Duyurular
Ana Sayfa / MAKALE ÇEVİRİLERİ / Zihin ve Oy: Seçimlerde Psikolojinin Rolü

Zihin ve Oy: Seçimlerde Psikolojinin Rolü

İngilizce Aslından Çeviren: Zeynep DEMİR

Zihin ve Oy: Seçimlerde Psikolojinin Rolü

Bu yıl başka bir ulusal seçim turuyla, adaylar seçmenleri zorlu tartışmalar, kitlesel mitingler, pahalı reklamlar ve elbette zorunlu sevgi gösterileri ile etkilemek için ellerinden geleni yapıyorlar. İdeal seçim, adayın kamu hizmetindeki potansiyeline dayanarak, en çok onayladığı adayı mantıklı bir biçimde seçen eğitimli bir halk tarafından gerçekleştirilir.

Gerçekte ise biz, rasyonel varlıklar değiliz. Oy pusulasında işaretlediğimiz ismi bize dikte eden şey genelde objektif düşüncelerden ziyade bilinçaltı psikolojik düşüncelerdir. Bu gerçek, bu bilgiyi oy kazanmak için kullanmak isteyen adaylar ve onların akıl danışmanları için sır değildir. Siyaset psikolojisi alanı, yaptığımız seçimlerin altında yatan faktörleri inceliyor.

Oy Pusulası Etkisi

Psikolojiye Giriş dersini alan öğrenciler, öncelik etkisi olarak bilinen bir fenomeni öğrenirler: Bir listenin en üstündeki ögeleri, ortadaki veya aşağıdakilerden daha iyi hatırlama eğilimimiz olduğunu açıklayan bir fenomen. İlk ögeleri okuduktan sonra, ya sıkılıyoruz ya da listenin başında gördüğümüz bilgileri işlediğimizden sonra gelenlere daha az dikkat ediyoruz.

Bu etki 1946 yılında Solomon Asch tarafından bulundu. Asch, deneklere aynı kişiyi anlatan pozitif ve negatif sıfatların bulunduğu iki liste verdi. Bazı denekler önce kişinin pozitif özelliklerinin(zeki, çalışkan vs.) bulunduğu listeyi alırken, bazıları negatif özelliklerinin(kıskanç, inatçı vs.) bulunduğu listeyi aldı. Kişilerden, kağıtlarda pozitif ve negatif özellikleri bulunan kişiyi derecelendirmeleri istendiğinde, pozitif özelliklerin bulunduğu listeyi önce alan denekler diğerlerine göre kişiyi daha yüksek derecelendirdi.

Aynı etki, seçimler sırasında, oy pusulasındaki adayların sıralanmasında, ilk sıralananların lehine olacak şekilde uygulanabilir. Örneğin, Kaliforniya’daki 20 yıllık seçimlerin istatistiksel analizi, “Oy pusulası etkisi”nin kazananı, eyaletteki ön seçimlerin %12’sine kadar değiştirdiğini gösteriyor.

Bu etki, siyasi partilerin aday göstermediği seçimler veya seçmenlerin adaylar hakkında çok az şey bildiği ve partiler arasında bölünmediği küçük yerel seçimler için daha önemlidir. Bu etki, seçmenlerin sandık başına gelmeden önce adaylarını belirlediği, tantımların iyi yapıldığı büyük seçimlerde daha az belirgindir (1).

Stanford Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve psikoloji profesörü olan Jon Krosnick, bu etkinin 2008 yılında New Hampshire’de demokratların kendi aralarındaki ana aday yarışında önemli bir rol oynadığını savunuyor. Bu eyaletteki seçim öncesi anketler, Barack Obama’nın, Hilary Clinton’ı % 7 oranında geride bıraktığını gösterdi. Buna rağmen Clinton kazandı. Krosnick: “Clinton’un, Obama’dan en az yüzde 3 daha fazla oy aldığına bahse girerim, çünkü o daha üst sıraya yerleştirilmişti” (2).

Oy pusulasında adayların sırası eyaletten eyalete değişmekle birlikte, çoğu eyalet şu anda, çalışmaların işaret ettiği gibi, rastgele listelenen ve altta kalan adayları dolaylı olarakcezalandıran randomize teknik kullanmaktadır. Diğer bazı devletler ise halihazırda görev yapan memurları oy pusulasında ilk sıraya yerleştirir, böylece potansiyel olarak onların kazanma olasılığı daha yüksektir.

Oy pusulasının etkisiyle ilgili farkındalık, psikologların rastgele aday listelerine sahip çoklu oy pusulaları için lobi yapmalarını sağladı ve artan sayıda devlet bu sistemi benimsedi.

Yanıltıcı Anketler

Oy pusulası etkisi adayların kendisinden bağımsızdır ve bu nedenle adaletsiz bir yol arayan adaylar tarafından bir taktik olarak kullanılamaz. Ancak, adaylar – çoğu zaman sorgulanabilir ahlaki gerekçelerle – psikolojiyi rakiplere karşı bir silah olarak kullanabilirler.

Çok güçlü örneklerden biri de, seçmenlere, bir aday hakkında varsayımsal bir soru aracılığıyla yanlış bilgi vermek için tasarlanan kısa yanıltıcı anketlerdir. Bu anketlerden elde edilen veriler toplanmaz; bunlar seçmenlere adayların olumsuz özelliklerini hatırlatmaya veya akıllarında kalacak olumsuz özellikler üretmeye hizmet ederler.

Bu tekniğin meşhur bir örneği, Güney Carolina Cumhuriyeti’nde 2000 yılında görüldü. Seçmenler aranılarak onlara, John McCain’in gayrimeşru siyahi bir çocuğu olması durumunda ona yine de oy verip vermeyecekleri soruldu. Taktik, McCain’in benimsediği Bangladeşli kızı ile birlikte eyalette kampanya yürüttüğü için özellikle etkiliydi. Karalama kampanyası isimsiz olarak yapıldı ve hiçbir aday sorumluluk kabul etmedi. McCain başlangıçta sandıklarda başı çekmesine rağmen,  George W. Bush karşısında % 42- % 53 oranlarıyla kaybetti.

Yanlı anketlerin etkileri, Tüketici Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan ve lisans öğrencilerinden iki potansiyel adaydan birine oy vermelerinin istendiği bir çalışma ile doğrulandı. Aday A, daha sevilen bir aday olarak gösterilmiştir, adayların kampanya web sitelerini inceledikten sonra öğrencilerin % 81 ila % 89’u oyunu ondan yana kullanmışlardır.

Ancak, aynı web sitelerini görüntüledikleri sırada tercih ettikleri aday hakkında varsayımsal ve oldukça olumsuz olan bir soru sorulduğunda, bu soru gerçeği yansıtmamasına sadece bir hipotezden ibaret olmasına rağmen öğrencilerin sadece %38.9u A adayı  için oy kullanmıştır. Esasen sorunun fikir değişikliği için sorulmuş olduğunu göstererek, soru sorulduğunda dikkati dağılan öğrenciler %55 oranında A adayını seçiyorken, öğrenciler verdikleri oya odaklandıklarında bu oran yalnızca %16 oluyor. Dolayısıyla bu soru kesin düşünce değişikliklerine sebep oluyor.

Bu nedenle, varsayımsal sorularla yapılan yanıltıcı anketler, kamuoyunu etkilemek için etkili araçlar sunmaktadır. Bunlar telefon üzerinden anonim gruplar tarafından gerçekleştirilebildiğinden, izlenmesi daha zordur ve çoğunlukla adayın onayı veya bilgisi olmaksızın destekçileri tarafından yapılır.

Olumsuz bir yanlı anket ile karşılaştığında, aday bunu görmezden gelebilir, potansiyel olarak bir söylenti yayılmasına izin verebilir ya da bunu ele alabilir, seçmenin iftiraya daha fazla inanmasına sebep olabilir ve kampanyayı gerçek meselelerden uzaklaştırabilir. Sahte suçlamaların kalıcı etkisi nedeniyle, sahte olduğu kanıtlanan bir hipotez bile, seçmenlerin bilinçaltında adayın suçlu kalmasına neden olacaktır.

Adaylara baskı yaparak yanlı anketleri ortadan kaldırmaya çalışmak nafiledir, çünkü bu yanıltıcı soru sorma tekniği adayların kendileriyle de ilgili olmayabilir. Bu yüzden, bu yanlı anketlerin aslında ne olduğunu ve ne zaman yürütüldüğünü anlayan eğitimli bir seçmen onlara karşı en iyi savunmadır.

Sonuçlar

Seçmenlerin görüşlerini değiştirmek için sahte bir anketin kullanıldığı bu kampanya tekniğine ve oy pusulası sırası etkisine ek olarak, seçimleri etkileyen psikolojik faktörlere ve seçmenlerin desteğini almak için kullanılan sömürülere yüzlerce örnek vardır. Seçimlerin psikolojisini anlamak, sadece adaylar için değil, oylarının objektif düşünceye dayandırılmasını isteyen seçmenler için de hayati bir öneme sahiptir.

Bir dahaki sefere sandıkta, en azından adayınızın oylarını kazanmak için tuttuğu psikoloji uzmanlarının çabalarının farkında olun. Ve listenin başındaki adaya oy vermeden önce iki kez düşünün.

Kaynak: http://www.yalescientific.org/2008/11/the-mind-and-the-ballot-the-role-of-psychology-in-elections/

Çevirmen Hakkında

Zeynep Demir / TESA İngilizce Çevirmeni

29 Mayıs Üniversitesi

Psikoloji / İngilizce Mütercim Tercümanlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir