Ana Sayfa / Yazılarımız / Siyaset / Makaleler / 1958 Irak Askeri Darbesi

1958 Irak Askeri Darbesi

Giriş

1950’li yıllar Ortadoğu için darbeyle geçen yıllar olarak anılabilir. Özellikle 1952’de Mısır’da yapılan darbe Mısır’ın olduğu gibi Ortadoğu’ya da bakış açısını değiştirmiş ve Arap milliyetçiliğinin yükselmesiyle birlikte darbeler yaşanmıştır. Ortadoğu’da ilk askeri darbenin yapıldığı yer olan Irak, bakıldığında askeri darbelerin yaşandığı yer olarak gözümüze çarpmaktadır. 1936’da General Bekir Sıdkı ve 1941’de Raşid Ali Geylani’nin liderliğindeki hükümet darbeleri Irak’ta yapılmış iki darbe olarak göze çarpmaktadır.14 Temmuz 1958 Irak Askeri Darbesi ise bu iki darbeden öne çıkanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Darbe taraftarları tarafından “14 Temmuz Devrimi” olarak tanımlanan bu darbe Irak’ta rejimi değiştiren bir darbe olmuştur. Bu darbenin ilham kaynağı elbette ki Mısır’dır. 1958 Darbesi Irak’ta toplum tarafından desteklenen bir darbe olarak da dikkati çekmektedir. Yapılan bu darbe özellikle Türkiye ve Batı tarafından şaşkınlıkla karşılanacak, Mısır ve SSCB’de ise memnuniyetle karşılanacaktır.

Bu çalışmamızda ilk başlık olarak Ortadoğu’da asker – siyaset ilişkisinden bahsedilecektir. Daha sonra Irak’ta genel durum ve darbenin nedenleri ele alınacaktır. Darbenin yapılması ve sonraki süreçten bahsedilecek, darbenin Dünya ve Türkiye’deki yankılarından sonra sonuç bölümüyle çalışmamız tamamlanacaktır.

 

Ortadoğu’da Asker – Siyaset İlişkisi

Ortadoğu’da asker ve siyasetin ilişkisinde baktığımızda Soğuk Savaş yıllarında daha hareketli olduğunu görürüz. Soğuk Savaş’ın ilk dönemlerinde art arda darbeler yapılsa da 1980’lerde mevcut rejimlerin konsolidasyonu ve küreselleşme gibi olgularla askerin siyasetten kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Ancak Arap Baharı süreci ve Temmuz 2013 Mısır Darbesinde tekrar askerin ağırlığını görmekteyiz.[1]

Ortadoğu’nun modernleşmesi safhasında görebileceğimiz gibi ilk reformlar askeri alanda yapılmıştır. Askerler burada Batılılaşmanın etkisiyle kendilerini toplumda bir aydın gibi görmüşler ve toplumda öncü gibi bir rol üstlenmeye çalışmışlardır. Ortadoğu’da askeri kurumlar ayrıca millet inşasında da önemli bir tutmuşlardır.[2] Ayrıca emperyalist güçlere karşı verilen mücadelede zafer kazanan askeri kurum daha sonra o ülkelerin siyasetinde söz sahibi olmuşlardır. Böylece ordu kendisini devletin, milletin ve rejimin sarsılmaz koruyucusu olarak görmüştür. Kimi zaman siyasette, kimi zaman ekonomide etkili olmaya başlamışlardır. Ordu kendi içinde birlik gibi görünse de etnik, ideolojik vb. hizipleşme olabilir. Bu hizipleşme ordunun zayıflamasına ve çatışmasına neden olabilir. Askerlerin içlerinden geldiği toplumsal durum, siyasilere bakış açısı, devletin kurumsallaşması gibi durumlar da asker – siyaset ilişkisini oluşturan başka bir nedendir. Zayıf devlet yöneticileri ve devlet yapısı, yabancıların müdahalesi vb. nedenler askerlerin siyasete müdahalesini kolaylaştırmıştır. Böylece askeri liderler halk nezdinde “kurtarıcı” edasıyla görülmüştür. Müdahaleler bazı siyasi grupları cesaretlendirmiş ve orduyu müdahaleye sevk etmek için cesaretlendirmiştir.[3]

            Ortadoğu’da askeri darbelere bakacak olursak ilk darbe 1936 yılında General Bekir Sıdkı önderliğinde Irak’ta gerçekleşmiştir. Bu tarihten günümüze kadar Ortadoğu’da tam 45 askeri darbe gerçekleşmiştir. Darbeden sonra askeri rejimlerin çoğu otoriter bir rejim kurmuştur. Darbenin meşrulaşması için reformlar yapılmış ve popülist politikalara yönelmişlerdir. Kimi liderler halk desteği ile birlikte yaptıkları reformlarla kendilerini devrimci olarak atfetmişlerdir. Bunun en iyi örneği 1952 Hür Subaylar Darbesi ile Mısır’da yönetimi ele alan Cemal Abdülnasır’dır. Askeri yönetim yaptığı darbeyi devrim olarak atfetse de devrimle darbenin en temel farkı devrimler halk hareketidir.[4] Ortadoğu’daki rejimlerin birçoğu meşruiyet sorunu yaşadığı yapılan darbeler kolay olmuş ve halk buna sesini çıkarmamıştır.

 

Darbe Öncesi Irak’ta Genel Durum

1916 yılında yapılan Sykes – Picot Antlaşması, 1920’deki San Remo Konferansı ile İngilizler Irak’ı kendi himayesine almışlardı. 1921’de Kral I. Faysal’ı tahta çıkaran İngilizler, resmen Irak’ta bir manda rejimi kurmayı başarmışlardı. 1932’de ise Irak bağımsız olmuş ve Ekim ayında Milletler Cemiyeti’ne girmişti. Irak 1958’e gelene kadar birçok olayla karşılaşmış ve İngiliz etkisi bağımsız olsa da devam etmişti.

Irak, darbeden önce I. Faysal’ın mensup olduğu Haşimi hanedanı tarafından yönetiliyordu. Tahtta II. Faysal vardı. II. Faysal babası Gazi’nin 1939’da trafik kazasında ölmesi sonrası 4 yaşında tahtta çıkmış, ancak ülkeyi kral naibi Abdüllilah idare ediyordu. 1953’te 18 yaşına geldiğinde ülkede tek söz sahibi olmuş ancak yönetimde naibAbdüllilah ve başbakan Nuri es Said etkisi devam etmiştir. Nuri es Said diğer bir deyimle Nuri Said Paşa bir Osmanlı paşasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda askeri eğitim almıştır. Hatta Mustafa Kemal ile birlikte çalıştığı söylenir.[5] Irak’ın kurulması aşamasında önemli bir isimdir. I. Faysal döneminde bakan ve başbakanlık yapmış, darbeden önce de bu görevi sürdürmekteydi. Nuri es Said İngiliz yanlısı politikalar sürdüren bir devlet adamıydı.

Irak 1955’te Bağdat Paktı üyesi olmuş, bu durum Arap dünyasında prestij kaybına uğratmıştır. Çünkü Irak paktın üye olan tek Arap ülkesidir. Bu paktın içinde İngiltere’nin olması da Arap dünyasında Batı taraftarı gibi algılanmasına neden olmuştur. O yıllar Pan – Arabizm’in de yükseliş devri olarak bakacak olursak bu eleştirilerin gelmesi içten bile değildir.

Ülke içinde Şiiler ve Kürtler bulundukları durumdan hoşnut değillerdi. Çoğunluk olan Şii toplumu ülkede eşit derecede temsil edilmemekteydi. Şiiler herhangi bir Arap birliğine karşı çıkıyorlar çünkü Arap birliği olursa kendilerini marjinal grup olarak görüleceğinden endişeliydiler.[6]Kürtler de Pan – Arabizm’i istemiyor olması halinde bağımsız olmak istediklerini bildiriyorlardı. Kürtler devlet kurulduğundan beri hoşnutsuzdular ve çeşitli dönemlerde ülke içinde isyan çıkarıyorlardı.

 

Darbenin Nedenleri

Darbe öncesi dönemde Irak’ta gelişen sol akımlar;hızlı sosyal değişimler, daha eşit paylaşım, daha fazla özgürlük ve eşit toplum taleplerinde bulunuyorlardı.[7] Diğer yandan Arap milliyetçileri de tam bağımsızlık ve Arap birliği üzerinden muhalefetlerini gösteriyorlardı. Musaddık ve Nasır gibi liderler milliyetçilik söylemleriyle tüm Arap coğrafyasını kasıp kavurdukları gibi Irak’ta da etkisini göstermişti. Öyle ki Süveyş Krizi’nden sonra Britanya aleyhinde gösteriler Irak’ta da yapılmış ve İngiliz yanlısı Nuri Said kabinesi ve monarşi bundan zarar görmüştü.[8] Darbenin nedenlerinden biri olarak yükselen ülke içinde yükselen muhalif seslerin artması ve Pan – Arabizm’in etkilerini gösterebiliriz.

1958 yılında Suriye ve Mısır arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC) kurulmuş ve bu Arap birliği ümidini doğurmuştur. O dönemde Mısır ve Irak arasında bir rekabet de vardı. Irak ise Abdülnasır’ın ve o dönemde Ortadoğu’da artan Sovyet etkisini kırmak için bir hamle yaptı. Bu hamle Şubat 1958’de Ürdün ile kurulan Arap Federasyonu’dur. Ürdün de Haşimihanedanına mensup aile tarafından yönetildiğinden bu birleşme gerçekleşmiştir. Bu federasyon Nasır’ı, Sovyetleri ve Arap halklarını kızdırmıştır. Bu olay nedeniyle Irak Arap birliği karşındaki en büyük hedef olmuş ve Bağdat’ta halk bu federasyonu protesto etmiştir.[9]Bu federasyonun kurulması da darbenin nedenlerinden birini oluşturur. Irak’ın Batı yanlısı politikaları da o dönem için darbenin nedenlerinden biri olmuştur. Batı yanlısı politikaların en büyük yansıması Bağdat Paktı’na üyeliktir. 24 Şubat 1955 tarihinde imzalanan Türkiye – Irak Antlaşması Bağdat Paktı’na giden bir antlaşmadır.[10] Daha sonra İngiltere, İran ve Pakistan’ın katılmasıyla pakt oluşmuştur. Özellikle İngiltere’nin pakt üyeliği Arap devletler içerisinde Irak’ın adeta tecrit edilmesine sebep olmuştur. Batı emperyalizmine karşı Pan – Arabizm’in yükseldiği dönemde bu girişim elbette Irak’ta muhalefetin yükselmesine yol açmıştır.

1950’li yıllar Irak’ta sol hareketin yükseldiği dönemdir. Sol hareketin yükselmesiyle birlikte az önce de bahsettiğimiz üzere Sovyetler Birliği’nin özellikle Süveyş Krizi’nden sonra Ortadoğu’da artan bir etkisinden söz edebiliriz. Irak’ta da bu dönem Sovyet etkisinin arttığını söyleyebiliriz. Özellikle Irak Komünist Partisi bu dönemde sol yapılanmanın başını çekiyordu. Bu etkiyi askerlerde de görebiliriz. Öyle ki 1958 darbesinden sonra Irak’ın Sovyet etkisine girmesi bu durumu iyi bir şekilde özetler. Tabii askerler içinde oluşan “Özgür Subaylar” hareketinden de söz etmek gerekir. Bu hareket Eylül 1952 yılında ilk ibarelerini göstermiştir. Bu gizli hareket Mısır’daki “Hür Subaylar”ı takip etmiş; Arap birliğini savunmuş ve Ortadoğu’daki İngiliz tekelini yıkmak için bir tehdit olarak görülmüştür.[11] 1956’da Süveyş Krizi’nden sonra Bağdat’ta çıkan protesto gösterileri sırasında devlet bu grubun izlerine rastlamıştır. Ordudaki çoğu subayın bu komiteye üye olduğu saptanmıştır. Bu komiteye üye olan çoğu subay Sünni ve Arap kökenliydi.[12] Bu komitenin liderliğini Tuğgeneral Abdülkerim Kasım üstlenmişti. Yardımcısı ise 1963’te darbe yapacak olan Abdüsselam Arif’ti. Bu oluşum Irak’taki darbenin baş aktörü olacaktır.

 

Darbe Yapılıyor

Tarihler 14 Temmuz 1958’i gösterdiğinde Abdülkerim Kasım, Abdüsselam Arif’in desteğiyle darbe yapmıştır. Bağdat radyosunda 14 Temmuz 1958 sabahı yayınlanan tebliğde “Ulu Tanrının yardımı ve halk ile silahlı kuvvetlerin desteği sayesinde, Irak, emperyalistler tarafından başa getirilmiş doğru yoldan ayrılmış idareciler grubunun tahakkümünden kurtarıldığını”, “halk ile ordu arasında tam bir birlik mevcut olduğunu, bütün vatandaşların düzeni ve disiplini muhafaza etmeye davet edildiği”, “Irak’ta milli birliği koruyacak, diğer Arap devletleriyle kardeşlik bağları ihdas edecek ve Bandung Konferansı kararları ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasına uygun ve Irak’ın menfaatine olan bütün milletlerarası taahhütlerine sadık bir Cumhuriyet idaresi kurulduğu” bildiriliyordu.[13] Krallığın yıkılıp cumhuriyetin kurulduğu her yarım saatte bir halka duyuruluyordu.[14]Darbe sırasında Kral II. Faysal, Prens Abdüllilah ve başbakan Nuri Said öldürülmüştür. Hatta Kral II. Faysal Bağdat Paktı toplantısı için İstanbul’a gitmek üzereydi. Nuri Said’in oğlu Albay Sabah babasının cesedini teslim almak istemiş, halk tarafından feci şekilde öldürülmüştür.[15] Halkın öfkesi büyüklüğü bu olaydan rahatlıkla anlaşılabilir. İhtilalden sonra sınırlar kapatılmış, istihbarata sansür konulmuş, dünya Irak’ta yaşanan olayların ilk 48 saatini Bağdat Radyosu’ndan takip etmiştir. Darbeden sonra Irak’ta başkanlık görevini yürütecek bir “Hakimiyet Meclisi” kurulduğu, General Abdülkerim Kasım başkanlığında bir Bakanlar Kurulu oluşturulmuştur.[16]

Kurulan Bakanlar Kurulu’nda Marksistler, liberaller, Arap milliyetçileri ve Kürtler vardı. Sayısal olarak baktığımızda 6 Sünni Arap, 6 Şii Arap ve 4 Kürt vardı.[17] Konsey üyelerinin hemfikir olduğu tek konu Batı ve özellikle Britanya etkisinden kurtulmaktı. Bunun sonucu olarak Irak, darbeden sonra Batı’dan yavaş yavaş izole olup Sovyetlere yakınlaşacaktır. Darbenin baş aktörü olan Abdülkerim Kasım Sovyet taraftarı olarak bilinen bir isimdi. Doğal olarak Irak’ın böyle bir politika izlemesi Kasım’ın fikirleri doğrultusunda olmuştur diyebiliriz. Batı etkisinden kurtuluş politikasına örnek olarak Kahire Radyosu’na verilen tebliğde Irak’ın Bağdat Paktı’ndan ayrılmasını verebiliriz.[18] Darbeden sonra Kasım Mısır lideri Nasır’a telgraf göndermiş ve BAC’ın varlığından duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.[19] Bağdat Radyosu’ndan 15 Temmuz’da yapılan açıklamada Irak’ın Ürdün ile kurulan Arap Federasyonu’ndan ayrıldığı belirtilmiştir.

Abdülkerim Kasım 22 Temmuz 1958 tarihinde The Times gazetesinin Bağdat muhabirine darbeyi ve amaçlarını şu şekilde izah etmiştir:[20]

  • İhtilal birden bire vukua gelmiş bir hareket değildir. Irak’ın Ortadoğu ve dünya siyasetindeki durumu da gözönünde tutularak, uzun bir düşünce ve hazırlık safhasından sonra yapılmıştır.
  • İhtilal Batıya yöneltilmiş bir hareket de değildir. İki tarafın menfaatinin gerektirdiği müddetçe, Irak Batı ile işbirliğine devam edecektir.
  • İhtilal, Irak halkını iç işlerindeki şiddet ve yolsuzluklardan kurtarmak için yapılmış bir harekettir. Krallık idaresi memleketin iktisadi gelişmesini sağlayamadığı gibi kanun ve adalete de riayet etmiyordu. İhtilalin amacı Irak halkının hayat seviyesini yükseltmek ve bir hukuk devleti kurmaktır.
  • İhtilalin dış politika amacı, Irak’ı barışın korunması ve dünyada kalkınma ve refahın temini için faydalı bir unsur haline getirmektedir. Eskiden Irak’ın yabancı devletlerle olan münasebetleri, Irak halkının istekleri dikkate alınmaksızın, idarecilerin şahsi dostluk ve menfaatine göre ayarlanıyordu. Fakat bundan böyle, Irak kendisine karşı iyi niyet gösteren her devletle dost olacaktır.

Darbeye destek veren gruplar yukarıda görüldüğü üzere kabinede yer alan gruplardı. Ancak darbeye destek veren bir grup daha vardı. O grup Baasçılardı. Baasçılar darbeye destek olmuşlar ancak daha sonra Kasım tarafından tasfiye edilmiştir.

 

Darbenin Dünyadaki Yankıları

Darbenin dünyadaki yankılarına bakacak olursak Batı’da şaşkınlık yaratsa da özellikle Mısır ve SSCB tarafından yeni yönetim memnuniyetle karşılanmıştır. Bağdat Radyosu 14 Temmuzda BAC’ın İhtilal Hakimiyet Konseyi’nin tanıdığını açıklamış ve aynı şekilde BAC yeni hükümeti tanıdığını açıklamıştır. SSCB, Çin ve Yemen de 16 Temmuz günü yeni hükümeti tanıdıklarını açıklamışlardır. Hatta NikitaKuruşçev, Abdülkerim Kasım’a tebrik telgrafı göndermiştir.[21] SSCB’den sonra diğer demir perde devletleri yeni hükümeti tanımışlardır. 30 Temmuz’da Batı Almanya ve Yunanistan yeni hükümeti tanıyan ilk NATO devletleri olmuştur. İran da yeni hükümeti tanıyan ilk Bağdat Paktı üyesi olmuştur.

Darbe ABD’de adeta şok etkisi yaratmıştır. Başkan Eisenhower acil toplantı yapmış ve bu gelişmenin Batı Bloğu için tehlikeli bir hareket olarak yorumlamıştır. ABD darbeden 1 gün sonra Lübnan cumhurbaşkanı Kamil Şamun’un isteğiyle 5000 askerini Lübnan’a çıkartmıştır.[22] 15 Temmuz günü başbakan Abdülkerim Kasım ABD ile dost olmak istediklerini büyükelçiye iletmiştir. ABD Büyükelçisi de vatandaşlarının güvenliğini için güvence istemiş, Kasım da bu güvenceyi vermiştir. 19 Temmuzda yeni hükümet ABD ile işbirliği yapacağını, anlaşmalara sadık kalacağını, Komünizm ile ilgisini olmadığını bildirmiştir. Bu gelişmelerden sonra ABD içinde de yeni hükümeti tanınması gerektiği düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı. Ancak ABD hükümeti Savunma Bakanlığına darbe yapıldığı zaman Irak’a askeri yardımın durdurulması emrini vermişti. 2 Ağustosta ise ABD yeni hükümeti tanıdığını Büyükelçi WalterGallman aracılığıyla Irak Dışişleri Bakanı Dr. Abdülcebbar Cömert’e bildirmiştir.[23] Hatta dışişleri bakanı yardımcısı Robert Murphy, 3 Ağustosta Bağdat’ta Abdülkerim Kasım ile görüşmüştür.

İngiltere, darbeyi sürpriz olarak karşılamış ve kendilerine darbe yapılacağı haberi bilgisi gelmediğini açıklamıştır. Yeni hükümetin ilk bildirisini kendilerine uyacaklarını düşüncesiyle hareket etmişlerdir. Hatta yeni hükümeti Nasır’ın etkisinden uzaklaştırıp kendi etkilerine çekmeyi hedeflediler. Ürdün Kralı Hüseyin Ortadoğu’da yaşanan durumlardan dolayı İngilizlerden yardım istemiş, 17 Temmuzda İngiliz paraşütçü birliği Kıbrıs’tan Amman’a sevk edilmiştir. Başbakan McMillan gerekirse bu birliğin sayısının arttırılacağını söylemiş ve bu birliğin Irak’a müdahale etmeyeceğini bildiriyordu. Darbeden sonra ABD ve İngiltere dışişleri bakanları ABD birliklerinin Lübnan’da, İngiliz birliklerinin Ürdün’de kalması konusunda anlaşmış böylece yeni Irak hükümeti tahrik edilmemeye çalışılmıştır. 30 Temmuzda İngiltere yeni hükümeti tanıdıklarını tüm dünyaya bildirmiştir.[24]

Fransa ise başından beri Bağdat Paktı’na sempatiyle bakmıyordu. Bu paktın üyesi olan Irak’ta er geç böyle bir durumun oluşacağı beklentisi içindeydi ve darbeyi bu çerçevede yorumlamışlardır. SSCB darbeyi radyolarından “Irak’ın Batılı emperyalistlerin tuzaklarından” kurtulduğunu bildirmiştir. Moskova Radyosu da yeni hükümeti tanıdığını açıklamıştır. Mısır ise gelişmeleri yakından takip etmiş    hatta Nasır olayları öğrendikten sonra Yugoslavya gezisini yarıda kesmiştir. Kahire Radyosu darbecileri tebrik etmişler ve akşam gazeteleri olayı büyük bir sevinçle karşılamışlardır.[25] Darbe Mısır ve Suriye halkı tarafından sevinçle karşılanmış ve BAC yöneticileri Irak’ın da BAC’a katılacağını ve Arap birliğini gerçekleştireceklerini düşüncesindelerdir. İran Şahı durumu üzüntüyle öğrendiğini ve İran ordusuna her an hazır olunmasını emretmiştir.

Çevre ülkelerden en büyük tepkiyi Ürdün vermiştir. Ürdün de Haşimi hanedanı tarafından yönetildiği için tepkinin büyük olması kaçınılmazdır. Darbeden sonra Arap Federasyonu’nun liderliğini Kral Hüseyin üstlenmiştir. Bu arada yeni hükümet Ürdün’e de çağrı yapıyor ve Kral Hüseyin’in devrilmesi çağrısını yapıyordu. 19 Temmuzda Kral II. Faysal için Ürdün’de 40 günlük yas ilan edildi. Ürdün 20 Temmuzda BAC ile ilişkilerini kesmiştir.[26] Daha sonra Irak’ta yapılan darbenin aynısının Ürdün’de de yapılacağı ortaya çıkarılmış ve 40 subay tutuklanmıştır. 21 Temmuzda Ürdün’de isyan çıktığı ve Kral Hüseyin’in esir edildiği haberleri yalanlanmıştır. 2 Ağustosta Kral Hüseyin Arap Federasyonu’nun feshedildiğini açıklamıştır.

 

Darbenin Türkiye’deki Yankıları

Darbe Türkiye’de şaşkınlıkla karşılanmış ve ilişkilerinin yakın olduğu Irak’ta böyle bir haberin gelmesi iktidar olan Demokrat Parti kurmaylarında üzüntü yaratmıştır. İstanbul’da Bağdat Paktı toplantısı için bulunan Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes apar topar Ankara’ya dönmüşlerdir. Pakistan Cumhurbaşkanı İskender Mirza ve İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi de İstanbul yerine Ankara’ya geçmişlerdir.[27] Darbe haberi Irak Hava Yolları “014” sayılı seferiyle Türkiye’ye ulaştırılmıştır.[28] 17 Temmuzda Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu gazetecilere Bağdat Paktı’nın devam edeceğini ve yeni Irak hükümetini tanımadıklarını açıklamıştır. Aynı şekilde Irak’ın Ankara Büyükelçisi Necip el Ravi de yeni hükümeti tanımadığını bildirmiştir.[29]

Hükümet yeni hükümeti tanımadığını bildirdikten sonra gelişmeleri yakından takip etmiştir. Hatta Kerkük’te bulunan Türklerin de durumu ele alınmıştır. Türkiye’nin bu olaydan sonra Irak ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayı planladığı hatta ABD’ye başvurulup onay alınmak istendiği ancak bunu ABD’nin reddettiği iddia edilmiştir.[30] Olası bir Türk müdahalesini Ürdün de destekleyecekti.[31] Türkiye 22 yaşından 45 yaşına kadar emekli subay ve yedek subaylar da dâhil seferberlik kağıtları çıkartmıştır. Türkiye, Irak’taki darbeden sonra ABD ve İngiltere ile yakın temasa geçmiştir. Türkiye bu temaslarda atacağı adımları konuşmuştur. DP hükümeti gün geçtikte ilk tavrından yavaş yavaş kopmaya başlamıştır. Bunun nedenlerinden biri Batı ülkelerinin yeni Irak hükümetine karşı yumuşamaya başlaması olarak gösterebiliriz. Hatta muhalefet bile DP hükümetinin bu tutumundan dolayı rahatsızdır.[32] 24 Temmuzda kapalı olan Irak sınırı açılmıştır. İlk başta hükümeti tanımadığını açıklayan Irak büyükelçisi daha sonra hükümeti tanıdığını açıklamıştır.[33] Bağdat Radyosu Türkçe yayına başlamıştır. Nihayet DP hükümeti 31 Temmuz 1958’de yeni hükümeti tanıdığını açıklamıştır. Bu karar 28 – 29 Temmuz 1958’de Londra’da toplanan Bağdat Paktı Başbakanlar toplantısında alınmıştır.[34] Bağdat Radyosu aynı gün Türkiye’nin hükümeti tanıdığını bildirmiş ve Irak siyasi çevrelerinde memnuniyet oluştuğunu belirtmiştir.

Muhalefetin tutumuna baktığımızda hükümetin ilk tavrını Irak’taki darbeye karşı bir direniş hareketi olduğunu belirtmişlerdir. CHP Lideri İsmet İnönü 20 Temmuzda Eyüp İlçe Kongresinde Türkiye’nin olayların etrafının sardığını ve hükümetin burada çok dikkatli davranması gerektiğini söylemiş ve CHP grubu Meclisi acil toplantıya çağırmıştır. 147 CHPlinin imzası ile meclis olağanüstü toplanmıştır. Hükümet adına İçişleri Bakanı Namık Gedik bilgi vermiş, muhaliflerin verdiği önerge reddedilmiş ve 1 Kasımda açılmak üzere oturum sona ermiştir.[35]Muhalefet kendisine söz verilmemesini protesto etmiştir.[36] Bu oturumdan sonra CHP Meclis Grubu olağanüstü toplanarak bir tebliğ yayınlamış ve hükümetin tutumuna karşı tepki göstermiştir. Ertesi gün İsmet İnönü Meclisi tekrar toplantıya çağıracaklarını belirtmiştir.[37] 31 Temmuzda yeni hükümet tanınmasına rağmen CHP’nin eleştirileri sürmüştür. Bu tartışmalar çok sert bir şekilde devam etmiştir. Örnek verecek olursak CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek’in eleştirileri karşısında Zafer Gazetesi Gülek’i “Salon İhtilalcisi” olarak vasıflandırmıştır.[38] Hürriyet Partisi ise bu konuda CHP ile aynı çizgide olmuş ve iktidarın tavrını eleştirmiştir. CMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı da aynı şekilde iktidarın tavrını eleştirmiştir.

 

Sonuç

1958 Irak Askeri Darbesi, Irak tarihinin dönüm noktalarından biridir.Manda olarak 11 yıl, bağımsız olarak 26 yıl toplamda 37 yıllık bir hanedanlık yıkılmış ve cumhuriyet rejimiyle yeni bir sürece girmiştir. Yöneticilerin Batıcı tutumları, halkın şikayetleri, ordu içinde yükselen muhalefet ve Pan – Arabizm darbeyi kaçınılmaz hale getirmiştir. Aslında 1936 ve 1941’de iki defa olmak üzere darbe geçmişi olmasına rağmen bu darbelerde amaç monarşiyi yıkmak değil hükümetleri değiştirmekti.Bu yüzden Irak tarihinin dönüm noktalarından biridir. Darbeden sonra Irak’ın Batı’dan kendini yavaş yavaş izole olmasını ve iyice SSCB etkisine girmesini görmekteyiz. Batı ile ilişkiler tekrar Baas döneminde silah alımlarında yükselecektir.

Darbeyle birlikte sol hareket Irak içinde daha da etkisini gösterecektir. Irak Komünist Partisi (IKP) ve darbecilerin Sovyet yanlısı olmaları bunu tetikleyecektir. Bu dönemde BaasIKPciler tarafından tasfiye edilmişler ve yer altına çekilmişlerdir. Her ne kadar daha sonra General Kasım’a suikastı onlar düzenledilerse de daha sonra iktidarı ele geçirip IKPcileri tasfiye edeceklerdir. Bu darbeyle birlikte Irak’ta bir istikrarsızlık başlamış, 2 darbe ve 1 darbe girişimi düzenlenmiştir. 1963’te Abdüsselam Arif, 1968’de Hasan el Bekir ve Saddam Hüseyin liderliğinde Baasçılar darbe yapmışlardır. Darbe teşebbüsü de General Kasım’ı suikast düzenleyen Baasçılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyet rejimi bir önceki rejimden rahatsız olanları tatmin etmemiş ve özellikle Kürtler Molla Mustafa Barzani’nin dönüşüyle birlikte 1962’den 1975’e kadar sürecek bir isyan sürecine gireceklerdir.

Kaynakça

AL JUMAILY, QassamKh.– ÖZTOPRAK, İzzet, “Irak ve Kemalizm Hareketi ( 1919 – 1923)”, Ankara, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 1999

ARMAOĞLU,Fahir,“20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1 – 2”, İstanbul, Alkım Kitabevi

BOSTANCI,Mustafa,“Irak’ta Monarşinin Sonu: 1958 Irak İhtilali”, Ankara, Berikan Yayınevi, 2017

BOZKURT, Abdülgani, “Monarşiden Cumhuriyete: 1958 Irak Darbesi”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76

CLEVELAND, William L.,“Modern Ortadoğu Tarihi”, çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2008

ÇELEBİ, Onur, “14 Temmuz 1958 Irak Darbesinin Türk İç Politikasına Yansımaları”, 2017, TurkishStudies, Cilt: 12, Sayı: 31

ERENLER, Muharrem, “Irak”, Hasan Öztürk (der.), Modern Orta Doğu Siyasi Tarihi, Ankara, BİLGESAM Yayınları, 2016

FORDYCE, Katie, “Not Your “Average” CoupD’État:The 14 JulyRevolutionandthe “True Coup” Question”, Victoria University of Wellington, New Zealand

SİNKAYA,Bayram, “Ortadoğu’da Asker – Siyaset İlişkisi ve Askeri Darbeler”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76

UMAR, Ömer Osman,“Bağdat Paktı”, Ankara, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2013

ÜLMAN, A. Halûk, “Orta Doğu Buhranı”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1958, Cilt: 13, Sayı: 4

Gazete

Milliyet

Dipnotlar

[1] Bayram Sinkaya, “Ortadoğu’da Asker – Siyaset İlişkisi ve Askeri Darbeler”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76, s. 51.

[2]Sinkaya, a.g.m., s. 52

[3]Sinkaya, a.g.m., s. 53

[4]Sinkaya, a.g.m., s. 53

[5]QassamKh. Al Jumaily – İzzet Öztoprak, Irak ve Kemalizm Hareketi ( 1919 – 1923), Ankara, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 1999, s. 18.

[6] William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, çev. Mehmet Harmancı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2008, s. 363.

[7]Muharrem Erenler, “Irak”, Hasan Öztürk (der.), Modern Orta Doğu Siyasi Tarihi, Ankara, BİLGESAM Yayınları, 2016, s. 150.

[8] Erenler, a.g.e., s. 150

[9] Abdülgani Bozkurt, “Monarşiden Cumhuriyete: 1958 Irak Darbesi”, Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2016, Cilt: 8, Sayı: 76, s. 41

[10] Ömer Osman Umar, Bağdat Paktı, Ankara, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, 2013, s. 115.

[11]KatieFordyce, “Not Your “Average” CoupD’État:The 14 JulyRevolutionandthe “True Coup” Question”, Victoria University of Wellington, New Zealand, s. 80.

[12] Mustafa Bostancı, Irak’ta Monarşinin Sonu: 1958 Irak İhtilali, Ankara, Berikan Yayınevi, 2017, s. 70

[13]A. Halûk Ülman, “Orta Doğu Buhranı”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1958, Cilt: 13, Sayı: 4, s. 237.

[14] Milliyet, 15 Temmuz 1958, s. 1.

[15] Bostancı, a.g.e., s. 106 – 107.

[16] Ülman, a.g.m., s. 237.

[17] Erenler, a.g.e, s. 151.

[18] Milliyet, 16 Temmuz 1958, s. 1.

[19] Bozkurt, a.g.m., s. 41.

[20] Ülman, a.g.m., s. 238.

[21] Bostancı, a.g.e., s. 188.

[22] Milliyet, 16 Temmuz 1958, s. 1.

[23] Bostancı, a.g.e., s. 204.

[24] Bostancı, a.g.e., s. 210.

[25] Bostancı, a.g.e., s. 133.

[26] Bostancı, a.g.e., s. 233.

[27] Onur Çelebi, “14 Temmuz 1958 Irak Darbesinin Türk İç Politikasına Yansımaları”, 2017, TurkishStudies, Cilt: 12, Sayı: 31, s. 46.

[28] Milliyet, 15 Temmuz 1958, s. 1.

[29] Milliyet, 17 Temmuz 1958, s. 5.

[30] Çelebi, a.g.m., s. 48.

[31] Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Cilt 1 – 2, İstanbul, Alkım Kitabevi, s. 513.

[32]Bostancı, a.g.e., s. 255.

[33] Milliyet, 22 Temmuz 1958, s. 1.

[34] Çelebi, a.g.m., s. 48.

[35] Çelebi, a.g.m., s. 47.

[36]Milliyet , 27 Temmuz 1958, s. 1.

[37]Milliyet , 28 Temmuz 1958, s. 1.

[38] Çelebi, a.g.e., s. 49.

 

Yazar Hakkında

Gökhan Cesur / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi Ve Uluslararası İlişkileri / Yüksek Lisans

İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler / Lisans

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir