Ticari Kredilerin Değerlendirilmesindeki Sorunlar

Ticari Bankalar, bir yönüyle mevduat toplama ve kredi verme fonksiyonları ile ekonomide fon fazlası bulunan ekonomik birimlerin bu fazlalıklarının, fon ihtiyacı olan ekonomik birimlerce kullanılmasına olanak sağlayan mekanizmalardır.

Bu yönüyle bankaların gelişmekte olan ekonomilerde çok önemli bir işlev yerine getirmekte olduklarını söylemek abartılı bir tanımlama olmaz.

Özellikle sermaye birikiminin sınırlı olduğu ekonomilerde, âtıl fonların yeniden kullanılarak, üretimi, yatırımı artırıcı alanlarda kullanılmasının sağlandığı düşünülürse, bankaların kredi fonksiyonlarının ne kadar hayati olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu tanımlamalardan sonra, madem bankalar ekonomide fon aktarımına aracılık etmektedir; bu aktarımın nasıl yapılacağı, hangi alanlara yapılacağı, maliyetlerinin ne olacağı, kimler tarafından yönetileceği, hukuksal düzenlemelerin nasıl olacağı gibi üzerinde düşünülmesi gereken, konular öne çıkmaktadır.

Ancak, bu yazıda tartışılmak istenen konu; yukarıda anlatılan aktarım sürecinin sürdürülebilir olması için, verilecek kredilerin geri ödenmesi ve bunun için yapılan çalışmaların sağlığı üzerinedir.

Bankaların, bu fonları ekonomiye yarar sağlayacak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmanın yanı sıra sürekliliği sağlayabilmek adına, geri dönüşü olabilecek işletmelere kredi olarak vermeleri gerekmektedir.

Bu noktada bankaların kredi talep eden işletmeleri seçerken, kredi değerlendirme süreçlerinde kullandıkları yöntemler, doğru kararların verilebilmesi için, yukarıda bahsedilen işlevler açısından oldukça önemli hale gelmektedir.

Temelde yapılan bu tip çalışmalarda işletmelerin mali tabloları kullanılmaktadır. Bu çalışmalar genel olarak mali tablolar analizi olarak anılmaktadır. Tabii olarak firmaların mali tablolar üzerinden değerlendirilme çalışmaları sadece bankaların ilgi alanında değildir.

Firmaların, gerek ortakları/hissedarları gerekse kredi veren kurumlar tarafından değerlendirilmesi, mali tablolarından yararlanılarak yukarıda bahsettiğimiz analizler ile yapılmaktadır. Ortaklar, firmalarının yönetiminde alınan kararların performanslarını bu sayede ölçmekte, firmanın belirlenen hedeflere ulaşma kabiliyetlerini bu sayede tespit etmektedirler.

Firmalara kredi veren ya da borç/alacak ilişkisinde bulunan kuruluşlar da mali tabloları inceleyerek firmaların borç ödeme kabiliyetlerini tespit etmeye çalışmaktadırlar.

Güncel olarak kullanılan mali analiz teknikleri birçok finansal yönetim ya da mali tablolar analizi kitaplarında bulunan tekniklerdir. (Burada bu tekniklerin detayları anlatılmayacaktır.)

Bu teknikler statik ve dinamik olarak genel bir bölünmeye tabi tutulmaktadır. Mali tablolar üzerinden, düzenlendikleri tarih itibariyle rakamsal değerlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin araştırılması “statik inceleme teknikleri”, dönemler arası rakamsal değerlerin birbirleriyle ilişkisinin araştırılması “dinamik inceleme teknikleri” olarak adlandırılmaktadır.

Ülkemizde kreditör kuruluşlar, bu tekniklerle hazırlanan mali analiz raporlarını kredi değerlendirme sürecinde kullanmaktadırlar.

Buradaki inceleme, firmaya verilmesi düşünülen kredinin anaparasının, ileride firmanın faaliyetleri sonucunda oluşturacağı nakit ve cirosu ile, faizlerinin ise elde edeceği karla ödeyeceğini düşünerek yapılacaktır.

Ancak yukarıda kısaca değinilen tekniklerin kullanılmasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Bu teknikler; firmaların geçmiş dönem performanslarını ve incelenen dönemdeki mali yapısını göstermektedir. Oysaki kredi değerlendirme süreci, verilecek kredinin, içinde bulunduğumuz zaman diliminden sonraki bir zamanda yapılacak geri ödemelerine yönelik bir karar olacaktır. Bu da firmanın ilerdeki performansını öne çıkarmaktadır.

O zaman kredi; mevcut işleyişle firmaların geçmişteki performanslarına verilmektedir. Bir başka deyişle, geçmişte olumlu performans gösteren firmaların ileride de benzer performanslarının olacağı varsayımıyla kredi değerlendirilmektedir. Mevcut değerlendirme kriterleriyle kredinin sağlığı, konjonktürel ve volatilite risklerine karşı aşırı duyarlı hale gelmektedir.

Kredi değerlendirme çalışmalarında kullanılan mali analiz teknikleri bu süreci yeterince destekleyememektedir. Böylece; sektör gelişiminin algılandığı kişisel değerlendirmeler, kişisel tecrübeler, kişilere bağlı sübjektif kriterler öne çıkmaktadır.

Aynı handikap ortaklar/hissedarlar, yöneticiler içinde geçerlidir. Alınacak bir kararın firmanın ilerideki performansını nasıl etkileyeceğinin araştırılması, kişisel sübjektif kriterleri öne çıkaracaktır.

O halde sorulması gereken soru, mali analiz teknikleri ya da değerlendirme teknikleri nasıl geliştirilmelidir ki yukarıdaki handikaplar minimize edilsin.

Mevcut teknikler geçmiş performansı ve mali yapıdaki farklılaşmaları algılayan yöntemleri içermekte idi. Burada firmanın mali tablolarında ileride oluşabilecek farklılaşmaları algılayan yöntemlerin kullanılması düşünülmelidir.

Firmaların içinde bulunduğu sektörlere göre kar/maliyet yapıları, likidite gereksinimleri, satışlarına bağlı stok ve alacak mevcutları, devir hızlarındaki ortalamalar hesaplanarak, ekonomideki makro değişkenler arasında ilişkileri inceleyen regresyon analizleri kurularak bu çalışmalar yapılabilir. Böylece risk yönetim tekniklerine benzer matematiksel ve istatistiki yöntemler kullanılarak öngörüler oluşturulabilecektir. Böylelikle likit ve mali yapıları oluşturan kalemlerin eğilimleri hesaplanacak, ilerleyen dönemlerde bu yapıların test edilmesi ile mümkün olduğunca gerçekçi bağıntılar oluşturulabilecektir.

Ayrıca mali tablolar üzerinde simülasyonlar yapılarak gelecekte olası volatilite riskleri algılanarak, kredi tutarları tespit edilebilecektir. Firmalara göre en uygun kredi vade yapıları belirlenebilecektir.

Kredi değerlendirmelerinde çok sık kullanılmayan fon akım/nakit akım tabloları ile ulaşılan sonuçların, yukarıda önerilen regresyon analizine dahil edilmesinin de ilerideki dönem öngörülerine olumlu etkisi olacaktır.

Yukarıda işaret edilen, gelecekteki belirsizlikleri öngörme adına yapılan farklı çalışmalar bulunmaktadır. Ülkemizde genel uygulamada, bankalar kendi geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri verileri kullanarak, oluşturdukları algoritmalarla, rating/scor modellemeleri yapmaktadırlar. Bu modellerle işletmelere puanlar vererek değerlendirme süreçlerini desteklemektedirler.

Bu yöntemler de aslında bankaların kendi deneyimlerini ölçümleme üstüne kurulu olması nedeniyle, yönetsel ve içsel dinamiklerin olumsuzluklarını içermektedir. Ayrıca bu çalışmalarda plasman üzerinden değerlendirmeler yapıldığı için daha genel sonuçlara ulaşılmaktadır. İşletmelerin özel durumlarını genel ile karşılaştırarak sonuca ulaşılması nedeniyle, işletmeler üzerinde konjonktürel etkileri algılamada zamanlama sorunları geçerliliğini koruyacaktır.

Daha sağlıklı bir değerlendirme için;

Bankaların rating modellemelerinin de bu regresyon analizlerine dahil edilmesi gerekli olup, işletmelerin genel ile arasındaki davranış benzerlikleri ortaya konarak, işletmelerin mali verileri ile yeni korelasyonlar bulunmalıdır.

Bu sayede, işletmelerin mali verileri, makro ekonomik veriler, bankaların geçmiş veri setleri ile bağıntılar kurulacaktır.

Bu çalışmanın sonucunda, farklı simülasyonlar yaratılarak olası risklerin ölçülebilmesine olanak sağlanabilecek, kredi değerlendirme süreçlerinde sağlıklı kararların alınması desteklenecektir.

 

Yazar Hakkında

Ahmet Civcik

Kobi Krediler Tahsis Müdürü

Bizi sosyal medyada takip edin
Arkadaşlarınızla Paylaşın:

Bize Katılın

Siz de bizimle gönüllü olarak çalışmak ister misiniz?
İletişim formunu doldurun, sizinle irtibata geçelim.

İletişim Formu İçin Tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial