Uluslararası Eğitim Seviyesi Değerlendirmelerinde Türkiye’nin Konumu

Bu çalışma, Türkiye’deki eğitim sistemi ve bu sistemin uluslararası platformdaki seviyesi üzerine yapılmıştır. Siz değerli TESAD okuyucularına, Türkiye’de bulunan ve yıllara göre kategorilere ayrılmış öğrenci sayısı, okul sayısı ve öğretmen sayısı gibi istatistiklerden, Türk eğitim sisteminin uluslararası alanda yapılan test sonuçlarına göre aldığı konuma kadar elde edilen bulguların bir değerlendirmesini sunacaktır.
Türk eğitim sisteminin; en başta kendi içerisinden çıkardığı, uluslararası alanda tanınmış ve kabul görmüş bilim insanları tarafından eleştirilmesi, Türkiye’de uzun yıllardır devam eden eğitim sisteminin sorgulanmasına neden olmuştur. Bu iyi niyetli sorgulamalar devam ederken çeşitli uluslararası yayınların yapmış olduğu ülke değerlendirmeleri de “Eğitim başkaldırısı” olarak nitelendirdiğim bu sürecin hızlanmasına katkı sağlamıştır. Bunlardan birisi de PISA raporlarıdır.
PISA Testi 2016’da, yetmiş iki ülke ve ekonomik bölgede, on beş yaş grubundaki 540 000 öğrenciye uygulanan ve bu ülkelerden otuz beşini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı(OECD)’na üye ülkelerin oluşturduğu odak grubunu analiz eden bir rapor hazırlamıştır. Rapora göre Türkiye, ortalama olarak belirlenen düzeyin de altında yer alarak yetmiş iki ülke arasında ellinci sırada kendine yer buldu ve önceki dönemlere oranla gerilemesini sürdürdü.
OECD’nin yürüttüğü PISA Testi 2000 yılından beri üç yılda bir yapılmaktadır. Testin içeriğini ise “bilim, matematik ve okuma” oluşturmaktadır. Uluslararası alanda dikkate değer bilgiler sunan PISA raporuna göre Singapur başta olmak üzere Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada en başarılı ülkeler arasında yer alırken Türkiye ve Meksika’nın başını çektiği kırk bir ülke de ortalamanın altında kalarak başarısız olmuştur.
Bilim kategorisinde en başarısız yirmi ülkeden birisi de Türkiye’dir. Sınava katılan öğrencilerden sadece %0,3 bu sınavdan yüksek not almayı başarmıştır. Matematik kategorisinde de ortalamanın çok çok altında kalan Türkiye, matematik seviyesi bakımından Birleşik Arap Krallığı, Şili, Moldova, Uruguay, Karadağ, Trinidad, Tayland ve Arnavutluk gibi ülkelerle benzer seviyede yer aldı. Okuma kategorisinde de Singapur, Çin, Kanada ve Finlandiya’nın en başarılı ülkeler olduğu görülürken Türkiye yine en sonda yer aldı.
Tüm bu sonuçlar Türk eğitim sistemini yıllardır eleştiren dünyaca ünlü bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Celal Şengör’ün bir eleştirisini akla getiriyor:
Son yıllarda yapılan uluslararası IQ değerlendirmelerinde ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının IQ ortalaması 89-90 aralığında bulunmuştur. Bunun nedeni basittir; Türkiye rahat besleyeceğinden fazla bir nüfusa sahiptir ve bu nüfus her yıl adeta patlama şeklinde artmaktadır. Bu eğitim yaratıcılığa değil, ezberciliğe ve biat kültürü oluşturmaya yönelmiştir; okula veya üniversiteye gitmekten maksat öğrenmek değil, diploma kapmaktır.(Şengör 2015,s.14)
Bu eleştiriyi, bu yazı içerisinde kullanmaktan maksat aynı ülkede ama farklı bir eğitim sisteminde yetişerek dünyada bilimsel alanda isim yapmış ve hala Türkiye’de yaşayan bir bilim insanımızın görüşleri ile mevcut durumu karşılaştırarak konunun ciddiyeti hakkında okuyucuları uyarmaktır. Nitekim bu yazıda Türkiye’de-özellikle Hasan Ali Yücel döneminden sonra- eğitim alıp başarılı olduktan sonra “beyin göçü” ile yurtdışına çıkan ve mevcut eğitim sistemini eleştirerek artık Türkiye’ye dönmeyi düşünmeyen birçok bilim insanının öyküsünden bahsetmek yerine mevcut soruna istatistiksel verilerle yaklaşmak, konuyu daha iyi kavramamıza katkı sağlayacaktır.
Özellikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun eğitim verilerine baktığımızda, eğitime yapılan yatırımların  “ters etki” yarattığı konusunda hemfikir olacağız.
1997-1998 eğitim-öğretim döneminde ilköğretim seviyesindeki(primary education) okul sayısı 47365, öğretmen sayısı 302254,öğrenci sayısı ise 9084635 iken tam on yıl sonra, 2007-2008 eğitim-öğretim döneminde okul sayısı 34093’e düşerken öğretmen sayısı 445452’ye yükselmiş ve öğrenci sayısı da 10.870.570 dolaylarında olmuştur. Son olarak değişen eğitim sistemi sonucunda uygulanan “ilkokul-ortaokul” ayrımının yapıldığı yeni eğitim modeli neticesinde ilköğretim seviyesinde 2016 yılında okul ve öğrenci sayısında değişme yaşanmıştır. 2015-2016 eğitim-öğretim yılında öğrenci sayısı 5360703, okul sayısı 26522 ve öğretmen sayısı 302961 olmuştur. 2012 yılından bu yana öğretmen sayısında artış yaşandığı görülmektedir. 2015-2016 eğitim-öğretim yılında “ortaokul (junior high school)” seviyesinde 5360703 öğrenci eğitim görürken öğretmen sayısı 322680 ve okul sayısı da 17343 gibi bir düzeyde seyretmektedir.
Ortaöğretim (secondary education) bazında 1997-1998 yılları arasında okul sayısı 5624 iken 2016 yılında 10550, öğrenci sayısı 1997 yılında 2129969 iken 2016 yılında ise 5807643 olmuşken öğretmen sayısının da 140619’dan 335690’a yükselmesi gibi net bir gelişme ortaya çıkmıştır.
Tüm bu istatistiki verilerin sunulmasının sebebi 1997 yılından bu yana istikrarlı bir şekilde olumlu yönde değişen öğretmen ve öğrenci sayısı üzerinde durarak PİSA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Testi) odak grubu olan 15 yaş grubu öğrencilerinin son 20 yılda geçirdiği sayısal evrimi ile PISA testi sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Bu konuda Türk Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinde (www.mfa.gov.tr) bir yayında bulunmuştur. Söz konusu yazıyı aynen aktarıyorum:
PISA 2003 Test Sonuçları, Birinci Bölüm’de de ifade edildiği üzere, 15 yaş grubu Türk öğrencilerin “matematik,” “sorun çözme,” “okuma” ve “fen bilgisi” alanlarındaki bilgi ve yeteneklerinin testlere iştirak eden diğer birçok ülkedeki yaşıtlarınkiyle karşılaştırıldığında oldukça yetersiz olduğunu ortaya koymuştur. Türk öğrencileri, yukarıda kayıtlı alanların hemen hemen hepsinde başarı oranı açısından en alt sıralarda yer almışlardır. Testler, aynı zamanda, okul içi, okullar arası ve değişik gelir gruplarından gelen öğrenciler arasındaki başarı farklılıklarının Türkiye’de kayda değer oranlarda yüksek olduğunu da şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Ülkemizin gelişmiş bölgelerinde yer alan okullar, diğer bölgelerdeki okullardan, gelir seviyesi yüksek aile gruplarından gelen öğrenciler de düşük gelir seviyesine sahip ailelerden gelen öğrencilerden daha başarılı sonuçlar almışlardır. Bu durum, tabiatıyla, ülkemizde eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanamadığını ve bu hususta ciddi adımlar atılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. 2003 testlerinden ülkemizin almış olduğu sonuçlar, konu başlıkları itibariyle aşağıda sunulmaktadır.
Matematik
– 85 adet sorudan oluşan matematik testinde ilk 10 sırada sırasıyla Finlandiya, Kore, Kanada, Hong Kong-Çin, Hollanda, Macao-Çin, Lihtenştayn, Japonya, Avusturya, İsviçre ve İzlanda yer almıştır. 36. sırada yer alan ülkemizi (OECD ortalamasının altında kalmıştır) Tayland, Meksika, Brezilya, Tunus ve Endonezya izlemiştir.
– Matematikte cinsiyetler arasında başarı farklılıkları açısından, Kanada, Danimarka, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Kore, Lüksemburg, Yeni Zelanda, Portekiz ve Slovakya cinsiyetler arasında başarı farklılığının en fazla olduğu (erkekler kadınlardan açık bir şekilde daha başarılı olmuşlardır) ülkeler olmuştur. Avustralya, Avusturya Belçika, Japonya, Hollanda, Norveç ve Polonya ise cinsiyetler arasında başarı farklılığının en az olduğu ülkeler olmuşlardır. Ülkemiz ise bu alanda orta sıralarda yer almıştır.
– Okullar arasındaki başarı farklılığı açısından ise ülkemiz ilk sırada yer almıştır. Macaristan, Japonya, İtalya, Almanya, Avusturya ve Hollanda ülkemizi izleyen diğer ülkeler olmuştur. İzlanda ve İngiltere ise okullar arasındaki başarı farklılıklarının en az olduğu ülkeler arasında yer almışlardır.
– Öğrencilerin sosyo-ekonomik statülerinin matematikteki başarıları üzerinde oynadığı rol açısından, Belçika, Almanya, Macaristan, Slovakya ve Türkiye en üst sıralarda, İzlanda, Hong Kong-Çin, Endonezya ve Macao-Çin ise en alt sıralarda yer almışlardır.
Sorun Çözme
– Sorun çözme testinde ilk 10 sırada sırasıyla Kore, Hong Kong-Çin, Finlandiya, Japonya, Yeni Zelanda, Macao-Çin, Avustralya, Lihtenştayn ve Kanada yer almıştır. 37. sırada yer alan ülkemizi (OECD ortalamasının altında kalmıştır) Meksika, Brezilya, Endonezya ve Tunus izlemiştir.
– Sorun çözmede cinsiyetler arasındaki başarı farklılığının genel olarak düşük seviyede olduğu tespit edilmiştir. İzlanda, Norveç, İsveç, Endonezya ve Tayland’da kadınlar erkeklerden daha başarılı olurken, Macao-Çin’de erkekler daha başarılı olmuşlardır. Ülkemizde de sorun çözmede başarı açısından cinsiyetler arasında belirgin bir farklılığın olmadığı anlaşılmıştır.
Okuma
– Okuma testinde ilk 10 sırada sırasıyla Finlandiya, Kore, Kanada, Avustralya, Lihtenştayn, Yeni Zelanda, İrlanda, İsveç ve Hollanda yer almıştır. 33. sırada yer alan ülkemizi (OECD ortalamasının altında kalmıştır) Uruguay, Tayland, Sırbistan, Brezilya, Meksika, Endonezya ve Tunus izlemiştir.
– Okumada hemen hemen teste tabi tutulan bütün ülkelerde kadınlar erkeklerden daha başarılı olmuşlardır.
Fen Bilgisi
– Fen bilgisi testinde ilk 10 sırada sırasıyla Finlandiya, Japonya, Hong Kong-Çin, Kore, Lihtenştayn, Avustralya, Macao-Çin, Hollanda, Çek Cumhuriyeti ve Yeni Zelanda yer almıştır. 36. sırada yer alan ülkemizi (OECD ortalamasının altında kalmıştır) Meksika, Endonezya, Brezilya ve Tunus izlemiştir.
– Fen bilgisi testinde cinsiyetler arasındaki başarı farklılığı kabul edilebilir düzeyde gerçekleşmiştir.
Yıllara göre PISA sonuçlarını inceleyecek olursak; PISA testleri ilk olarak 2000 yılında uygulanmıştır. 28’i OECD ülkesi olmak üzere 32 ülke öğrencileri bu teste tabi tutulmuşlardır. 2003 PISA sonuçları yukarıda ayrıntılı olarak verildiği için aynı veriler üzerinde durmayacağım. Devam eden raporlarda OECD 2009 yılında yapılan PISA değerlendirmesinde ise Türkiye, matematik alanında 43. , bilim alında 42. ve okuma alanında da 41. Sırada yer almıştır. 2012 yılında yapılan PISA değerlendirmesine göre Türkiye yine bir düşüş göstererek matematik alında 44. bilim(fen) alanında 43. ve okuma kategorisinde ise 42. sırada yer alarak yine ortalamanın altında kalmıştır.
Yıllara göre odak grubundaki sayısal veriler ile PISA sonuçlarını karşılaştırdıktan sonra son olarak Milli Eğitim Bakanlığının bütçesine bakıp bir sonuca varmamız gerekmektedir.

2003 yılından 2015 yılına kadar olan Milli Eğitim Bütçesi yukarıda verilmiştir. 2016 PISA raporunu analiz ettiğimiz bu yazıda dikkat etmemiz gereken nokta 2016 yılına düzenli bütçe artırımları ile girmemizdir. 1997’den 2016 yılına kadar olan dönemde mevcut öğrenci sayısında, öğretmen sayısında ve okul sayısında meydana gelen ciddi değişimlerden yazının önceki bölümlerinde bahsetmiştik. Bu verileri 2003 yılından 2016 yılına kadar olan süreçte uygulanan PISA değerlendirmeleri ile karşılaştırıp son olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bütçe ile pekiştirdik. Elde edilen bulgular, eğitim alanında artan öğrenci sayısı, derslik sayısı ve öğretmen sayısına paralel olarak artan bütçe ve yatırımların aksine yapılan tüm uluslararası geçerliliğe sahip eğitim düzeyi değerlendirmelerinde Türkiye’nin her yıl daha da kötüye gittiğini göstermesinin yanında maddi anlamda yapılan yatırımların da ciddi bir etkiye sahip olmadığını bizlere sunmuştur. Eğitim alanında radikal değişimlerin yapılması ve bu değişimler yapılırken üst düzey başarı oranlarına sahip olan ülkelerin eğitim modellerini incelemek ve bu yönde kararlar almakta zaruridir. Ayrıca eğitimde “dini” temelli bakış açısından ziyade, daha pozitif modeller benimsenmelidir. Eğitim seviyemiz yükseldikçe uluslararası alanda bizi temsil edecek bireylerin sayısı artacak ve milli imajımız bir nebze olsun düzelecektir.
KAYNAKÇA
MEB
ŞENGÖR Celal, APTALI TANIMAK, Ka Kitap 8.baskı İstanbul, 2015TÜİK 1997-2016 Eğitim Öğretim İstatistikleri
Yazan Hakkında
Selçuk Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü

Buğra Özsaydı

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial