Tütün ve Alkol Ürünlerine Uygulanan Yüksek ÖTV Oranlarının Birkaç Açıdan Eleştirisi

 

TÜTÜN ve ALKOL ÜRÜNLERİNE UYGULANAN YÜKSEK ÖTV ORANLARININ BİR KAÇ AÇIDAN ELEŞTİRİSİ

 

İnsanların karşı karşıya oldukları ihtiyaçların bütünü ekonomi biliminin ilgi alanında olmamakla birlikte bütün ekonomik faaliyetlerin özünde en az bir ihtiyacın giderilmesi yatmaktadır.  Şayet bir ihtiyaca binaen olmasa idi hiçbir şekilde alışveriş etmeyecek, tüketmeyecek, üretmeyecek ve de olmadık saatlerde uyanıp bu kadar fazla mesai yapmayacaktık, karışık finansal işlemler mi? yanından bile geçmeyecektik.  Belki benliğimizden gelen mücadeleci bir dürtüyle savaşlara son vermeyecektik ama ekonomik bir ihtiyaca binaen olmasaydı bu denli de uzun bir savaşlar tarihi görmeyecektik.  Kısacası ihtiyaçlarımız olmasa idi ekonomi bilimi de olmayacaktı. Zaten hâkim olan neoklasik literatür de bu bilimi, sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların karşılanma çabası olarak tanımlamıştır. Bu yazı ekonomi biliminin temel prensipleri doğrultusunda sigara ve alkol gibi gerek toplum nezdinde gerekse de sağlık bilimi açısından zararlı kabul edilen bir ihtiyaçtan ileri gelip gelmemesi, bu malların hangi mal sınıfında yer alacağı ve özel tüketim vergileri ile fiyatlarına piyasa dışı müdahale edilmesi meseleleri üzerine bir fikir beyanıdır.

İhtiyaç kavramı şu şekilde tanımlanabilir; “insanın biyolojik, sosyolojik ve psikolojik varlığını sürdürebilmek için sahip olmak gereğini hissettiği mal ve hizmetler.” (Ekonomi Sözlüğü 363) Suyun insanın biyolojik varlığının devamı açısından gerekliliği herkesin malumu olduğu üzere su tüketimi bir ihtiyaçtır.  Biyolojik varlığın devamı açısından hiç de önemi olmayan taşıt kullanımı, beyaz eşya, sanat eserleri de birer ihtiyaçtır zira insanın biyolojik değilse bile sosyolojik ve psikolojik varlılığının devamı açısından gereklilikleri yadsınamaz.  Gel gelelim sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddelerin yukarıdaki tanım açısından yorumuna. Bu maddeler biyolojik varlığımız adına bir gereklilik olmadıkları gibi üstelik biyolojik varlığımızın devamını da tehdit eder niteliktedir. Ancak bu niteliği onları bir ihtiyaç olmaktan tanımın devamı neticesinde alıkoyamaz. Zira birey bu maddeleri sosyolojik ve psikolojik varlığı açısından gerekli bulabilmektedir. Çeşitli sosyal ortamlarda kabul görebilmek, sıkıntı verici düşünce dünyasından kaçabilmek vb. sosyal ve psikolojik ihtiyaçların tatmini bu maddelerin kullanımı ile karşılanabiliyor ise bu maddeler de birer ihtiyaç olma niteliği kazanırlar. Nitekim bu maddelere ekonomik büyüklüğü göz ardı edilemeyecek düzeylerde talep miktarı olduğu gerçeği onların ihtiyaç niteliğinin ispatıdır. Zira talep ancak gelirle desteklenmiş olan ihtiyaçtır ki bu tanımla zikredilen zararlı maddeler ihtiyaç olmanın da üstüne çıkmış olmaktadırlar.

İhtiyaçların varlığı kadar ihtiyaçların şiddeti de ekonomi bilimi adına önemlidir. Mikro iktisat kitaplarımızın tüketici teorisi bölümlerinin kayda değer bir bölümü talep elastikiyeti üzerine kuruludur. Talep elastikiyeti konusu da bir mal veya hizmetten vazgeçebilme durumumuz dolayısıyla önemli ölçüde bunlardan herhangi birine duyulan ihtiyacın şiddeti ile ilişkilidir. Kısacası bir tüketicinin harcamalarına ilişkin tutumu çeşitli ihtiyaçlarına karşı duyduğu şiddetin derecesi ölçüsünde şekillenir.  Bireyler beslenme ve barınma gibi oldukça şiddetli ihtiyaçlarını karşılamaksızın tiyatroya gitmek gibi şiddeti nispi olarak yok sayılabilecek bir ihtiyacı karşılamak adına para harcamazlar. Bu doğrultuda biyolojik devamlılığın sağlanabilmesi adına gerekli olan ihtiyaçlarımızı zorunlu ihtiyaçlar kategorisine sokarken, diğerlerini zorunlu olmayan ihtiyaçlar olarak ikinci sınıf bir kategoriye dışlarız. Makul olan o’dur ki zorunlu ihtiyaçlar daima öncelik üstünlüğüne sahiptir ve alışveriş sepetinde (ihtiyacın giderilmesi) diğerlerinin üstünde yer alır. Ne var ki biyolojik varlığın devamı açısından son derece gereksiz olan tütün ve alkol nev’inden bazı maddeler tıpkı su misali alışveriş sepetinin en üst sıralarında yer alabilmektedir. Hatta en acil gıda ve barınma ihtiyacını dahi karşılayamadığı halde son parasını bunlara ayıran bireyler yalnızca Dostoyevski romanlarında karşılaşabileceğimiz karakterler değil ne yazık ki. Bu maddeler gerek biyolojik gerekse de psikolojik olarak bağımlılık oluşturan ve bu özellikleriyle kendilerine pek çok ihtiyacın üstünde bir şiddet değeri edinerek bazı bireyler adına karşılanması zaruri hale gelir. Dolayısıyla bazıları için bu maddelerin talep elastikiyeti gerek gelir gerekse de fiyat açısından oldukça düşüktür yani bazı bireyler için zorunlu bir ihtiyaçtır, bu maddelerin kendisi de zorunlu mal haline gelir. İşte bu noktadan sonra ekonomik bir tartışmaya girişebiliriz ki bu da zorunlu ve lüks malların vergilendirilmesine ilişkin hususlar üzerine olacaktır.

Bu yazının muhatabı ekonomi ve siyaset bilimleri arasında mevcut olan bağları muhakkak bilecektir. Siyaset biliminin başat aktörü olan iktidar ya da devlet, ekonomi biliminde de bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı siyasal rejimlerde farklı düzeylerde olmakla birlikte devlet ekonomi bilimi için bir üretim ve harcama fonksiyonlarının yanı sıra mutlak bir kural koyucu ve düzenleyici de rol üstlenir (Kirmanoğlu, 39). Bu rolün en can alıcı kısmı muhakkak vergilendirilme esaslarıdır.  İngiliz, Fransız ve de Amerikan devrimlerinin tümü iktidarın seçmiş olduğu vergi politikalarının ağırlığı ile ilişkili olmuştur. Tarihten ders çıkaran bir devlet aktörünün bir tercihler bilimi olan ekonomideki en önemli sorunsalı adil ve hoşnutsuzluk yaratmayacak düzeyde bir vergi politikası tercihinde bulunabilmesidir.

 

 

AB ile uyum sürecinin bir getirisi (vatandaş açısından götürüsü demek de mümkün) olarak 2002 yılında hayatımıza giren ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ile, KDV’den farklı olarak tüm ürünler adına değil yalnızca belli başlı ürünler adına spesifik vergiler getirilmiştir ki; sigara ve alkollü içkiler ÖTV uygulamasına maruz kalan grupta yer alırlar. ÖTV ile, vergilendirmenin temel amacı olan kamu harcamalarını finanse edecek kamu geliri yaratılmasının ötesine geçilmiş ve ÖTV ile vergilendirmenin temel mali amaçlarına ilave olarak sosyal amaçlar da benimsenmiştir. Çevre ve insan sağlığının korunması, üst gelir gruplarının ilave vergilendirilmesi gibi bir takım sosyal amaçları gözettiği aşikâr olan ÖTV ile bir yandan da çıkarıldığı kanun gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere tüketicilerin harcama kalıplarını etkileme fırsatı doğmuştur1. Kanımca böylesi bir maksat, bireyin tercih özgürlüğünü sindirebilecek bir nitelik taşımaktadır. Yeşilay’ın manevi bir destekçisi olarak söz konusu sağlığa zararlı ürünlerin talebinin kısılması hatta mümkün olsaydı tamamen yok edilmesini arzu etmekle birlikte, özgürlük alanını törpüleyen, tercihi kendi bedenine zarar vermek bile olsa bireyin özgür tercih haklarını kısıtlayan bu türden bir yönlendirici vergilendirmeyi doğru bulmuyorum. Sigara gibi sağlığa zararlı maddelerle mücadelenin pozitif bir anlam ifade edebilmesi için mücadelenin yalnızca bu maddeler aleyhine kampanyalar ve bilinçlendirilme çalışmaları ile olması gerekmektedir. Aksi halde yasaklamalar ve maksadını aşan yönlendirici ve cezalandırıcı nitelik taşıyan vergilendirmeler neticesinde mücadelenin tarafı sağlığa zararlı maddeler olmaktan çıkıp bu maddelerin kendileri adına zorunlu bir hal almış olduğu bireyler olacaktır.

Gütmüş olduğu amaçlar itibariyle değerlendirildiğinde ÖTV ile vergilendirilmenin ruhuna oldukça uygun düşen kazanımlara da ulaşılmaktadır. ÖTV ile yalnızca yüksek gelir grubunun yapabildiği bir takım lüks tüketimi ayrıca vergilendirilerek gelir dağılımında adalete bir nebze olsun katkı sağlanabilmektedir. Yine ÖTV ile çevreye zarar veren tüketimi gerçekleştirenler neden oldukları negatif dışsallığı bizzat kendileri ödemektedirler. Ayrıca gerek diğerlerine duman solutmak gibi doğrudan gerekse de sağlık harcamalarında yaşatacakları artışlarla dolaylı olarak negatif dışsallıklara sebebiyet veren sigara tüketicisi de bu negatif dışsallığın bedelini bizzat kendisi ödemek zorunda bırakılır. Bu yanıyla ÖTV ile bir adalet sağlamakla birlikte, ÖTV oranının mevcut negatif dışsallığın bedelinin aşılması durumunda bağımlısı adına (daha sempatik bir kelime ile tiryakisi) vazgeçilmesi olanaksız bir zorunlu ihtiyacının aşırı vergilendirilmesi söz konusu olur ki bununla başkalarına ait neredeyse bütün zorunlu ihtiyaçların aşağı vergilendirilmesi karşısında ayrı bir adaletsizliğe sebebiyet verilir. Dolayısıyla negatif dışsallığın ödetilmesini aşacak olan bir vergi düzeyinin amacı bireyi bu zararlı ürünlerden vazgeçirmek suretiyle daha sağlıklı kılmak dahi olsa onu bir özgürlüğünden alıkoymak ve vergilendirmenin tarafsızlığını bozmak ile eşdeğer kabul edilmelidir.

Sigara ve alkol üzerine uygulanmakta olan yüksek ÖTV oranlarının ekonomi açısından da birtakım handikaplara sahip olduğu ileri sürülebilir. Sigara özelinden ifade edecek olursak, her gün sigara içen yetişkin nüfusun yüzde 27,42/* ü gibi yüksek bir diliminin zorunlu bir ihtiyacını pahalandırmak sonucunu doğuracaktır. Sigara kullanım prevalansının, düşük sınıf işlerde çalışanlar, düşük öğrenim seviyesindekiler, düşük gelir düzeyindekiler ve işsizler arasında daha yüksek oranlarda olduğunu3 göz önüne getirdiğimizde yüksek ÖTV oranlarının bu kesimler aleyhinde bir gelir daralması sonucunu doğurması kaçınılmazdır.  2009 yılında yoksulluk sınırının altında geliri olan erişkinlerin %31’ine karşılık yoksulluk sınırının üzerinde geliri olanların %19’u sigara kullanmaktaydı3. Rahatlıkla söylenebilir ki sigara fiyatlarına yansıtılan yüksek ÖTV oranları zaten tasarruf gücü çok kısıtlı olan bu kesimin tasarruf gücüne ayrı bir darbe daha vurmaktadır. Ayrıca piyasa arz ve talebinin doğal seyrinin çok üzerinde otorite kontrolü altında belirlenen yapay fiyatlandırmaların vergilendirilemeyen bir kara borsa sektörünü doğurduğu, üstelik Türkiye özelinde de bu kara borsa gelirinin terör örgütleri tarafından yönetildiği bilinen gerçeklerdir.  Yüksek ÖTV oranları nedeniyle oluşan illegal sigara piyasasının varlığı devlet için vergi ve itibar kaybı demektir. 4 ilgili haber için bkz.

Sonuç ve özet bildirimi olmak üzere kaleme alınacak son bir paragrafta şunları ifade edelim: Sigara ve alkol bağımlılığı ile mücadeleye sağlık bilimi açısından asla ama asla cephe almak niyeti içerisinde değilim. Yalnızca mücadele yöntemi olarak seçilen yüksek ÖTV ile vergilendirmenin, bu ürünlerin bağımlısı için bir tercih kontrol mekanizması görerek bireyin tercih özgürlüğüne gölge düşürmesi sonucu üzerinde duruyorum. Ayrıca dar gelirli grup içerisinde yer almakla birlikte sigara ve alkol ürününü kendisine zorunlu bir mal haline getirmiş olan bireylerin tasarruf gücü üzerindeki negatif etki ile beraber, sıfır vergilendirilme sonucunu doğuran kaçak piyasaların oluşumunda ana sorumlusunun yine yüksek ÖTV oranları olduğuna işaret ediyorum. Dolayısıyla bu ürünlerin bağımlılığı sorununa karşı mücadele yönteminin bu denli yüksek ÖTV oranları yerine daha makul olan ÖTV oranı ile ÖTV dışı araçların etkin hale getirilmesini öneriyorum.

 

KAYNAKÇA;

(1). https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem21/yil01/ss870m.htm

(2). http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13142    *İlgili veri Küresel Yetişkin Tütün Araştırmasından alınmış olıup 2012 yılına aittir. Ayrıca ilgili rakam en optimist olanıdır zira başka çalışmalarda Türkiye’deki sigara tüketim yüzdesi çok daha olarak sunulmaktadır.

(3). Socio-economic Status And Smoking, http://www.legacyforhealth.org/(erişim tarihi: 25 Mayıs 2011) aktaran: Ekinci S, Akdur R.,: Sosya Kültürel Faktörler ve Sigara,  Mucizeden Belaya Yolculuk Tütün(Mercimek H.V.,Akçiçer İE) Tarihçi Kitabevi Yayınları No:52, İstanbul 2014 Sayfa:437-468

(4). http://www.hurriyet.com.tr/vergi-artisina-en-cok-kacak-saticilar-sevindi-27883850

Kirmanoğlu, Hülya; Kamu Ekonomisi Analizi, Beta Yayınları; 2014; İstanbul

Kudret Emiroğlu, Bülent Danışoğlu, Binnur Berberoğlu; Ekonomi Sözlüğü;Bilim ve Sanat Yayınları;2006,Ankara

Önder (2002), Türkiye’de sigara fiyatları ve tüketim ilişkisini araştırdığı çalışmasında Türkiye’deki sigara fiyatlarının ve sigaranın fiyat esnekliğinin diğer ülkelere oranla oldukça düşük olduğu sonucuna ulaşmıştır. Sigara fiyatlarının artması, hane halklarının sigara içme olasılığını çok fazla düşürmemesine rağmen tüketilen sigara miktarını azaltmaktadır. Bu durum özellikle düşük gelir gruplarında gözlenmekte olup fiyat esnekliği gelir gruplarına göre farklılık göstermektedir. Örneğin fiyat esnekliği en düşük gelir grubunda %46,7 iken, en yüksek gelir grubunda esneklik %15,8’e kadar düşmektedir.

Socio-economic Status And Smoking, http://www.legacyforhealth.org/(erişim tarihi: 25 Mayıs 2011 Aktaran:

 

Yazar Hakkında

Muhammed Recep Öztürk

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü Mezunu

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial