Türk Kültüründe Nevruz

Yazan: Berk ÇETİN

Giriş

Bilindiği üzere Nevruz Bayramı nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelen ve büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Çin kaynaklarında da geçen bir Türk Bayramıdır. Bu yazıda da bahse alınan konu Nevruz adının anlamı,Gök Türk dönemine ait olan Ergenekon destanından başlayıp Nevruzun Türk Dünyasında ki kutlanış şekli ve İslamiyete geçen Türklerin Nevruz Bayramını bırakmayıp İslamiyet ile harmanlayarak bu geleneğini devam ettirmesini ve Türk’ün ilk bayramı olan Nevruzu inceleyeceğiz.

Ergenekon Destanı

Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk’e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler’in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi. Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: “Türkler’e hile yapmazsak halimiz yaman olur !” Tan ağarında, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, ”Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar” deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler’i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler’i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türkler’in başında İl Kagan vardı. İl Kagan’ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan’ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: “Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım.” Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler. Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türkler’in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı’ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye “ERGENEKON” dediler.

Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz’un birçok çocukları oldu. Kayı’nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz’un daha az oldu. Kayı’dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz’dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon’a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: “Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.”

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: “Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir.”

Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı’nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler’in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beyleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon’dan çıktıklarında Türkler’in kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türkler’in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler’in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine’yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti’ni dört bir yana egemen kıldılar.

Türk Beyleri, Ergenekon’dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döverek kutluyorlar.[1]

Nevruz

Nevruz kelimesi aslında Farsça bir kelimedir. Karşılığı ise ‘Yenigün’dür. Nevruz, bilinen en eski devirlerden beri Türklerin bayramıdır.Türk’ün ilk bayramıdır. Nevruz; Orta Asya‟da yaşayan Uygur, Türkmen, Özbek, Azeri, Kazak, Kırgız gibi Türk toplulukları ile Anadolu ve Balkan Türklerinin yılbaşı olarak kabul ettikleri gündür. Nevruz-Yeni yıl bayramı Türk topluluklarında Nevruz, Noruz, Navrız,Newroz, Naurus, Ergenekon ve Bozkurt gibi adlarla anılmaktadır. Her sene 21 Mart’ta baharın gelişi ve Türklerin Ergenekon’dan çıkışı kutlanır.

Yenisey-Orhun çevresinden, Altaylara, oradan da Hun Türklerinin Avrupa’ya yürümesiyle Macaristan’a ve Balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan itibaren Hazar’ın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya denilen bölgeye taşınarak daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir.[2]

Takvimin olmadığı zamanlar da insanlar günlerini, aylarını, mevsimlerini uğraş konularına göre düzenlemiştir.Bunlar ekin ekme, hasat, bahar’ın gelmesi vb. unsurlardır, insanlar bu unsurlardan yararlanarak kendilerine takvimler oluşturmuş idi.Her budunun hars’ın da kendine özgü bir yeni yıl kutlaması vardır.Bu kutlamalar genellikle o kavimin ekonomik, sosyolojik, iktisadi ve coğrafya yapısına göre şekil buluyordu.

Nevruz; uygulamaların da bazı farklılıklar olmakla birlikte, Orta Asya Türk Toplulukları, İran, Anadolu ve Balkanlarda aynı tarihler arasında her toplumca kendine özgü bir nedene dayandırılarak kutlanan geleneksel bir bayram niteliği kazanmıştır.[3]

İslamiyet öncesine dayanan Nevruzu İslamiyeti kabul ettikten sonra Türkler bir çok adet ve inanışlar içeren Nevruz bayramını bırakmayıp İslamiyet’in içine de sokmuşlardır. Nevruz geçmişten günümüze kadar gelen bir bayramdır. Bugünde yiyecekler toplanır, ateşler yakılır, topluca yemekler yenilir, demir dövülür, mesire alanlarına gidilir;eğlenceler düzenlenir, doğanın uyanışı coşkuyla kutlanır.

Yüksek eğlence ve coşkuyla kutlanan Nevruz Osmanlıda da aynı şekilde coşkuyla kutlanmıştır.Osmanlıda Nevruz hazırlıkları şu şekilde ilerlemekteydi. Müneccimbaşı Nevruz günü, hazırladığı yeni yıl takvimini padişaha sunar, karşılığında Nevruziye adı verilen bahşişler alırmış. Padişaha, sadrazama ve diğer devlet büyüklerine sunulan ve Nevruz Pişkeşi adı verilen bu takvim uğurlu günleri ve eşref saatlerini gösterirmiş. Hekimbaşılar da her yıl Nevruzda anber, afyon hulasası ve sair kokulu bitkilerden yaptıkları kırmızı renkli macunu, porselen kaplar içerisinde Nevruz gecesi padişaha, şehzadeye, sultanlara sunarlar ve karşılığında hediyeler alırlarmış. Nevruziye sunan hekimbaşılara, padişah huzurunda kürk giydirilmesi saray adetlerindenmiş.[4] Anadolu’nun farklı yerlerinde farklı adlarla bilinen ve kutlanan Nevruz nesilden nesile aktarılan gelenekte yaşanmaktadır. Türkmenler Nevruzu eski Martın Dokuzu ve Sultan Nevruz olarak adlandırmaktadırlar. Tahtacı Türkmenlerinde Nevruz 22-23 Mart günlerinde kutlanır. Ölülerin yedirilip, içirildiği gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sistemi olan atalar kültü kendini göstermektedir. Mezar ziyaretleri yapılır, kabir öpülür, eğlenceler gün boyu sürmektedir.

Yörükler arasında kışın bitişi ve baharın başlangıcı kabul edilir. Gaziantep ve çevresinde Sultan Nevruz adıyla kutlanır. Kars’ta kapı dinleme, baca-baca adetleriyle, Tunceli’de baca dizme ve taş dizme adetleriyle kutlanır.

Bolu ve çevresinde, Nevruzun başlıca özelliklerinden birisi de yakılan ateş ve bu ateşin üzerinden atlamaktır. Bu suretle, vücudun ağrıdan sızıdan kurtulacağına, her çeşit kötü etkilerden korunacağına inanılır. Alevlerin dumanlı çıkmasının bereketli yağmurları sağlayacağına inanıldığından, ateşe ara sıra su serpilir.

Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de Nevruz şenlikleri Mart Dokuzu adıyla anılır. Mesire yerlerine gidilir. Eğlenceler tertiplenir, eski hasırlar yakılarak üzerinden atlanır.İzmir ve Uşak’ta Mart Dokuzu ve Sultan Nevruz Bayramı adıyla kutlamalar yapılır.Uşak’ta “ yıl yenilendi” tabiri kullanılır.

Nevruz, Anadolu dışındaki Türk dünyasında; Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Özbekistan’da, Azerbaycan’da, Doğu ve Batı Türkistan’da, Kırım’da, Yakutlar’da,Balkan Türklerinde, Yugoslavya Türklerinde ve Kıbrıs Türklerinde kutlanıldığı görülür.

Azerbaycan’da Nevruza evler, bahçeler temizlenerek hazırlanılır. Elbiseler, kilimler yıkanır. Ağaç dipleri bellenir. Çocuklara, evlere, hayvanlara üzerlik yakılarak tütsüler yapılır. Nevruz sofrası hazırlanır. Nevruz günü sofraya çeşitli şekerler, ceviz içi, armut kurusu konur. Nevruzda kederli ve üzgün oturulmaz, küfür ve beddua edilmez.Yeni elbiseler giyilir. Mezarlıklar ziyaret edilir. Eşe dosta tatlı dağıtılır, küsler barıştırılır. Kazaklar “Yeni yıl temiz bir eve girerse, o ev hastalıklardan, her türlü beladan kurtulur.” inancıyla evleri baştan aşağı temizleyerek Nevruza hazırlanırlar. Her evin sofrasında ak olan süt ve sütten yapılan yiyecekler, yeşillikler ve kırmızı et bulunur. Kuru peynir, buğday, pirinç, darı gibi yedi çeşit yiyecekten çorba hazırlanır.Yıl boyu tokluk olması inancıyla bu çorbadan bol bol içerler. Aile büyükleri güzel sözler söyler, küsleri barıştırırlar. Nevruz günü kar veya yağmur yağarsa, gelen yılın iyi olacağına inanılır.

Özbekistan’da Özbekler, Nevruz sofrasına “S” ile başlayan yedi adet yemek ve yedi tür baharat koyarlar. Ayrıca, sofraya büyük bir ekmek, etrafına boyalı yumurtalar ve yeşil yapraklar konur. Bir hafta boyunca kutlanan Nevruz günlerinde çeşitli gösteriler yapılır, oyunlar oynanır.

Doğu Türkistan’da günümüz Uygurları, Nevruzun başlamasıyla, yeni yılın şerefine sevinç duygusunu ifade eden şiirler, şarkılar (Nevruznameler) yazıp, hazırlarlar. Nevruz günü bayramlık elbiselerini giyerek kutsal ibadet yerlerine, kırlara, nehir kenarlarına, işlek alışveriş merkezlerine toplanırlar. Milli oyunlar oynarlar, ozanlar türkü ve şiir atışırlar. Şarkıcılar şarkılar söyler, dansçılar dans ederler. Nevruz törenlerine okul çocukları da, çiçeklerle bezenmiş tahtalara yazdıkları Nevruznameleri ezgilerle okuyarak katılırlar. Törenler tamamlanınca büyük kazanlarda hazırlanmış Nevruz aşı topluca yenir.[5]

Tarih boyunca Nevruz Türk toplumunda baharın gelişi ve tabiatın canlanmasını coşkuyla kutlandığı bir bahar şenliği ve bayram olmuştur. Bu bayram ve şenlik çok eskiye dayanmasına rağmen halada günümüzde eski tarihlerde de olduğu gibi coşkuyla kutlanmaktadır.

Anadolu’da yaşayan Türk toplumu, çağlar boyunca çeşitli harslar ile iç içe yaşamıştır.Anadolu’da yaşayan Türk toplumunun harsında çeşitli gelenekler ve inanç sistemlerinden izler vardır.Türk toplumu Orta Asya’dan getirdiği gelenek ve göreneklerini burada ki Uygarlıkların harslarıyla harmanlayarak ‘Anadolu Türk Harsını’ oluşturmuştur.Günümüzde Anadolu’da kutlanan Nevruz törenlerinde, İslamiyet öncesi Türk kültüründe kutlanan bahar şenlikleri ile Anadolu topraklarında yaşamış uygarlıkların kutladığı bahar törenlerinin etkisi görülür. Bu törenler İslamiyet ile birleşerek bugünkü şeklini almıştır. Her toplumun dininde, dinler öncesi inançlarına ait inanç ve geleneklerin kalıntıları bulunmaktadır.

Sonuç

Nevruz şenliklerinde atalar , doğa ve ateş unsuru iç içedir.Ateş tarihte Türkler için çok önemli bir unsur oluşturmaktadır. Ateşi kötü ruhları kovmak için ve hastalıklardan arınmak için kullanmışlardır. Günümüzde, Anadolu’daki ocak ve ateşle ilgili inanmalar atasözlerimize kadar girmiştir. Nevruz Türklerin Ergenekon’dan çıkışından günümüze kadar gelen Türk budununun ilk ve vazgeçilmez bayramı olmuştur. Bugün de Nevruz tüm Türk dünyasında etkisini sürdürüp çoşku ve heyecan ile kutlanmaya devam etmektedir.

Dipnotlar

  • biz/efsaneler/ergenokondestani.htm
  • TÜRK KÜLTÜRÜNDE NEVRUZ VE ANADOLU’DA NEVRUZ KUTLAMALARI,

Abdullah ŞENGÜL s.1

  • TÜRK HALK KÜLTÜRÜNDE NEVRUZ Dr. Erman ARTUN S.2
  • Türk Kültüründe Nevruz, Ayşe BAŞÇETİNÇELİK 3
  • g.e, Başçetinçelik, turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/

Kaynakça

biriz.biz/efsaneler/ergenokondestani.htm, Türk Kültüründe Nevruz ve Anadoluda Nevruz

dergipark.gov.tr/tdded/issue/12696/154501

ARTUN Erman Prof. Dr.  , Türk Halk Kültüründe Nevruz

turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/

BAŞÇETİNÇELİK Ayşe , Türk Kültüründe Nevruz,  ,turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/

Yazar Hakkında: 

Berk Çetin/ TESA Tarih Masası Araştırmacı Yazarı

Karabük Üniversitesi

Tarih Bölümü Öğrencisi

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial