Duyurular
Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Ekonomi / Türkiye’de Kurumlar Vergisi Ve Yatırım Ortamı

Türkiye’de Kurumlar Vergisi Ve Yatırım Ortamı

Yazan: Burak Hamza AYAZ

Giriş

Değişen ve gelişen dünya eğilimleri sonucu ülkeler vergi sistemlerini tekrardan gözden geçirmek ve gereksinimleri doğrultusunda birbirlerine uyumlu hale getirmek durumunda kalmışlardır. Küreselleşme ile birlikte vergi politikaları arasındaki bir rekabet hem vergi oranlarını hem de vergi teşviklerini önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kamu harcamalarının artmasıyla beraber milli gelirdeki artışa eş değer olarak vergi gelirleri de artmaktadır. Başka bir açıdan ise devletler değişen koşullara ayak uydurabilmek adına altyapı sorunlarını, bürokrasideki dengesizliklerini ve yolsuzlukları gidererek ulusal rekabette söz sahibi olmaya çalışmaktadırlar.

Bu yazıda öncelikle küreselleşen dünyada vergi kurumlarındaki güncel eğilimler kısaca açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra Türkiye kurumlar vergisi yapısı, teşvik sistemleri, yatırım ortamları incelenmiştir. Bu çalışma ortaya koyulurken, Türkiye’deki yatırım ortamı diğer ülkelerle karşılaştırmalı olarak rekabet gücü açısından nerede olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak da kurumlar vergisinde bazı bozulma etkileri ortaya koyularak, Türkiye’deki kurumlar vergisi değerlendirilmiş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi adına reform önerilerinde bulunulmuştur.

Küreselleşme ve Vergi Şirketlerinin Dünya Eğilimleri

Küreselleşme geniş odaklı ve uluslararası bir olgu olduğu için net bir tanımını yapmak doğru değildir. Üzerinde anlaşılmış bir tanımı henüz olmamasına karşı devletler veya kuruluşların yapmış olduğu tanımlar belirli noktalarda aynı paydada kesişmektedir. Birkaç tanım örneği vererek küreselleşmenin neyi ifade ettiğinin daha iyi anlayabiliriz. Örneğin Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü küreselleşmeyi “malların, hizmetlerin, paranın, teknolojinin, fikirlerin, enformasyonun, kültürün ve halkların hızlı ve sürekli bir biçimde sınır ötesine akışı” biçiminde tanımlamaktadır. Bu tanımda da görebileceğimiz gibi küreselleşme ile ülkelerin bütünleşmesi ve ekonomik aktivitelerin sürekli gelişmesini anlamaktayız. Bir başka tanım ise Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından yapılmıştır. Bu komisyona göre küreselleşme; “sadece ekonomik olmayan sosyal, siyasal, çevresel, kültürel ve hukuksal boyutları da olan bir süreç” olarak ifade edilmektedir. Bu tanımdan da çıkarılabilecek düşünce, küreselleşmenin sadece bir noktaya değil, geniş çaplı bir alana odaklandığıdır.[1]

Küreselleşme ile birlikte iki tür rekabet ortaya çıkmaktadır. Şirketler arasındaki bir yarışı ifade eden küresel iş rekabeti ve devletler arasındaki bir yarışı ifade eden ve sermaye odaklı vergi rekabetidir. Küresel rekabetin sonucu olarak artık firmaların faaliyet alanları sürekli değişmekte ve genişlemektedir. Bu durum, firmalar açısından daha karmaşıklaşan işletme amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik yeni stratejilerin belirlenmesini gerektirir. Firmalar giderek karmaşıklaşan koşullarda ayakta kalabilmek için yeni yapılanmalara gitmek zorunda kalmışlardır.[2] Küreselleşmenin getirdiği rekabetin ikinci ayağı olan devletler arası vergi rekabetidir. Küreselleşme ile birlikte vergi rekabeti artacaktır ve bu artışın birtakım etkileri olacaktır. Bunlar vergilendirme düzeyleri ve biçimleri ile hükümetlerin vergi tasarlarken izleyeceği stratejilerdir. Bu noktadan sonra vergi oranlarının düşmesi muhtemel görünüyor. Özellikle, vergi matrahları bir bölgeden diğerine kolayca geçebildiği durumlarda, yüksek vergilerden düşük vergilere doğru bir kayma gerçekleşecektir. Sermaye sahipleri, kalifiye iş gücü ve tüketiciler kendi verecekleri kararlar doğrultusunda vergi farklılıklarına karşı giderek daha duyarlı hale geleceklerdir.[3]

Türkiye’de Kurumlar Vergisi Yapısı 

Gelir vergisi ile bütünleşmiş bir kavram olan kurumlar vergisi, kurum olarak ifade edilen sermaye şirketleri ile kamu iktisadi kuruluşlarının kazançlarını vergileyen düz oranlı, objektif karakterde bir randıman vergisidir.[4] Türkiye’deki kurumlar vergisi yapısını anlamak için 5520 numaralı Kurumlar Vergisi Kanununda yer alan bu unsurlara kısaca bakmakta yarar vardır.

Türkiye’de kurumlar vergisinin gelişim sürecine baktığımızda ilk olarak 1950’li yıllara gitmemiz gerekmektedir. Bu yıllarda kurumlar vergisi iki aşamalı olarak uygulanmaktadır. Bu dönemde kurumlar vergisi için herhangi bir vergi alacağı müessesesinin olmadığını da belirtmek gerekir. Sırasıyla 1950, 1960 ve 1970’li yıllarda kurumlar vergisinin birinci aşaması olan vergi oranları %10, %20 ve %25 olarak uygulanmıştır. Ayrıca 1950-1979 yılları arasında kurum kazançlarının vergilendirilmesinin ikinci aşaması olarak, kurumlardan elde edilen kâr payları üniter sistem içinde gelir vergisine tabi tutulmuştur.[5]

Tablo 1’de 1990 yılından başlayarak şu anda yürürlükte mevcut olan kurumlar vergisi oranları verilmiştir. Türkiye’de de dünya geneli kurumlar vergisi değişimi söz konusu olup yüksek oranların giderek azaldığı gözlemlenmektedir. Uzun bir süre ülkemizde uygulanan %20 kurumlar vergisi oranı, 28.11.2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla kurumlar vergisi mükelleflerinin 2018, 2019 ve 2020 hesap dönemlerine ait kurum kazançları üzerinden %22 oranında kurumlar vergisi alınacağı kararlaştırılmıştır. Ayrıca, söz konusu dönemlerde kurumlar vergisi mükelleflerince, anılan vergilendirme dönemlerinin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre %22 oranında geçici vergi ödenecektir.[6]

Kurumlar vergisi oranı, üretim faktörlerinin devlet bütçesi nezdinde nasıl dağılımının yapılacağını gösteren bir olgudur. Kurumlar vergisi oranı ile şirketlerin karlılıkları arasında karşılıklı bir etkileşim olmasından dolayı yüksek kurumlar vergisi oranları kaynakların verimsiz bir şekilde dağılmasına sebep olacaktır. Ülkelerin içinde bulunduğu coğrafik yapı da kurumlar vergisi oranlarının belirlenmesinde etkili olan bir unsurdur. Rekabetin ve uluslararası dolaşımın kolaylaştığı bir çevrede uygulanacak yüksek kurumlar vergisi doğrudan yabancı yatırımcıların transferiyle sonuçlanacaktır. Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler arasında yer alması, kurumlar vergisi uygulamalarını daha önemli hale getirmektedir. Çünkü büyüme oranlarının arttırılması amaçlanıyorsa, kurumlar vergisi etkin olarak uygulanmalıdır.[7]

Türkiye’de Vergi Teşvik Sistemi

Türkiye’de vergi teşvik politikalarını incelediğimizde Osmanlı Dönemine kadar gitmek gerekmektedir. İlk olarak 1913 yılında çıkarılan ‘‘Teşvik-i Sanayi Kanunu Muvakkati’’ ile birlikte gümrük vergisi bağışıklığı kazandırılmaya çalışılmıştır. Bunun yanında birçok muafiyet ve bağış yapıldığı görülse de o dönemin şartlarına göre yatırım yapılması pek sağlanamamıştır. Cumhuriyetin gelmesiyle birlikte ise sanayiye yönelik tutarlı vergiler alınmaya çalışılmış ve aşırı yük oluşturan aşar vergisinin kaldırılması önemli bir vergisel teşvik olarak görülmüştür. Tam anlamıyla özendirme ve yönlendirme politikaları planlı dönemle birlikte uygulanmaya başlamıştır. Özellikle 1963 tarihli Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile ilk defa yatırım indirimi uygulanmıştır. Yatırımın öz kaynaktan ayrılan kısmına uygulanacak bu indirim tarımda %40, az gelişmiş bölgesel yatırımlarda %50 ve genel olarak da %30 oranında geçerli olmuştur.[8]

Kurumlar vergisi çerçevesinde iktisadi birimlere tanınan vergi teşvikleri dolaysız vergi teşvikleri olarak tanımlanmaktadır. Dolaysız vergi teşvikleri ise, kurum kârlarının normal kurumlar vergisi tarifesine göre daha düşük bir vergi oranı ile vergilendirilmesine yönelik düzenlemeler ve mevcut kurumlar vergisi uygulamaları ile tanınanlara kıyasla yatırım maliyetlerini daha fazla azaltıcı hükümleri içeren düzenlemeler olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Kurumlar vergisine yönelik yapılan tüm vergi teşviklerinin birincil amacı yatırımlar üzerindeki vergi yükünü azaltmaktır. Kurumlar vergisi ile bağlantılı olan vergi teşvikleri, öncelikle kurumlar vergisinden tamamen muaf tutmak şeklinde uygulanabilirken bazı yatırım projeleri için daha düşük kurumlar vergisi oranlarının uygulanması şeklinde de olabilir.[9]

Türkiye’de teşvik uygulamaları temelde yatırımlara yönelik ve ihracata yönelik olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. 2012 yılında getirilen yatırımlara yönelik teşvik sisteminden beklenen amaçlar, kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedefler doğrultusunda tasarrufların katma değeri yüksek yatırımlara yönlendirilmesi, üretim ve istihdamın artırılması, uluslararası rekabet gücünü artıracak, araştırma-geliştirme içeriği yüksek bölgesel ve büyük ölçekli yatırımlar ile stratejik yatırımların özendirilmesi, uluslararası doğrudan yatırımların artırılması,  bölgesel gelişmişlik farklılıklarının azaltılması, kümelenme ve çevre korumaya yönelik yatırımlar ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesidir. Genel teşvik kapsamında yatırımcılara sağlanan teşvik ve destek unsurları: Gümrük vergisi muafiyeti, Katma Değer Vergisi istisnası, Gelir vergisi stopajı desteği(6.bölgedeki yatırımlar için) ve Tersanelerin gemi inşa yatırımları için sigorta primi işveren hissesi desteği şeklinde uygulanan teşvikleri içermektedir.[10]

Türkiye’de Yatırım Ortamı

Öncelikle Türkiye de dâhil olmak üzere bir ülkede yatırım yapılabilmesi için o ülkenin belirli koşulları sağlaması gerekmektedir. Bu koşulların başında ülke adına başarılı sayılabilecek bir ekonomi ile nitelikli ve rekabetçi iş gücü gelmektedir. Ülkenin altyapısının ve nüfusunun büyük bir iç pazara olanak sağlaması da oldukça önemlidir. Kendi içerisinde liberal ve yeniliklere açık bir görüşe sahip olması gerekirken, dışarı ile yapılacak gümrük birlikleri veya vergi anlaşmaları etkili olacaktır. Sayılan bu koşulların başında aslında düşük vergi oranları ve teşvikler gelmektedir.[11]

Türkiye adına şunu söyleyebiliriz ki, enflasyon, döviz kuru ve büyüme üzerindeki belirsizlikler yatırımlar açısından güçlü etkilere sahiptir. Döviz kurundaki belirsizlik sabit sermaye yatırımlarını etkilerken, büyüme hızı ve enflasyon, finansal yatırım kararları üzerinde bir etkiye sahiptir. Buna göre oluşacak belirsizlik türüne göre firmalar veya bireyler farklı yatırım alanlarına yönelmektedir. Son dönemlerde Türkiye’de döviz kuru üzerinde yaşanan belirsizliklerin artması, sabit sermaye yatırımlarını finansal yatırımlara kıyasla daha fazla azaltmaktadır. Yatırımları arttırabilmek için ilk olarak piyasalardaki bu kırılgan yapının düzeltilmesi gerekmektedir. Yatırımlar üzerinde belirleyici rol oynayan kredilerin GSYİH içindeki payında meydana gelen artışın firmaların finansal yatırım kararları üzerinde sabit sermaye yatırım kararlarına göre daha güçlü bir etki yarattığı gözlemlenmiştir. Risk karşısında piyasaların sağlam durabilmeleri de ülke yatırım ortamı için oldukça önemlidir. Ekonomik, finansal, politik ve ülke riskleri birlikte ele alınarak yatırımcılar açısından uygun ve güvenilir ortamın sağlanması gerekmektedir. Ülkeye olan güvenin azalması yabancı sermaye miktarlarını azaltırken, ülkede mevcut olan sermayenin de ülke dışına transferine neden olacaktır. Bu durumdan daha çok kısa vadeli yatırımcılar etkilenecektir. Sonuç olarak yatırımcılar açısından belirsizlik ve risk faktörleri beraber değerlendirilmektedir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki her zaman belirsiz bir ortam riskli ortamdan daha olumsuz sonuçlar doğuracaktır.[12]

Ülkelerin yatırım ortamlarını göstermek ve diğer ülkelerle karşılaştırmak adına kullanılan bir sıralama formu Küresel Rekabetçilik Endeksidir. Dünya Ekonomik Forumu her yıl ülkelerin üretkenlik düzeylerini, kurumlarını ve politikalarının birbirleriyle etkin çalışıp çalışmadığını analiz eden Küresel Rekabetçilik Raporunu yayımlamaktadır. 2005 yılından itibaren yayımlanmaya başlayan bu rapor ülkelere uygulayacakları politikalar konusunda yol gösterici bir ölçüt haline gelmiştir. 137 ülkeyi içeren 2017-2018 raporunda birçok küresel gösterge kullanılarak ülkelerin rekabet güçleri ortaya koyulmuştur. Son rapora göre ilk sırayı geçen senenin birincisi İsviçre almıştır. Daha sonra sırasıyla ABD ikinci, Singapur üçüncü, Hollanda dördüncü, Almanya beşinci sırada yer almaktadır. Raporun ilk on sırasında Avrupa ülkelerinin baskınlığı dikkat çekmektedir.[13]

Türkiye’nin küresel anlamda rekabet edilebilirlik geçmişine baktığımızda bir iyileşme görülmektedir. Ancak bu gelişim çok küçük miktardadır. Türkiye, 2011-2012 döneminde 59. sırada yer alırken 2012-2013 döneminde 16 basamak birden yükselerek endekste 43. sırada yer almıştır. Ancak 2013-2014 dönemiyle beraber bu yükseliş eğilimi azalmış; Türkiye 2013-214 döneminde 44. sırada, 2014-2015 döneminde 45. sırada, 2015-2016 rapor döneminde 51. sırada ve 2017-2018 rapor döneminde ise 53. sırada yer almıştır. Rapor sayesinde hangi alanlarda iyileştirme yapılacağı açıkça gösterilmektedir.[14]

Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan 2017 -2018 Küresel Rekabetçilik Raporu’nun sonuçlarına göre rekabet gücü sıralamasında yer alan 137 ülke arasında ilk üç sırayı bu sene de İsviçre, ABD ve Singapur paylaştı. Rekabet gücünde ilk 10 sırayı paylaşan ülkeler ve karşılaştırılma yapılabilecek olan bazı ülkeler şu şekildedir.

Tablo 2’de ilk 10 sırada yer alan ülkeleri incelediğimizde Avrupa ülkelerinin bir hâkimiyeti olduğunu söyleyebiliriz. Avro bölgesinin ikinci en büyük ekonomisine sahip olan Fransa ise, geçen seneye göre bir basamak gerileyerek 22.sırada yer almaktadır. İspanya geçen seneye göre 2 sıra gerileyerek 34.sırada yer alırken, İtalya rekabet düzeyini bir sıra yükselterek 43.sıraya yerleşmiştir. İngiltere’nin bir basamak düşerek 8.sırada yer alması, henüz Brexit müzakerelerinin sonucunu yansıtmamaktadır. Müzakere sonuçlarına göre ülkenin rekabet gücünün daha çok düşeceği belirtilmektedir. Çin bir basamak yükselerek 27.sıra ile BRICS ülkeleri arasında yer alan en yüksek sıralamaya sahip olmuştur. Türkiye ve Güney Afrika rekabet güçlerinde bir kayıp yaşarken, bu düşüş Türkiye’de iki basamak ile sınırlı kalırken Güney Afrika 14 sıra birden gerilemiştir.[15]

Kurumlar Vergisi ve Yatırım Ortamı İçin Reform Önerileri

Vergi reformu gerçekleştirebilmek için güçlü ve kararlı bir siyasi idare ya da olağanüstü bir dönem gerekmektedir. Bunlar dışında vergisel anlamda büyük çaplı değişiklikler siyasilerin çok fazla tercih edecekleri bir yaklaşım değildir. Vergi indirimlerini bir reform olarak ifade edecek olursak yapılacak bir vergi indirimi iktisadi ve mali boyutları birlikte dikkate alınarak uygulanmalıdır. Bunun yanında istikrarlı yapıyı bozmadan ve mükellefler açısından beklenmedik durumlara yol açmadan vergi indirimleri yapılmalıdır. Vergi indirimi yapılmasında ki temel amaç, vergi tabanının geliştirilerek mükellefler üzerindeki vergi yükünün düşmesi sonucu vergi kayıplarını tekrar sisteme dahil etmektir. Vergi gelirleri, vergi tabanının genişliği ve vergi oranları ile doğrudan bağlantılıdır. Vergi gelirlerini arttırmak isteyen bir hükümet vergi kanunlarını etkin bir şekilde kullanıyor olması gerekmektedir. Etkinlik ile anlatılmaya çalışılan durum, vergi mükellefine hakim, güçlü vergi idaresine ve denetim mekanizmasına sahip olmaktır. Tek başına yapılacak bir vergi indirimi ekonomide istenilen sonuçları vermeyebilir. Vergi indiriminin yanında arka planda kamu harcamaları indirimleri ve para politikaları kullanılmalıdır. Ülkeler diğer ülkelerle girdiği yarışta ekonomilerini daha cazip hale getirmek için kurumlar vergisinde indirime gitme yoluna gitmişlerdir. Ancak bu durum yatırımların vergisel kaygılarının söz konusu olmasıyla vergi yükünün daha az olduğu bölgelere bir kayma gerçekleşebilmektedir. Kurumlar vergisi indiriminin yanında bölgesel ve sektörel teşviklere de ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de 2006 yılı ile getirilen yeni kurumlar vergisi yasası ile yatırım indirimleri kaldırılmıştır. Ancak indirimin kaldırılması kurumlar vergisi açısından avantajların kalktığı anlamına gelmemektedir. Karın dağıtılmayıp sermayeye aktarılması yolu seçilerek karlar vergi dışı bırakılmış ve yatırım destekleri açısından farklı bir unsur ortaya çıkmıştır.[16]

Uygulamada yer alan kurumlar vergisi oranlarının diğer ülkelere kıyasla yüksek olması kapsamlı bir teşvik ve yatırım indirimini zorunlu kılmaktadır. Eğer yüksek oranlara karşı bir teşvik söz konusu değilse vergi yükü giderek artacaktır. Bu noktada önerilen çözüm, teşvikler konusunda tek yetkili kurumun olması ve basit kurumlar vergisi sisteminin benimsenmesi olacaktır. Teşviklerden sorumlu tek bir yetkili kuruluşun yasal çerçeve içinde değişiklikleri tasarlaması da önemlidir. Bu şekilde vergi teşvikleri vergi sistemine daha kolay entegre edilecektir. Ayrıca vergi sisteminin ve idaresinin etkinliği göz önüne alındığında Maliye Bakanlığınca hazırlanacak bir program veya strateji tasarlanmalıdır.

Kurumlar vergisine yönelik yapılacak reformlar öncelikli olarak vergi sistemindeki çarpıklıklara ve yönetimin iyileştirilmesine odaklanmalıdır. Kurumlar vergisinin yasal oranları azaltılırsa çarpıklıkları giderici yönde önemli bir gelişme katedilmiş olur. Stopaj vergileri şirketler üzerinde efektif vergi oranını arttırdığı için yaygın kullanımını azaltmak gerekmektedir. Eğer stopaj vergileri kullanılacaksa da sonuçtan ziyade ayarlanabilir hale getirilmelidir. Özellikle vergi teşvikleri ve muafiyetlerinin kullanıldığı şekillerde vergi sistemi basitleştirilmelidir. Vergi teşviklerini ve muafiyetlerini azaltmak, bu konuda açıkça yardımcı olacaktır. Vergi uyumluluğu ve vergi idaresinin iyileştirilmesine odaklanılmalıdır. Eğer bir reformda zorunluluk varsa hükümet bu değişimi tanımalı ve öncelikleri iyi belirlemelidir.[17]

