YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRÜNLERİ VE TÜRKİYE’NİN DURUMU

Yüksek teknoloji ürünleri, Eurostat teknoloji sınıflamaları listesinde, Temel eczacılık ürünlerinin ve eczacılığa ilişkin malzemelerin imalatı, Bilgisayarların, elektronik ve optik ürünlerin imalatı ve Hava taşıtları ve uzay araçları ile bunlarla ilgili makinelerin imalatı ve imalat grubunun ürettiği ürünler olarak sınıflandırılıyor. Ardından orta-yüksek ve orta-düşük ve düşük teknoloji ürünleri var. Burada dikkat etmemiz gereken husus, yüksek teknolojik donanım ile daha düşük teknolojili ürünler üretmek mümkün. Örneğin, araştırma yaparken rastladığım bir işletme, inşaat malzemesini yüksek teknoloji ürünü olarak lanse ediyor. Belki yanlış değil ama bizim ilgilendiğimiz kısım hem teçhizatın hem de bu teçhizatın ürettiği ürünlerin yüksek teknoloji ile imal edilmesi.

TÜİK, 30.12.2016 tarihinde Kasım 2016 itibariyle Dış Ticaret İstatistiklerini yayınladı. 2023 yılında 500 milyar USD ihracat hedefimiz var. 2023’ün sonuna kadar 7 yıllık bir süremiz kaldı. Bu sürenin sonunda -eğer bu performansla gider isek- maalesef bu hedefi tutturmamız zor gibi görünüyor.

TÜİK, yayınladığı bülten içerisinde yapılan teknoloji sınıflandırmasına binâen teknoloji ürünlerinin ithalat ve ihracat paylarını da gösteriyor.

Ürünlerin teknoloji sınıflandırmasına aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

http://www2.ihale.gov.tr/duyurular2012/Orta_ve_Yuksek_Teknolojili_Sanayi_Urunleri_Listesi.pdf

Bu kapsamda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından oluşturulan orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri listesi, kurumlara gönderilerek orta ve yüksek teknolojili sanayi ürünleri listesinde yer alan malların ihalelerinde, yerli malı teklif eden istekliler lehine %15 oranına kadar fiyat avantajı sağlanması zorunlu tutuluyor. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı %3,7’dir.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.3 (International Standard Industrial Classification of All Economic Activities, Rev.3) sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Kasım ayında ISIC Rev.3’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı %92,1’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı %3,7, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise %33,9’dur. Ayrıca, yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ithalatı içindeki payı %16,8 oldu.

İmalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı %82,9’dur. Yüksek teknoloji ürünlerinin 2016 Kasım ayında imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı %16,8, orta yüksek teknolojili ürünlerin payı ise %46,5’dir.

Tablodan anlaşılacağı üzere durum vahim.

George Friedman, ABD’nde kurulu STRATFOR denilen stratejik düşünce kurumunun kurucusu bir zat,  “Gelecek 100 Yıl ” isimli bir kitap yayınlamıştı. Bu kitabın geniş özetini siz değerli okuyucularımla gelecek günlerde paylaşacağım.

Bu zat, kitabında 21. yüzyılda dünyadaki güç dengelerinin nasıl değişeceğine, siyasi ve ekonomik menfaat çatışmalarının hangi eksende ve nasıl gerçekleşeceğine dair öngörülerde bulunuyor.

Kitapta, yüzyılın ortalarında dünyada başka güçlerin ortaya çıkacağını bu güçlerin günümüzde büyük güçler olarak düşünülen ülkeler olmadığını belirtiyor. Bunlardan birincisi, her ne kadar dünyanın büyük ekonomileri arasında yer alsa da şu an da ekonomisinde sorunlar yaşayan, yeraltı zenginlikleri olmayan Japonya. Ardından da Türkiye geliyor. Türkiye’nin coğrafi konumu ve kültürel bağlarının bu ülkeyi çok önemli kıldığını belirtiyor. Son olarak da Polonya var. Polonya’nın ABD desteği ile Rusya’ya karşı ve dinamizmini giderek kaybedecek olan Almanya’nın yanı başında ekonomik ve teknik olarak destekleneceğini ve bölgesinde diğer Rusya karşıtı ülkelerin öncü rolünü üstleneceğini yazıyor.

Bu adamcağız, ABD’nin bu yüzyılda da alt edilemez güç olarak dünyanın jandarması olacağını, zaten hep en büyük olduğunu mütemadiyen belirtiyor.

Bu kitap bölümünün bir bilim disiplini olarak bizimle çok ilgisi olmasa da sizlerinde mâlumu, ekonomiyi siyasetten arındırmak mümkün değil. Fakat bu bölümü neden koyduğumu şimdi aktarayım.

Türkiye, Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde hâlâ yedek kulübesinde beklerken, Polonya Avrupa Birliği üyesi oldu. Türkiye kişi başına milli gelirin seyrinde Polonya’ya göre maalesef iyi bir performans sergileyemedi. Polonya, 2000 yılı sonrasında, kişi başına gelir artışında dünyadan daha iyi bir performans sergiledi. Türkiye ise dünyadan daha iyi bir performans ortaya koyarak fark yaratamadı.

Türkiye, 1990’ların başında Polonya ile çok benzer bir durumda idi. Üstelik AB’nin kurucu ülkeleri Polonyalıları da pek bağırlarına basmadı. Bakın Brexit sonucunda Polonyalı ve diğer Doğu Avrupalı göçmenler önemli bir rol oynadı. “Bu Polonyalılar bizden değil” diyen İngilizler AB’den ayrılma yönünde oy kullandı.

New York Üniversitesi’nden Branko Milanoviç aşağıdaki iki grafiği yayınlamış. 

Grafiklerde gördüğümüz gibi Türkiye ile Polonya’nın performans farklılığı açıkça hissediliyor. Türkiye, büyüdüğü halde, dünyaya oranla göz kamaştırmıyor çünkü grafik yan yan gidiyor.

Şimdi, bir de her iki ülkenin yüksek teknoloji ürünleri ihracatındaki durumlarına bir bakalım;

Buradan iki sonuç çıkaralım;

  1. Türkiye, yapısal reformlar yaptığı 1980’li yıllarda, 2000’li yıllara göre daha iyi görünüyor.

  2. Polonya yüksek teknolojili ihracatın toplam ihracat içindeki payını 1990’lı yıllardaki yüzde 5’ten, yüzde 13 civarına yükseltmiş. Türkiye’de bu oran %5’leri aşamıyor. Reform yapan mesafe alıyor.

Ve şimdi de bütün bunları bir araya toparlarsak;

  • Ülkemizin yüksek teknoloji ürünlerini üretmesi için gereken her şeyi var. Sadece hep söylediğimiz şey; kısa vadeli düzenlemelere değil, yapısal reformlara ihtiyacımız var. 

  • Friedman’ın öngördüğü güçlü Türkiye, coğrafi konumu ve kültürel yapısı ile güçlü ama, bizim ekonomik olarak ta güçlü olmamız gerekiyor. Bunun askeri güç olmak ile doğrudan ilişkisi var. Bunun en önemli yolu da yüksek teknoloji ürünlerini üretebilmekten geçiyor.

  • Cari açığı düşürmenin en önemli yolu yine buradan geçiyor.

  • Teşviklerin sektör sektör belirlenmesi, uygun bölgelerde yapılan yatırımlara da ilave teşvikler verilmesi daha uygun bir yol gibi görünüyor.

  • Üretim artırılıp, istihdam seviyesi yükseltilmedikçe yapılacak bütün teşvik ve düzenlemeler kalıcı olmayacaktır.

Kaynakça

  • TÜİK Bültenleri

  • Gelecek 100 Yıl – George Friedman

  • TEPAV – Güven Sak “Türkiye yan yan giderken, Polonya düz yolda ilerliyor”

Yazan Hakkında

Özcan Kuzulu
Finans, Finansal Analiz ve Ticari Krediler Uzmanı
Finans Doktorant, Çukurova Üniversitesi

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial