. Ürdün ve Suriye’nin bu başlangıç harekâtı her ne kadar etkili olamasa da bu harekat, muhtemel tehlikenin farkına vardıklarını göstermiştir. Ayrıca Ürdün ve Suriye’nin harekatlarının neden bu kadar yetersiz ve etkisiz olduğu daha fazla araştırılmaya muhtaç bir konudur.

Sina cephesinde İsrail’e ait kara unsurlarının Kantara’ya ve Kusseima’ya ilerleyişi Hava Kuvvetleri’nin yakın hava desteğinde yapılmıştır. Ürdün cephesinde ise İsrail’in Kuzey Komutanlığı’na ait kuvvetler, doğu istikametinde harekete geçerek Zulkerim ve Kalkilya ile Jenin’i almış ve Nablus’a yönelmiştirler. Jenin Muharebesi sırasında İsrail kuvvetleri Ürdün zırhlı birlikleri karşısında bir ara çok zor durumda kalmış fakat İsrail jetlerinin Ürdün mevzilerine peş peşe yaptığı saldırılar İsrail kuvvetlerine toparlanma imkânı vermiş ve cephede üstünlüğün ele geçirilmesini sağlamıştır[20].

İsrail Hava Kuvvetleri, pazartesi akşamüstü bütün Arap meydanlarını tahrip etmişti. Arap havaalanlarının pistlerine değişik tavikli* bombalar atılmış, bütün gece infilaklar sağlanmış ve Mısır hava üssü tamir ekiplerinin bomba kraterlerine yanaşmaları önlenmiştir. Ayrıca aydınlatma taarruzlarına gece boyunca devam edilmiş, ertesi sabah da hava meydanlarında herhangi bir faaliyetin önlenmesi için av taramaları yapılmıştır[21].

 

  • 6 HAZİRAN

6 Haziran Salı günü sabahı Irak Hava Kuvvetleri, İsrail’in Natanya Kasabası’na saldırarak savaşa Arap Devletleri tarafında girmiş oldu. Bunun üzerine İsrail, Irak’ın Habbaniyah Meydanı’na saldırarak 6 Irak uçağını tahrip etmiştir. Irak Hava Kuvvetleri böyle bir saldırıyı her ne kadar beklemiş olsa da yerde hazır bekleyen 8 Hunter uçağı saldırıya yakalanmıştır. Havada hazır bekleyen Hunter’ler, İsrail Mirage’leriyle yaptığı hava-hava muharebesinde üç Mirage uçağını düşürmüştür. İkinci günün sonunda İsrail toplam 416 Arap uçağını tahrip etmiş, kendisinin ise 26 uçağı tahrip olmuştur. Bu uçaklardan 6’sı Magister eğitim uçağı idi[22]. Arap Hava Kuvvetleri’ne ilk darbeyi indirerek onları tahrip eden İsrail Hava Kuvvetleri, kendi satıh kuvvetlerine ilk önce hareket serbestîsi temin etmiş ve ek hava desteği sağlayarak onların Sina Yarımadası’nın güney ucuna ve Süveyş Kanalı’nın doğu sahillerine rahatça ulaşmalarını sağlamıştır [23].

 

  • 7 HAZİRAN

7 Haziran’da Kudüs İsrail’in eline geçmiştir. Ürdün’ün diğer kesimlerinde özellikle Nablus için Ürdün ve İsrail kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır. Ürdün kuvvetlerinin şiddetli savunma/direnmesi İsrail Hava Kuvvetleri’nin çatışmalara müdahil olması ile çözülmüştür.  Ürdün, 7 Haziranda BM’nin ateşkes çağrısını kabul etmiştir.

 

  • 8 HAZİRAN

Mısır Generali Şazli ile İsrail Generali Sharon kuvvetleri arasında Sina cephesinde Nakhl’de çarpışmalar olmuştur. Mitla geçidi, Mısır açısndan Gidi Geçidi’nin ardından en önemli nokta olduğu için Kusseima’daki Şaron kuvvetlerine karşı savunulmuştur. Fakat arada bulunan Nakhl’de General Şazli komutasında mühim bir Mısır kuvveti bulunmaktaydı. 8 Haziran sabahı 10.00’da başlayan ve İsrail Hava Kuvvetleri’nin Mısır mevzilerine ateş yağdırdığı muharebe dört buçuk saat sürmüştür.  Böylece Nakhl düşmüş ve aynı gün Mısır ateşkesi kabul etmiştir.

Suriye cephesinde ise topçu ateşi 8 Haziran günü devam etmekle birlikte Mısır’ın ateşkes istemesi Suriye için sürpriz olmuştur. Bu sebeple Şam radyosu, yaptığı yayında İsrail ortadan kaldırılıncaya kadar savaşa devam edeceklerini bildirmiştir. İsrail Hava Kuvvetleri ise ertesi gün Suriye cephesinde girişilecek genel taarruza hazırlık için Suriye mevzilerini bombardıman etmiş ve Suriye kuvvetlerinin muhtemel hareketlerini önlemiştir.

 

  • 9 HAZİRAN

Mısır ve Ürdün ateşkesi kabul ettiği için İsrail Kara ve Hava Kuvvetleri serbest kalmıştır. Bu esnada Suriye’nin yeni takviye kuvvetleri olmasına rağmen İsrail’in muharebe yapmış yorgun fakat aynı zamanda tecrübeli kuvvetleri mevcuttu. Bu yüzden Suriye’ye yapılacak bir taarruzun çok süratli olması gerekiyordu. Çünkü Sovyetlerin Suriye’nin yardımına gelme tehlikesi vardı. İsrail kuvvetleri Suriye cephesinin kuzey kesiminde 9 Haziran sabahı 07.00’dan itibaren beş kolon halinde saldırıya geçmiştir.  Saldırı, Suriye’nin BM’de ateşkesi kabulünden dört saat sonra yapılmıştır. Bu taarruz esas itibariyle zırhlı kuvvetlere ve hava kuvvetlerine dayanmaktaydı. 10 Haziranda Sovyetler Birliği, İsrail ile diplomatik münasebetlerini keserken aynı günün akşamında İsrail ile Suriye arasında ateşkes yürürlüğe girmiştir.

 

2. HAVA HAREKÂTININ ARDINDAN

Kral Hüseyin’in Ürdün cephesi ile ilgili daha sonra yaptığı açıklamaya göre; İsrail uçaklarının Mısır baskınına dair haberlere karartma tatbik edilmiştir. Mısır Başkomutanlığı’nın kendisine gönderdiği mesajda, İsrail’in Mısır’a saldırdığı fakat Mısır uçaklarının İsrail Hava Kuvvetleri’nin %75’ini tahrip ettiği ve Mısır’ın İsrail topraklarına girişini bildiren bilgilere inandıklarını belirtmiştir. Ayrıca Ürdün radarları Mısır baskınından dönen İsrail uçaklarını tespit ettiğinde, Mısır Başkomutanlığı’nın sözü edilen mesajı yüzünden, bu uçakların İsrail’e saldıran Mısır uçakları sanıldığı ifade edilmiştir[24].

Bu hava hareketinin başarıya ulaşmasını mümkün kılan bir faktör olarak, İsraillilerin baskın unsurunun kıymetini iyi idrak etmiş olmaları gösterilebilir. Baskının etkin uygulanabilmesi için savaş kararını gizlemek ve dünya kamuoyunu yanıltarak baskın etkisini sağlamak amacıyla Savunma Bakanı Dayan; “Ben dâhil olmadan önce hükümet diplomasiye bağlanmıştır, neticesini beklememiz gerekir” şeklinde beyanda bulunmuştur. Harpten bir gün önce genel aldatma planının bir parçası olarak o hafta sonu binlerce asker tatile gönderilmiştir. Bütün dünya gazetelerinde plajlarda dinlenen askerlerin resimleri basılmış ve aldatma planını tamamlamak üzere kabine toplantıları hakkında yanıltıcı tebliğler yapılmıştır[25].

Bu savaşla ilgili nispi kuvvet cetveli incelendiğinde; Arapların İsrail’e nazaran personel bakımından üç kat, uçak adedinde iki buçuk kat, meydan sayısı açısından dört kat, radar sayısı yönünden sekiz buçuk kat, yerden havaya füze açısından da iki buçuk kat fazla güçte olduğu görülmektedir. Orta ve hafif bombardıman uçaklarında İsrail’e göre yine Arap Devletleri daha avantajlıydı. Fakat tüm bunlara rağmen İsrail Hava Kuvvetleri’nin çok yüksek bir moral gücünün olmasında; beka sorunu, idareye büyük bir güven, Batı dünyasının desteğine sahip olma, 1948 ve 1956 savaşlarındaki galibiyetler, geride bırakılanların bakım garantisi gibi şartlar ve imkânların olması büyük bir etkendir.

İsrail, mevcut hava gücünü harekâta elverişli 5 meydanına konuşlandırmıştır. Uçak performansları, bu konuşlanmalardan etkilemiştir. Lojistik destek ihtiyaçları barış zamanında ihtiyacı karşılayacak şekilde temin edildiğinden konuşlanmaya tesir etmemiştir[26]. Mısır ise uçaklarının konuşlanmasını kuzey ve kuzey doğuda bulunan meydanlarda yaptığından[27]harekâttan önce Mig-19 ile Mig-21 taburlarını Hurghada’ya (Kızıldeniz sahilinde) intikal ettirmiştir. Mısır’ın Lojistik destek imkânları yetersiz olduğundan hava kuvvetleri muharip birlikleri filo esasına göre meydanlara dağıtılamamıştır. Ürdün ise 40 uçağını üç meydandan ikisine konuşlandırmıştır. Suriye, 57 uçağının pistte imhasıyla birlikte, toplam hava kuvvetinin üçte ikisini Ürdün ise 28 uçaklık filosunun tamamını kaybetmiştir[28].

 

  • Neden Av-Bombardıman Uçakları?

Tuğgeneral Ezer Weizman’ın düzenlediği İsrail Hava Kuvvetleri’nin harp hazırlığı ve Altı Gün Savaşı’ndaki zaferinde, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı General Mordechai Hod’un etkisi büyüktür. Kritik kaynaklara bağlı olan İsrail Hava Kuvvetleri’nin bombardıman ve av uçaklarını kullanmak yerine, çok maksatlı av-bombardıman uçaklarının saldırıda tercih edilmesi General Weizman’ın kararı idi. O, orta ve ağır bombardıman uçaklarının İsrail savunma problemlerine çok az katkıda bulunabileceği görüşündeydi. General, bombardıman uçaklarının şehir ve endüstri merkezleri için çok etkili olduğunu fakat küçük nokta hedeflerin tahribinde beklenen etkiyi gösteremeyeceğini savunuyordu. Aynı zamanda İsrail nüfusunun küçük bir bölgede yoğunlaşmış olmasından dolayı Arapların bu bölgeyi bombalamasını istemiyordu. Bu endişe savaş sırasında da devam edecek, Arap hava kuvvetlerinden böyle bir hareket beklenecektir[29].

Düşman hedeflerine olan mesafenin çok kısa olması dolayısıyla General Weizman tarafından elastiki silahlar taşıyabilen av-bombardıman uçaklar tercih edilmişti. Bu uçaklar, Arap uçaklarını yerde tahrip edip satıh kuvvetlerini destekleyebileceği gibi düşman bombardıman ve av-bombardıman uçaklarını da önleyebilecekti. Fakat İsrail uçaklarının harekât yarıçapları uzak bölgelere harekât yapmaya müsait değildi. Bunu telafi etmek için az bir bakımla, bir günde fazla sayıda sorti yapmak gerekmekteydi. İsrail, düşman kuvvetlerinin sayı üstünlüğüne ancak fazla sorti yapmakla karşı koyabileceğine inanmıştır.

İsrail bu savaş için meydanlara yapılacak taarruzlarda silahları basitleştirmiş ve aynı zamanda hava-hava muharebesi durumunda kullanılacak silahları da dikkatle seçmiştir. Silahların basitleştirilmesi; maliyetlerin azalmasına, güvenilir olmasına ve yer personeli üzerindeki iş yükünün azaltılarak Turn-Around’ın (ara hazırlık) çok hızlı yapılabilmesine yardımcı olmuştur. İsrail’in silah seçimi tıpkı uçak seçimi gibi olmuştur. Fransızlardan 1958-1959 yıllarında Mirage III C J uçağı satın almak için anlaşma yapılırken füze taşımak için inşa edilen Mirage’lerde değişiklik yapılarak bu uçaklara iki adet 30 mm top takılmasında ısrar edilmiştir. Bunun arka planında ise uçakların çok maksatlı olarak kullanılma fikri yatmaktaydı. Bu uçaklar önleme görevlerine ek olarak taarruz görevleri için de kullanılacaktı. Nitekim bu savaşta İsrail uçaklarının çoğu top ile donatılmış olup, Mirage’ler, Super Mystere’ler ve Mystere’ler 30 mm lik, Ouragan’lar 4 adet 20 mm’lik, Vautour’lar ise 4 adet 30 mm lik silahlarla donatılmıştı. Hatta eğitim uçaklarından Magister’lere de iki adet 7,62 mm’lik makineli tüfek takılmıştı. Ayrıca ilave olarak bazı uçaklar hava-yer roketleriyle de donatılmıştır. Meydanlara ve zırhlı birliklere taarruzlar için 68 mm roket (SNEB) kanat altı podları seçilmiş ve savaş sırasında fazla sayıda 80 mm’lik roketler de kullanılmıştır. İsrail, 1964’te bu mühimmatların yanı sıra yüksek süratle, alçak irtifadan atılabilecek yeni tip bombaların yapım çalışmasına da başlamıştır[30].

İsrail uçakları taarruzda genellikle roket ve top taramalarını alçak irtifadan ve hedefe asgari mesafeden yapmışlardı. Gaye kesin isabet idi. Nitekim alçak irtifadan yapılan taarruzlarda isabet yüzde yüz olmuştur. Bu başarının başka bir nedeni daha bulunmaktaydı. Hava fotoğraflarının kıymetlendirilmesinden sonra anlaşıldığına göre; Mısır uçakları birbirine yakın cephane ve yakıt depolarının bulunduğu yerlere park edilmişti. Bu sebeple bu uçaklar bir darbede zincirleme olarak tahrip edilebilecek durumdaydı. Hatta infilak etkisinden dolayı iki adet İsrail uçağı bu bölgeye yapılan birinci dalga taarruz esnasında düşecektir. Bu iki uçağın düşme sebebi asgari mesafeden atış yapılmamasıydı[31].

 

  • İsrail Hava Hareket Planı

İhbar ve kontrol sistemleri her ne kadar üstün özelliklere sahip olsa da İsrail arazisinin küçüklüğü dolayısıyla hiçbir zaman yeterli savunma imkânı sağlamaz. Esasen kara harp doktrinleri de ülke savunmasında savaşı düşman mevzilerinde tutmayı dikte etmiştir. Bu yaklaşımdan anlaşılacağı üzere İsrail hava harp doktrini taarruzî bir harekât üzerine kuruludur[32].

İsrail Hava Kuvvetleri’nin etkisi 1956 Savaşı’nda sınırlı kalmıştı. O sıralarda Mısır Hava Kuvvetleri çok küçüktü hatta belki de Mısır meydanlarına yapılacak büyük hava taarruzları da savaşın sonucuna etki etmeyecekti. Fakat 1967 Savaşı’nda tarafların hava kuvvetleri kapasitesi düşmanlarının üzerinde büyük etki yaratacak seviyedeydi. Moshe Dayan, 1956’da yaptığı hatayı tekrarlamak niyetinde değildi ve bir daha Arap uçaklarının kaçmasına fırsat vermemeyi tasarlamıştı. Zira 1956 Savaşı’nda İsrail’in Sina’nın doğusundan taarruz etmesi Mısır’a birçok teçhizat ve personeli batı sınırından kaçırma fırsatını vermişti. Bu sefer, Mısır’ın batı taraflarını da kesip bütün kaçış yollarını kapatarak doğuya doğru biçme planını uygulayacaklardı[33].

İsrail, Araplarla bir çatışmaya daha girileceğini biliyor ve hazırlığını ona göre uzun süredir yapıyordu. Bu savaşta uyguladıkları harekât planının esaslarını önceden hazırlamışlardı. Planın ilk şekli taarruzu düşmandan beklemek, bunları asgari zayiatla karşılamak ve mukabil darbeyi indirmekti. Düşman kuvvetinin üstünlüğü, kendi ihbar ve kontrol sistem eksikliği ve arazinin darlığı sebebi ile plan, taarruz harekâtı olarak değiştirildi. Bu harekât planı için, Mısır lideri Cemal Abdünnasır tarafından sürekli olarak ilk darbenin İsrail tarafından yapılmadan, İsrail’in bölgede tutunamayacağı ve bu sebeple İsrail’in stratejisini bu yönde değiştirdiği iddia edilmişse de yukarıdaki sebeplerin daha etkili olduğu olasıdır.

Planın uygulanması için iyi yetişmiş pilotlara ve nitelikli uçaklara ihtiyaç vardı. Bu eksiklikler; pilotların yurtdışı eğitimi ile Fransız yapımı av ve av-bombardıman görevlerinde kullanılan, azami sürati 2 mach olup 3.5 ton mühimmat taşıyabilen, menzili ortalama 1500-2000 mil olan Mirage III-C uçaklarının satın alınmasıyla giderilmiştir[34]. İsrail, bu savaşın ilk 80 dakikalık harekât planını geliştirmek için yıllarca çalışmıştır. Pilotların; yorgunluk ve güçlüklere dirençli olabilmesi için gençlerden (yaş ortalaması 23’tü) seçilmesine dikkat edilmiştir[35]. Savaşın başlamasından iki hafta evvel İsrail Hava Kuvvetleri uçuşları sınırlayarak, uçak faaliyet oranını savaşta yüzde yüze çıkarmayı hedeflemiştir. İstisna olarak genç pilotlar ve yeni çağrılan yedeklerin uçuş eğitimleri devam etmiştir.

İsrail harekât planı birbirine bağlı bir dizi kademeden oluşuyordu. Her birisi bir öncekinin başarıyla icrasına bağlıydı. Suriye, Ürdün ve Irak’a taarruzdan evvel ana tehdit olan Mısır Hava Kuvvetleri saf dışı bırakılmalıydı. Pist ve uçakların tahribiyle elde edilecek hava üstünlüğü ile kara kuvvetlerinin desteği sağlanacaktı. Hava kuvvetleri, satıh kuvvetlerinin desteğine ayrıldıktan sonra Mısır ordusunun kaçış yolları kapatılacaktı. Bu kademeli strateji, İsrail Hava Kuvvetleri tarafından ustalıkla icra edilecektir[36]. Tehditlerin içinde en önemlisi Mısır Hava Kuvvetleri olduğu için bu hedef tahrip edilirken Suriye, Ürdün ve Irak’ın iş birliği yaparak koordineli taarruzu yapması çok zordu. Dolayısıyla onların verecekleri hasar da sınırlı olacaktı. Ancak Mısır’a karşı başlatılacak harekâttan 2-3 saat sonra diğer Arap Devletleri’nin taarruzları beklenebilirdi. İsrail bu harekât planını, düşmanının askeri kapasitesi ile personelinin mizaç ve adetleri üzerine inşa etmişti. Nitekim İsrail’in beklentisinden daha fazlası olmuştur. Diğer Arap Devletleri İsrail’in taarruzundan ancak 4 saat sonra harekete geçebilmişlerdir[37].

İsrail tüm bu beklentilere rağmen savaşın ilk günlerinde hava üstünlüğünün sağlanmasına ve Sina cephesinde savaşan birliklerinin desteklenmesine önem vermiş, anavatanın korumasını sadece 12 uçağa bırakmıştır. Bu 12 uçaktan 8’i havada devriye hizmeti görürken 4’ü pist başında harekete hazır olarak beklemiştir[38].

İsrail Hava Kuvvetleri, düşman kuvvetleri ile arasındaki sayı farkının ancak eğitimle telafi edilebileceğini fark etmişti. Bu doğrultuda 1966 yılında yeni tekniklerin eğitim programına konması kararlaştırılmıştır. Yeni program, yer hedeflerine taarruzlarda dört uçaktan ve hava muharebelerinde iki uçaktan fazla kullanılmamasını, kolda uçan her şahsın bir gözünün kolundaki uçağın kuyruğunda olmasını salık veriyordu. Ayrıca bir Iraklı pilot tarafından 1966’da kaçırılan bir Mig-21 uçağıyla havada eğitim yapılmış, çeşitli kabiliyetleri tecrübe edilerek pilotlar bu doğrultuda yetiştirilmişti. Mig-21 üzerindeki eğitim, İsrail pilotlarına Sovyetler tarafından yapılmış olan uçakları değerlendirebilme imkânı da vermiştir. Eğitim programı kapsamında Arap Devletleri’nin hava meydanları ve zırhlı birliklerine benzetilmiş hedeflere gerçek taarruzlar da yapılmıştır. Kısaca İsrail pilotlarının eğitim ve taktikleri, düşman pilotlarından daha üstün olması gerektiği üzerine bina edilmişti[39]. Planın başarısı için her personelin yapacağı hareket, personel en ince teferruatı öğreninceye kadar defalarca denenmiştir[40].  Bu çalışmanın etkisinden olmuş olacak ki General Hod savaştan sonra; savaşı, barış zamanındaki tatbikatlardan yirmi beş kat daha eksik bulmuş, bunun sebebini ise savaştaki kargaşa ve düşman uçaklarının hızlıca tahrip edilmiş olmasına bağlamıştır.

İsraillilerde her sortiye kalkan uçağın bir düşman uçağını tahrip ettiği takdirde tatmin olabilecekleri fikri hakimdi. Bununla beraber şöyle bir durum meydana gelmiştir: İki İsrail pilotu tek taarruzda 16 Mısır bombardıman uçağını yerde dört dakikada tahrip etmiştir[41].

Yabancı elçiliklerin gözlemlerine göre; iki adet Vautour bombardıman uçağı görevden dönüşte park yerine girdikten 7-7,5 dk sonra yakıt, oksijen, 10’ar adet bomba, 4’er adet topun cephane ikmali ve uçuş sonrası bakımları yapılarak meydandan tekrar havalanmışlardır. Bu sıkı faaliyet savaşın sonuna kadar korunmuştur. Aynı şekilde savaşta isabet alan bazı uçakların tamiri de kısa zamanda yapılarak harekâta tekrar katılmaları sağlanmıştır.

 

  • İsrail Hava Kuvvetlerinde Çağrı Planı

Barış zamanı tam kadro ile çalışan ve kullanılan meydanların yanında yeterli lojmanlar bulunduran İsrail Hava Kuvvetleri, alarm emrinin verilmesi ile 30-45 dk arasında bir sürede personel mevcudunun yüzde doksanını hazır hale getirebiliyordu. Kritik durumlarda ise yedek personel, kodları[42] ile radyo veya yetkili kişilerce çağrılırdı ki bunların da görev başı yapmaları 24-48 saat arasındaydı. 5 Haziran öncesi uygulanan aldatma planında bu çağrı planı aynen uygulanmıştır[43].

Bu muharebeyi başarıya ulaştıran en büyük sebeplerden birisi olan istihbarat konusunda İsrail hazırlıklarını önceden tamamlamıştır. Bu bilgileri elde eden İsrailli Araplar, Mısır hava birlik ve müesseseleri ile ilgili; mesainin başlama-bitiş zamanları ve personelin toplanma bölgeleri, SA-2 füzelerinin yerleri, meydanlardaki sahte uçakların yerleri, meydanların tamir imkânları, radarların bakım için durdurulma zamanları, radar operatörlerinin isimleri ve nöbette bulunma zamanları gibi bilgilere ulaşmışlardır. Mısır hava gücünün öngörülebilirliği ve tahmin edilebilirliği İsrail tarafından savaş sırasında etkili şekilde kullanılacaktır. Bu bilgi baskın saatinin belirlenmesinde de önemli bir etken olacaktır. Nitekim bu saatin seçilmesinde İsrail istihbaratının belirlediği üç sebep vardı:

İlk sebep: Mısır Hava Kuvvetleri üç haftadan beri Sina Yarımadası’nda yığınak yapan Kara Kuvvetleri’nin hava savunmasını yapmak için saat 04.00’ten itibaren devriye görevi yapıyordu. Zira bu saatlerde İsrail’den bir taarruz beklentisi vardı. Bu adeta sabit bir fikir olarak yerleşmişti. Bu devriye görevini yapan son kollar 07.30’da yere inmiş oluyordu. Devriyelerden sonra herhangi bir taarruz olmayınca da tedbirler gevşetiliyordu. İkincisi; yılın bu zamanlarında Nil bölgesi, Delta bölgesi ve Süveyş Kanalı bölgesinin bu saatlerde sisli olmasıdır. Sisin kalkması ise 7.30-8.00 arası oluyordu. Üçüncü sebep ise; alarm durumundaki personel hariç Mısır birlik ve karargâhlarında mesai saatinin 9.00’da başlıyor olmasıdır. Taarruza pek çok Mısır Hava Kuvvetleri personeli mesaiye gidişi esnasında yakalanmıştır. Ayrıca erken saatlerde yapılacak taarruzun pilotları uykusuz bırakacağı görülmüş, ön hazırlıklar hesaplanmış, pilotların uykularını aldıkları en erken saatin seçilmesi uygun görülmüştür. Harekât öncesinde İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı General Hod ise erken saatlerden itibaren harekât merkezinde bulunuyor ve havadaki Mısır Mig-21’lerinin inişini bekliyordu.

 

  • Elektronik Karıştırma (ECM Faaliyetleri)

Taarruz sırasında İsrail tarafından elektronik karıştırma faaliyeti yapılmadığı iddia edilmiştir. Böyle bir faaliyetin yapılmamasının sebebi karşı tarafta bir kuşku uyandırmamaktı. Yalnız ileri hat radarlarında çalışan bazı radar operatörlerinin İsrailli Araplar tarafından lafa tutulduğu, bu konuşmaların ise telsiz ve telefonla yapıldığı tahmin edilmektedir. Buna karşılık Ürdün Hava Kuvvetleri’nin taarruzu geç fark etme sebebinin ise bu faaliyetlerden dolayı olduğu ifade edilmekle birlikte bu konu henüz netliğe kavuşturulamamıştır.

 

  • Müteakip Sortiler ve Turn–Around Süreleri[44]

İlk sortiden dönen İsrail uçakları birinci sortide vurulmayan/vurulamayan hava meydanları ve radarlar için tekrar havalanmışlardır. Turn-Around süresi İsrail Hava Kuvvetleri’nde inanılamayacak kadar kısa sürede gerçekleşmiştir[45]. NATO standartlarına göre; uçak tiplerine göre Turn-Around zamanı 30 ile 60 dakika arasındadır. İsrail Hava Kuvvetleri’nde ise bu süre 7.5 ile 10 dakika arasındadır. Mısır Hava Kuvvetleri’ne gelince; uçakların günde üç çıkış yapabileceği üzerine planlamalar yapılmıştır. Günde üç sorti üzerinden yapılacak uçuşlarda Turn-Around zamanı 1 ile 3saat arasında değişmektedir[46]. İsrail Hava Kuvvetleri personeli ayrıca uçakların aldığı isabet yaralarını bir saatte onarıp uçuşa hazırlayabilmiştir[47]. Harekât boyunca Kanal Bölgesi’ndeki meydanları vuran uçakların uçuş süreleri; hedefe gidiş 22,5 dakika, hedef üzerinde kalış 7,5 dakika, üsse dönüş 20 dakika, Turn-Around süresi 7,5 dakika olmak üzere toplamda 57,5 dakikadır[48].  Yani yaklaşık olarak İsrail uçakları, saatte bir defa düşman hedeflerine bombardıman yapabilecek kabiliyetteydi.

 

  • Yeni Silahlar

İsrail için bu taarruzun başarıya ulaşmasında tek sebep baskın etkisi değildir. Diğer etkenlerden biri de İsraillilerin hazırladığı pist tahribi için yapılan özel bombalardır. Nitekim İsrail pilotlarının önceliklerinden biri düşman uçaklarının havalanmasını önlemekti[49]. Uçaktan atıldıktan sonra bomba üzerinde bulunan geri itici roketler vasıtası ile bombanın hızı sıfırlanmakta daha sonra bombanın kuyruk kısmındaki ileri itici roketler ateşlenmekte ve bombalar büyük bir hızla dik açıdan piste etki etmekteydi. Fakat bu bombalar sayıca az olduğundan sonraki sortilerde klasik bombalar kullanılmıştır.

İsrail, hava-hava muharebesinde bütün Mig’lerin top ateşleriyle düşürüldüğünü söylemiştir. Birkaç adet hava-hava roketi ateşlenmişse de bunların hiçbiri hedeflerine isabet etmemiş, bu başarısız tecrübelerden sonra bu roketler (R 530) bu savaşta kullanılmamıştır. Çünkü hava harekâtının çoğu alçak irtifada gerçekleştiğinden bu roketlerin radarları yer karıştırmasından etkilenmiştir. Dolayısıyla alçak irtifa ve yakın mesafede angajmanlar gerçekleştiğinden, en etkili silahın toplar olduğu tecrübe ile anlaşılıp tercih edilmiştir[50].

Bu savaş süresince, Sovyet yapımı SA-2 hava savunma füzeleri İsrail Hava Kuvvetleri’ne herhangi bir tehlike teşkil etmemiştir. Zira İsrail uçakları füze istikametine sertçe dalış yapıp altlarından geçerek bunlardan kaçınma taktiğini geliştirmiştir. Ayrıca İsrail pilotlarının fark ettiği başka bir durum ise füzelerin 3000 feetin altında etkili olmadıklarıydı. Zaten bu küçük tehditlerinden dolayı da savaşın üçüncü gününe kadar bunları tahrip etme ihtiyacı duyulmamıştır. Bu ihtiyaç hissedildiğinde de uçaksavar silahlarıyla savunulan füze bataryaları yerine bunların gözleri durumunda olan radarların tahribi ile yetinilmiştir.

Bu savaşta 393’ü yerde olmak üzere toplam 416 Arap savaş uçağı düşürülmüş veya tahrip edilmiş, buna karşılık İsrailliler 6’sı tanklara karşı kullanılan roketlerle donatılmış Touga-Magister eğitim uçağı olmak üzere 26 uçağını kaybetmiştir. Savaşın ikinci gününün sonuna kadar 1000 muharebe çıkışı yapan İsrail Hava Kuvvetleri’nin kaybı toplamda 26 uçak ve 21 pilottur. Uçakların hepsi klasik uçaksavar atışları ile düşürülmüştür. Yapılan 64 hava muharebesinde, 50 Mısır Mig uçağı düşürmelerine karşılık İsrailliler hiç Mirage uçağı kaybetmemişlerdir[51]. Kısa sürede alınan bu başarı için İsrail Hava Kuvvetleri komutanı olan General Hod savaşın sonunda verdiği demeçte; “ilk darbeyi iyi bir şekilde vurabilmek için 16 sene planlı olarak çalıştık. İstihbaratımız çok iyi çalıştı. Düşman faaliyet ve hareketleri günü gününe işlendi ve kıymetlendirildi. Planın pilotlar tarafından aksaksız olarak icra edilmesi bu başarının diğer etkenlerinden biridir. Aynı şekilde yer mürettebatı da bu başarıda büyük bir rol almıştır. Özellikle modern bir savaş uçağını 7,5 ila 10 dakika arasında tekrar göreve göndermek ve hava kuvvetine günde 500 sorti yapabilme imkânı sağlamak büyük bir maharet ve işbirliği istemektedir.” demiştir[52].

Savaşın ilk günü hava üstünlüğünü kazanmaya çalışan İsrail Hava Kuvvetleri, dört ve beşinci günlerde öncelikle Sina’daki Mısır zırhlı birliklerine karşı yoğun taarruzlara başlamıştır. İstenilen hava üstünlüğü kazanılmış, dahası hava hâkimiyeti elde edilmiştir. Ardından İsrail kara birliklerinin desteklenmesine gayret etmiştir. Mısır kara birliklerine karşı girişilen harekâtta koordine ve işbirliğinin az olduğu görülmüş, yakın hava destek istekleri kara birliklerinin karıştırılma riskine karşı asgaride tutulmuştur. Çünkü İsrail zırhlı ve motorlu birlikleri süratle düşman cephesini yarıp derinliklerine nüfuz ettiğinden dolayı İsrail kara birliklerinin yanlışlıkla tahribi de mümkündü. İsrail Hava Kuvvetleri bundan dolayı yakın hava desteği yerine tecrit harekâtı düzenlemiş, dağılmış durumda olan Mısır kara birliklerini arayıp tahrip etme yoluna gitmiştir. Bu taktik iki açıdan faydalı olmuştur. İlk fayda şöyleydi: Doğu ve merkezi Sina Yarımadası’ndan Mitla Geçidi’ne doğru plansız ve koordinesiz olarak çekilen Mısır zırhlı birlik ve vasıtaları devamlı akış halindeydi ve  Mısır birlikleri muharebe hatlarının tahrip edilmesinden dolayı yarımadanın batı ucunda İsrail Hava Kuvvetleri tarafından yapılan taarruzlardan habersizdi. Farklı yönlerden gelen bu Mısır zırhlı birliklerinin birleşmeye doğru hareket etmeleri İsrail Hava Kuvvetleri için daha uygun hedefler oluşturuyordu. İkinci fayda ise Sina Yarımadası’nın topoğrafik özelliklerinden kaynaklıydı[53]. Bu hedeflerin dost unsurlarla karıştırılmaması için ilk dalış, kuru olarak (ateş açılmadan) yapılmıştır. İkinci dalışta ise savunmasız durumdaki Mısır birlikleri daha rahat tahrip edilmiştir.

 

3. SONUÇ

İsrail’in 1967’deki planı; bir bütün olarak çok dikkatli bir zamanlamaya, çok iyi bir eğitime, sağlam bir darbe indirme gücüne, kendi sınırlılıklarının bilincine varmaya ve sıhhatli bir şekilde düşmanların psikolojik değerlendirmesinin yapılmasını da içeren istihbarata dayandırılmıştı[54]. Altı günlük savaş sonunda İsrail Hava Kuvvetleri kesin neticeli taarruzlar sayesinde ümit ettiğinden daha büyük bir zafere ulaşmıştı[55]. Özellikle Mitla Geçidi yolundaki tahrip edilmiş Mısır zırhlı araç enkazlarının manzarası, askeri liderlere hava kuvvetlerinin inanılmaz tesirini, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası yeniden fark ettirerek, büyük etkide bulunmuştur. Bu savaş, klasik savaşlarda hava üstünlüğünün harekât alanında ne kadar gerekli olduğunu yeniden ispat etmiştir. İsrail’in bu savaşta durumu iyi kıymetlendirmesi, en iyi silah sistemlerinin seçilmesine yardımcı olmuştur. Uçakların büyük kalibreli toplarla teçhizi, bu uçakların zaferlerini etkileyen faktörlerden biri olmuştur.

Bu savaşta İsrail, hava harp prensiplerinden olan baskın ve teksif prensiplerini zamanında ve başarılı bir şekilde icra etmiş ve sonuç olarak yıldırım savaşı tarzının en iyi örneklerinden biri ortaya çıkmıştır. Sivillere ait yerleşim merkezlerine taarruzlar yapılmadığı için İsrail’in zaferi sonrası karşı devlet politikacılarına karşı savaş için arzu yaratacak en az neden verilmiştir. Sivillerin zarar görmemesi durumu, yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşecek tüm sınırlı savaşlarda önemli bir nokta olacak ve uluslararası alanda destek/tepki alınmasında bir ölçüt olarak ortaya çıkacaktır.

İsrailliler klasik bir savaşı kazanmışlardı ama kendilerini bir gerilla savaşının içinde, Mısırlıların ve onların Sovyet danışmanlarının tepkisiyle karşı karşıya bulmuşlardı. İsrail; gizlice sızdırılan ve savaşan piyade akınlarına, gerilla üslerine ve Mısır’ın derinliklerine, indirdiği jet darbeleriyle karşı koyduğu için Sovyetler, Satıhtan Havaya Füze (SAM) mevzilerini geliştirmeye başlamıştır. Mısırlıların Süveyş Kanalı kıyılarına SAM’ları yerleştirmelerine olanak sağlayan bir ateşkesin imzalanmasına kadar bu SAM mevzilerine indirilen İsrail darbeleri etkili olmuştur.

Altı Gün Savaşı, askeri zaferin ölçüsüne rağmen, İsrail askeri idaresinin Araplara boyun eğdiremediğini göstermişir. Savaş sonrası Araplar mücadeleyi sürdürmek için daha kararlı hale gelmiştir. Böylece İsrail siyasi hedefini uygulayamamıştır. Bununla birlikte Arap Devletleri’nin çözemediği Filistin meselesi; Filistinlilerin kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesi şeklinde, savaş sonrası yapılan ayaklanmaların ardından hukuki bir statü kazanmış[56], İsrail, stratejik ve güvenlik durumunu ve askeri manevra kabiliyetini geniş coğrafyaya taşıyacak olan; Golan Tepeleri, Ürdün Nehri ve Süveyş Kanalı gibi doğal engelleri devralarak bunlardan ilk defa savunma planı tatbik ederek yararlanabilme imkânı kazanmıştır. Ek olarak, Sina Yarımadası’nda işgalden sonra yerel ihtiyaçları karşılamak için petrol kuyularının yağmalanması, hava alanlarından ve hava üslerinden faydalanılması, dağlarda alarm sistemlerinin kurulması ve Süveyş’in doğusuna Barlev Hattı[57] olarak bilinen savunma hattının kurulması çalışmalarına başlanmıştır[58]. İsrail, Arap Devletleri’nden kendisine karşı gelen tehditlere cevap verme yeteneğine sahip olduğunu uluslararası alanda ispat etmiştir. Bu savaşla İsrail, uluslararası alanda hiç olmadığı kadar güçlenirken, genişleyen İsrail toprakları neticeleri günümüze yansıyan Arap mültecileri sorunları ile bölgenin kırılgan hale gelmesine neden olmuştur.

İngiltere ve Fransa tarafından 1956 yılında, İsrail tarafından da 1967 yılında uçaklarının yerde vurulmasına engel olamayan Mısır, bu açıklarını kapatmak için betondan yapılan daha sağlam, çok sayıda uçak sığınağı inşasına başlamıştır. Mısırlılar yakın bir gelecekte İsrail Hava Kuvvetleri’yle baş edemeyeceğini anlamış ve bu yaklaşımla yeni bir doktrin geliştirmeye başlamıştır. Mısır, hava üstünlüğünü sağlayacak yetenekte hava kuvvetleri olmadığı için en azından kara birliklerinin harekâtını desteklemek için bölgesel ve nokta hava üstünlüğü mücadelesine göre bir yapılanmaya ihtiyacı olduğuna karar vermiştir. Mısır Genelkurmay Başkanı olan General Shazly 1973 Savaşı’nda, Mısır Hava Kuvvetleri için dört ana görev öngörecekti. Bunlar: Kara kuvvetleri üstünde hava örtüsü, yakın hava desteği, keşif ve tecrit faaliyeti ile stratejik taarruzdu[59].

Bu savaşta alınan en önemli derslerden biri sığınakta bulunmayan ve uzun kalkış pistlerine ihtiyaç gösteren uçakların yerde tahrip olma ihtimallerinin yüksek olmasıydı. Uçakları ve meydanları korumak amacıyla yeterli ihbar sistemlerine sahip olmanın hayati bir mesele olduğu tekrar anlaşıldı. Mısır, bu hezimet sonrası 1968’de Hava Savunma Komutanlığını ayrı bir birim haline getirmiş ve Sovyet yapımı hava savunma sistemleri almıştır. Ders alınan diğer bir durum, kara kuvvetlerinin bir hava savunmasına sahip olmadan hava taarruzlarına karşı çok hassas olduğudur.

Bu savaş, tarihin kaydettiği en üstün hava savaşlarından biri olup sürat, etkinlik ve ucuzluk yönünden bu harekâtla karşılaştırılabilecek başka bir harekât daha mevcut değildir[60]. Aynı zamandan bu zafer, İsrail’in düşmanını küçük görmesine sebep olacak ve bu hezimet Arapların tekrar birlik olmalarına etki edecektir. İsrail 1973 Savaşı ile bu hatasının farkına varacaktır. Arap Devletleri’nin inisiyatifiyle başlayacak olan  1973 Savaşı, İsrail üzerinde ilk darbede şok etkisi yaratacaktır.

Bu savaş, kullanılan teçhizat açısından Soğuk Savaş Dönemini büyük ölçüde yansıtmaktadır. Arap Devletleri’nin kullandığı Sovyet yapımı uçaklar ile -her ne kadar Ürdün ve Irak, Batı bloğu ürünlerini kullansa da etkisi sınırlıdır ve sayıca savaş içinde çok küçük bir orandadır- Batı bloğu ürünlerinin bu savaşta çarpışması, uluslararası alanda Batı-Doğu bloklarının doğrudan müdahil olmadığı çatışma olarak da ayrıca dikkat çekicidir. İsrail’in Orta Doğu’da Batı bloğunun bir uydusu olarak yükselmesi ve aynı zamanda Doğu bloğu uyduları olan Mısır ve Suriye açısından 1967 Savaşı’nın bir yenilgi ile neticelenmesi Sovyetler Birliğine iki farklı açıdan etki etmiştir. Birincisi: Desteklediği Arap ülkeleri ABD’nin desteklediği veya arkasında durduğu İsrail’e yenilmiştir[61]. Bu durum bölgede Sovyet etkinliğinin sınırlanmasına, bu etkinin İsrail tarafından durdurulmasına ve komünist fikirlerin bölgede yayılımının engellenmesine neden olmuştur. İkinci etki ise; bu hezimet sonrası Sovyetler için Arap ülkelerine yeniden askeri teçhizat satmak ve askeri etkinliği arttırması için yeni bir fırsat doğmuştur. İsrail ise özellikle Singapur gibi hava gücü açısından kurulma ve emekleme döneminde olan ülkelere taktik ve teknik açıdan örnek olarak ortaya çıkarak uluslararası alanda nüfuz kazanacaktır.

Focus Operasyonu’nun ön plana çıkan tarafı, kılı kırk yaran hazırlığı ve çok kısa sürede sonuç alınmasıdır. Ayrıca bu operasyon, İsrail Hava Kuvvetleri’nin düşman hava kuvvetlerini imha edecek hava saldırı gücünde altın standartlara ulaştığının da bir göstergesidir[62]. Bununla birlikte hava harekâtının Kore Savaşı veya Vietnam Savaşı gibi hava gücünün çok yoğun kullanıldığı yakın dönem savaşlarından veya II. Dünya Savaşı’ndan ne gibi dersler çıkardığı veya ne ölçüde etkilendiği, operasyonda hangi doktrinlerin takip edildiği daha çok araştırılması gereken bir konu olarak önümüzde durmaktadır.

Savaşan taraflardan biri olan Suriye’nin sınır komşusu olan Türkiye’yi bu savaş bağlamında ilgilendiren nokta, hem Türk Hükümeti hem de muhalefeti başta olmak üzere her kesimin İsrail aleyhinde ve Araplar lehinde bir tavır takınmasıdır. Türkiye, özellikle Kıbrıs meselesinden kaynaklı olan ABD’ye karşı tepkisini bu şekilde vermiştir. Bununla birlikte Türkiye, topraklarında bulunan NATO üslerini kullandırmamak yönünde bir politika benimsemiştir. Türkiye her ne kadar Araplar lehinde tutum sergilese de savaş konusunda fiili bir harekette bulunmamış sadece Suriye sınırına asker yığılmayacağına dair Arap devletlerine güvence vermiş ve sözlü ifadelerle daha çok barış çağrıları yapmakla yetinmiştir. Türkiye’nin bu politikasının, sadece uluslararası sorunlardan (Türkiye’nin Batı bloğu özellikle de ABD ile yaşadığı problemler) veya dini sebeplerden değil bölgede güçlenmesi muhtemel başka bir devlete izin verilmemesi ve Türkiye’nin bu coğrafyada Batı bloğunun yegâne uydusu olarak kalmasının gerekliliği yaklaşımından kaynaklandığı ileri sürülebilir. Türkiye tarafındaki bu tutum, savaşın neticesinin belli olmaya başlamasından sonra da aynı şekilde devam etmiştir[63].


KAYNAKLAR

ARMAOĞLU Fahir, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara,  1994.

Arap-İsrail Hava Harekâtı, Harp Akademileri Basımevi,  İstanbul, 1972.

Geçmişten Günümüze Hava Gücünün Kullanılması, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul,2009.

Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi Yayınları Konferans Serisi no:1 konferans broşürü, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1975.

HİGHAM Rrobin, Hava Gücü Özlü Bir Tarih. Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1983.

Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1968

YENİACUN Selim Han, 1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşı), İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2019, s. 64.

GÜRPINAR Bulut, Türk Dış Politikasında Değişimin bir Örneği: 1967 Arap-İsrail Savaşı, academia. edu.tr.

PİCK Michael, How Israel’s Air Force Won the Six-Day War in Six Hours, June 2, 2017, The National Interest,

https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/how-israels-air-force-won-the-six-day-war-six-hours-20980 (10.1.2020)

HYPERLINK, Barlev Hattı,

https://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9hci5tLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS8lRDglQUUlRDglQjdfJUQ4JUE4JUQ4JUE3JUQ4JUIxJUQ5JTg0JUQ5JThBJUQ5JTgx (10.1.2020)

HYPERLINK, 1967 Altı Gün Savaşı,

https://www.aljazeera.net/specialfiles/pages/8c295283-dc26-4490-b739-f21c5e1e205c (10.1.2020)

Al Jazeera Turk, Altı Gün Savaşı – Al Jazeera Türk Belgesel, 8 Haziran 2017, Youtube,

https://www.youtube.com/watch?v=QRXHtgzYXvM (10.1.2020)

[1] Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988),Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1994, s. 230.

[2]A.g.e., s. 235.

[3]A.g.e., s. 237.

[4]A.g.e., s. 240.

[5]A.g.e., s. 241.

[6]A.g.e.,s. 243.

[7] Ürdün’ün savaşa girmesinin nedeni, İsrail’le ilişkisi diğer Arap devletlerine nispeten iyi olsa bile, muhtemel Arap yenilgisinden sonra kendi rejiminin ve hükümranlığının korunması idi. Bknz; Selim Han Yeniacun, 1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşı), İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2019, s. 43.

[8]Fahir Armaoğlu, A.g.e., s. 246.

[9]A.g.e., s. 247.

[10]Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi yayınları konferans. Serisi no:1 konferans broşürü,Genelkurmay basımevi, Ankara, 1975, s. 56.

[11] Fahir Armaoğlu, A.g.e., s. 248.

[12] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), Harp Akademileri Basımevi, İstanbul,1968, s. 15.

[13] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1968, s 25.

[14] Michael Pick, https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/how-israels-air-force-won-the-six-day-war-six-hours-20980.

[15] Kaynaklarda her ne kadar bu durum hava üstünlüğü olarak ifade edilse de askeri terminoloji açısından bunun hava hâkimiyetine denk geldiği görülmektedir.

[16] Fahir Armaoğlu, A.g.e., s. 249.

[17] Arap-İsrail Hava Harekâtı, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul, 1972, s. 19.

[18] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 15.

[19] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 24.

[20] Fahir Armaoğlu, A.g.e., s. 252.

*Zaman ayarlı bomba anlamındadır.

[21] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 22.

[22] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 23.

[23] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e., s.31.

[24] Fahir Armaoğlu, A.g.e., s. 252.

[25] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e., s. 26.

[26] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e., s.34.

[27] Bunun sebebi hedef olarak belirlenen İsrail havaalanlarının ancak bu şekilde uçakların hareket yarıçapı içerisine girmesindendir. Yine tehditlerin de bu yönde gelebilme ihtimali de göz önünde bulundurulmuştur.

[28] Michael Pick, https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/how-israels-air-force-won-the-six-day-war-six-hours-20980.

[29] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 9.

[30] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e.,s. 10.

[31]Arap-İsrail Hava Harekâtı. A.g.e., s. 21.

[32] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e., s.35.

[33] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 17.

[34] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e.,s.35.

[35] Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi yayınları konf. Serisi no:1 konferans broşürü, A.g.e., s. 71.

[36] Arap-İsrail Hava Harekâtı,A.g.e., s. 17.

[37] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e.,s. 15.

[38] Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi Yayınları Konferans Serisi no:1,  A.g.e., s. 71.

[39] İsrail pilotları bu eğitimi dört yıl boyunca denemiştir. Her uçuştan sonra teferruatlı diprifing (anlık bilgi) yapılarak pilotların etkisinin daha da arttırılması yoluna gidilmiştir. Bu düşüncelerden birçoğu ayrı ayrı filo eğitim el kitaplarında birleştirilmişti. Bu da İsrail tarafının savaşın geleceği ve gerçekleşeceği yönündeki hazırlık faaliyetlerinin çok önceden hesapladığını göstermektedir.

[40]YakoovTurner-İsrailli eski bir pilot: Bu taarruzla ilgili röportajda ertesi gün vuracağım El-Ariş Havaalanı’ndaki uçakların tipleri, numaraları ve konumları gibi tüm bilgileri aldım, der. Bu durum her bir İsrail personelinin harekâttaki hazırlık seviyesini göstermesi açısından anlamlıdır.Bknz: https://www.youtube.com/watch?v=QRXHtgzYXvM.

[41] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e.,s. 13.

[42] Pilotların kod adları, yer personelinin ise kod numarası vardı.

[43]Çağrı planı muvazzaf birliklerde ayda bir ihtiyatlarda ise yılda iki veya üçtür. Mevcut harekât planı senede dört veya altı defa bütün hava birlik ve kuruluşlarının katılımı ile gerçekleştirilir. Yedek birlikler ise altı ayda bir katılırlar.  A.g.e. s.36.

[44]Turn-Around: Uçakların üsse geri dönüp yakıt ve mühimmat ikmali yapmasıdır.

[45] Hatta Mısır, bu durumun farkında olmadığı için hava taarruzlarına ABD’nin de katıldığını zannetmiştir. Zira uçakların tekrar taarruz için geri dönmeleri çok kısa bir zaman sonra oluyordu.

[46] Yalnız şunu ifade etmek gerekir ki, İsrail’in bu konuda bu kadar başarılı olabilmesindeki etkenlerden biri de bu taarruz için yıllarca yaptıkları tatbikatlardır.

[47] Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi yayınları konf. Serisi no:1 konferans broşürü, A.g.e., s. 70.

[48] Uçaklar mühimmatlarını bıraktıklarında daha da hafiflediklerinden veya direkt rotalarını üslerine doğru çizmelerinden bu sürenin kısalmış olduğunu söyleyebiliriz.

[49] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e., s. 41.

[50] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 25.

[51] Genelkurmay Harp Tarihi Bşk. Resmi Yayınları Konferans Serisi no:1 konferans broşürü, A.g.e., s. 71.

[52] Konferans, İsrail-Arap Harbi (5:10 Haziran 1967), A.g.e.,s. 45.

[53] Arap-İsrail Hava Harekâtı, A.g.e., s. 26.

[54]Rrobin Higham. Hava Gücü Özlü Bir Tarih, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1983, s.251.

[55]Giora Forman-İsrailli eski pilot: “Her şey çok kolay oldu. Çünkü defalarca bunun tatbikatını yaptık. Birkaç tanesi yine de havalanabildi fakat ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bizim için kolay oldu. 75 dk süren ilk saldırı İsraillilerin beklediğinden daha kolay oldu.” https://www.youtube.com/watch?v=QRXHtgzYXvM.

[56] Selim Han Yeniacun, 1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşı), İlgi Kültür Sanat Yay., İstanbul, 2019, s. 58.

[57]http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9hci5tLndpa2lwZWRpYS5vcmcvd2lraS8lRDglQUUlRDglQjdfJUQ4JUE4JUQ4JUE3JUQ4JUIxJUQ5JTg0JUQ5JThBJUQ5JTgx.

[58]https://www.aljazeera.net/specialfiles/pages/8c295283-dc26-4490-b739-f21c5e1e205c.

[59] Geçmişten Günümüze Hava Gücünün Kullanılması, A.g.e., s. 131.

[60]Geçmişten Günümüze Hava Gücünün Kullanılması,A.g.e.,s. 125.

[61] Bu ittifak 8 Haziran’da İsrail Hava Kuvvetleri tarafından ABD istihbarat gemisi Liberty’in “yanlışlıkla” vurulmasından sonra da aynen devam etmiştir. Bknz; Selim Han Yeniacun, 1967 Arap-İsrail Savaşı (Altı Gün Savaşı), İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2019, s. 50.

[62] Michael Pick, https://nationalinterest.org/blog/the-buzz/how-israels-air-force-won-the-six-day-war-six-hours-20980.

[63] Bulut Gürpınar, Türk Dış Politikasında Değişimin bir Örneği: 1967 Arap-İsrail Savaşı, academia. edu.tr. s.9.