Kurumsal boyutta vergi indirimi, yapılacak en önemli reform olmasına rağmen tek başına yeterli değildir. Bunun için vergi sisteminde öngörülebilecek diğer reformlara da bakmak gerekmektedir. Seçim öncesi seçmenlerin tercihlerini değiştirmek amaçlı olarak gereksinim dışında vaatlere gidilmemelidir. Bu nedenle yapılacak bir değişiklik beraberinde kaynak gösterilerek mükelleflere yansıtılmalıdır. Vatandaşlar kamu hizmetlerinin bedelini yine kendilerinin ödeyeceğini açıkça bilmelidirler. En önemli gelir kaynağı olmasından dolayı vergiler, tasarrufları teşvik edecek şekilde düzenlenmelidir. Bunu için üst dilim düşürülmeli ve en üst limitten sonra vergi oranı azaltılmalıdır. Özetle vergilerin reform sürecine baktığımızda iki boyutun dikkat çektiğini görmekteyiz. Birincisi ülke şartlarına uygun olarak yasal ve kurumsal yapıyı oluşturabilmektir. İkincisi ise, duyarlı insan modelini sağlayabilmektir. Uzun dönemli bir yatırım ve vergi ortamı düşünülüyorsa ikincisi daha önem arz etmektedir.[18]

Sonuç

Yeni dünya düzeninin getirmiş olduğu değişiklikler sonucu, ülkeler uluslararası yarışta söz sahibi olabilmek için yeniliklere açık olmak durumundadırlar. En önemli uygulamaların başında gelen vergi politikaları ülkelerin ekonomileri ve piyasaları konusunda yönlendirici bir etki yaratmaktadır. Vergi matrahı, tabanı ve oranı gibi vergi unsularında yapılacak düzenlemeler vergi rekabetinin ekonomik etkinliği üzerine odaklanmalıdır. Değişikliklerin bir sonucu olarak ülkeler arası olumsuz dışsallıkları azaltmada vergi uyumlaştırılmasına önem verilmelidir. Uyumlaştırma ile devletler vergi politikaları açısından özerkliğini kaybetse de günümüz küresel toplumlarında bu durum gereklidir.

Kurumlar vergisi, küresel rekabette söz sahibi olmak adına kullanılan önemli bir vergi türüdür. Zaten verginin evrimine baktığımızda önemli oranlarda azaldığını görmekteyiz. Kurumlar vergisi ile firmaların karlılığının rahatlıkla etkilenmesinden dolayı yüksek oranda uygulanacak vergiler kaynakları ve yatırımları olumsuz etkileyecektir. Ülkeler kurumlar vergisi oranlarını daha cazip hale getirebilmek adına vergi teşviklerine başvurmaktadırlar. Kurumlar vergisine yönelik yapılan vergi teşviklerinin temel amacı, yatırım üzerindeki vergi yükünü azaltmaktır. Vergi teşvikleri konusunda dikkat edilmesi gereken ana unsur ise, teşviklerin çok yönlü olarak ekonomik, sosyal ve mali amaca birlikte hizmet etmesidir.

Kaynakça

Adana Sanayi Odası, Haberler, http://www.adaso.org.tr/adaso/kuresel-rekabetcilik-endeksi-2017-2018-aciklandi 2017, (ET: 29.04.2018).

Alm, James ve Khan, Mir Ahmad: Tax Policy Effects on Business Incentives in Pakistan, Tulane Economics Working Paper Series, 2017.

Aydın, Celil ve Odabaşıoğlu, Fatma Gündoğdu: Makroekonomik Belirsizlik ve Risk Altında Yatırım Kararları, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(4), 2016.

Çelik, Orhan: Küreselleşme Sürecinde Firmalar Arası Stratejik İşbirliği, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1(54), 1999.

Güngör, Kamil: Vergi Yapısında Bir Reform Önerisi Olarak Vergi İndirimleri Politikası ve Türk Vergi Sistemi, AKÜ İİBF Dergisi, 1(18), 2016.

Güre, Pınar Derin ve Kütük, Samet: Türkiye’de Kurumlar Vergisi Değişikliğinin Hisse Senedi Fiyatları Üzerine Kısa Dönemli Etkisi, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1(71), 2016.

İşler, Habir: Türkiye’deki Sermaye Şirketleri Üzerindeki Kurumlar Vergisi Yükü ve OECD Ülkeleri İle Karşılaştırılması, Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 2016.

Kıldiş, Yusuf: Türkiye’de Vergi Teşvik Politikalarının Gelişimi, http://www.ekodialog.com/makaleler/turkiyede-vergi-tesvik-politikalari-makale.html 2016, (ET: 28.04.2018).

Küresel Rekabetçilik Endeksi Raporu, 2017-2018 Baskısı, http://www.adaso.org.tr/WebDosyalar/K%C3%9CRESEL%20REKABET%C3%87%C4%B0L%C4%B0K%20ENDEKS%C4%B0%20RAPORU%2004.01.2018.pdf  (ET: 29.04.2018).

Tağraf, Hasan: Küreselleşme Süreci ve Çokuluslu İşletmelerin Küreselleşme Sürecine Etkisi, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 2(3), 2002.

Tahsilat Genel Tebliği Seri: A Sıra No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri: A Sıra No: 9). (2017). Resmi Gazete, Sayı: 30279.

Tekin, Ahmet: Vergi Teşvikleri ve Ekonomik Etkileri, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,16,2006.

Tuncer, Selahattin: Yeni 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, Yaklaşım Dergisi, 164, 2006.

Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Türkiye’de Yatırım Yapmak İçin 10 Neden, http://www.invest.gov.tr/tr-TR/investmentguide/Pages/10Reasons.aspx (ET: 28.04.2018).

Yavan, Sercan: Türkiye’de Uygulanan Vergi Teşvik Sisteminin İncelenmesi, Vergi Sorunları Dergisi, 39(339), 2016.

Dipnotlar

[1] Hasan Tağraf, Küreselleşme Süreci ve Çokuluslu İşletmelerin Küreselleşme Sürecine Etkisi, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 2(3), 2002, s. 35-36.

[2] Orhan Çelik, Küreselleşme Sürecinde Firmalar Arası Stratejik İşbirliği, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1(54), 1999, s. 24-25.

[3] James Alm ve Mir Ahmad Khan, Tax Policy Effects on Business Incentives in Pakistan, Tulane Economics Working Paper Series, 2017, s. 4.

[4] Selahattin Tuncer, Yeni 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, Yaklaşım Dergisi, 2006, s. 10.

[5] Habil İşler, Türkiye’deki Sermaye Şirketleri Üzerindeki Kurumlar Vergisi Yükü ve OECD Ülkeleri İle Karşılaştırılması. Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 2010, s. 59-60.

[6] Tahsilat Genel Tebliği Seri: A Sıra No: 1’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri: A Sıra No: 9),2017, Resmi Gazete, Sayı: 30279.

[7] Pınar Derin Güre ve Samet Kütük, Türkiye’de Kurumlar Vergisi Değişikliğinin Hisse Senedi Fiyatları Üzerine Kısa Dönemli Etkisi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 1(71), 2016, s. 306.

[8] Yusuf Kıldiş, Türkiye’de Vergi Teşvik Politikalarının Gelişimi, 2013.

[9] Ahmet Tekin, Vergi Teşvikleri ve Ekonomik Etkileri. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,16, 2016, s. 303-306.

[10] Sercan Yavan, Türkiye’de Uygulanan Vergi Teşvik Sisteminin İncelenmesi, Vergi Sorunları Dergisi, 39(339), 2016, s. 167.

[11] Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı, Türkiye’de Yatırım Yapmak İçin 10 Neden.

[12] Celil Aydın ve Fatma Gündoğdu Odabaşıoğlu, Makroekonomik Belirsizlik ve Risk Altında Yatırım Kararları, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(4), 2016, s. 61-63.

[13] Adana Sanayi Odası, Haberler, 2017.

[14] A.g.e., Adana Sanayi Odası.

[15] Küresel Rekabetçilik Endeksi Raporu, 2017-2018 Baskısı, 2017.

[16] Kamil Güngör, Vergi Yapısında Bir Reform Önerisi Olarak Vergi İndirimleri Politikası ve Türk Vergi Sistemi, . AKÜ İİBF Dergisi, 1(18), 2016, s. 140-142.

[17] A.g.e., James Alm ve Mir Ahmad Khan, s. 43-47.

[18] A.g.e., Kamil Güngör, s. 142-143.

Yazar Hakkında

Burak Hamza Ayaz / TESA Araştırma Birimi Direktörü / TESA Ekonomi Masası Yardımcı Direktörü ve Yazarı

Çukurova Üniversitesi

Maliye Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir