barış
parikiaki.com'dan alınmıştır.

1 Eylül Dünya Barış Günü

Giriş

Herkesin dilinden sıklıkla duyulan bir kelime olan barış, aslında nedir ya da ne değildir? Barış kelimesinin birçok kaynakta farklı tanımı mevcuttur. TDK tanımlarından birine göre; “Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar.” [1]dır. Bu oldukça politik bir tanımdır. Ancak “Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam.”[2] tanımı daha genel bir anlam içermektedir. Yani barışın sadece politikayı değil daha birçok konuyu kapsadığını göstermektedir.

İnsanlar tek başlarına yaşayabilen varlıklar değildir. Tarihin en eski zamanlarından beri bir arada yaşamış, iş bölümü yapmış, hayatı kolaylaştırmış ve birbirine destek olmuştur. İnsanlık var olduğu müddetçe de bu ihtiyaçlar devam edecektir. Böylesine bağımlı yaşamlar içinse en uygun ortam barışın olduğu ortamdır. Çünkü barışın varlığı huzuru getirdiği gibi yokluğu da muhakkak büyük sorunlar meydana getirecektir.

Bu çalışmada Dünya Barış Gününün kısa tarihine, nereden geldiğine ve neden kutlandığına; ilerleyen bölümlerinde ise savaş olgusunun içeriğinden, zamanla yaşadığı değişiminden, türlerinden; farklılıkların getirdiği çatışmalardan, gerilimlerden; bir ticaret savaşının dahi barış ortamı için oluşturduğu engellerden bahsedilecektir.

Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur.” – Victor Hugo

Anahtar Kelimeler: Dünya Barış Günü, Savaş, Barış

Dünya Barış Gününün Kısa Tarihi

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her eylülün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül’ü Barış Günü olarak kabul edilmiştir.[3] 21 Eylül günü Birleşmiş Milletler Merkezi’nde barış çanı çalmıştır. Üzerinde ise “Çok yaşa Mutlak Dünya Barışı” (Long live absolute world peace) yazmaktadır. Bu dünyanın ilk barış çanıdır ve dünyanın farklı ülkelerinden çocukların kumbaralarından hibe ettiği metal paralar ile yapılmıştır. Sayısı 19’a ulaşan bu çanlardan bir tanesi de ülkemizde, Ankara’dadır. Bu kapsamda dünya çapında barış tesisi için birçok çalışmalar yapılmaktadır. BM, 2001 yılında günün aynı zamanda ‘şiddetsizlik ve ateşkes günü’ olarak ilan edilmesine de karar vermiştir. [4]

Peki, Dünya Barış Gününün 1 Eylül olması tarihte nereye dayanmaktadır? BM 21 Eylül’ü kabul ettiğine göre ülkemizdeki 1 Eylül kutlamaları nereden gelmektedir?

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler; Nazilerin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarih olan 20. yüzyılın 1 Eylül’ü tarihin en kanlı savaşı olması dolayısıyla “Dünya Barış Günü” olarak ilan etti.  SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılmasının ardından dünyada 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutlayan ülke Türkiye ve KKTC’ dir.[5] Uluslararası Dünya Barış Günü kapsamında sanat, spor, çevre duyarlılığı, sosyal adalet gibi çok sayıda etkinlik dünya çapında 21 Eylül’de, Türkiye’de ise 1 Eylül’de düzenlenmektedir.

1 Eylül tam anlamıyla Dünya Barış Günü sayılır mı? Bu gündemde pek çok kez tartışılmış bir konudur. Türkiye ve KKTC 1 Eylül’de; tüm dünya ise 21 Eylül’de bunu kutlamaktadır. Aslında 1 değil, 21 değil, başka bir sayı da değil; her gün barış günüdür. Her an barış içindir. Çünkü barışa bir gün değil her gün ihtiyacımız var. Bu yüzden rakamlar kâğıt üzerinde kalır. Asıl barış günü ise her gündür.

Savaş ve Barış

Savaşın da köklü bir tarihi ve bu süreçte geçirdiği değişimler vardır. Taşlarla başlayıp oklara, kılıçlara varan değişim günümüzde yerini nükleer silahlara bırakmıştır. Savaşlar her dönemde yıkıcı olmuştur. Teknoloji ile bu durum sadece yıkım gücünün artmasından ileri bir yere gidememiştir. Aslında bir savaşın kazananı hiçbir zaman olmaz. Çünkü savaşan her iki taraf da bir sürü insani ve maddi kayıp vermektedir. Kaybetti denen taraf aslında “çok kayıp” veren taraf iken kazandı denilen taraf da “az kayıp” veren taraf olmuştur. Aslında gerçek değişmez, savaşın kazananı yoktur. Savaşan daima kaybeder. Kapsamı itibarıyla savaşın, biyolojik, etnolojik, psikolojik, sosyolojik, antropolojik, ekonomik, coğrafi, tarihî ve siyasi yönleri bulunan çok disiplinli bir kavram olduğunu söylemek mümkündür.[6]

Bütün savaşlar kandırmaca üzerine kuruludur.[7]

Peki, savaş nedir ya da ne değildir? Yine TDK sözlüğünden üç anlam çıkıyor karşımıza: “Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, harp, cenk, cidal.”, “Uğraşma, kavga, mücadele” ve “Bir şeyi ortadan kaldırmak, yok etmek amacıyla girişilen mücadele.”[8] Yine ilk tanım politik bir anlam taşırken diğer anlamlar daha genel kapsamlıdır. Çünkü sadece silahlı bir mücadeleden ibaret değildir savaş. Geçmişten günümüze yaşanan ticaret ve fikir savaşları da vardır. Yani savaş nedir ya da ne değildir dediğimizde savaş bir silahlı mücadeledir ancak bundan ibaret de değildir, diyebiliriz. Diğer savaşlara daha sonra değinmek üzere öncelikli olarak savaşın akla gelen ilk anlamına, silahlı mücadeleye biraz değineceğim.

Tarih boyunca birçok savaş yaşanmıştır. Ancak bunların bazıları vardır ve öyle büyük savaşlar olmuştur ki çok ciddi maddi ve manevi kayıplar yaşanmıştır. Bazen kaynaklara göre rakamlarda farklılık olsa bile en çok kayıp yaşanan savaşın 1939-1945 yılları arasındaki II. Dünya Savaşı olduğu bilinmektedir. Bunlara ek olarak da Moğol İstilası (1206-1368) ve Taiping İsyanı (1851-1864) büyük kayıpları ile tarihe geçmiştir.

Barışın yokluğunda, savaşın varlığında dünya genelinde nasıl kayıplar ve acılar yaşandığını biraz daha detaylandırmak için II. Dünya Savaşı’na biraz daha yakından bakalım.

I. Dünya Savaşı’nın birçok sebebi vardır ancak barışın yoluna taş koyan sebeplerden biri de silahlanma yarışıdır. Versay’ ın ağır şartlarından sıyrılıp silahlanan Almanya da burada önemli bir aktördür. 1939 tarihinde Nazi Almanya’sının Polonya’yı işgali ile başlayan bu savaş tarihin en kanlı savaşı olmuştur. Savaş başlayınca 5 tümeni zırhlı, (Panzer) olmak üzere, 52 tümenlik bir kuvveti bilfiil savaşa soktu. Alman hava kuvvetleri ise bu sırada Avrupa’nın en üstün kuvvetiydi. Alman Genelkurmayı şimdi yeni bir savaş metodu kabul etmişti.  Bu da Yıldırım Savaşı (Blitzkrieg) idi. Esası zırhlı kuvvetlere ve sürate dayanmaktaydı.[9] 1945 yılında son bulan bu savaştan sonra ise birçok problem ortaya çıkmıştır. Örneğin; Bazı kaynaklara göre 60 milyon, bazılarına göre ise 75 milyon insanın hayatını kaybettiği söylenmektedir. Avrupa yoksullaşmıştır. Toplumsal ve bireysel olarak onarılması zor psikolojik sorunlar oluşmuştur. Barışın değil çatışmanın, savaşın hâkim olduğu her ortam beraberinde muhakkak büyük sorunlar getirecektir.

Eğer bir sefer çok uzun sürerse devletin kaynakları bunu desteklemeye dayanamayabilir.[10] Bir savaşın hazırlık süreci bile oldukça büyük ekonomik desteğe bağlıdır. Savaş esnasında da aynı ekonomik kayıplar yaşanmaya devam edecektir. Devletler bu anlamda ekonomik açıdan çok zarar görmektedir çünkü silahlanmaya çok fazla yatırım yapmaktadırlar. Sun-Tzu kurduğu cümle ile uzun süren bir savaşı desteklemeye devletin dayanamayabileceğini yıllar önce Savaş Sanatı adlı eserinde söylemiş zaten. Bu durum o günden bugüne hiç değişmedi. Ne kadar gelişme yaşanırsa yaşansın silahlanma ve savaş daima devletleri ekonomik olarak yıpratır.

Savaşın karakteri zamanla değişmiştir ve bu değişim farklı sınıflandırmalarla açıklanmaya çalışmıştır. Savaş, dönemine ve özelliklerine göre dört farklı nesil olarak ayrılmışken bugün pek çok önem arz eden 4GW teorisi (4th Generation Warfare Theory) 1989 yılında William S. Lind yardımıyla ortaya çıktı. Lind; Amerikalı muhafazakâr bir yazardır ve 4GW teorisinin ilk savunucularındandır. Günümüzde de önemi olan bu teoriyi açıklamadan önce ilk üç nesil savaşın özelliklerine kısaca değinmek faydalı olacaktır.

Birinci nesil; Devletler arasında geleneksel ve sınırlı düzeyde savaşlar söz konusudur. İnsanlar burada omuz omuza savaşmaktadır. Kullanılan silahların yıkım gücü de üst seviyelerde değildir. İkinci nesil ise I. Dünya Savaşı’nın ilk aşamalarında izleri vardır. Bu dönem savunma sanayisinin geliştiği dönemdir ve teknoloji de gelişmektedir. Silahlar birinci nesille karşılaştırılınca daha gelişmiş ve ateş teknikleri üretilmiştir. Üçüncü nesilde cephe savaşlarından vazgeçilmiştir çünkü bu şekilde bir yere varılamayacağı anlaşılmıştır. Düşmanı parçalara ayırarak savaşmak söz konusudur ve bu da beraberinde bölgeselleşmeyi getirir.

Dördüncü nesil savaş en fazla tartışılan teorilerden olmuştur. Burada tek aktörün devlet olmadığı ve savaşın da tek araç olmadığı anlaşılmıştır. Bu çerçevede ise ortaya uluslararası örgütler, uluslararası şirketler çıkmıştır. 4GW ile artık savaş ve politika, savaşçılar ve siviller arasındaki çizgi netliğini yitirirken aynı zamanda savaşmanın bir yöntem olmaktan uzaklaşması söz konusudur. Birinci nesil değil dördüncü nesil savaşın yaşandığı bu dönemlerde ülkelerin kendi çizilmiş sınırları içerisinde yaşamayı bilerek barış ortamını korumaları gerekmektedir. Belli başlı ülkelerin savunma sanayindeki gelişmeler ve ürettikleri silah sistemlerinin, üçüncü bir ülke veya devlet dışı aktörler tarafından elde edilmesi ve kullanılması ile birlikte beşinci nesil savaşın temellerinin atıldığını söylemek mümkündür. [11]

Zaman içerisinde savaş öyle büyük değişimler geçirmiştir ki artık savaşın kullanılmayacak bir araç olduğu kabullenilmiştir. Çünkü öyle teknoloji ile öyle nükleer silahlar üretildi ki yıkım gücü sadece düşmanı değil karşılıklı kesin yok olmayı beraberinde getiriyor. Bir nükleer savaş tüm dünyayı yok edebilir. İşte bu yüzden savaş değil barış bir yöntem olmalıdır. Aslında tüm bu gelişmeler ışığında savaş, değişen karakteri ve sınırları aşan gelişimiyle beraberinde barışı bize kendisi getirmiştir.

“Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış.” – B. Franklin

İnsanlık ve Barış

Barıştan söz etmek için sadece savaşın olmaması yeterli değildir. Yani savaş yokluğunu barış olarak adlandırmak tam anlamıyla doğru olmaz. Ticaret savaşları, kültürel savaşlar, siber savaşlar ve fikir savaşları da vardır. Savaş kelimesinin önünde hangi türün olduğuna bakmaksızın savaşı görürsek barıştan söz edemeyiz. Elbette en kötüsü silahlı çatışmaların olduğu savaştır ancak diğer türleri de barış için önem arz etmektedir.

Dar anlamda ticaret savaşları, iki veya daha fazla ülkenin birbirlerine karşı uyguladıkları ticari tarifeler nedeni ile ortaya çıkan anlaşmazlık veya çatışmalar anlamına gelmektedir.[12] Ticaret savaşlarının bir örneği ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşıdır ve bu savaş sadece bu iki ülkeyi değil küresel ekonomiyi etkilemektedir. Bu durumda piyasalardaki dalgalanma, ekonomik gerginlikler barış ortamının tam sağlanamamasına bir sebeptir.

Aslında ABD’nin Çine karşı uygulamış olduğu bu tarifelerin sadece dış ticaret açığından kaynaklanmadığı, ABD’nin gelecekte dünyanın en büyük ekonomisinin Çin olacağı endişesi içerisinde olması da önemli bir etkendir. Bu bağlamda 2018 yılı başlarında ABD’nin Çine tarifeler uygulayarak başlatmış olduğu ticaret savaşları gün geçtikçe küresel bir ticaret savaşına dönüşmeye başlamış ve 2018 yılının ağustos ayında Türkiye’ye de sıçramıştır. [13]Ekonomik barış ortamından söz edilmesi mümkün değildir.

Kültür savaşlarını aslında kültürler arası farklılıklardan dolayı ortaya çıkan çatışmalar olarak tanımlayabiliriz. Bir kültür savaşı ne yazık ki aynı toplumdaki gruplar hatta bireyler arasında dahi yaşanıyor ki dünya üzerinde yaşanmaması mümkün olmasın. İnsanlar ne kadar beraber yaşamaya muhtaçsa bir o kadar da farklı kültürlerle bir araya geldiğinde memnuniyetsizlikle bir kültür savaşını başlatabilir. [14]

Kültür, işletmelerde örgütsel davranış konuları üzerinde de büyük etkileri söz konusudur. Bu etki sonucunda toplumlar örgütsel davranış konularına farklı yaklaşabilmektedir.  Tabi; bu durum uluslararası ve çok kültürlü işletmeler açısından birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Kültür, kültürel farklılıklar ve bunların örgütsel davranış konularına etkisinin anlaşılması ve iyi bir şekilde yönetilmesi, şirketlerin başarısı açısından oldukça önemlidir.

Siber savaşı internet ve bilgisayar konusunda uzman denecek kadar çok bilgili kişilerin yasal olmayan şekilde bireysel veya kurumsal bazda hesaplara ve kişisel bilgilere erişerek kötüye kullanması ya da kullanım dışı hale getirmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu savaş da kişiler arasında olabileceği gibi devletler arasında da olabilen bir savaştır. Ne yazık ki savaşın bu türlüsü bile bir barış ortamını ortadan kaldırmaktadır.

Fikir savaşları da her daim önemini koruyan bir durum olmuştur ve öyle olmaya da devam edecektir. Bireyler arasında, toplumlar arasında, devletler arasında fikirsel farklılıklar olabilmektedir ve bu durum da fikirlerin savaşına yol açmaktadır. Ne kadar çok farklı fikir varsa aslında bu o kadar güzel bir durumu ifade eder çünkü asıl sorun herkes aynı şeyi düşününce var demektir. Farklı fikirlerin olması elbette güzeldir ancak bunun özneler arasında çatışmaya dönmemesi için karşılıklı olarak fikirlere saygı duymak ve kendi sahip olduğumuz fikirleri doğru şekilde ifade etmemiz gerekmektedir.

Aslında savaş türleri daha da türetilebilir. Savaşın türü ne olursa olsun, sayısı ne kadar çok olursa olsun her savaşın anlamı aynıdır. Barış ise tektir, bellidir ve o da ortak noktada buluşarak huzurlu yaşam ortamını sağlamaktır.

Sonuç

Tüm durumların sonucuna baktığımız zaman asıl doğruların barış ile sağlanacağı apaçık ortadadır. Ne 1 Eylül’de ne de 21 Eylül’de yapılan etkinlik ve öneriler savaşlar sona ermeden bir sonuç vermeyecektir. Savaşın her türlüsü kötüdür ve haklı olamaz. İnsanlar tarihin en eski döneminden bugüne kadar beraber yaşamaya ve birlik olarak her sorunu aşmaya meyillidir. Bunun içinse senede bir gün değil her gün barışa ihtiyacımız var. Bir toplum kendi içinde ne kadar mutlu ve güvende hissederse hissetsin diğer toplumlarla barış içinde yaşayamadıktan sonra kalıcı bir huzur ortamından söz edilemez.

Her daim bir lidere ihtiyaç vardır. Toplumun en küçük birimi olan ailede de büyükler liderdir. Aileyi bir arada tutmak ister. Ancak bildiğini okuyan bir aile lideri olunca aile içinde de bireyler arası küçük çaplı fikir savaşları yaşanır. Bu durum aile gibi küçük bir yapıda dahi söz konusu ise büyük toplumların yaşamaması mümkün olabilir mi? Bu yüzden her topluluğun muhakkak onları fikir ayrılıklarına düşürmeden birleştiren bir lidere ihtiyacı vardır. Unutmamak gerekiyor ki fikir ayrılıkları değil fikirlere saygı duyarak ortak noktada; bilimde, sanatta buluşmak insanlığı üst seviyelere taşıyacaktır. Bunun için gelişigüzel söylediğimiz barış kavramı aslında tüm insanlık için, gezegenimiz için çok büyük anlamlar taşımaktadır.

Öyleyse bugün kendinle, çevrenle, evrenle ve yeryüzündeki güzel olan her şey ile barış! Hangi tarihte olduğunu önemsemeksizin; Dünya Barış Günümüz kutlu olsun.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi: Yurtta barış, dünyada barış.


Kaynakça

Türk Dil Kurumu Sözlük, http://sozluk.gov.tr/, erişim tarihi: 26.08.2019.

1 Eylül Dünya Barış Günü Nedir? Dünya Barış Günü Neden Kutlanır?, Karar, https://www.karar.com/guncel-haberler/1-eylul-dunya-baris-gunu-nedir-dunya-baris-gunu-neden-kutlanir-955972#, erişim tarihi: 26.08.2019.

21 Eylül Uluslararası Barış Günü: “Çok yaşa Mutlak Dünya Barışı”, Euronews, https://tr.euronews.com/2018/09/21/21-eylul-uluslararasi-baris-gunu-cok-yasa-mutlak-dunya-barisi, erişim tarihi: 26.08.2019.

Dünya Barış Günü, Boxer Dergisi, https://www.boxerdergisi.com.tr/ozel-onemli-belirli-gun-ve-haftalar/dunya-baris-gunu-2019, erişim tarihi: 26.08.2019.

Özer, Yusuf: Savaşın Değişen Karakteri: Teori Ve Uygulamada Hibrit Savaş, Güvenlik Bilimleri Dergisi, sayı 7, 2018.

Sun-Tzu: Savaş Sanatı, Ren Kitap, 4. Baskı, 2018.

Armaoğlu, Fahir: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınevi, Genişletilmiş 11. Baskı.

Korumacılığın Çirkin Yüzü: Ticaret Savaşları, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, https://tasam.org/tr-TR/Icerik/45086/korumaciligin_cirkin_yuzu_ticaret_savaslari, erişim tarihi: 26.08.2019.

Aytekin, İbrahim; Uçan, Okyay: Ticaret Savaşları ve Korumacı Politikalar: Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye İlişkileri Bakımından Bir İnceleme, Bitlis Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 2, 2018.

Yeşil, Salih: Kültür Ve Kültürel Farklılıklar: Liderlik Açısından Teorik Bir Değerlendirme, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 44, 2013.

Dipnotlar

[1] Türk Dil Kurumu, barış, http://sozluk.gov.tr/, erişim tarihi: 26.08.2019.

[2] Türk Dil Kurumu, barış, http://sozluk.gov.tr/, erişim tarihi: 26.08.2019.

[3] Karar, 1 Eylül Dünya Barış Günü Nedir? Dünya Barış Günü Neden Kutlanır?, https://www.karar.com/guncel-haberler/1-eylul-dunya-baris-gunu-nedir-dunya-baris-gunu-neden-kutlanir-955972#, erişim tarihi: 26.08.2019.

[4] Euronews, 21 Eylül Uluslararası Barış Günü: “Çok yaşa Mutlak Dünya Barışı”, https://tr.euronews.com/2018/09/21/21-eylul-uluslararasi-baris-gunu-cok-yasa-mutlak-dunya-barisi, erişim tarihi: 26.08.2019.

[5] Boxer Dergisi, Dünya Barış Günü, https://www.boxerdergisi.com.tr/ozel-onemli-belirli-gun-ve-haftalar/dunya-baris-gunu-2019, erişim tarihi: 26.08.2019

[6] Yusuf Özer, Savaşın Değişen Karakteri: Teori Ve Uygulamada Hibrit Savaş. Güvenlik Bilimleri Dergisi, sayı 7, 2018, s. 29-56.

[7] Sun-Tzu: Savaş Sanatı, Ren Kitap, 4. Baskı, 2018, syf 7.

[8]  Türk Dil Kurumu, savaş, http://sozluk.gov.tr/, erişim tarihi: 26.08.2019.

[9] Fahir Armaoğlu: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınevi, Genişletilmiş 11. Baskı, syf. 229.

[10] Sun-Tzu: Savaş Sanatı, Ren Kitap, 4. Baskı, 2018, syf 11.

[11] Yusuf Özer, Savaşın Değişen Karakteri: Teori Ve Uygulamada Hibrit Savaş. Güvenlik Bilimleri Dergisi, sayı 7, 2018, s. 29-56.

[12] Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, Korumacılığın Çirkin Yüzü: Ticaret Savaşları, https://tasam.org/tr-TR/Icerik/45086/korumaciligin_cirkin_yuzu_ticaret_savaslari, erişim tarihi: 26.08.2019.

[13] İbrahim Aytekin, Okyay Uçan: Ticaret Savaşları ve Korumacı Politikalar: Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye İlişkileri Bakımından Bir İnceleme. Bitlis Eren Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 2, 2018, s. 851-862.

[14] Salih Yeşil, Kültür Ve Kültürel Farklılıklar: Liderlik Açısından Teorik Bir Değerlendirme. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 44, 2013, s. 52-81.