Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Tarih / Türkiye ve Anti Amerikancılık – 1

Türkiye ve Anti Amerikancılık – 1

Yazan: Mücahid Rıza Alper

       Giriş

İkinci Dünya Savaşının seyrine harbin ikinci yarısında etkin bir biçimde müdahil olarak tesir eden ABD bu savaşın akabinde dünya’nın egemen iki gücünden birisi olacaktı. Bu çerçevede ABD, irili ufaklı bir çok devleti ve Avrupa’nın büyük bir bölümünü kapitalist blok içerisine dahil etmişti. Dünya egemenliğini Sovyetler ile paylaşan Amerika hem kendi güvenliği hem Sovyetlere karşı üstünlük sağlama açısından Ortadoğu’yu önemli bir üs olarak görüyordu. Zaman içerisinde ve bu mücadelenin bütün aşamalarında Ortadoğu üzerinde ki en önemli müttefiki olarak Türkiye’yi belirleyen Amerika gerek İnönü döneminde gerekse de Menderes döneminde otoritelerin ‘’Aktif Amerikancılık’’ olarak nitelendirdiği bir serüvenin baş aktörü olmuştur. Menderes’in askeri darbe ile görevden uzaklaştırılıp akabinde idam edilmesi ile beraber Askeri Vesayet kontrolündeki Türkiye, Amerika ile olan ilişkilerini iyi devam ettirmesine rağmen İnönü ve Menderes dönemindeki teslimiyetçi yapı içerisinde değil, aksine daha kontrollü bir müttefiklik yoluna başvurmuştur. Bu süreçle beraber Askeri vesayetin devlet idaresindeki kontrolünü demokratik temellere dayanan sisteme devretmesiyle beraber Türkiye’nin milli menfaatlerine aykırı bir politika olduğu noktasında(Aktif Amerikancılık ya da Amerikan Müttefikliği) eleştirileceği ve adeta bu politika karşıtlığına dayanan yeni bir akım ortaya çıkacak ve Türkiye uzun vadede Anti-Amerikancılık üzerinden yürütülecek bir çok siyasi akımla tanışacaktır.

        Anti Amerikancılığın Ayak Sesleri-Türkiye İşçi Partisi

13 Şubat 1961’de kurulan TİP Türkiye’nin yeni yıllarda Sovyet taraftarı yüzünü oluşturacakken, aynı zamanda Amerikancılık karşıtı birçok hareketin destekleyicisi de olacaktır. 12 Sendikacının imzasıyla İstanbul Valiliğine verdiği dilekçe ile kurulan TİP amaç olarak toplumun en alt kademesi olarak görülen işçi sınıfı ile en üst sınıfı olarak görülen aydın kesimini bir araya getirme düşüncesindeydi.

Türkiye’nin bürokrat sınıfının hala Amerika taraftarı zihin yapısı TİP ile uyuşmadığı için siyasi hayatı boyunca birçok engellemelerle karşı karşıya kalmıştır, bunlardan basit bir örnek verecek olursak; 1964 yılında gerçekleşen Senato yenileme seçimlerine girilmesinin önüne YSK engelinin konulmasıydı. Ancak bunun ardından 1965 seçimlerinde Türkiye geneli %3 oy alarak 15 milletvekili ile mecliste yer aldı. Meclis içerisinde düşünce özgürlüğünden yana tavrı ve NATO ile Ortak Pazar gibi oluşumlara karşıtlığı üzerinden söylem gerçekleştiren TİP bu dönemde kamuoyu nezdinde azımsanamayacak bir güç haline geldi.

1965 yılında seçim kampanyası sırasında Türkiye İşçi Partisi ‘’Bugün 35 milyon metrekarelik vatan toprağı Amerikan işgali altındadır. Bu üslerde Amerikan bayrağı dalgalanır ve bu üsler birer küçük Amerika’dır. Bu üslere Türk polisi giremez’’ ifadelerini kullanınca Türkiye’de NATO üyeliği uzun bir zamandan sonra ilk defa kamuoyu önünde açıkça sorgulanmaya başlamıştır. [1]

TİP’in başını çektiği bu söylemler zaman içerisinde NATO karşıtlığı ekseninde sokak gösterilerine ve üniversite olaylarına sebebiyet vermiştir, halkın nezdinde siyasiler de karmakarışık bir hale gelen Amerika-Türkiye ilişkilerini sorgulamaya ve hükümeti bu konuda acele bir çözüme kavuşturmaları noktasında baskı altına almışlardır. Bu gösteriler Türk-Amerikan dostluğunu büyük yıkımlara uğratırken çeşitli bahaneler ile Amerika’nın Türkiye’ye yardımlarını bile kısa süreliğine kesintiye uğratmıştır.

15 Temmuz 1968’de bir grup öğrencinin Amerikan 6. Deniz Filosuna mensup askerleri denize dökmesiyle beraber Amerikan karşıtlığı en üst seviyelere varmıştır ancak sadece bununla sınırlı kalmayarak Üniversitelerde ders veren Amerikan akademisyenler linç edilmiş ve Türk meslektaşları tarafından aşırı tepkilere maruz kalmıştır.

Türkiye İşçi Partisi ve halkın tepkisiyle muhalif siyasetçilerin baskıları neticesinde Amerikan karşıtı grup ilk zaferini elde etmiştir, 3 Temmuz 1969’da Ortak Savunma İşbirliği Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşma daha önce iki ülke arasında imzalanan bütün antlaşmaları bir araya getirip sadeleştirdiği gibi dört noktada Amerika’nın Türkiye’deki mevcudiyetine sınırlama getirmekteydi. [2] Bu antlaşmanın maddelerine göre ilkin Washington yönetimi Türkiye’den izinsiz üslerinden hareket ederek üçüncü ülkelere operasyon yürütemeyecekti.

Üslerin mülkiyetinin Türkiye’ye ait olduğu kesin olarak belirtilirken böylelikle toprakların Amerika tarafından işgal olduğu söylemleri hafifletilmiştir.

Üçüncü aşama ise Türkiye bu antlaşmayla beraber üslerin denetim hakkı Türkiye’ye verilmiş ve olağanüstü bir durumda üslerin kullanımına engel olabilme hakkına kavuşmuştur.

Tüm bu hamlelere rağmen Sol gruplar dışında yaygın bir tepki oluşamamış ve Türkiye her zaman olduğu gibi ufak tefek aksaklıklara rağmen batıcı politikasından vazgeçmemiştir. Amerika ve Batı ile dengeli gibi gözüken bu politikaları samimi bulmayan sol gruplar Türkiye’de gerçekleştirdikleri eylemlere hiç aralık vermeden devam etmişlerdir.

1969’da Ortadoğu Teknik Üniversitesini ziyaret eden ABD büyükelçisinin makam aracı yakılırken, 4 Mart 1971’ de dört Amerikan hava subayı kaçırılmıştır. [3]

1971’e gelindiğinde ise Demirel hükümetini bir muhtıra ile deviren askeri yönetim iki ülke arasında 1960’ların ortasında başlayan bu dengeli bağımlılığı sona erdirdiği gibi, Amerikan karşıtı eylemleri de yasaklamıştır. [4]

Türkiye eylemler ve politikaların gölgesinde 70’ li yılların iki kutuplu Türkiye’sine doğru yol alırken 71 Muhtırası bu dönem öncesi büyük bir sessizlik dönemi olmuştur, ülke bu yıllardan sonra Radikal sol gruplar ile Milliyetçi gruplar arasındaki çatışmalara sahne olacaktır. Otoriteler tarafından Sovyetler ile Amerikan taraftarlarının mücadelesi olarak tabir edilen bir 70’li yıllar serüvenine tanıklık ederken bu süreç Türkiye’yi yeni bir Askeri darbe ile tanıştıracak ve adeta Asker Devleti tüm bu sürecin acısını darbe sonrası iki gruptan fazlasıyla çıkaracaktı.

 

DİPNOTLAR

[1] Ali Balcı, Türkiye Dış Politikası İlkeler, Aktörler Ve Uygulamalar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017, s. 143

[2] Baskın Oran, Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt 1, İletişim Yayınları, 6. Baskı, İstanbul, 2004, s. 697

[3] Füsun Türkmen, Kırılgan İttifaktan Model Ortaklığa Türkiye ABD İlişkileri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2012, s. 26

[4] Melek M. Fırat, 1960-1971 Arası Türk Dış Politikası ve Kıbrıs Sorunu, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1997, s. 287

 

KAYNAK

-Balcı, Ali, Türkiye Dış Politikası İlkeler, Aktörler Ve Uygulamalar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017

-Oran, Baskın, Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, İletişim Yayınları, Cilt 1, 6. Baskı, İstanbul, 2004.

-Türkmen, Füsün (2012), Kırılgan İttifaktan Model Ortaklığa Türkiye ABD İlişkileri, Timaş Yayınları, İstanbul, 2012

-Fırat, Melek M. , 1960-1971 Arası Türk Dış Politikası Ve Kıbrıs Sorunu, Siyasal Kitabevi, Ankara, 1997

Yazar Hakkında

Mücahid Rıza ALPER / TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

 

Bir Yorum

  1. Kaleminize saglik tebrikler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir