Ana Sayfa / Yazılar / Siyaset / Makaleler / 1960-1974 Yılları Arasında Bülent Ecevit’in Türk Siyasal Hayatındaki Rolü ve Etkisi
CNN Türk

1960-1974 Yılları Arasında Bülent Ecevit’in Türk Siyasal Hayatındaki Rolü ve Etkisi

Giriş

29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin tek partili dönemi Demokrat Parti (DP)’nin 1950 seçimlerini kazanmasına kadar sürmüştür. 1950 seçimleriyle çok partili hayata geçen Türkiye’de Demokrat Parti’nin hayatı 10 yıl kadar sürebilmiş, 27 Mayıs 1960 darbesiyle son bulmuştur. Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 27 Mayıs 1960 darbesi iktidar partisi DP’nin “Türkiye’yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” gerekçesiyle, bir grup subayın yönetime el koymasıyla yaşanmış, Milli Birlik Komitesi, Anayasa ve TBMM’yi feshetmiş, siyasi faaliyetleri askıya almış ve Yassıada’da ki yargılamalar sonucunda Toplam 19 dosyada toplanan davalar, “anayasayı ihlal” davasıyla birleştirilmiştir. 592 sanıktan 288’inin idamı istenmiş, kararı açıklayan Yüksek Adalet Divanı, 15 sanığı idam cezasına çarptırmıştı. Milli Birlik Komitesi ise yalnızca üç kişinin idamına hüküm vermiştir: Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan. 16 Eylül 1961’de Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamları infaz edilmiş, 17 Eylül 1961’de ise Adnan Menderes’in idamı infaz edilmiştir. Darbeden sonra uzun süre siyasi bunalımlar devam etmiş ve Türkiye koalisyon sürecine girmiştir. Uzun süren koalisyon sürecinden 11 yıl sonra asker sivil siyasete tekrar müdahil olmuş ve 12 Mart 1971 Muhtırasını gerçekleştirmiştir. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e askerler tarafından gönderilen muhtıra sonrasında başbakanın istifası istenmiş ve zor durumda kalan Süleyman Demirel istifa etmiştir.1973 seçimlerine kadar geçici hükümetler kurulan Türkiye’de 1961-1965 dönemleri arası Çalışma Bakanı olarak görev yapan Bülent Ecevit Türk halkına umut olmuş, adına sloganlar atılmış, türküler yazılmıştır. 1973’te Milli Selamet Partisi (MSP) ile CHP bünyesinde koalisyon kuran Bülent Ecevit 8 ay Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığını yapmış, bu süreçte 20 Temmuz 1974′te Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirerek Türk askerinin adaya çıkmasını sağlamıştır. 1977 yılında Cumhuriyet Halk Partisi azınlık hükümetinde yeniden başbakan olmuştur. 1980 darbesinden sonra gözaltına alınan Bülent Ecevit’in siyasetle uğraşması 10 yıl yasaklanmış fakat 1987′de yapılan halkoylaması sonunda siyasetle uğraşma yasağı kaldırılınca Demokratik Sol Parti genel başkanlığına getirilmiştir. 1991 seçimlerinde Zonguldak milletvekili olarak meclise girmiş, 1997 yılındaki seçimlerde ANAP ile kısa süreli bir koalisyon hükümeti kurmuştur. 1999’daki seçimlerin ardından 28 Mayıs 1999’da MHP ve ANAP’la koalisyon hükümeti kurarak başbakanlık koltuğuna oturan Ecevit, 3 Kasım 2002 seçimlerinde DSP barajı aşamayınca aktif siyaseti bırakma kararı almıştır.

Ecevit’in 1960’lı yıllarda başlayan siyaset hayatı 2002 yılına devam etmiş olup, bu çalışma da Bülent Ecevit’in 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına kadar olan siyasi dönemi incelenecektir.

  1. 1960’lı Yıllar ve Ecevit’in Siyasete İlk Adımları

1961 Anayasası’nın ilan edilmesinden sonraki ilk genel seçimlerde CHP en yüksek oyu almasına rağmen tek başına iktidar olamamış ve koalisyon süreci başlamıştır. 1960’lı yılların koalisyon hükumetleri İsmet İnönü önderliğinde gerçekleşmiştir.  Bu koalisyonlardan ilki 20 Kasım 1961 günü CHP ve AP ile kurulmuş olup, 1 Haziran 1962 yılına kadar devam etmiştir. İkinci koalisyon hükümetinde AP yer almamış, yine İnönü’nün Başbakanlığında 25 Haziran 1962’de kurulan CHP-CKMP – YTP’den oluşan koalisyon hükümeti 2 Aralık 1963’de sona ermiştir. Üçüncü koalisyon hükümeti ise CHP ve bağımsızlardan oluşmuş ve 25 Aralık 1963 ile 13Şubat 1965 yılları arasında görev yapmıştır.[1]  Bu süreçte 1957’den 1980’e kadar Ankara ve Zonguldak’tan CHP milletvekili seçilen Ecevit, 12 Ocak 1959’da İsmet İnönü’nün listesinden CHP Parti Meclisi’ne girmiştir.1960’ta Kurucu Meclis üyesi,1961’de İsmet İnönü hükümetinde Çalışma Bakanı olmuştur. Bakanlık görevini 1965’e kadar sürdürmüştür. Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde toplu sözleşme ve grev hakkı yasalaşmış, sendika özgürlüğü sağlanmış, genel olarak çalışma hakları ve sosyal güvenlik genişletilmiştir.[2]

  • Ortanın Solu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin geleneksel yapısından farklı bir çerçeveyi öngörerek gelişmiş olan Ortanın Solu; Türkiye’de Sosyal Demokrasi’nin başlangıcı olarak anılır, çünkü Ortanın Solu söylemi o zamana kadar CHP’nin tabanında yer almayan işçileri, köylüleri ve gecekonduları bu tabana kazandırmayı amaçlamaktadır.[3] 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle CHP politik yeni söylemlere ihtiyaç duymuştur. Aslına bakılırsa, CHP içerisinde ortanın solu fikri, 27 Mayıs’tan çok kısa bir süre sonra konuşulmuştu. 1960 senesinin ağustos ayında, CHP’nin Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal ile Genel Başkanı İsmet İnönü Heybeliada’da görüşmüşler ve 27 Mayıs’ın ertesinde CHP’nin kimliğini tartışmışlardı. 1960 öncesindeki gibi özgürlük ve demokrasi vurguları yeterli olmayacağından, artık iktisadi kalkınma, işçi sorunları, grev, toplu sözleşme, toprak reformu, vergi adaleti, sosyal düzen gibi sorunlara ağırlık verilmesi gerekiyordu. Böylece CHP’nin yeri aslında ortanın solunda bir yer olarak kararlaştırılmıştı.[4] 25 Temmuz 1965 tarihinde, seçimlerin hemen öncesinde Ortanın Solu; Genel Başkan İsmet İnönü tarafından, Beşiktaş İlçe merkezinde toplanan parti meclisinde dile getirilmiştir. İnönü bu toplantıda “CHP’nin partiler yelpazesindeki yerinin Ortanın Solunda olduğunu” söylemiştir.[5] Ecevit’in çalışma bakanlığı döneminde çıkarılan işçilere yönelik yasalar radyo konuşmalarından sonra afişlerde de kullanılarak; İşçiye “yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır” mesajı verilmiştir. CHP’nin bu mesajları karşısına Adalet Partisi (AP), bugün hala hatırlanan önemli bir sloganla çıkmıştır: “ Ortanın Solu, Moskova’nın Yolu”. CHP, halk üzerinde çok etkili olan bu slogana “Ortanın Sağı, Mobilin Yağı” sloganı ile cevap vermiş, ancak 1965 seçimlerinin galibi AP’nin sloganı olmuştur.[6]

1965’te Ecevit’in Zonguldak milletvekili seçildiği seçimde CHP muhalefet partisi olmuştur. Bu tarihten sonra Bülent Ecevit, “Ortanın Solu” fikrini benimsemeye ve bu akımın öncüsü olmaya başlamıştır. 18 Ekim 1966’da CHP’de başlayan demokratik sol hareketle birlikte Genel Sekreterliğe seçilmiştir.[7] Ecevit Ortanın Solu düşüncesini hayli benimsemiş, öyle ki, Ortanın Solu kitabını yazmıştır. Ona göre ortanın solcusu; insancıl, halkçı, sosyal adaletçi ve sosyal güvenlikçi, ilerici, devrimci ve reformcudur. Ortanın solundakiler devletçidirler. Devletçilikleri halkı gözeticidir. Halkı devletin hizmetinde değil, devleti halkın hizmetinde sayıcıdır. Bireysel (ferdi) teşebbüsten çok, halk teşebbüslerinin gelişmesine yardımı ödev bilir. Kısacası, teşebbüs özgürlüğü ile özel mülkiyeti, toplum yararı ve sosyal adalet sınırları içinde tutmayı ister. Ortanın solundakiler, bunları sağlayabilmek için plâncıdırlar.

Seçimlere kadar İnönü pek çok röportaj vermiş ve özetle şunları söylemiştir: “CHP kuruluşundan beri taşıdığı ilkeler nedeniyle zaten Ortanın Solundadır. İnönü, 40 yıldır var olan bir durumu dile getirmiştir ve bunun adı “Ortanın Solu ”dur. 40 sene sonra Ortanın Solundayız dedim. Bizim bütün prensiplerimizi benimseyenler ‘ortanın solundayız’ şeklindeki beyanımıza tepki gösteriyorlar. Niçin? Halkçıysan Ortanın Solunda olursun. Ama kimsenin ne dini ne imanı ile uğraşmazsın. Ne komünist yaparsın, ne emniyeti ihlal edersin. Reformcusun. Muhafazakâr değilsin. Anayasan sosyal temele dayanıyor. Sosyal adaleti benimsiyorsun. Ee ‘ortanın solundayız’dan ne korkuyorsun?”[8]

  1. 12 Mart 1971 Muhtırası

Cumhuriyetin ilanının ardından çok partili hayata geçme sürecinde olan Türkiye’de ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’ta yaşanmıştır. Darbe sonrası süreçte dünyayı saran sosyalizm akımının Türkiye’de de etkili olmasıyla çalkantılı dönemler yaşanmaya başlamış, sağcılar ve solcular arasında çatışmalar meydana gelmiştir. Tansiyonun bir hayli yüksek olduğu bu dönemde, 1960 darbesinden tam 11 yıl sonra asker tekrar sivil siyasete müdahil olmuş ve emir komuta zinciri çerçevesinde 12 Mart 1971’de silahlı kuvveler bir müdahale daha gerçekleştirmiştir. Ekim 1965’te yapılan seçimlerde %53 oy alan AP, tek başına iktidar olmuş, Süleyman Demirel ise başbakan olmuştu. 1971’de Genel Kurmay Başkanı ve  üç kuvvet komutanının imzasıyla verilen muhtıra, ülkede sürüp gitmekte olan anarşi sosyal ve ekonomik huzursuzluklar sebebiyle bunların giderilmesi için parlamento ve hükümete karşı verilmiş, Atatürkçü bir görüşle, inkılap kanunlarının uygulanarak yürürlüğe konulması istenilmiş, aksi takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime doğrudan el koyacağı hususu yer almıştır.[9] 12 Mart askerî müdahalesi, iktidardan uzaklaştırılan AP kadar, ana muhalefet partisi konumundaki CHP üzerinde de etkili olmuştur. CHP yönetimi, partinin muhtıraya yönelik tavrı üzerinden görüş ayrılığı yaşamış, partide tartışmalar başlamıştır. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, muhtıraya tepki göstermeyen, hatta kısmen destekleyen bir tutumu tercih etmiştir. İnönü’nün 12 Mart müdahalesine yönelik bu politikasına CHP içerisinden en belirgin tepki ise Genel Sekreter Bülent Ecevit’ten gelmiştir. Ecevit, İnönü’nün darbeden sonra kurulacak hükümete bakan vereceğini açıklaması üzerine partideki genel sekreterlik görevinden istifa etmiştir. Açıklamasında, “İnönü ile karşı karşıya gelerek partiyi yönetemem” diyen Ecevit’e, yürütme kurulunun 15 üyesi de istifalarıyla destek vermiştir. Ecevit istifasının ardından kendisini destekleyen partililerle birlikte İnönü’ye yeni hükümete katılma yetkisinin verilmesine de karşı çıkmıştır. CHP’nin hükümete bakan vermesi konusunda Genel Başkan İnönü’ye tam yetki sağlayan önergeye, Ecevit ile birlikte 50 CHP’li milletvekili ve senatör “hayır” oyu vermiştir. Ecevit, bu oylamayı 76’ya karşı 50 oyla kaybetmiş olmasına karşın, CHP’de artık yeni bir güç merkezi olduğunu göstermiştir. Genel Başkan İsmet İnönü ile eski Genel Sekreter Bülent Ecevit arasındaki bu ayrışma zamanla bölünmeye dönüşmüş, il kongrelerinde “Ecevitçiler ve Paşacılar” karşı karşıya gelmeye başlamıştır.[10] Dönemin siyasal bakımdan en önemli gelişmelerinden biri şüphesiz 5 Mayıs 1972’de yapılan CHP V. Olağanüstü Kurultayı’nda İnönü’nün yerine Genel Başkanlığa Bülent Ecevit’in seçilmesidir. Bundan sonra CHP, 14 Ekim 1973’te yapılan seçimlerde yeni lideri ile beklenenden çok oy alarak Millet Meclisinde en fazla sandalyeye sahip olmuştur.

  1. 1973 Seçimleri

Yaşanan gelişmelerden 9 ay süre kadar sonra yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi durumu ortaya çıkmış ve yeni bir kaos dönemi başlamıştır. Asker bu süreçte Cumhurbaşkanının tıpkı o dönem Cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay gibi Genelkurmay Başkanı olan Faruk Gürler’in seçilmesini istemiş; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit ise bu baskıcı istekten kaygılanmış ve Gürler’in adaylığına mesafeli davranmışlardır. Korutürk’ün aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi, 6 Nisan 1973 tarihinde, TBMM Birleşik Oturumunda yapılmıştır. Aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı seçiminin 15.turu olan bu oylamada, 365 oy alan Fahri Korutürk Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı krizi sonrasında genel seçim zamanı gelmiştir. 1973 seçimleri Ecevit’in genel başkanlığında girilen ve 1965’ten beri yapılan çalışmaların sonuçlarının açık şekilde görüldüğü ilk seçimlerdir. Seçimlerden önce “Ak Günlere” adı altında bir seçim bildirgesi hazırlanmıştır. Ak Günlere 1973 seçimlerinin ana sloganıdır. Ortanın Solu ismi giderek daha az telaffuz edilmeye başlamış; yerine Sosyal Demokrasi ve Demokratik Sol kavramları daha çok kullanılmıştır. Önceleri birbirinin yerine kullanılan bu iki kavramdan 1974 sonrasında Demokratik Sol tercih edilmiş ve parti tüzüğüne girmiştir. 1974’ten sonra Ortanın Solu tanımı aşılmış ve yeni söylem Demokratik Sol olmuştur. 1973 seçimlerinde kullanılan marşlarda da Demokratik Sol slogan mevcuttur: “Halkçı devrimci gençleriz/ Emperyalizmi ezeriz/ Savulun hey satılmışlar/ Demokratik Sol geliyor. CHP bu sloganlarla ulaşmak istediği kitlelere ulaşmış ve 1973 seçimlerinde başarılı olmuştur. CHP artık kitlelerin umududur. Bu umutta en büyük pay sahibi ise Bülent Ecevit olmuştur. Her duvarda “Umudumuz Ecevit” “Umudumuz Karaoğlan” “Bastır Karaoğlan” , “Halkçı Ecevit” sloganlarından biri mutlaka yazılıdır. Bu sloganlara uygun plaklar peş peşe çıkmıştır. 1973 yılı aynı zamanda Cumhuriyet’in 50. yıl kutlamalarına rastlamıştır ve bu sebeple Ecevit için bir tanımlama daha yapılır: “50 senenin aydın kişisi”. 1973 seçimlerindeki başarıdan sonra Ecevit’e övgüler devam etmiştir. Ecevit’in karizması parti isminin önünde olmuştur. Demokratik Sol tanımı da Ortanın Solunun önüne geçmiştir. 1974’te Demokratik Solun parti tüzüğüne girmesi ile de Ortanın Solu dönemi kapanmıştır.[11] Sekiz partinin katıldığı seçimde Adalet Partisi yüzde 29’la 149, Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 33’le 185, Demokratik Parti yüzde 11’le 45, Milli Selamet Partisi yüzde 11’le 48 ve Cumhuriyetçi Güven Partisi yüzde 5 ile13 milletvekili çıkarmıştır.  Koalisyon günleri yeniden başlamaktaydı, Ecevit öncelikle Adalet Partisi’nden Süleyman Demirel ile görüşmüş fakat görüşmeler olumsuz sonuçlanmıştır. Bunun sonucunda Ecevit, Milli Selamet Partisi’nden Necmettin Erbakan ile görüşmüş ve sonucunda CHP-MSP koalisyonu oluşmuştur. Bülent Ecevit’in Başbakan, Necmettin Erbakan’ın ise Başbakan Yardımcısı olduğu 25 bakanlı hükümette, 18 bakanlık CHP’den, 7 bakanlıksa MSP’den seçilmiştir. Fakat bu koalisyonun hayatı 100 gün sürebilmiştir.

  1. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda 1958 Zürih ve 1959 Londra antlaşmaları ile ilk adımlar atılmış, 1960 yılında ise Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Kıbrıs’ın garantörlüğünü ise Türkiye, Yunanistan ve İngiltere üstlenmiştir. Cumhurbaşkanlığı görevini Rum kesimden Makarios, yardımcılığını ise Türk kesimden Fazıl Küçük üstlenmiştir. Kıbrıs’ta Rum bir vatandaş olan Albay Grivas tarafından EOKA adlı bir örgüt kurulmuştur. Bu örgütün amacı, Kıbrıs Adası’nı komple Yunanistan’a bağlamak için çalışmalarda bulunmaktı. EOKA, bu amacı doğrultusunda 1963 yılı sonlarında Türklere karşı yürüttüğü saldırı politikasının şiddetini arttırmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlık dönemindeki 1963 ve 1964 buhranları adada yaşayan Rumların ENOSİS’ten yani Kıbrıs Adası’nın Yunanistan’a bağlanması fikrinden vazgeçmemeleri neticesinde ortaya çıkmıştır.[12] Bu arada Yunan solunun 1947 başında giriştiği yoğun Enosisci kampanya, Kiliseyi harekete geçirmiştir. 15 Ocak 1950 Pazar günü ayinden sonra başlayan ve yeterli katılım olmadığı için ertesi Pazar da devam eden halk oylaması, katılanların yüzde 96’sının Enosis istediğini göstermiştir. Kuşkusuz bu referandumun düzenlenme tarzı, “kendilerinin siyasi kararlardan dışlanmışlığını doğruladığı için” Kıbrıs Türklerinin kaygısını daha da güçlendirmiştir.  Bununla birlikte İngiltere ve Yunanistan’la ilişkilerin bozulmasından çekinen Türkiye’deki hükümet konuya temkinli yaklaşımını sürdürmüştür.[13] Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya Enosis taraftarı olup, Kıbrıs’ın bağımsızlığını sağlamayı ise Rum tarafına bırakmak eğilimindedirler. Fakat Türkiye’nin onayı olmadan hiçbir köklü çözüme ulaşamayacaklarının farkındaydılar. Bu yüzden onlar, Türkiye’ye Enosis için birtakım bedeller ödenmesi gerektiği fikrindeydiler. [14] Bununla birlikte, 1968 yılından itibaren Kıbrıs’ta anlaşmazlığa barışçı yollardan bir çözüm bulunabilmesi için çalışmalara girişilmiştir. Bu amaçla, iki toplumun liderlerinden Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides arasında ikili görüşmeler başlamış, ancak yine bir anlaşmaya varılamamıştır. Öte yandan görüşmeler sonuçlanmadan, bu defa Rumlar arasında baş gösteren anlaşmazlık üzerine Kıbrıs, daha büyük bir bunalımın konusu haline gelmiştir.[15]

Yunanistan’da 1965’lerden itibaren yaşanan krizden sonra 21 Nisan 1967’de askerî darbe gerçekleştirilmiştir.  Ecevit’in liderliğindeki kabine, Akdeniz ve Ege’de yaşanabilecek her türlü olumsuzluğa karşı gerekli hassasiyeti göstermiş olup, bütün dikkatlerini Yunanistan ve Kıbrıs’ta yaşanan olaylar üzerine yoğunlaştırmıştır. 15 Temmuz 1974 günü, Yunan askerî rejiminin Kıbrıs’taki uzantıları -Rum Millî Muhafız Teşkilâtını da yanına alan EOKA’cılar- tarafından Makarios’a karşı bir darbe düzenlenmiştir[16]Bu darbenin ardından, 15 Temmuz 1974’te Nikos Sampson iktidara gelmiştir. Adanın Yunanistan’a bağlanması demek olan bu durum karşısında Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini kuran anlaşmalara dayanarak ve garantörlük hakkının bir gereği olarak, 20 Temmuz 1974’te adaya müdahalede bulunmuştur. Türk birlikleri 22 Temmuz’da Girne’yi ele geçirmiş, ancak aynı akşam BM Güvenlik Konseyi’nin 353 sayılı ateşkes kararı üzerine, adada ilerleyişini durdurmuştur. Bu süre içinde Girne-Lefkoşa hattı birleştirilmiştir. Bu müdahalenin ardından, Yunan cuntası ve Sampson yönetimi sona ermiş, yerine Klerides geçmiştir.[17]

25-30 Temmuz tarihleri arasında yapılan, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanlarının katıldığı 1. Cenevre Konferansı’nda, Türkiye’nin müdahalesinin antlaşmalardan kaynaklandığı kabul edilmiştir. Bu konferansta, Kıbrıs’ta kurulan Özel Türk Yönetimi tanınmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’ta varlığı kabul edilmiştir. 30 Temmuz 1974 akşamı sona eren konferans, Türkiye’nin isteklerinin büyük bir kısmının kabul edilmesi ve bir protokol imzalanmasıyla sonuçlanmıştır. Üç ülkenin imzaladığı bu Protokolde, Londra ve Zürih Antlaşmalarının hala yürürlükte bulunduğu konusunda anlaşmaya varılmıştır. Ayrıca, Kıbrıs Rumları ve Türk birlikleri arasında bir güvenlik bölgesi oluşturulmasına, Rumların işgal ettikleri bölgelerden çekilmesine, karma köylerin güvenliğinin BM Barış Gücü tarafından korunmasına karar verilmiştir. Cenevre Protokolünün en önemli hükümlerinden biri, Kıbrıs Cumhuriyetinde fiilen Türk ve Rum olmak üzere iki idarenin mevcut bulunduğunun taraflarca kabul edilmesi olmuştur. Böylece Kıbrıs’ta Türk Yönetiminin varlığı uluslararası bir belgeyle resmen tescil edilmiştir. Ancak, Birinci Cenevre konferansında öngörülen şartlar Rumlar ve Yunanlılar tarafından yerine getirilmemiştir. 8-12 Ağustos 1974’te, adada düzenin sağlanması amacıyla toplanılan 2. Cenevre Konferansı’ndan bir sonuç alınamaması üzerine, Türkiye, 14 Ağustos 1974’te Kıbrıs’a ikinci kez müdahale ederek, adanın kuzey kesimini Türklerin kontrolüne geçirmiş ve 16 Ağustos’ta da ateşkes ilan etmiştir. Böylece, Karpaz Yarımadası’nın doğu ucundan batıdaki Yeşilırmak’a kadar uzanan ve bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sınırlarını oluşturan hattın kuzeyi Türklerin eline geçmiştir. Bu müdahalenin amacı, Kıbrıs’ın bağımsızlığını güvence altına almak ve bölgede sürekli bir barışın gerçekleşmesini sağlamaktır. Bu müdahale, Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan ilişkileri yönünden bir dönüm noktasıdır.

Türkiye’nin adaya müdahalesinden sonra, Kıbrıslı Türkler, anavatanın fiili ve etkin güvencesi altına girmişlerdir. Federe Devlet statüsünün barış ve uzlaşma yolunu açmadığı, Rumların anlaşma niyeti taşımadıkları iyice anlaşılınca, BM kararının da etkisiyle, Türk tarafı 15 Kasım 1983’te elinde kalan tek seçeneği kullanmış ve self determinasyon hakkını kullanarak, kuzeyde kendi özgür, bağımsız devletini kurmuş ve bunu tüm dünyaya ilân etmiştir. Böylece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurulmuştur. KKTC’nin kurulmasıyla adadaki fiili durum hukukileşmiştir.

Sonuç

1957-1980 arasında, önce Ankara sonra Zonguldak’tan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Milletvekili olarak siyaset yolculuğuna başlayan Bülent Ecevit, Çalışma Bakanı olduğu dönemde işçilerle yakın ilişkiler kurmuş, gönülleri kazanmış ve “Halkçı Ecevit” algısını oluşturmuştur. Uzun süre Ortanın Solu fikrini benimsemiş ve bu akımın öncüsü olmuştur. Halkın içinde olmayı seven Ecevit 1973 seçim kampanyalarında bir kadının kendisine ‘’Karaoğlan’’ şeklinde hitap etmesi çok hoşuna gitmiş ve bundan sonra bu lakapla anılmaya başlamıştır. Onun parti başkanlığında girilen 1973 seçimlerinden zaferle dönmüş fakat yine de tek başına iktidar olamama durumu sebebiyle MSP ile koalisyon yapmış, bu süreç içerisinde de 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirmiştir. Gerçekleştirdiği harekâtla büyük bir karizma kazanmıştır.

Edebiyata olan sevgisi bilinen Ecevit, siyaset ve şiir kitaplarının dışında “Özgür İnsan” (1972), “Arayış” (1981), “Güvercin” (1988) gibi dergiler çıkartmıştır.  Medya özgürlüğünü savunan Ecevit için gazeteciler hiçbir zaman Ecevit’in olumsuz tavır sergilemediğini dile getirmiştir. Bunun arkasında yatan önemli sebep ise asıl mesleğinin gazetecilik olmasıdır. Can Dündar’la yaptığı röportajda “Biliyor musunuz, Rahşan da ben de siyaset sevemedik.” demiştir, hep bir kır evinde yaşayıp şiir yazmak istemiştir. Beş defa başbakanlık yapan Ecevit kendisine edilen cumhurbaşkanlık teklifini ise geri çevirmiştir. Üniversite mezunu olmaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı yapamayan Ecevit koalisyon partilerinin bu hükmü değiştirmeye yönelik teklifini kabul etmemiştir.

Kaynakça

Kaynakça

KAYNAKÇA

Akşam Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Barış Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Cumhuriyet, 16 Temmuz 1974, s.1-5, Milliyet Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Tercüman Gazetesi, 16 Temmuz 1974.

ECEVİT Bülent, ‘’Ortanın Solu’’ , TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 2009.

EDİŞ Enis , ‘’Kıbrıs Barış Harekâtı Odağında Bülent Ecevit’’, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, 2018.

ERTEM Barış, ‘’ 12 Mart 1971 Askerî Müdahalesi Sonrası Ara Rejim ve Türkiye Siyasetine Etkileri (1971-1974)’’, Cilt 8, Sayı 14, Nisan 2018.

ESMER  Gülsüm Tütüncü , ‘’Propaganda, Söylem ve Sloganlarla Ortanın Solu’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 10, Sayı:3, 2008.

GÖKTEPE Cihat, ‘’Kıbrıs Meselesi’nde Kriz Süreci ve Türkiye( 1964- 1974)’’

KOÇ Altuğ , ‘’1965 Genel Seçimleri Öncesinde ‘’Ortanın Solu’’ Söyleminin Ortaya Çıkışı’’, Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt.6 ,Sayı, 2017.

KÖSE Serdar, ‘’ Türk Demokrasi Hayatında 12 Mart 1971 Muhtırası’’ , AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, 2010.

TURGAN Ali, “ CHP tarihine bir bakış: 1961 Anayasası döneminde CHP (1960–1980)”, Sosyal Demokrat Değişim, sayı:15, 2000.

UÇAROL Rıfat, ‘’Siyasi Tarih’’,2015.

VATANSEVER Müge, ‘’Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel S. 2012.


İnternet Kaynakları

Cumhuriyet Tarihimizin Çok Yönlü İsimlerinden Karaoğlan Bülent Ecevit Hakkında 12 Bilgi https://listelist.com/bulent-ecevit-kimdir/ Listelist ( Erişim Tarihi: 16.05.2019)

12 Mart 1971 Darbesi’nin sebepleri ve sonuçları , https://www.yenisafak.com/hayat/12-mart-1971-darbesinin-sebepleri-ve-sonuclari-2095322 YeniŞafak ( Erişim Tarihi:15.05.2019)

Can Dündar-Bülent Ecevit Belgeseli : Karaoğlan Tek Parça, https://www.youtube.com/watch?v=BcjSQuVoHmU&t=6087s ( Erişim Tarihi:16.05.2019)

Ortanın Solu Nedir? | 1965 | 32.Gün Arşivi

https://www.youtube.com/watch?v=q5H8JBpY9ig&t=106s ( Erişim Tarihi:20.05.2019)

Muhtıra: 12 Mart 1971 Muhtırası ve Sonrası, VincintLabor https://vincitlabor.com/muhtira-1971-muhtirasi-ve-sonrasi/ ( Erişim Tarihi:10.05.2019)

12 Mart 1971 Darbesi’nin sebepleri ve sonuçları, YeniŞafak https://www.yenisafak.com/hayat/12-mart-1971-darbesinin-sebepleri-ve-sonuclari-2095322 ( Erişim Tarihi:21.05.2019)

Bülent Ecevit Kimdir? , https://www.biyografi.net.tr/bulent-ecevit-kimdir/Biyografi( Erişim Tarihi:21.05.2019)

DİPNOTLAR

[1] Serdar KÖSE, ‘’ Türk Demokrasi Hayatında 12 Mart 1971 Muhtırası’’ , AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, 2010, s.25.

[2] Bülent ECEVİT, ‘’Ortanın Solu’’ , TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 2009, s.15

[3]  Gülsüm Tütüncü ESMER, ‘’Propaganda, Söylem ve Sloganlarla Ortanın Solu’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 10, Sayı:3, 2008, s.74.

[4] Altuğ KOÇ, ‘’1965 Genel Seçimleri Öncesinde ‘’Ortanın Solu’’ Söyleminin Ortaya Çıkışı’’, Kırklareli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2017, Cilt.6 ,Sayı. 2, s.41.

[5] Ali TURGAN, “ CHP tarihine bir bakış: 1961 Anayasası döneminde CHP (1960–1980)”, Sosyal Demokrat Değişim, sayı:15, 2000. s.86

[6] Gülsüm Tütüncü ESMER, ‘’Propaganda, Söylem ve Sloganlarla Ortanın Solu’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 10, Sayı:3, 2008,s.75.

[7] Bülent ECEVİT, ‘’Ortanın Solu’’ , TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI, 2009, s.7

[8] İnönü’nün Sadun Tanju ile röportajı, “İnönü Kim’e anlatıyor” , Kim, sayı:369, 12 Ağustos 1965.

[9] 12 Mart 1971 Darbesi’nin sebepleri ve sonuçları , https://www.yenisafak.com/hayat/12-mart-1971-darbesinin-sebepleri-ve-sonuclari-2095322. ( Erişim Tarihi:15.05.2019)

[10] Barış ERTEM, ‘’ 12 Mart 1971 Askerî Müdahalesi Sonrası Ara Rejim ve Türkiye Siyasetine Etkileri (1971-1974)’’, Nisan 2018, Cilt 8, Sayı 14,s.6.

[11] Gülsüm Tütüncü ESMER, ‘’Propaganda, Söylem ve Sloganlarla Ortanın Solu’’, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 10, Sayı:3, 2008,s.78.

[12] Serdar KÖSE, ‘’ Türk Demokrasi Hayatında 12 Mart 1971 Muhtırası’’ , AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, 2010, s.114.

[13] Enis EDİŞ, ‘’Kıbrıs Barış Harekatı Odağında Bülent Ecevit’’, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, 2018, s.

[14] Cihat GÖKTEPE, ‘’Kıbrıs Meselesi’nde Kriz Süreci ve Türkiye( 1964- 1974)’’ , s.5

[15] Rıfat UÇAROL, ‘’Siyasi Tarih’’, s.762-763.

[16] Akşam Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Barış Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Cumhuriyet, 16 Temmuz 1974, s.1-5, Milliyet Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1, Tercüman Gazetesi, 16 Temmuz 1974, s.1.

[17] Müge VATANSEVER, ‘’Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi’’ Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel S, 2010, s.1487-1530 (Basım Yılı: 2012),s.29.

Bu makaleye atıf için: Ad soyad, Kurum Adı, Sayfa Adı ya da Başlığı, Yayın Tarihi , Web Adresi, ( Son Güncellenme Tarihi / Erişim Tarihi ) formatında belirtilmesi gerekmektedir.
Telif Hakları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.

Feyza İlter

Feyza İlter
TESAD Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir