Film Listesi
Variety.com ‘dan Alınmıştır.

10 yıl, İzleme Listenize Eklenebilecek 10 Film

Bir on yılı daha geride bıraktık, etrafa dikkatlice bakmış iseniz insanların hızla 2020’ye ulaşmak istediklerini, taptaze bir başlangıç aradıklarını görmüşsünüzdür. “New year, new me!” postlarını görüyor olma ihtimaliniz bile olabilir. Hepimizin yepyeni bir başlangıca ihtiyacı olduğu çok doğru, zira yorucu bir yolculuktu 2010’lu yıllar. Bir anda hayatımızın her yerine giren İnternet, yeni feminizm dalgası, Başkan Trump (2016 bambaşka bir hikayeydi, ayrı bir konu.), dokunmatik ekranların olmadığı yerin kalmaması, Throwback Thursday’ler, Manic Monday’ler derken 2020 burada.

Herkesin taze bir sayfaya ihtiyacı var çünkü yorulduk. Ama başlangıçları besleyen şey, arkada bıraktıklarımızdır. Arkada bıraktığımız her saniyenin gösterişli veya ödüllere layık olduğu söylenemez. Ama bu bazılarını özel yapar. Çünkü arkada bıraktığımız her şeyin bir şaheser olmasına gerek yok, bir şey hissettirmesi yeterliyken.

Bu sebeple bu listede 2010’larda vizyona giren ve izleme listelerinize katabileceğiniz, farklı türlerden 10 film bulunuyor.

1. 2010 – Black Swan

Black Swan - Film
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Gözlerini devirenleri hisseder gibiyim. Ama 2010 yılında sinema aklıma gelince taç derhal Black Swan’a gider. Darren Aronofsky mi desem, Portman mı desem bilemiyorum; hâlbuki Black Swan sırf senaryosuyla bile bir şaheser.

Film, Nina Sayers adlı bir balerinin ‘Kuğu Kraliçe’ rolünü kapmasıyla başlıyor ama Nina’nın mükemmel olma takıntısıyla beraber ‘tozpembe’ bir balerinin farklı renklerinin açığa çıkmasını izliyoruz.

İhtimaller dâhilinde Nina’nın paranoid şizofreni hastası olmasının psikiyatristler tarafından öne sürüldüğünü bildiğiniz zaman film ayrı bir tat bırakıyor. Çünkü ‘o’ iki sahnede mükemmellik korkusu ve paranoyasının; obsesyon portresi, sinema tarihindeki en iyilerden. Aranofsky bir kez daha müzik ve kendine özgün açılarıyla bu duyguları kukla oynatırcasına sunuyor izleyiciye.

2. 2011 – The Music Never Stopped

The Music Never Stopped
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Başrollerde J.K. Simmons ve Lou Taylor Pucci’nin bulunduğu 2011 yapımlı The Music Never Stopped, adını Grateful Dead’ın şarkısından almıştır. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan film, nörolog Oliver Sacks’in ‘Son Hippie’ makalesinden uyarlanmıştır.

Film Henry (Simmons) ve Helen Sawyer’ın 1986 yılında hastaneden aranmasıyla başlıyor. Bir anda iki ebeveyn kendilerini hastanede, 20 yıldır haber almadıkları oğullarında bir beyin tümörü olduğunu söyleyen bir doktorun karşısında buluyor. 1’den 10’a bile sayamayan Gabriel, (Pucci) tümör yüzünden yeni anıları depolayamaz hala gelmiştir. 1951 doğumlu Gabriel’in hafızası 1968 yılında kalmıştır. Doktorlar Gabriel’ın müziğe, özellikle gençlik yıllarında dinlediklerine tepki verdiklerini tespit ettiklerinde ise, babası hem bir müzik terapisti tutar hem de bunu 20 yıldır görmediği oğluyla tekrar bağ kurmak için bir umut ışığı olarak görür.

Sırf Simmons’ın performansı için bile izlenilesi bir film olmasının yanında, The Music Never Stopped dramın yanında kuşak çatışması, 60’lar Amerika’sının politik kutuplaşması ve dağılmış bir aileyi yeniden bağlayan müziğe değiniyor.

Simmons ve Pucci’nin beraber oldukları her sahnede ister istemez duygulanıyorsunuz çünkü senaryo adeta kelimelerle değil, bakışlarla oynanmış. Oğlu gençliğinden bir anısını hatırlatıp anlatırken hafifçe tebessüm eden ama gözleri ona hayranlıkla bakan, ona devam etmesini söylerken gözyaşını silen Simmons’dan etkilenmemek mümkün değil.

Bağımsız Film festivallerinde de bolca dikkat çeken film, özellikle soundtrack’le öne çıkmıştır. Bob Dylan, The Rolling Stones, The Greatful Dead, The Beatles, Buffalo Springfield vb.  pek çok sanatçıyı bünyesinde toplayan, her ne kadar biraz öngörülebilir olsa da izlediğiniz için memnun kalacağınız bir film.

3. 2012 – Ruby Sparks

Ruby Sparks - Film
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Hızlıca bir soru, hiç sizin için mükemmel birini yarattınız mı? Kaç kez gerçek oldu peki?

Başrollerinde Zoe Kazan ve Paul Dano’nun olduğu film, son yıllarda bağımsız filmlerden ses getirenlerden olmuştur. Film, ilhamını kaybetmiş bir yazar olan Calvin’in (Dano) monoton hayatına bir bakışla başlıyor.

Calvin bir gün bir rüya görüyor. Rüyasında gördüğü ona doğru yaklaşan kızıl saçlı güzel kız, bir anda onun ilham perisi oluyor. Uzun süredir böyle yazamayan Calvin ‘Ruby Sparks’ adını verdiği bu kızı hiç durmadan, uyumadan, yemek yemeden yazıyor. Onunla beraber sahnelerini, özelliklerini, nerede büyüdüğünü, neyi sevip sevmediği, lisede nasıl olduğu vb. detaylarına kadar yazıyor.

Olaylar böyle gelişirken, film Calvin’in bir anda evinde ortaya çıkan Ruby (Kazan) adlı kızılla hem komik hem de ilginç bir yöne giriyor. Bir anda hayallerinde ki kızla, hayallerindeki bir ilişki yaşayan Calvin ise her şeyin hayallerine uygun gideceğine ikna oluyor.

Bir romantik komedi olsa da ‘Ruby Sparks’ bir romantik komedi değil. Ana karakterlerin birleşmesiyle değil, ilişkinin sürdürülmesi ile ilgileniyor ve kuruntuların bir ilişkiye ne yapabileceğine. Calvin, kendi kendine yarattığı kuruntuları ve güvensizlikleri arttıkça, yazıyor. Gerçekten birinin her düşüncesini kontrol etmek sağlıklı bir ilişki mi doğurur? Bu etik midir?  İster istemez aklınıza bu soruları sokan film, hem senaryo (Zoe Kazan) hem oyunculuk hem de sinematografisi için birçok ödüle aday gösterilmiştir.

İleriye yönelik bir not, Matt Reeves’in ‘The Batman’ filmi için Paul Dano, Riddler olarak seçilmişti. Onu önden böyle görmek zevkli gibi.

4. 2013 –The Bling Ring

The Bling Ring
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

The Bling Ring, sadece ilginç. Başka hiçbir özelliği yok.

Ama 2013 bunu hak ediyor. Neden mi?

Çünkü 2013, 2010’lar ve 2000’ler arasındaki çizgi. Toksik sosyal medya kültürünün oturduğu yıl, başka bir deyişle şu anın temeli. Gerçek bu ve gerçek bazen sadece hoş değildir.

Ünlü yönetmen Sofia Coppola’nın yazıp yönettiği The Bling Ring, gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Başrollerde ise Emma Watson, Taissa Farmiga, Katie Chang, Israel Broussard gibi isimler var.

Film, günümüz sosyal medyasındaki ünlü ve parıltılı yaşamlardan etkilenip, üne aç olan bir takım gencin İnternetten ünlülerin evlerini bulup sıra sıra soymalarını anlatıyor. Son yıllarda sosyal medyanın etkisini harika bir şekilde kavramış olsa da, film fazla kusurlu. Orijinal ve aslında güzel bir senaryoyla harika bir film olabilecekken, güçsüz senaryo bunu mahvediyor.

Coppola, daha önce Lost In Translation (2003) ve Marie Antoinette (2006) gibi sinefiller tarafından sevilen kaliteli filmlere imza atmış bir yönetmen. The Bling Ring her ne kadar güncel bir senaryoya sahip olsa da, Coppola standartlarına göre fazla düşük. Filmi hiç izlemeden açıp fragmana bakan biri bunu daha net anlayabilir hatta.

“-Nasıl yani, Coppola mı bu?”

“+Ne yazık ki.”

5. 2014 – Big Eyes

Big Eyes Filmi
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Tim Burton’ın yönetmenliğini üstlendiği filmde, Amy Adams ve Christopher Waltz başrolleri üstleniyor.  1950’lerde geçen film, gerçek bir hikâyeye dayanıyor.

Kocasından küçük kızıyla kaçan ressam Margaret Keane’in (Adams), taşındığı yeni şehirdeki hayatıyla başlıyor film. Bekâr bir anne olan Margaret iş bulmakta zorlanır. Bu sebeple parkta insanların portrelerini yaparak para kazanmaya bakar. Burada başka bir sanatçı olan Walter Keane ile tanışır.

Kısa bir sürede evlenen ikili, Walter’ın ticari zekâsıyla yeni bir sistem kurar: Portreleri Walter’ın yaptığını lanse edip satışları arttırmak. Portreler dünya çapında sansasyonel olur, Keane çifti ise istedikleri ve hayal edebilecekleri her şeye sahip olurlar. Fakat bu durum hayatlarında ve evliliklerinde masum, zararsız bir beyaz yalan olarak varlığını sürdürecek midir?

“Ben Keane’im, sen Keane’sin. . . Ne fark eder ki?”

Walter Keane

6. 2015 – Brooklyn

Brooklyn
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Eilis Lacey (Saoirse Ronan) adındaki İrlandalı bir kızın Amerika’ya göç etmesiyle başlıyor film. Arkasında kız kardeşi ve annesini bırakan Eilis, her ne kadar gitmek istediği kadar gitmek istemese de, New York’ta yeni bir hayata başlaması gerektiğini bilir. Orada işe başlayıp ev hasretiyle her gün yansa da günler bir şekilde geçer. Eilis bu esnada hem kendini hem de yeni evini ‘ev’ olarak kendine aksettirmeye çalışırken, İtalyan bir ailenin çocuğu olan Tony ile tanışır. Kendini işine ve ilişkisine veren Eilis, tam da ‘ev’ kavramını oturtmuş hissederken, bir aile krizi sonucunda bir süre İrlanda’ya dönmek zorunda kalır. Evine döndüğünde ise Jim adında bir adamla tanışır Eilis. Jim’e de hisler beslemeye başlayan Eilis, ailesinin de ona ihtiyacı olduğunu fark edince; bir seçim yapmak zorundadır. Ev mi, ‘Ev’ mi?

Saoirse Ronan klasik bir şekilde Oscar adaylığını yine kaparken, film aynı zamanda ‘Yılın En İyi Filmi’ Oscar’ına da layık görülüyor. BAFTA ve Golden Globes ödüllerinde de gözlerden düşmeyen film, özleme ve ‘ev’ kavramına yeni bir perspektif katıyor.

7. 2016 – Raw

Raw
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Büyük ihtimalle az çok sinema ile ilgilenen her bireyin bildiği bir film olsa da Raw, istisnasız 2016 yılının en fantastik yapımlarındandı. Bu sebeple evet, ke-sin-lik-le, burada olmalıydı.

Vejetaryen bir ailenin kızı olan Sophie, ablasının da okuduğu veterinerlik fakültesinde üniversite eğitimine başlar. Üniversitede ilk kez etin tadına bakan Justine, bir süre sonra onu yine arar, özler. Ve kızın özlemle başlayan et ihtiyacı, daha tehlikeli ve vahşi bir hale gelince ablası duruma müdahale eder.

Raw, cesur ve vahşi bir yapım. Kana gelemeyen, ete dokunamayan biriyseniz izlememeniz gereken bir film. Sakin ruhlu genç bir kızın yavaş yavaş ete duyduğu hayranlık ve arzusuyla gittikçe gerçek kişiliği daha da ortaya çıkarken; film şok, korku ve kaotik elementleri hamurla oynarcasına kullanıyor. Filmin efsane müziği ise bunlara efsane bir katkı bırakarak sizi bu vahşi filmin doruk noktasına hazırlıyor.

Başrollerinde Garance Marillier ve Ella Rumpf’un bulunduğu film, 2016 Cannes’te festival yıldızıydı. Tam anlamıyla bir gerilim başyapıtı olan Raw, sizi hem hasta edecek hem de hayranlıkla izlettirecek.

8. 2017 – Goodbye Christopher Robin

Goodbye Christopher Robin
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Küçükken ‘Winnie the Pooh’yu sever miydiniz? Cevap evet ise, neredeyse bütün karakterleri küçük bir çocuğun yaratmış olması sizi hem şaşırtacak hem de sevindirecek olabilir. Gerçek bir hikâyeye anan filmde hepsi bulunuyor: Winnie, Piglet, Eeyore, Tiger, Kanga, Roo, Rabbit ve tabii ki filmin adını veren Christopher Robin.

Asıl adı Christophere Robin Milne olan bu çocuk, bu karakterleri tamamen oyuncakları ve hayal gücüyle yaratır. Savaştan sonra post travmatik stres sendromu yaşayan babası A.A Milne ise ilhamını kaybetmiş, depresif bir yazar olarak hayatını sürdürürken; küçük oğlunun yarattığı karakterler dikkatini çeker. Bunu yeniden yazıp dünyaya bağlanmak için fırsat gören baba, aynı zamanda oğluyla bağlanır. Fakat ayı Winnie dünyaya kazandırılmış olsa da, bir baba para kazandıkça çocuğunun çocukluğunu kaybetmesini izleyebilir mi?

Başrollerde Domhnall Gleeson, Margot Robbie ve Kelly Macdonald’ı barındıran ‘Goodbye Christopher Robin’ çocukluğa, savaşa ve tatlı ayı Winnie’ye yeni bir perspektif katmayı başarıyor.

9. 2018 – Disobedience

Disobedience - Film
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

Başrollerde Rachel Weisz ve Rachel McAdams’ın olduğu Disobedience, cinsel yönelimli yüzünden bir Yahudi topluluğundan aforoz edilen Ronit ile başlıyor. Aforozunun sebebiyse, çocukluk arkadaşı Esti’ye duyduğu hislerdir.

Bir yakınının ölümü sebebiyle geri dönen Ronit, Esti ile yeniden karşılaşır ve duyguları yeniden yeşerir. Ama bir sorun vardır, Esti dindar bir adam ile evlidir.

İki Rachel da fantastik bir oyunculuk sergilemiş. Akademi seviyesinde fantastik oyunculuktan yana, Disobedience dine, aşka ve kişiliğe güçlü ve kompleks bir bakış açısı. Sorun ne miydi? Vizyon tarihinin Avengers: InfinityWar ile çakışması.

10. 2019 – Little Women

Little Women
Filmschoolrejects.com’dan Alınmıştır.

2019 yılına Louisa May Alcott’un ölümsüz klasiğinden uyarlanan; Greta Gerwig’in yönettiği, adeta ‘Suicide Squad’ denilebilecek bir kadroya sahip olan Little Women’ın koyulmayacağını düşündünüz mü gerçekten?

2017 çıkışlı Lady Bird’den sonra adını iyice duyuran yönetmen Greta Gerwig, bu sefer her şeyiyle karşımızda. Senaryo, efsane ve fazlasıyla ‘Gerwig’ bir sinematografi, ikonik açı ve çekimler, dudak uçuklatan bir kadro… Saoirse Ronan, Emma Watson, Florence Pugh, Timothee Chalamet… Daha ne isteyebilirsiniz?

Jo, Meg, Amy, Beth. Film dört March’ın hayatlarına odaklanıyor. Her ne kadar farklı olsalar da, ortak olarak birbirlerini bir o kadar da seven bu dört kardeşin hayatta karşılaştıkları zorluklar konu alınıyor. Fakat her şeye rağmen devam etmelerini; seçimler yapmalarını, kusurlu ama bir o kadar da güçlü genç kadınlara dönüşmelerini izliyoruz.

Türkiye’de Şubat 2020’de vizyona girecek olan bu filmin kitabını eğer önceden okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.


KAYNAKÇA

Vulture, Every Movie in 2010s Ranked, 11 Aralık 2019, https://www.vulture.com/2019/12/every-movie-of-the-2010s-ranked-sort-of.html (ET: 14.12.19).

Insider, 100 Best Films of the Decade Ranked, 24 Kasım 2019, https://www.insider.com/best-films-of-the-decade-2010-2019-11 (ET:15.12.19).

BBC, Film in the 2010s: The Decade that Changed Cinema Forever, 6 Aralık 2019, http://www.bbc.com/culture/story/20191205-film-in-the-2010s-the-decade-that-changed-cinema-forever (ET:09.12.19).

Ödül Törenleri vb. Bilgiler imdb.com’dan alınmıştır.

Film School Rejects, ‘Brooklyn’ and the Emotional Journey of Leaving Home, 8 Ocak 2020, https://filmschoolrejects.com/brooklyn-leaving-home/, (ET: 08.01.20).

The Guardian, Raw: A Cannibal Fantasy Makesfor a Tender Dish, Mark Kermode, 9 Nisan 2017, https://www.theguardian.com/film/2017/apr/09/raw-julia-ducournau-cannibal-fantasy-review-kermode , (ET: 07.12.19).

Core Idea, How Ruby Sparks Critiques Love (Video Essay), 28 Haziran 2017, https://www.youtube.com/watch?v=ibkL_R_wTno&t=1s, (ET: 10.12.19).

The Last Hippie and the Grateful Dead, Kate Edgar, 24 Şubat 2011, https://www.oliversacks.com/the-last-hippie-and-the-grateful-dead/, (ET: 11.12.19).