Ana Sayfa / YAZILARIMIZ / Siyaset / Turgut Özal Dönemi Türk Dış Politikası

Turgut Özal Dönemi Türk Dış Politikası

Yazan: Batuhan YAŞAR

Giriş

1960 ve 70’lerde Türkiye siyaseti ve dış politikasını belirleyen ideolojiler,1980 Darbesinden sonra yerini ‘’icraat, iş bitiricilik, realite, uzlaşma, yenilikçilik’’ gibi kavramların siyasi söylemlerde etkili olduğu bir sürece bırakmıştır. Daha önceki dönemlerde yaşanan zorlukların aşılması ve bir daha aynı olaylarla karşılaşılmaması için sistemsel olarak pratiğe dayalı, ekonomi öncelikli uygulamalar artık devlet ideolojisi haline gelmiştir. 12 Eylül 1980 Darbesinden sonra kurulan hükümete Özal, ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. Geçmiş yaşantısında; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu Başkanlıkları, Dünya Bankası’nda danışmanlık gibi görevlerde bulunduğu için ekonomik duyarlılığa sahip ve bu konuda uzman bir kişiydi. Kendi dönemi dış politikasında her zaman; komşu devletlerle güvenlik kaygısı gütmeden, ticari anlaşmalar çerçevesinde bir barış ve uzlaşma ortamı sağlamak istiyordu. Onun anlayışına göre ticari anlaşmalarla birbiriyle ilişkili ve bağlı devletlerin arasında herhangi bir güvenlik problemi olmayacaktı. Tam anlamıyla budur demek doğru olmamakla birlikte; bu anlayış genel anlamda, kabaca Özal’ın dış politikasının bir özeti mahiyetindeydi.

1. Turgut Özal’ın Kişiliği, Fikirleri ve Dış Politika İlkeleri

Dış Politika yapımı ve uygulamalarında Özal’ın kişiliği ve fikirlerinin etkin rol oynadığı söylenebilir. Özal’ın fikirlerinin kendi içinde bir bütünlük gösterdiği söylenebilir ve bu bağlamda iç ve dış politika uygulamaları birbiri ile bağlantılıdır. Ekonomi, düşünce, din ve inanç özgürlükleri başta olmak üzere her alanda liberalizmi benimsemiştir. Batılılaşma ekseninde, laiklik anlayışı çerçevesinde her türlü fikir ve inanca hoşgörülü yaklaşım tarzı, Özal’ın dış politika anlayışının alt yapısını oluşturmuştur.

1.1. Çok Yönlülük

Özal çok yönlü bir kişilik ve donanıma sahip bir insandır. Hem özel sektör anlayışı veişleyiş mantığı konusunda uzman hem de bürokratik geçmişi sayesinde devlet yapısı ve ekonomik sistematiğine hâkim bir kişiydi. 1967-1971 yılları arasında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı yapması, 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Danışmanlığı görevini yürütmesi ve çeşitli finansal kuruluşlarda yer alması her iki anlayışında içerisinde de bulunduğunun ve donanımının göstergesi niteliğindedir. Bu sebepten dolayıdır ki; her iki tarafa da yakınlık ve bünyesinde bulunmuşluk, Özal’a ekonomik anlamda bir yorum ve mukayese kabiliyeti kazandırmıştır. Özal ülke kalkınmasının Amerikan rol modeliyle olacağı düşüncesindeydi ve bunu her zaman samimiyetle dile getirmekteydi.Hatta bu görüşleri sebebiyle zaman zaman ‘’Amerikancı’’ olmakla bile suçlandı.

Amerika’nın da bu başarıyı yakalamasını özgürlükçü olması ve Osmanlı İmparatorluğu gibi çok uluslu bir yapıya sahip olmasına bağlıyordu[1]. Özal genel olarak ılımlı ve uzlaşmacı bir yapıya sahipti. İç siyaset aktörleriyle de ilişkilerini hep iyi düzeyde tutmuştur. İş adamları, sivil bürokrasi, açık olarak olmasa da cemaat ve tarikatlarla ve ordu ile ilişkilerini her zaman pozitife yöneltmiştir. Özal her kesime eşit ölçüde yaklaşmasına karşın dindar bir yapıya sahipti ve gelenekçiydi. Kendi öz bağlarımızla birbirimize kenetlenmemizi bir çare olarak görmüş fakat batıcılık anlayışından da ödün vermemiştir. Özal anlayışına göre her iki anlayışta birbirine paralel olarak ilerleyecek; çatışmayacak, çelişmeyecek bir zemine oturtulmalıydı. Bu dini, manevi ve çeşitli diğer anlayışları Özal’ın, Ordu’dan farklı bir düşünce sistemine sahip olduğunu gösterse de bu kendisi için çok büyük bir sorun teşkil etmemiştir. Her yapıda olduğu gibi Ordu’nun da zaman içerisinde değişeceğine, gelişeceğine ve içerisinde bulunduğu konumun ötesine gideceğine inanmıştır.

1.2. Kapsayıcı Bir İdeoloji

Özal’la siyasi hayatı süresince; birleştirici, kaynaştırıcı, geçmişin sert davranışlarına mesafeli, 80 öncesinin kamplara bölünmüş tutum ve davranışlarından uzak bir siyasi üslup kullandı. Özal’ın birleştirici ve uzlaştırıcı yapısı sayesinde ANAP Türkiye Siyasetinde Merkez Sağ rol modelini üstlenmiştir. Fakat bu yapı sadece sağı birleştirmekle kalmamış, Türkiye’nin bünyesinde barındırdığı her kesimden, her kademeden, her düşünce ve anlayıştan olan insanların birleşme noktası haline gelmiştir. Bu yapı öylesine bir haldedir ki; kolları her yana açılan ve uzanan bir ağacı anımsatmaktadır. Bu ağacın dallarını soldan ve sağdan çok farklı görüşler, aşırı muhafazakâr gruplar ve Türkçü gruplar dahi oluşturmaktadır. Farklı dünya görüşlerinin bir arada bulunduğu bu yapı vejetatif olarak ilerleyemez ve büyüyemez. Bir dalı veyahut birkaç dalı bir araya getirilerek yeni bir yapı oluşturulamaz. Geçmiş dönemde yaşanan ayrılıklar bunun kanıtı niteliğindedir. Özal öncesi 60 ve 70’li dönemlerde siyasi çekişmeler ve düşünce farklılıkları sebebiyle, karşıt siyasi grupların uzlaşamaması Türkiye’nin ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödemesine sebep olmuştur. Özal bütün ayrılıkları rafa kaldırmış ve fayda odaklı bir anlayışı hayatı geçirmeyi amaçlamıştır.

Komşu ülkelerle hep iyi ilişkiler içinde olmayı kendisine düstur edinmiş ve siyasi, etnik, dini ayrılıkları görmezden gelmiştir. Dış politikada Kapitalist Amerika ile ya da Komünist Rusya ile ilişki kurmakta hiçbir sorun görmemesi veyahut mezhepsel farklılığımız bulunan İran’la ilişkilerde hep iyi olmayı amaçlaması bu tezi destekler niteliktedir.[2]

1.3. Özalist Medeniyet Anlayışı

Kendi dönemine kadar yaşanan süreç içerisinde bazı milli ve manevi değerler zarar görmüş, örselenmiş bir vaziyetteydi. Geçmiş dönemde yapılan siyaset ve uygulanan politikalar sosyolojik anlamda toplumu da etkilemiş ve düşünce yapısında bir değişikliğe sebebiyet vermişti. Avrupalılaşmak-öze dönmek ikileminde gidip gelen siyaset toplumun algı sisteminide dar bir kalıp içinde sıkıştırıyordu. Batılılaşmayı tek hedef gösteren ve medeniyetin yalnızca Avrupa’da bulunduğunu iddia eden hükümetler ve siyasi hareketlilikler milletimizin tarihsel süreçteki yerini ve önemini tek kalemde silip atmakla beraber milli ve manevi mukaddesatımıza en büyük darbeyi vurmaktaydılar.

Çareyi öze dönüş ve geçmişimizdeki dimağ kaynaklarından almamız gerektiğini düşünen hükümet-parti programları ise kuru hamaset söylemleri ve realitenin dışarısında kalan epik propagandalar olmanın dışında bir yere varamamışlardır; Özal’a göre medeniyet bir topluma ait değildir olamaz da.[3] Medeniyet bir millete ye da bir topluma mal edilemeyecek kadar önemli ve süreç içerisinde meydana gelen bir ortak ürün niteliğindedir. Birkaç yüzyıllık çalışmaları doğrultusunda bu büyük ürünü Avrupa’ya mal etmek çok ta doğru olmasa gerek. Zira bütün toplulukların ortak katkısıyla oluşmakla beraber Türk Medeniyeti bu katkıda büyük paya sahip olan milletlerdendir. Türkiye tarihine sahip çıkmalıdır ve kendini bu gerçekten soyutlamamalıdır. Birtakım eksiklikler vardır fakat bunlar çalışma eksikliğinden meydana gelmektedir. Özal’ın bu düşünceleri büyük bir özgüven ve motivasyon içermekteydi. Türkiye isterse her şeyi başarabilir, kendi kendine kalkınabilir fakat çalışmak kaydıyla fikrini barındırıyordu. Bu düşüncenin dış politika uygulamalarına yansıması Avrupa tarafından dışlanan bir Türkiye nasıl olamayacaksa Türkiyesiz bir Avrupa’da o kadar eksik ve oturmamış olacaktır şeklinde olmuştur. Özal diğer İslam ülkeleri, doğu bloğu ve üçüncü dünya ülkelerini Avrupa’ya karşı bir alternatif olarak görmemiş onlar ile kurulan iyi ilişkileri Avrupa gözünde bir koz, iyi bir itibar ve kendimizi ispat bağlamında kurmuştur.

1.4. Ekonomi Merkezli Dış Politika

Özal’ın ekonomi dünyasının içerisinden geliyor olması siyasi, politik bakış açısını etkilemiş ve dış politikada dahil olmak üzere dünyaya ekonomi çerçevesinden bakmasına sebebiyet vermiştir. Dış politikayı ekonomik hedefleri doğrultusunda şekillendiren Özal komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurup oralara yönelmiştir. İhracatını arttırmak için gelişmiş pazarlarda aradığını nispeten bulamayan Türkiye İran ve Irak pazarlarını zorlamıştır.[4] Özal dönemi dış politikasında askeri, siyasi anlaşmalardan çok ekonomik anlaşmaların hâkim olduğu görülmektedir.Turgut Özal dış politika yapımında ve uygulamalarında tamamen olmasa da öncelikli olarak ekonomik faydaları baz almıştır.[5] Onun düşüncesine göre diğer ülkelerle iyi ilişkiler kurulup ticari anlaşmalar yapılmalı ve bunun sonucunda ortaya çıkan karşılıklı bağımlılık sonucunda güvensizlik ortamı en düşük seviyeye çekilmiş olacaktı. Tarihsel bazda netameli süreçlerden geçmiş olduğumuz ülkelerle bile ılımlı ve uzlaşmacı bir politika izlemeyi tercih etmiş ve bu kin ve nefret ikileminde hiçbir ilerlemenin kaydedilemeyeceğini düşünmüştür.

1.5. Batıcılık

Yukarıda da belirttiğim gibi Özal diğer İslam ülkeleri, doğu bloğu ve üçüncü dünya ülkelerini Avrupa’ya karşı bir alternatif olarak değil araçsal bir hedef olarak görmüştür. Nihai hedefi Türkiye’yi batı sistemine empoze etmek ve orada temeli sağlam bir zemine oturtarak, kalıcılığını sağlamaktı.  1980’lerin ikinci yarısına gelindiğinde orta doğu ile azalan ticari ilişkiler ve ABD ile dış ticaret artırımına dair girişimlerin sonuçsuz kalması, Türkiye açısından Avrupa pazarının cazibesinin daha da artmasına sebep olmuştur.

Darbe dolayısıyla AT ile ilişkileri iyileştirme çalışmaları sekteye uğramış ve AT siyasi düzensizlik ortadan kalkana kadar Ortaklık Anlaşmasını askıya aldığını açıklamıştır.[6] Türkiye’nin bu netameli dönemi içinde Yunanistan’ın topluluğa girmesi süreci daha da zor ve sıkıntılı bir boyuta taşımıştır. Ne olursa olsun inancını ve isteğini kaybetmeyen Özal’a göre topluluk Türkiye’nin dahil olma sürecini erteleyebilir fakat reddedemezdi. Özal temelde topluluğun ekonomik yönünü baz alsa da aynı zaman da statükocu Kemalist bürokrasinin vesayeti altındaki siyasal sistemin liberalleşmesi bağlamında AT üyeliğinin dönüştürücü etkisi olduğunu düşünüyordu.

1.6. Hantal Bürokrasi Düşüncesi ve Devlet’e Bakış Açısı

Özal bürokrasinin hantal bir yapısı olduğu ve gereksiz bürokratik süreçlerle amaca giden yolun, karmaşık ve uzun prosedürler potasında eritildiğini düşünüyordu. Özal genel anlamda yüksek ölçüde doğru kararlar alma ve onları fayda maksimizasyonu çerçevesinde uygulama bazlı bir siyasi-ekonomik düşünce içerisindeydi. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Türkiye’yi zarara uğrattığı kanaatindeydi. Ekonomik konularda ferdin teşebbüs gücüne inanmaktaydı ve bu teşebbüslerin faydalı bir biçimde artırılmasına yönelik çalışmalara özel önem verirdi. Devletin masa başından verdiği kararlarla ekonomiye müdahil olmasını son derece sakıncalı gören Özal her zaman ilgili devlet kademelerine; müteşebbislerin lehine kararlar vermeleri ve önlerini açmaları hakkında telkinlerde bulunurdu. ’’Devlet sanayi ve ticarete prensip olarak girmemelidir!’’ sözü Özal’ın ekonomik anlayışının kısa bir özeti mahiyeti taşımaktadır. Özal’ın bu düşünce sistemi aslında temel ülkü itibariyle Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak gayesiyle genel anlamda bağdaşmaktaydı. Onun için önemli olan Türkiye’nin gelişmesiydi ve uluslararası platformda prestij kazanmasıydı. Turgut Özal’la başlayan iş dünyası; dünyaya açılan,yayılan ve tanıyan bir hal alma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Partiler, insanlar, şirketler Özal için birer vasıtaydı. Hedefe ulaşmak için birer araçtı. Hedefi; daha müreffeh bir Türkiye, daha çalışkan ve daha aktif bir Türkiye, sonuç olarak milli potansiyelinin hakkı olan yere gelmiş bir Türkiye idi.

2. Dış Politika Yapımı: MGK, Kenan Evren ve Turgut Özal

80’li yıllarda askeri konular ve dış politika hakkında konuşmak tabu olarak görülüyordu. Özellikle askeri konuların gizliliğinin korunması ve askeriyeye bir kutsiyet kazandırma empozisyonu bu dönemde amacına ulaştı demek pek te yanlış sayılmaz. Özal bu algıyı pek doğru bulmamakla beraber; düzeleceğine inanıyor ve sabır gösterilmesi gerektiği kanaatini taşıyordu. 80’in başlarında sivil bürokrasi ticari konularla ilgilenirken güvenlik konularındaki kararverme ve inisiyatif merkezi olma görevi askerlere bırakılmıştı. Darbe sonrası 83 seçimlerine kadar olan süreçte Cumhurbaşkanlığı yetkileri Kenan Evren’e devredilmiş, diğer tüm yetkiler ise MGK bünyesinde toplanmıştı.[7] Bu geniş yetki alanının askeri kanatta toplanması dış politika yapımında Türk Silahlı Kuvvetlerine bir imtiyaz ortamı oluşmasına sebebiyet vermiştir.

Dış politika bağlamında Genel Kurmay görev olarak uluslararası anlaşmaların güvenlik boyutuyla ilgili fikir beyan etmekle sorumlu olmalarına rağmen bu dönemde MGK adeta dış politika yapar ve yönlendirir hale gelmiştir. 1983 Nisan’ında çıkarılan siyasi partiler kanunuyla da MGK’ya siyasi partiler üstü bir nitelik verilerek iyice eli güçlendirilmiştir.[8] Birinci Özal Hükümeti döneminde de (1983-1987) sivil iktidar daha çok ticari ve ekonomik alanda dış politikayla ilgilenmiş, askeri ve güvenlik konuları hakkındaki dış politika konularını MGK ve Evren inisiyatifine bırakmıştır.

1983-1987 yıllarında dış işleri bakanlığı yapmış Vahit Halefoğlu, Evren’in telkinleriyle göreve getirilmiş, ülkede siyasal zeminin oturmamışlığının farkında olan Özal bu duruma ses çıkarmamıştır. Fakat bunlar Özal’ın tamamen pasivize edildiği anlamına gelmiyordu.

Örneğin 1983 yılında başlayan ANAP iktidarı döneminde, Dışişleri Bakanlığı’nın geleneksel olarak yürütmekte olduğu özellikle dış ticaret ve ekonomik kuruluşlarla olan ilişkiler gibi bazı konuların, bu bakanlıktan alınarak başka bir bakanlığa verilmesi ya da doğrudan başbakanlığa bağlanması buna delil niteliğindedir.[9] Özal yapı olarak pasif veyahut ta gölge altında olmayı kabul eder nitelikte değildir. O sadece dönemin sallantıda oluşunun farkındadır ve gerektiği gibi hareket etmektedir. Darbe sonrası anayasa yapılması ve demokratik sisteme geçilmesine rağmen ordu egemen gücü elinde bulundurmuş; gerek dış politika yapımında ve yönlendirilmesinde,gerekse bu politikaların uygulamasındaki etkinliğinden ödün vermemiştir. Bu durum zaman zaman karşıtlıklara da sebebiyet vermiştir. Örneğin Yunanistan’ın aleyhtar tavırlarına karşılıklı ilişkileri iyileştirmek adına birtakım tavizler veren Özal bunun neticesinde Kıbrıs Adası’ndaki Türk askerini azaltma isteğini dile getirmiştir. MGK buna şiddetle karşı çıkmış ve sonuç olarak Özal’ın girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Bu denli tepkilerine karşın MGK 80’in başında ABD ile ilişkileri restore etmek adına Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesini kabul etmiştir. 80’lerin ilk yarısına kadar olan kısımda ABD ile ilişkiler olumlu yönde ilerlemiş; havaalanlarımız restore edilmiş ve ABD tarafından alınan yardımlar 60-70’li yıllara oranla dört katı değerinde artmıştır. Fakat 1980’lerin ikinci yarısıyla birlikte iki devlet arasında iki önemli sorun ortaya çıkmıştır.

Birincisi ABD devleti Ermeni Soykırımı iddiaları doğrultusunda 24 Nisan gününü ‘’ İnsanın İnsana Hunharlık Günü’’ olarak kabul etmiş,iddiaların kabul edilmesi yönünde girişimlerde bulunmuş ve bu girişimler 23 Nisan 1987’de Temsil Meclisinin alt komisyonundan geçmesiyle sonuçlanmıştır; ikinci sorun ise PKK terör örgütü ile mücadele kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin faaliyetlerinin insan hakları ihlallerine yol açması iddiasıdır.[10] Bu iki önemli sorun hem tavanda hem de tabanda büyük yansımalara sebep olmuştur.

Önceki dönemlere göre iyileşen ABD ile ilişkiler bu iki sorunla tekrar dönüşüme uğramış ve halk bazında milliyetçi duyguları besleyen iki damar haline gelmiştir. Özal’ın en büyük isteği ve hayali olan Avrupa Topluluğu’na girmek ise darbe etkisiyle zorlaşmaktaydı. Darbe sonrası demokratik sistemin oluşmaması, insan hakları ihlalleri gibi konular öne sürülerek Türkiye’nin topluluğa girişi engellenmek isteniyordu. Bunun yanı sıra darbe sonrası yurt dışına kaçan Türklerin oralarda 12 Eylül rejimine karşı başlattıkları lobi faaliyetleri de Türkiye’yi zora sokmaktaydı. Ayrıca Yunanistan’ın da toplulukta yer alması ve tarihsel süreç doğrultusunda duygusal nedenlerle her koşulda Türkiye’nin aleyhinde kararlar vermesi, Türkiye’nin işini bir hayli zorlaştırmaktaydı. Bunun farkında olan Özal bu sebepten Yunanistan ile olan ilişkileri iyileştirmek istiyor ve bu bakımdan tavizler vermekten kaçınmıyordu. Özal, felsefesi gereği bir ülke ile ticari ilişkiler kurulursa o ülke ile sorunların ortadan kalkacağına inanıyordu fakat Türkiye’nin kireçlenmiş dış politika sorunları yaşadığı Yunanistan ve Orta Doğu gibi durumlarda bu felsefe özellikle yürümedi.[11]

2.1. Ortadoğu Ülkeleri ile İlişkiler

Türkiye’nin İran ile ilişkilerini ne 80’de Türkiye’de yapılan darbe ne de 79’da ki İran Devrimi olumsuz yönde etkilememiştir. İran’ın devrimi ihraç etme politikası, Türkiye’de o doğrultuda uygulanabilir siyasi ve sosyolojik zemin olmaması dolayısıyla etkisiz kalmıştır.

İki olay doğrultusunda büyük anlamda şekillenen ikili ilişkilerden; birincisi olan PKK’nın Türkiye faaliyetleri güvenlik temelini şekillendirirken, İran-Irak savaşları ise ekonomik temelleri şekillendirmiştir.[12]

İran-Irak savaşlarında ‘aktif tarafsızlık’ politikasını belirleyen Türkiye, bu politikası sonucunda İran ile olan ticari bağlarını güçlendirmiş ve ihracatını büyük oranda artırmıştır. Fakat savaşın sona ermesiyle ticari ilişkiler gerilemiş ve ekonomik boyutta ilerleyen ilişkiler ticari gerilemeyle birlikte ideolojik bir zemine yerleşmiştir. Bu dönemde Ortadoğu ile aktif bir dış politika izlenmiştir. Kenan Evren Suudi Arabistan’a ziyaretlerde bulunmuş askeri ve ticari anlamda çeşitli anlaşmalarda bulunmuştur.

İki ülke arasında imzalanan askeri anlaşma; ülkelerin birbirlerine subay eğitiminde yardımcı olmaları, Türk subayları dil öğrenmek amacıyla Suudi Arabistan’a gönderilmeleri, Suudi Arabistanlı subaylarında Türk Harp Okullarında eğitim görmeleri, istek üzerine Suudi Arabistan’a askeri uzmanlar gönderilmesi ve orada askeri tesisler kurularak bir modernizasyon çalışması yapılması gibi konuları içeriyordu.[13]

Uluslararası örgütler aracılığıyla Ortadoğu ülkeleri ile ilişkiler iyileştirilmiş ve ticari anlamda büyük adımlar atılmıştır. Fakat bu İslam ülkeleri ile iş birlikleri İsrail ile ilişkilerin haklı olarak bozulmasına sebep olmuştur. Suudi Arabistan yardımları karşılığında Türkiye’ye İsrail ile ilişkilerin kesilmesi önerisinde bulunmuştur. Bu doğrultuda adımlar atan Türkiye Filistin Devleti’nin kuruluşunu ilan ettiğinde bunu tanıyan beşinci ülke olmuştur. Bunun yanı sıra İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi üzerine Türkiye buna tepki olarak diplomatik ilişkilerini ikinci kâtip seviyesine indirmiştir.

3. Etkin Faktör ”Özal” Dönemi

Yeni Osmanlıcılık düşüncesini bünyesinde barındıran Özal’a göre; balkanlarda ve diğer çeşitli ülkelerde bulunan Müslümanlarla gönül bağlarımız vardır. Ayrıca Türkiye’ye yakın diğer Osmanlı’dan ayrılmış Müslüman ülkelerle tarihsel süreçten süregelen bir ortak kültürel miras olgusu fikrindeydi ve özellikle bu ülkelerin dış politika bağlamında bir takım öncelik ve imtiyazlara sahip olması gerektiğini düşünüyordu. Bu Özal’ın Yeni Osmanlıcı düşüncesinin bir parçası ve gereğiydi. Fakat bu düşünce batıya sırt çevirmeyi öğütlemiyordu. Aynı zamanda batıya da yüzü dönük olan Özal bu geniş kapsamlı iki ilkeyi bir potada eritmeyi amaçlıyordu.

Başlangıçta siyasal ve sosyal düzenin sağlam bir zeminde olmaması sebebiyle dış politikaya tam anlamıyla müdahil olamayan Özal bu yöndeki ilgisini giderek artırmış ve Dışişleri Bakanlığı ile Silahlı Kuvvetlerin etkisindeki dış politikanın yapısal değişim geçirmesi gerektiğini savunmuştur.[14]

Darbe sonrası 80’li yılların ikinci yarısına gelindiğinde demokratikleşme sürecinin hız kazandığı ve demokratik alanda önemli oranda yol kat etmiş bir Türkiye vardı. Ordunun siyasetteki etkisi yavaş yavaş azalmış ve dolayısıyla Özal’ın etkisi o oranda artmıştı. Özal dış politika anlamında en etkin olduğu yıllar 89-93 arasında yaşamıştır. Örneğin 90 yılında yaşanan 1. Körfez Harbi hakkındaki inisiyatif merkezi Özal’dır. Bu dönemde Cumhurbaşkanlığı görevinde bulunması da en büyük faktörlerden birisidir. Çünkü 82 Anayasasının Cumhurbaşkanlığı makamına verdiği yetkiler Özal’ın hareket alanını genişletmiştir. Bunun yanı sıra iktidarda olan ANAP hükümetinin başına da kendisine sadık ve yakın olan Yıldırım Akbulut’u getirmesiyle eli daha da güçlenmiş ve hükümet adeta cumhurbaşkanının kararlarını direkt olarak onaylayan bir noter haline gelmiştir. O döneme göre Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsız olması zorunluluğuna karşın Özal’ın Çankaya’da ANAP il başkanlarını toplaması da bilindik bir hadisedir.Bu Özal’ın partiden kopmak istememesinin ve hükümet üzerindeki etkisiyle muhalefeti elinde tutma ve yönlendirme amacı olduğunun göstergesidir. Fakat siyasette etkisi azalan ordu gücünü ve etkisini tamamı ile yitirmiştir demek doğru olmayacaktır.

Çünkü Özal Körfez Harbi için asker gönderilmesi ve ordunun sınır ötesi bir harekât için hazır bulundurulması için TSK’yı ikna edememiştir veordu ne olursa olsun bu savaşa girmeyi reddetmiştir. Özal’ın hareket alanını kısıtlayan tartışılmaz etkenlerden birisi de Mesut Yılmaz’ın parti içindeki muhalif tavırlarıdır.

4.1. BULGARİSTAN VE YUNANİSTAN’LA YAŞANAN AZIK SORUNLARI

Yaklaşık 500 senelik Osmanlı egemenliğinde bulunan Balkanlar; Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılma alanıydı ve yıllar içerisinde bu bölgenin dini, etnik, kültürel yapısını etkilemiş; günümüze kadar gelerek dış politikamızda yer edinmiştir.[15] 1984 yılında Bulgaristan’da başlayan ve Türklerin aşırı nüfus artışı bahane edilerek uygulamasına başlanan ‘Bulgarlaştırma politikası’ ve bunun ardından gelen hak sınırlandırmaları Türkiye’de refleksif bir tepkiye yol açmadı. Fakat ardından gelen; Türkçe konuşanların cezalandırılması, Türkçe kitap basım ve satışının yasaklanması, Türkçe isimlerin değiştirilmeye çalışması ve bunun akabinde şiddet eylemlerine başvurularak birçok Türk’ün yaşamını kaybetmesi Türkiye’de büyük bir yankıya sebep olmuştur. 85 yılında Bulgaristan’a nota verilmiştir. Türkiye bu sorunu uluslararası platforma taşıyarak; uluslararası kamuoyunun dikkatini Bulgaristan’ın üzerine çekmek istemiştir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar sonuç vermiş, birtakım devletler ve uluslararası sivil kuruluşlar tarafından raporlar yayınlanmıştır. 89’da baskıcı yönetimin parti içi bir darbeyle devrilmesiyle bu politika sona ermiştir. Baskıdan kaçarak Türkiye’ye gelen Türklerin bir kısmı Bulgaristan’a dönse de bir kısmı Türkiye’de kalmayı tercih etmiştir. Bu ilerleyen süreçteki Türk-Bulgar ilişkilerini yönlendirecek bir pusula görevi görmektedir. Baskı altında kalan Bulgar Türklerine karşı sergilenen bu tavır Özal’ın yeni Osmanlıcılık politikasının bir gereği olarak önümüze gelmektedir.

Bir diğer sorun ise; Yunanistan’ın Batı Trakya’da Türk bulunmadığına dair açıklaması üzerine on bin kadar Türk’ün gösteri yürüyüşü yapması üzerine Türkiye’nin dikkati bu yöne yönelmiştir. Bundan ayrı olarak ta 89’da ki Yunanistan seçimlerinde Türk adaylara karşı uygulanan ayrımcı politika toplumlararası bir boyut kazanmış ve 1990 yılında Gümülcine’de Türklere ait mekanlar Yunanlılar tarafından yağmalanmıştır.  Gümülcine Başkonsolosu Kemal Gür buradaki Türklerden soydaşlarımız diye bahsedince istenmeyen kişi olarak ilan edilmiştir ve buna misilleme olarak Türkiye, Atina başkonsolosunu sınır dışı etmiştir. Bu olaylar süreç içerisinde yatışsa da Yunan Devletinin hak sınırlandırma çalışmaları sona ermemiştir. Fakat Özal Yunanistan ile bozulan ilişkileri düzeltmek adına Bulgaristan’da olduğu gibi aktif bir dış politika izlememiş ve açık bir tepki belirtmemiştir.

Özal’a göre Kıbrıs sorunu başta olmak üzere Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıklar kalıplaşmış dar bakış açıları ve kuru hamaset söylemleri sebebiyle çözülemiyordu; bu sorunların çözülememesi Türkiye’nin Batı ile ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyordu.[16]

4.2. Kürt Mülteciler ve PKK Sorunu

1925’te Şeyh Sait isyanıyla başlayan Kürt Ayaklanmaları Özal dönemine kadar sürmüş hatta Özal dönemi ve sonrasında da devam etmiştir. 20’si Türk Boylarına mensup olmakla beraber Türkiye 32 milletten insana sana ev sahipliği yaparken neden sadece tek etnik köken negatif ayrımcılığa uğradığını ve ezildiğini iddia ediyor soruları zihinlerde oluşmaktadır. Acaba bu etnik grubun öncüsü ve hamisi olduğunu söyleyenler bazı dış güçler tarafından yönlendirilip bu huzur ortamını bozmaya mı çalışıyor?

Darbe sonrası toplu cezaevlerine atılmaların etkisiyle bazı Kürtler cezaevine atılırken bazıları ise yurt dışına kaçmışlardır. Bir Terör Örgütü olan PKK; 70’lerin sonunda Güneydoğu Anadolu Bölgesinde terör olaylarına müdahale kapsamında sıkıyönetim ilan edilince eylemlerini ve mücadelesini yurt dışında sürdürme kararı almıştır. Filistin Kurtuluş Örgütünün aracılığıyla Lübnan’ın Bekaa Vadisine yerleşen PKK Terör Örgütü, burada bir kamp kurarak silahlı eğitimi almaya başlamışlardır.[17] Buraya yerleşmeleri aynı zamanda Irak Kürtleri ile de temasa geçmelerine sebep olmuştur. Bu süreci takip eden Türkiye, konuşlanmalarını öngördüğü ülkeler olan Irak ve Suriye ile bir takım güvenlik anlaşmaları imzalamış ve ilişkileri iyileştirme kararı almıştır.[18] İmzaladığı güvenlik anlaşmaları neticesinde birtakım imtiyazlar kazanan Türkiye Özal’ın Kürt Liderlerle görüşmesini vatan hainliği ile nitelendirenlerin baskısı sonucu Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyonlar düzenlemiştir. Bu operasyon sonucunda diğer Terörist Kürt Grupları da zarar görünce Kuzey Irak’ta yer alan terörist grup Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile PKK arasında bir takım ittifak ve anlaşmalar yapılmıştır. Bu operasyon sonrasında zarar gören birtakım Kürt gruplar PKK Terör Örgütünün kendilerine zarar verdiği gerekçesiyle aralarına mesafe koymuştur. Irak Devleti’nin PKK Terör Örgütü üzerinde oluşturduğu hayal kırıklığı neticesinde PKK İran ile yakınlaşma sürecine girmiştir.

Suriye ile Türkiye arasında karşılıklı olarak terörist faaliyetlere izin verilmeyeceği konusunda mutabakat sağlanmıştır. Bölgeyi hiç boş bırakmayan, Suriye ve Irak yönetimleriyle sürekli temas halinde olan Türkiye’nin bu baskıları sonucunda KDP daha fazla dayanamayarak PKK’yı terörist ilan etmiştir. Türkiye Devleti’nin demir yumruğu altında ezilen Barzani liderliğindeki terörist grup Türkiye ile terör konusunda iş birliği yapacağını açıklamıştır.

Ülkemiz sınırları içerisinde bulunan Fırat ve Dicle suları terör örgütleriyle mücadele kapsamında Irak ve Suriye’ye karşı siyasi bir enstrümana dönüşmüştür. Suriye uluslararası platformda PKK Terör Örgütü’nün değerini 500 metreküp su olarak belirlemiş ve Türkiye’den 500 metreküp karşılığında teröre müsaade etmeyeceğini bildirmiştir.Bu açıklama neticesinde PKK Terör Örgütünün hayal kırıklıkları silsilesine bir yenisi daha eklenmiştir. MİT’in Suriye’deki PKK yerleşimlerinde bir azalma görüldüğünü doğrulamasına rağmen, Türkiye Suriye’yle terör probleminin de çözüleceği bir işbirliği ortamı olmadığı sürece su konusunda bir anlaşma imzalamanın mümkün olmadığını bildirmiştir.[19]

4.3. Kürt Mülteciler Sorunu ve İlk Sivil Temas

İran-Irak savaşı sırasında İran, Kürtleri silahlandırarak kendisine müttefik olarak ilan etmiştir. Savaş sırasında Irak Devleti’ne karşı direniş gösteren Kürtlere yaptıklarının bedelini ödetmek isteyen Saddam Hüseyin kimyasal silahlarında kullanıldığı saldırılarla Kürtleri cezalandırmıştır. Ve bu uygulama sonucunda geride kalan Kürtler göçe zorlanmıştır. Bu Kürtlerin Türkiye ve İran sınırlarına yığılmasıyla Özal 70 bin Kürdü Türkiye’ye kabul etmiştir. Özal PKK ve terör sorununun uzlaşmacı bir yöntemle çözülmesi taraftarıydı. Bir anlamdan doğru kabul edilebilecek bu görüşü tamamı ile doğru saymak olanaksızdır.

Sosyolojik anlamda birtakım araştırmaları da gerektiren bu sorun tek bir zemine yüklenmeksizin geniş bir skalada incelenmelidir.Önceki deneyimlerinden yola çıkarak pek gönüllü olmamakla birlikte maliyete ve ayrılıklara yol açacak olmasına rağmen uluslararası kamuoyunun baskılarına dayanamayan Özal 91 Körfez Savaşı’nda da Kürtleri kabul edip kamplara yerleştirmiştir. MGK, Özal’ın hiçbir fikir gözetmeksizin şahsi inisiyatifinde dış politika kararları almasından rahatsızdı ve devlet menfaatleriyle çelişebileceği düşüncesiydi. Körfez Savaşı’nın oluşturduğu güç boşluğu PKK Terör Örgütü’nün güçlenmesine sebep olmuştur ve 91-93 döneminde gücü doruk noktasına ulaşan PKK Terör Örgütü’nün Türkiye’de eylemleri artmıştır.[20]

Özal yine şahsi inisiyatif alarak Genelkurmay ve MİT’e haber vermeksizin, 20 Şubat 1991’de Barzani ve Talabani’ye mesaj göndererek görüşme talebinde bulundu. Bu talep doğrultusunda Kürt halkının haklarının savunulması adı altında yapılan terör eylemlerine yönelik ilk sivil adım atılmıştır. Özal’ın Çankaya’da yapmış olduğu Talabani görüşmesi sonrası; 26 Mart 1991’ Talabani’nin Alman Del Spiegel dergisindeki söyleşisinde Özal’ın kendisine ‘’ Kürtlere özerklik vereceğini’’ söylediğini belirtmiştir. Bu açıklama kamuoyunda büyük bir yankıya sebebiyet vermiş ve konuşulmaya başlanmıştır.[21]

Özal’ın bu çabaları sonuçsuz kalmış ve PKK Terör Örgütü’nün eylemleri hiçbir şekilde sona ermemiştir. Özal’ın Körfez Krizinde almış olduğu yanlış kararlar sonucunda Türkiye milyarlarca dolar zarara uğramıştır ve yine bu kararlar doğrultusunda Kürt Sorunu bölgesel bir sorun olmaktan çıkarak uluslararası bir boyuta taşınmıştır.[22]

Bu yanlış kararlar doğrultusunda Irak’taki Kürtlere hamilik yapmak amacında olan Özal ülke sınırlarını açarak PKK Terör Örgütü’nün daha da güçlenmesine sebep olmuştur.

4.4. Türk Birliği İdeali ve Türki Cumhuriyetlerle Yakınlaşmalar

Samimiyetle sürekli dile getirdiği üzere Özal ‘’Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk Dünyası’’ hayalini zihninde taşıyordu. 1980’lerin sonlarına doğru dağılma emareleri gösteren Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla Türki Cumhuriyetler bir bir bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Rusya’nın ne teki vereceğini öngöremeyen Türkiye önce temkinli davranmakla beraber, Rusya’nın bu gidişata ses çıkarmaması üzerine bu devletleri tanıyan ilk ülke olmuş ve o ülkelere büyükelçilikler açarak ilgisini göstermiştir(Kalabalık, 2007)[23].

Bu alaka ilerleyen yıllar boyunca sürmüş ve hız alarak devam etmiştir. Bölgeye yönelik dış politika uygulayıcısı olarak TİKA kuruldu.[24] Bu ülkeler arası diyaloğun gelişmesi ve ülkelerin niteliğinin iyileştirilmesi adına Türkiye öğrenci bursları imkânı sağladı. 1992 yılın Türki Cumhuriyetlerle bir anlaşma yapıldı. Türkiye her ülkeden orta ve yüksek öğretim için 2000 öğrencilik kontenjan açacağı sözünü veriyordu. Karşılıklı öğrenci değişimi ile ilerleyecek olan bu sistemle Türki Cumhuriyetlerde öğrenim gören öğrencilere Türkiye’de denklik taahhüt ediliyordu.Bunlara ek olarak Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan’da Kiril Alfabesini bırakıp Latin Alfabesine geçerek bu konudaki istek ve kararlılığını ortaya koymuştur. Bu süreç iki koldan yürütülmüştür. Birinci kolda direk olarak devlet eliyle yürütülmüştür. İkincisinde ise sivil toplum kuruluşları ve FETÖ yapılanması aktif olarak rol oynamışlardır. Asya’nın Rusya ve Çin gibi büyük devletleri Orta Asya Türklerinin birleşmesinden büyük bir endişe ve korku duyuyorlardı.

Çin bünyesinde barındırdığı Türklere 70 yılda 3 kez alfabe değişikliği uygulamıştır. Her şeyin farkında olan Türkiye tam da bu korkuyu perçinleyen uygulamalarda bulunuyordu.[25] Bu ülkelere cami yapımı gibi yardımlarda bulunan diyanet işlerine ek olarak milli eğitim bakanlığı da ortak ders kitapları basıyor ve oralara gönderiyordu. İkinci kolda faal olan FETÖ yapılanması ise bu faaliyetleri doğrultusunda küresel bir güç ve itibar kazanmıştır.

SONUÇ

80 sonrasının keskin ve netameli havasını dağıtan isimlerden birisidir Özal. 1983 yılında başbakanlığıyla başlayan, Türk Dış Politikasında uygulama ve karar merciinde olma dönemi darbe sonrasında göreve gelmenin getirdiği bazı zorunluluklar sebebiyle MGK ve Evren gölgesinde ilerlemiştir. Başbakanlığının ilk dönemlerinde dış politikada tamamen aktif rol oynamamakla birlikte en iyi bildiği iş olan ülkenin ekonomik alanındaki karar organı olma görevini üstlenmiştir. Ülkeyi yönetmeyi bir şirket yönetmek şeklinde gören Özal’ın bu bakış açısı ülkeye avantajlar getirdiği gibi birtakım dezavantajlarda getirmiştir. Dış politika yapımında öncelikli olarak ekonomik anlamda fayda sağlamayı öncül kabul eden Özal’ın kararlarını büyük anlamda da bu öncül şekillendirmiştir. Ülkelere ve insanlara yaklaşımı hep bu öncül üzerinden ve temelinden olmuştur.

Uzlaşmacı yapısı bazen işe yarasada genel anlamda toplum bazında tahammül seviyelerinin aşılmasına ve sosyolojik ortamın gerginleşmesine sebebiyet vermiştir. Örneğin Yunanistan ile gerginliklerde ve PKK Terör Örgütünün faaliyetlerine belirgin tepkiler vermeyerek görüşmeler sonucunda hiçbir değişim görülmemesine karşın halen görüşme isteği bunlara açık örnek niteliğindedir. Sivilleşme yönünde büyük adımlar atmaktan hiçbir zaman çekinmemiş hatta Genelkurmay ve MİT’e haber vermeksizin,Barzani ve Talabani’ye mesaj göndererek görüşme talebinde bulunarak Kürt Terör Örgütleri ile ilk sivil teması kurmuştur. Önceleri MGK ve Evren baskısında olan dış politika karar ve uygulamalarını süreç ilerledikçe tekelinde toplamıştır. Kararları tek başına almış ve uygulama bazında dışarıdan çok büyük tepkiler almadığı sürece geri adım atmamıştır.

Bir baba ve hami olma isteği olan Özal’ın Körfez Savaşı ve İran-Irak savaşlarında sınırlarımızı mültecileri açması sonucu ülkemiz hem ekonomik hem de sosyolojik anlamda büyük kayıplar yaşamıştır. Fakat ekonomik anlamdaki bilgisi ve kabiliyeti sayesinde ülke refahına katkıları yadsınamaz boyuttadır.

 

Kaynakça

(2013, Aralık 23). Aljazeraa: http://www.aljazeera.com.tr/dosya/devletin-pkk-ile-ilk-temasi adresinden alındı

Balcı, A. (2017). Abd ile İlişkilerin Restorasyonu. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar (s. 192). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). ABD ile İlişkilerin Restorasyonu. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası (s. 192). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). ABD ile İlişkilerin Restorasyonu. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası (s. 192). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). ABD ile İlişkilerin Restorasyonu. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası (s. 192). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). Avrupa Topluluğu İle Gerginleşen İlişkiler. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar (s. 215). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). Dış Politika Yapımı MGK, Kenan Evren ve Turgut Özal. Türk Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar (s. 186). içinde İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). İran ve Diğer Orta Doğu Ülkeleri İle İlişkiler. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar (s. 203). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). Kürt Meselesi,Irak ve Suriye. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar (s. 200). İstanbul: Alfa Basım.

Balcı, A. (2017). Türki Cumhuriyetler İle Yakınlaşmalar. A. Balcı içinde, Türk Dış Politikası (s. 229). İstanbul: Alfa Basım.

Gönlübol, M. (1996). 1983-1990 Dönemi. Olaylarla Türk Dış Politikası (s. 627-628). içinde Ankara: Siyasal Kitap Evi .

Güven, M. (2013, Nisan 23). http://akademikperspektif.com: http://akademikperspektif.com/2013/04/23/turgut-ozal-ve-dis-politikasi/ adresinden alındı

Kalabalık, A. A. (2007, Haziran 11). Türk birliği ideali ve Özal. http://www.dunyabulteni.net: http://www.dunyabulteni.net/yazar/abdullah-aydogan-kalabalik/949/turk-birligi-ideali-ve-ozal adresinden alındı

Laçiner, S. (2011, Ocak 6). http://slaciner.blogspot.com.tr: http://slaciner.blogspot.com.tr/2011/01/turgut-ozal-donemi-turk-ds-politikas.html adresinden alındı

Oran, B. (2001). 91-93 Dönemi. B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 554). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Anarşinin Durdurulması Çalışmaları ve Hukuk . B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 21). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Dış Politikayı Etkileyen Öğeler . B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 28). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Körfez Ülkeleriyle Gelişen İlişkiler. B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 125-126). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Kürt ve Su Sorunları Çerçevesinde Türkiye-Suriye-Irak ilişkileri (1990-95). B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 555). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Kürt ve Su Sorunları Çerçevesinde Türkiye-Suriye-Irak ilişkileri (1990-95). B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 554). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Türkiye’nin Balkan Politikasını Etkileyen Faktörler. B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 167). İstanbul: İletişim Yayınları.

Oran, B. (2001). Yunanistan İle İlişkiler. B. Oran içinde, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001) (s. 102). İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Dipnotlar

[1]LAÇİNER Sedat, http://slaciner.blogspot.com.tr, http://slaciner.blogspot.com.tr/2011/01/turgut-ozal-donemi-turk-ds-politikas.html, (6 Ocak 2011).

[2]a.g.e

[3]a.g.e

[4]a.g.e

[5]GÜVEN Mustafa, http://akademikperspektif.com, http://akademikperspektif.com/2013/04/23/turgut-ozal-ve-dis-politikasi, (2013, Nisan 23).

[6]BALCI Ali, Dış Politikası:İlkeler,Aktörler ve Uygulamalar, ”Türk Dış Politikası”, Alfa Basım, İstanbul (2017), s.215.

[7]ORAN Baskın, Türk Dış Politikası KURTULUŞ SAVAŞINDAN BUGÜNE OLGULAR, BELGELER, YORUMLAR (Cilt il· 1980-2001), İletişim Yayınları, İstanbul 2001, s.21.

[8] BALCI Ali, a.g.e, s.186.

[9] GÖNLÜBOL Mehmet, Olaylarla Türk Dış Politikası, Siyasal Kitap Evi, Ankara 1996, s.627-628.

[10] BALCI Ali, a.g.e, s.192

[11] BASKIN Oran, a.g.e, s.28.

[12] BALCI Ali, a.g.e, s.203.

[13] ORAN Baskın, s.125-126.

[14] ORAN Baskın, a.g.e, s.102.

[15] ORAN Baskın, a.g.e, s.167.

[16] ORAN Baskın, a.g.e, 102.

[17] BALCI Ali, a.g.e, s.200.

[18] ORAN Baskın, a.g.e, s.554.

[19] ORAN Baskın, a.g.e, s.555.

[20] ORAN Baskın, a.g.e, s.554.

[21]http://www.aljazeera.com.tr, Aljazeraa: http://www.aljazeera.com.tr/dosya/devletin-pkk-ile-ilk-temasi, 23 Aralık 2013

[22] ORAN Baskın, a.g.e. s.554

[23]KALABALIK Abdullah, http://www.dunyabulteni.net, http://www.dunyabulteni.net/yazar/abdullah-aydogan-kalabalik/949/turk-birligi-ideali-ve-ozal, 11 Haziran 2007.

[24] BALCI Ali, a.g.e, s.229.

[25] KALABALIK Abdullah, a.g.e.

 

Yazar Hakkında

Batuhan Yaşar / TESA Siyaset Masası Araştırmacı Yazarı

Sakarya Üniversitesi 

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

 

2 yorumlar

  1. Elinize sağlık çok güzel bir çalışma olmuş.

  2. Son derece bilgilendirici bir yazı olmuş. Emeğe geçene teşekkürler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir