Türkiye Dimağlarını Bir Bir Kaybediyor

Çeviren: Özen Ayşe Özbasa

Başarısız darbe girişiminin ardından görülen baskı, Türkiye’nin akademisyen ve eğitimcilerini kaybetmesine sebep oldu.
Türkiye’deki akademisyenler için yeni yıl, meslekten ihraçlarıyla başladı. 2017’nin ilk haftası bitmeden 631 araştırmacı ve profesör aniden gelen bir kararla işlerini kaybettiler.
Binlerce Türk bilim insanı, geçen yaz gerçekleşen başarısız darbe girişiminin ardından hükümetin “kadroları temizlemesinin” kurbanı olup mesleklerinden ihraç edilmiş ya da uzaklaştırılmışlardı. On ikiden fazla üniversite de mahkeme kararıyla kapatılmıştı.
Etkisi hızla artan baskı ortamı, adli takibattan ve akademik özgürlüğün erozyonabuğramasından kaçmak için çoğunun Batı’yı özellikle Avrupa’yı seçtiği görülmeklebberaber, yüzlerce insanın ülkeyi terk etmesine neden oldu.
Kendilerini akademisyenlere yardım etmeye adayan kuruluşlar, Türk bilim insanlarının taleplerinde daha öncesinde hiç görülmemiş bir artış kaydetti. Scholar Rescue Fund’ın yerleştirme isteyen akademisyenler listesinde çoğunluğu Türkler oluşturuyor.
Sonbaharda, Alman Philipp Schwartz Girişimi, Suriye’den ya da savaştan darmadağın olmuş herhangi bir milletten çok daha fazla başvuruyu Türk’lerden aldı.
Ülkeyi terk etmek kolay bir seçim değil. Beyin göçü yapan bu insanlar yalnızca evlerini kaybettikleri için sızlanmıyor, aynı zamanda akademisyenlerin ve aydınların göçünün Türkiye’nin otokrasiye geçiş sürecini hızlandıracağından korkuyorlar.
İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden atılan Profesör Halil İbrahim Yenigün “Çoğumuz artık Avrupa’da, özellikle Almanya’dayız. Burada oldukça büyük bir grubu oluşturuyoruz.” dedi.
Şu an hayatını Avrupa’da devam ettiren bir sosyolog: “Şu an inşa edilen tek yönlü düşünen, otorite taraftarı bir toplum. Eleştirel düşünmek neredeyse imkânsız. Özgür düşünce yok.” dedi.
Darbe girişiminin öncelerinde de, hükümetin akademisyenlere baskısının olduğu dönemler görülmüştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt çoğunluklu Türkiye’nin Güneydoğusundaki ayaklanmalarına yönelik yapılan müdahalenin durdurulması için yapılan bildiriye imza atan 1.400’den fazla akademisyeni, Kürt militanların yararına propaganda yaratan “terör sempatizanları” olarak kınamıştı.
Yüzlerce akademisyen, bildiriyi imzaladıkları için üniversitelerinden uzaklaştırıldı ve savcılık akademisyenler hakkında soruşturma başlattı. Bazı profesörle yargılanma öncesi gözaltına alınmış, bazıları da işyerlerinde kötü muameleye maruz kaldılar. Bahara kadar onlarcası işini kaybetti ve yurtdışına gitti.
Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle bildiriyi imzalayanlardan 100-150sinin son olarak Almanya’ya gittiğini tahmin etmekte.

Bildiri imzaladıktan sonra kovulan profesör Yenigün kendisine üyelik sağlanan Berlin’den yaptığı bir skype konuşmasında : “Barış için Akademisyenler’i imzalayan birçok insan şu an yurtdışında. Çoğumuz Avrupa’dayız, özellikle Almanya’da. “ dedi.
Diğer şekillerde de Türk akademisyenlerin olanakları giderek daralıyor. Avrupa Birliği Türkiye sözcüsü Kati Piri, darbe girişiminin ardından Türkiye’nin Jean Monnet gibi ortak yürütülen akademik bursları iptal ettiğini söyledi. Piri: “Bu konu hakkında birçok mektup yazdık, hatta Komisyon Türkiye’nin bu programlara devam etmesi ve bu olanlar için akademisyenleri cezalandırmaması için büyük baskı yaptı.” dedi.
Modern, Açık Bir Ülke Hayalini Kaybetmek
Türkiye daha öncesinde de beyin göçüne uğramıştı. 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra gerçekleşen askeri darbeler sonucunda çokça aydının ülkeyi terk etmesine sebep olmuştu. Ancak Erdoğan ve partisi iktidara geldiğinde, bazılarında geri dönme isteği uyanmıştı.
AKP ilk günlerinde bir umut ışığı olarak görülüyordu; ülkeyi modernize eden, durgun ekonomiyi canlandıran, ordunun güçlerini azaltan bir parti. Bu yeni hükümet ayrıca, milyonlarca kadının üniversiteye girmesine engel olan başörtüsü yasağını kaldırdı. AKP iktidarında üniversitelerin sayısı 2002’de 76’yken, 2016’da 178’e yükseldi, bu sayı yurtdışında eğitim görmüş birçok akademisyeni geri dönmesi için cezbetti.
Doktorasını Virginia Üniversitesi’nde tamamlayan Yenigün: “Türkiye’nin daha demokratik olacağına dair hayallerimiz vardı. Bu yüzden ülkeye faydamız olsun diye geri döndük, dönenlerden biri bendim. Birdenbire Erasmus gibi birçok Avrupa projesi oluşturulmuştu. Öğrenciler daha açık görüşlü hâle geliyordu, daha iyiye gidiyorlardı.”
Kimliği gizli kalması koşuluyla açıklama yapan bir psikolog, bütün hayatını yurtdışında geçirdikten sonra 2012’de Türkiye’ye yerleştiğini söyledi: “Babam doktorası için göç etmişti ben de bu beyin göçünü sürekli eleştirirdim. Türkiye’ye dönmemin en büyük sebeplerinden biri budur. Eğer insanlar sürekli ayrılmak isterse, daha iyisi için uğraşabilecek kimse kalmaz. Bu yüzden geldim, bu yüzden kalmak istedim.”
O da ayrılmaya karar verdi. Bildiriyi imzaladığı için, devlet tarafından araştırılıyor ve bu çalışmalar onu da sıklıkla siyasi birikimine ve Kürt bölgesine çıkarıyor.
Araştırma yapılırken bütün etik heyetleri aşmak gerekiyor ve benim etik heyetlerim fazla etik sayılmaz. Üniversiteye dikkat çekmek istemediklerini söyleyerek araştırmamı reddediyorlar.” dedi.
POLITICO’ya kimliksiz olarak konuşan psikolog ve diğer akademisyenler, Türkiye’nin geleceğine dair iyimser düşüncelerinin bulunmadığını belirttiler: “Günlük siyasete baştan aşağı nüfuz etme şansı tamamen yok oldu. Beyin göçü yaşandığında, yeni bakış açılarından daima yoksun kalınır, çünkü farklı düşünen herkes gitmeye zorlanır ya da gitmek ister.”
Tarihin Deliliği
Bonn’daki Alexander von Humboldt Vakfı çalışanları Türkiye’de olanları yakından izliyorlar. 2016’da, Vakıf, Philipp Schwartz Girişimini, bir milyondan fazla mültecinin gelişine cevap niteliğinde tehdit altındaki akademisyenler için açtı. Geçtiğimiz mart ayında, ilk başvurular sürecinde, başvuruların büyük çoğunluğunu Suriyeliler oluşturuyordu. Başvuruların son sürecinde, Türkler başvurunun %46’sıyla en çok başvuru yapan grup oldu.
Aslında bu olanlar, garip bir tarihi cilveye işaret ediyor. Program ismini, Yahudi olduğu için 1933’te Frankfurt’taki Goethe Üniversitesi’nden atılan Avusturya-Macaristan’lı patolog Philipp Schwartz’dan alıyor. Schwartz, İsviçre’ye gittikten sonra, sürgünde olan diğer akademisyenlere yardım amaçlı “Emergency Association of German Scientists Abroad”u kurdu.
Schwartz, Türk hükümetini büyük ölçüde yerel üniversitelerde Alman profesörlerine görev vermeye ikna etti ve en az 150 zulüm görmüş akademisyen, sonunda Türkiye’de güvenlik ve istihdam buldu. Schwartz, kendisi, İstanbul Üniversitesi Patoloji Bölüm Başkanı oldu.
Humboldt Vakfı sözcüsü Georg Scholl: “Böylesine trajik bir ironi hakkında konuşmazdım, ancak tezatlık oldukça bariz. Umuyoruz ki Türkiye’de yaşanan bu durum değişir ve akademisyenler tehdit vakaları ya da uzaklaştırma olmadan eskiden olduğu gibi çalışmaya devam edebilirler.”
Ancak bu tür programlar oldukça nadir. Ülkeyi terk eden çoğu akademisyen çantalarını toplayıp hayırlısı diyerek ayrılıyorlar ve profesörler çoğunlukla geride bıraktıkları öğrenciler için endişeleniyor.
Yenigün, kendisini destekleyen öğrencilerin aşırı milliyetçiler tarafından dövüldüğünü aktardı. “Üniversite onları korudu. Dayak yiyenleri değil, dayak atanları korudu.” Ve ekledi: “Hükümet, bize vatanı sevmediğimizi söylüyor. Ben bu tür kavramlara inanmıyorum. Vatanseverliğe inanmıyorum. Ama eğer bu şekilde olması isteniyorsa, peki, onlar vatansever değil. Bu ülkenin geleceğine ihanet ediyorlar.”
Çevirmen Hakkında
Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial