Türk Siyasal Yaşamamızdan Bir Kesit\ 1960 Darbesi ve Günümüze Etkileri

Yakın tarihimizde Türkiye Cumhuriyeti bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır. Ancak darbeyi gerçekleştiren kesimin koordinasyon eksikliği, güvenlik güçlerinin bu faaliyetlerden erken haberdar olması ve nitekim halkın metanetli tutumu karşısında bu darbe girişimi önlenmiştir. Bu yazımda da bu darbe girişimi ile benzerlikleri olduğunu düşündüğüm bir askeri darbeyi, 1960 Darbesini ele almaya çalışacağım.

Askeri darbeler, eyleme döküldüğü coğrafyaların siyasi ve ekonomik koşullarından ayrı düşünülemez. Aynı şekilde 1960 darbesini anlamak için de o dönemin siyasi hayatına damga vuran Demokrat Parti ve politikalarını iyi bir şekilde analiz etmek gerekir.

Türk siyasal yaşamına 1946 yılında giren DP, ilk katıldığı seçimlerde ciddi bir başarı elde etmiş ve 64 milletvekili ile meclise girmiştir. Ancak DP, bu başarıya rağmen gerçekte aldığı oy oranının çok daha yüksek olduğunu belirtecek ve hükümeti yasadışı davranmakla suçlayacaktır. Menderes ve arkadaşları, deyim yerindeyse hükümeti “Sine-i Millet” olarak tabir edilen bir ifadeyle tehdit edecektir. İktidarda olan CHP’de ise Başbakan Recep Peker, DP’nin derhal kapatılmasını ve kurucularının tutuklanmasını Cumhurbaşkanı İnönü’den isteyecektir. Ancak dış politikada durumu Recep Peker’den daha iyi analiz eden İnönü, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan yeni düzende SSCB tehdidinden korunmak için Batılı müttefiklere yaklaşılması gerektiğinin bilincinde olacaktır. Bunun için de devletin görünümünün Batılı müttefiklerin devlet yapısına benzetilmesi gerektiği, İnönü’nün farkında olduğu bir gerçektir. Bu sebeple Türk siyasal yaşamının önemli mihenk taşlarından birisi olan 12 Temmuz Beyannamesi’ni yayınlayacak ve Cumhurbaşkanı’nın tüm partilere eşit mesafede olacağını vurgulayacaktır. Nitekim CHP’nin ilk genel sekreteri ve tek parti ideolojisinin kilit ismi Recep Peker istifa ettirilerek iktidardan uzaklaştırılacaktır. Bu gelişmeler gerek kurumlar gerek partiler nezdinde liberalizasyonu arttıracak ve ülke bu şartlar altında 1950 seçimlerine gidecektir. DP seçimi kazanacak ve 27 yıllık Tek parti dönemi bu gelişmeler akabinde bitecektir. İsmet İnönü ise askerlerin onu desteklemesine ve gerekirse bir darbe ile eski düzeni tahsis sözüne rağmen ülkenin bekası için ana muhalefet görevini üstlenmeyi seçecektir. Ayrıca İnönü genç subayların da DP’yi desteklediğini bildiğinden bir iç savaş ihtimalinden korktuğu içinde kendisine yapılan bu teklifi reddedecektir. Ancak DP’yi destekleyen bu genç subaylar kuşağı 10 sene sonra gerçekleşen darbede aktif rol alacak ve destekledikleri DP’yi kapatacak, liderlerini ya idam edecek ya da cezaevine yollayacaktır. Şimdi 10 senelik DP iktidarı döneminde bu desteğin neden değiştiğini inceleyeceğiz.

DEMOKRAT PARTİ

DP İktidara geldiği ilk yıllarda, toplumda büyük bir sevinç yaratmıştır. Bu durumun oluşmasında CHP’nin savaş yıllarında Varlık Vergisi gibi ağır uygulamaları, İkinci Dünya Savaşı’nın ülke ekonomisinde yarattığı kötü koşullar ve nüfusunun %80’nin yaşadığı taşradaki jandarma baskısı halk kitlelerini CHP’den uzaklaştıran nedenler arasında gösterilebilir. İktidarın yeni sahibi DP,  ilk iki yılında bu beklentileri karşılayacak bir yönetim sergilemiştir. Ayrıca savaş sonrası tarım ürünleri fiyatlarında görülen yükselme ve Marshall yardımı sonrası ile iyi hava koşullarının etkisiyle ekonomide çok ciddi boyutta bir büyüme gerçekleşecektir. Özellikle Avrupa’ya yapılan tarım ürünleri ihracatı, bu büyümenin altındaki en büyük neden olarak gösterilebilir. Ancak 1954 sonrası bozulan hava koşulları ve Avrupa’dan gelen talebin azalması sonucu ekonomideki büyüme önce durmuş sonra gerilemeye başlamıştır. Özellikle Truman Doktrini sonrası alınan silahların bakımı için harcanan döviz harcamaları, cari açığı arttırmaya başlayacaktır. Bu ekonomik gelişmeler, DP’yi otoriter bir görünüme bürüyecektir. Önce basın ve üniversitelere bir takım yasaklar gelecek sonra da 1950 seçimlerinde meclise giren üçüncü parti olan Millet Partisi, “irticai faaliyetlerde” bulunduğu gerekçesiyle 1953 yılında kapatılacaktır. DP’nin tüm bu korku ve baskılara rağmen girdiği 1954 seçimlerinde elde ettiği yüksek oy oranı, parti yöneticilerinin tehlikeli bir politika benimsemesine yol açacaktır. Bu politika, kabaca “bana oy veren Taşra kesimini destekleyecek politikaları sürdür” şeklinde ifade edilebilir. Nitekim DP bu yüzden sanayileşme hamlesine çok geç başlayacaktır. Yine aynı nedenle şehirlerde kendilerine karşı artan hoşnutsuzluk ve muhalif tutumu önemsemeyecektir. Ayrıca dış politikada çok cesur davrandığı Ortadoğu politikası da 1958’de gerçekleşen Irak’taki General Kasım darbesi ile çökecektir. Tüm bu gelişmeler Türk Ordusunun gözündeki DP imajını yıkacaktır. Bu bağlamda Harp Okulu öğrencilerinin 21 Mayıs 1959’da yaptığı yürüyüş de gelecekteki askeri bir darbenin habercisi niteliğinde olacaktır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen 1960 darbesini yapan grup bir azınlık grubudur diyebiliriz. Nitekim Darbenin başı kabul edilen kişi bir Tümgeneral olan Cemal Madanoğlu’dur. Kendisinin Mehmet Ali Birand ile gerçekleştirdiği röportajda da darbenin iyi bir planlama ile gerçekleşmediği ve deyim yerindeyse “spontane” geliştiği söylenebilir. Darbe hazırlıkları elbette yıllarca süren planlar dahilinde olmuştur ancak eyleme dökülmesinde ciddi sorunlar yaşanmıştır. Nezdimce 15 Temmuz’daki girişim ile benzerliği budur. Darbenin ilk günü karargaha gelen Cemal Madanoğlu tutuklu bulunan ve kendisinden rütbece üst askerlerin varlığı karşısında İzmir’de ikamet eden emekli Orgeneral Cemal Gürsel’i Ankara’ya davet edecek ve darbenin başına geçmesini isteyecektir. Bu kararın gerekçesini halk nezdindeki meşruiyetlerini arttırmak şeklinde yorumlayabiliriz. Aynı durum 1952’de Mısır’da darbe yapan Hür Subaylar’ın başa General Necip’i geçirmesinde de görülmektedir. Cemal Gürsel darbeyi yapan alt rütbelilerin bir nevi koruyucusu rolünü üstlenecektir. Bu sebeple de siyasal yaşamımızda Cemal Gürsel’e “Cemal Baba” denilmektedir.

1960 Darbesini takiben, önce DP’nin otoriterliğine fırsat veren 1924 anayasası kaldırılacaktır. Darbenin yapıldığı gün İstanbul Üniversitesi hukuk profesörü Sıddık Sami Onar Başkanlığında 5 kişilik bir heyet Ankara’ya getirilecek ve kendilerinden yeni bir anayasa hazırlamaları istenecektir. Ayrıca siyasal yaşamımız, “Milli Birlik Komitesi” (MBK) adı verilen yeni bir kurumla tanışacaktır. Bu yapı 38 subaydan oluşacak ve başkanı Cemal Gürsel olacaktır. Ancak kurumdaki en nüfuzlu kişi, başkan yardımcısı olan Albay Alpaslan Türkeş’tir. Kendisi ayrıca darbe bildirisini duyuran sesin de sahibidir. Darbeyi takip eden yıllarda MBK’nın homojen bir yapı arz etmediği ortaya çıkacaktır. Nitekim Alpaslan Türkeş “14’ler” adı verilen grubuyla yönetimden uzaklaştırılacak ve Delhi Büyükelçiliği’ne atanacaktır. Talat Aydemir’in başını çektiği bir diğer grup ise iki darbe girişiminde bulunacak; ilkinde affedilecek ancak ikincisinde idam edilecektir. Ayrıca Cemal Madanoğlu da eski aktifliğini asla kazanamayacaktır. Cemal Gürsel, MBK’nin denetiminde ülkeyi sivil siyasete bırakmayı isteyecek ve bu konuda İsmet İnönü ile sık sık fikir alışverişinde bulunacaktır. Bu sebeple yeni hazırlanan Anayasa 9 Temmuz 1961’de referanduma sunulacak ve %61.7’ye 38.3 ile kabul görecektir. Ancak 38.3’lük hayır oranı, MBK’yi korkutmuş ve bu sebeple Menderes, Polatkan ve Zorlu idam edilmiştir. Ancak Ragıp Gümüşpala’nın kurduğu Adalet Partisi DP’nin devamı görüntüsünü sergileyecek ve ilk seçimlerde İnönü’nün liderliğindeki CHP’den sonra en yüksek oyu alan ikinci parti olacaktır. Ayrıca Türkiye İşçi Partisi kurulacak ve bu seçimde mecliste yer alacaktır. Bu da Türk Siyasal Yaşamı açısından önemli bir gelişme olarak gösterilebilir.

SONUÇ

1960 Darbesi sonrası oluşan koşullar askeriyenin sivil siyasete doğrudan girmesine yol açmıştır. MBK bu bağlamda Türkiye demokrasisinin gelişmesinde ciddi bir engel olacaktır. Aynı durum 1980 sonrasında MGK olarak kendini yeniden gösterecektir. Ayrıca DP’nin üç bakanının idam edilmesi, siyasal yaşamımızda ciddi toplumsal bölünmelere yol açacaktır. 1971’te Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesinde iktidardaki sağ parti liderleri ve sağ görüşlü aydınların nefret söylemleri bu kinin en belirgin göstergelerinden birisidir. Bu sebeple tüm sağ partiler meşruiyetini sağlamak adına kendisini DP’ye dayandırmaktadır. Ayrıca 93 yıllık cumhuriyet yaşantımızda sadece 6 cumhurbaşkanı asker kökenli değildir. Bu 6 kişinin 5 i 1989 Sonrasında art arda cumhurbaşkanı olacaktır. Sadece bu örnek dahi; 1960 Darbesi’nin Türkiye’nin Demokratik yaşantısına verdiği zararları anlamamız için kafidir. Ayrıca hazırlanan yeni anayasa ile Türkiye yine bir askeri darbe ile sonlanana kadar tarihinin en özgürlükçü dönemini yaşamıştır. Ayrıca Devlet Planlama Teşkilatı ile planlı ekonomi dönemleri de Türkiye’de başlayacak, ancak iyi niyetli başlayan bu çalışma beklenen sonuçları veremeyecektir. Gerek Soğuk Savaşın yarattığı gerginlik gerek içerde artan terör eylemleri, toplum yapısını iyice bozacak ve sivil siyaset bu sorunlara bir çözüm getiremeyecek ya da getirmesine izin verilmeyecektir. Asker siyaset üstü bir konuma gelecek ve bu durum uzun yıllar sivil siyasette sekteler yaratacaktır. Buradan hareketle yeni siyasal yaşamımız, sivil siyasetle askeri kontrol mekanizmaları (MBK, MGK) arasında olacaktır. Günümüz siyaseti bu ikilem üzerinden okunabilir.

KAYNAKÇA

Karpat, Kemal H. Türk Siyasi Tarihi-Siyasal Sistemin Evrimi, Timaş Yayınları, 6. Baskı 2015 Basım, Kasım 2014

Oran, Baskın, Türk Dış Politikası-Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt 1:1919-1980, İletişim Yayınları

YeşilBursa Behçet Kemal, Türkiye Günlüğü Dergisi, İki Cihan Aresinde Yarınki Türkiye, sayı:77 yaz 2004, İngiltere ve ABD’nin Ortadoğu Projeleri

YeşilBursa Behçet Kemal, A General Review Of Turkey’s Foreign Affairs During The Democrat Party Era(1950-1960), Alternative Politics, Vol.1 No.2 s 142-189 September 2009

Yıldız Nuran, Demokrat Parti İktidarı (1950-1960) ve Basın

Zürcher Erik Jan, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, 30. Baskı 2015

Yazar Hakkında

Hasan Ali Hamarat

İstanbul Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial